

Arrow — 3. Sezon Bölüm 18
Kelimeler ve anlamları
636 kelime
Seviye
aynı
Sahnedefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
Sahnededaha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
beraber
Sahnedeaynı yerde veya aynı zamanda
We study together
Birlikte çalışıyoruz
barışmış
bir ayrılığın ardından tekrar sevgili olmak
They got back together recently
Yakın zamanda tekrar barıştılar
toplamda
sayıların toplamını hesaplamak
How much is it all together
Hepsi toplamda ne kadar
düzenli
mantıklı ve planlı bir şekilde
She is a very together person
O çok düzenli bir insandır
kan pıhtısı
Sahnededamar içinde kan hücrelerinin birleşmesiyle oluşan katı kütle
A thrombus can block blood flow in an artery
Bir kan pıhtısı damardaki kan akışını engelleyebilir
hazırlık
Sahnedebir etkinlik veya gösteri için yapılan hazırlık süreci
The staging of the event was complex
Etkinliğin hazırlığı karmaşıktı
dikkate alarak
Sahnedebir karar verirken belirli bir durumu göz önüne almak
Considering the rain we stayed home
Yağmuru dikkate alarak evde kaldık
düşünmek
bir şeyi dikkatlice düşünmek
I am considering a new job
Yeni bir iş düşünüyorum
hesaba katarak
bir karar vermeden önce bir durumu dikkatlice değerlendirmek
Considering the cost we decided not to buy it
Maliyeti hesaba katarak onu almamaya karar verdik
düşünerek
bir konu hakkında dikkatlice kafa yormak
I am considering the offer
Teklifi düşünüyorum
haber
Sahnedebir olay veya durum hakkında yeni bilgi
I have some good news
Bazı iyi haberlerim var
muktedir
Sahnedebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
telefon
Sahnedearama yapmak için kullanılan aygıt
The phone is on the table
Telefon masanın üzerinde
telefon etmek
telefonla aramak
I will phone you tomorrow
Seni yarın arayacağım
telefon
arama yapmak ve internete girmek için kullanılan cihaz
My phone is charging
Telefonum şarj oluyor
otobüs
Sahnedebüyük bir toplu taşıma aracı
I take the bus to work
İşe otobüsle giderim
otobüsle götürmek
birini otobüs kullanarak bir yere taşımak
They bus students to school
Öğrencileri okula otobüsle götürüyorlar
toplamak
masadaki kirli tabakları kaldırmak
He bussed the table after the meal
Yemekten sonra masayı topladı
varlık
Sahnedebir kişinin veya şirketin sahip olduğu değerli şey
The company has many assets
Şirketin birçok varlığı var
varlık
bir kişinin veya şirketin sahip olduğu değerli şey
This company has many valuable assets
Bu şirketin birçok değerli varlığı var
varlık
yararlı veya değerli olan şey
His experience is a great asset to the company
Tecrübesi şirket için büyük bir varlıktır
fark etmek
Sahnedebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
idrak etmek
Sahnedebir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
felç
Sahnedebeyne kan akışının durmasıyla oluşan ani rahatsızlık
He suffered a stroke last year
Geçen yıl felç geçirdi
hamle
tek bir hareket veya vuruş
He won the game with one stroke
Oyunu tek bir hamleyle kazandı
vuruş
saatin çalma sesi
The bell rang at the stroke of noon
Çan öğle vuruşunda çaldı
okşama
elle yapılan nazik dokunuş
She gave the cat a gentle stroke
Kediye nazik bir okşama yaptı
dönüştürmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeye dönüştürmek
She turned the room into a gym
Odayı bir spor salonuna dönüştürdü
sıra
başkalarından sonra bir şeyi yapabileceğiniz zaman
It is your turn now
Şimdi senin sıran
vermek
bir şeyi başkasına uzatmak
Please turn the book to him
Lütfen kitabı ona ver
çevirmek
bir cihazı çalıştırmak için düğmeyi hareket ettirmek
Turn the knob to start the machine
Makineyi çalıştırmak için düğmeyi çevir
seviye
Sahnedebir şeyin miktarı veya derecesi
The water level is rising
Su seviyesi yükseliyor
yerle bir etmek
bir yapıyı tamamen yıkmak
The storm leveled the building
Fırtına binayı yerle bir etti
düz
yüksek veya alçak kısmı olmayan bir yüzeye sahip
The ground is level here
Buradaki zemin düz
kat
bir binada belirli bir yükseklikte bulunan düz alan
We live on the third level
Üçüncü katta yaşıyoruz
yayımlamak
Sahnedebir kitap veya makaleyi basıp dağıtmak
She published a new book
Yeni bir kitap yayımladı
duyurmak
bir şeyi insanlara bildirmek
The company published the results
Şirket sonuçları duyurdu
yayınlamak
bir şeyi halkın kullanımına sunmak
She plans to publish her first novel
İlk romanını yayınlamayı planlıyor
çalmak
Sahnedebaşkasının eşyasını izinsiz olarak almak
He stole my pen
Kalemimi çaldı
çalmak
başkasının hak ettiği ilgiyi veya övgüyü almak
She stole the show
Tüm ilgiyi o topladı
kelepir
çok uygun fiyata alınan şey
This jacket was a steal
Bu ceket tam bir kelepir
çalmak
birine ait olan bir şeyi izinsiz almak
Someone tried to steal my bike
Birisi bisikletimi çalmaya çalıştı
çalmak
bir şeyi izinsiz almak
Someone tried to steal my bag
Biri çantamı çalmaya çalıştı
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
devam etmek
bir şeyi yapmayı sürdürmek
Please go on with your work
Lütfen işine devam et
olup bitmek
bir durumda meydana gelen olaylar
I do not know what is going on with this project
Bu projeyle ilgili neler olup bittiğini bilmiyorum
icat
Sahnedebirinin yaptığı yeni bir şey
The telephone was a great invention
Telefon harika bir icattı
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
Sahnedebir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
aman tanrım
Sahnedeşaşkınlık veya duygu belirtmek için kullanılır
My god, look at that!
Aman tanrım, şuna bak!
zihin
Sahnedekişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
rahatsız olmak
bir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
dikkat etmek
bir şeye odaklanmak veya özen göstermek
Please mind your step on the stairs
Lütfen merdivenlerde adımına dikkat et
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
bahsetmek
Sahnedebir şeyden kısaca söz etmek
He didn't mention the price
Fiyattan bahsetmedi
değinmek
bir konuya kısaca değinmek
Please mention your experience in the letter
Lütfen mektupta deneyiminizden değinin
bahsetmek
birinden veya bir şeyden söz etmek
He mentioned the book to me
Kitaptan bana bahsetti
dinlenmek
Sahnedeenerji toplamak için hareket etmeyi veya çalışmayı bırakmak
I need some rest
Biraz dinlenmeye ihtiyacım var
geri kalan
Sahnedegeride kalan kısım
I will do the rest tomorrow
Geri kalanını yarın yapacağım
destek
bir şeyi tutan veya destekleyen nesne
He used a foot rest
Bir ayak desteği kullandı
yükselmek
Sahnedebir yerden yukarı doğru hareket etmek
The balloon started to ascend into the sky
Balon gökyüzüne doğru yükselmeye başladı
tırmanmak
eller ve ayakları kullanarak yukarı doğru hareket etmek
He began to ascend the mountain
Dağa tırmanmaya başladı
beklemek
Sahnedebir şeyin olacağını düşünmek
I expect a call today
Bugün bir telefon bekliyorum
hamile
bir bebeğe gebe olmak
She is expecting a baby
Bebek bekliyor
beklenmek
bir eylemi yapması istenmek
You are expected to come
Gelmeniz bekleniyor
ummak
bir şeyin olacağını düşünmek
I expect a reply soon
Yakında bir cevap umuyorum
hata
Sahnedeyanlış veya hatalı olan şey
I made a mistake
Bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi olduğundan farklı sanmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
garaj
Sahnedearabaları park etmek için kullanılan bina
The car is in the garage
Araba garajda
ızdırap
Sahnedefiziksel veya duygusal hoş olmayan his
Love can cause pain
Aşk acı verebilir
baş belası
sinir bozucu kimse veya bir şey
Stop being a pain
Baş belası olmayı bırak
ekmek
un ve sudan yapılan pişmiş yiyecek
This pain is fresh
Bu ekmek taze
tüymek
Sahnedeaceleyle bir yerden uzaklaşmak
We need to bug out before the police arrive
Polis gelmeden önce buradan tüymemiz lazım
aklını kaçırmış
Sahnedemantıklı düşünemez halde olmak
You must be out of your mind to do that
Bunu yapmak için aklını kaçırmış olmalısın
kolayca
Sahnedezorluk çekmeden
I can do it easily
Bunu kolayca yapabilirim
kolayca
çok çaba gerektirmeyen bir şekilde
I can easily finish this work
Bu işi kolayca bitirebilirim
kusursuz
Sahnedehiçbir hatası veya kusuru olmayan
This diamond is perfect
Bu elmas kusursuz
mükemmelleştirmek
bir şeyi kusursuz hale getirmek
She wants to perfect her skills
Becerilerini mükemmelleştirmek istiyor
tam puan
okul çalışması için verilen en yüksek not
She got a perfect on her history exam
Tarih sınavından tam puan aldı
bahane
bir hatayı açıklamak için öne sürülen neden
That is just a perfect for being late
Bu geç kalmak için sadece bir bahane
sorumlu
Sahnedeyaptıkları hakkında hesap vermekle yükümlü olan
You are accountable for your actions
Davranışlarından sorumlusun
cevap
Sahnedebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
Sahnedebir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
dağılmak
Sahnedebirbirlerinden uzaklaşmak
The crowd began to spread out
Kalabalık dağılmaya başladı
yayılmak
bir şeyin daha geniş bir alana dağılması veya kaplanması
He spread out the map on the table
Haritayı masanın üzerine yaydı
ayırmak
Sahnedenesneleri birbirinden uzaklaştırmak
Please separate the red and white clothes
Lütfen kırmızı ve beyaz kıyafetleri ayırın
ayrı
diğerlerinden farklı veya birleşmemiş olan
They have separate rooms
Onların ayrı odaları var
ayrılmak
romantik veya evlilik ilişkisini sonlandırmak
They decided to separate last year
Geçen yıl ayrılmaya karar verdiler
ayırmak
birbirine bağlı olan şeyleri birbirinden uzaklaştırmak
You should separate the red socks from the white ones
Kırmızı çorapları beyazlardan ayırmalısın
aptal
Sahnedeaptal kimse
He is a complete idiot
O tam bir aptal
aptal
çok aptal veya budala kimse
Do not be an idiot
Aptal olma
tarih
Sahnedegeçmiş olayların incelenmesi veya kaydı
I love reading about history
Tarih hakkında okumayı severim
tarih
geçmiş olayların yazılı kaydı
We learn history at school
Okulda tarih dersi görüyoruz
geçmiş
bir kişiyle paylaşılan geçmiş ilişki veya deneyim
They have a long history together
Onların birlikte uzun bir geçmişi var
tarih
geçmişte yaşanmış olayların bütünü
We learn history at school
Okulda tarih öğreniyoruz
sohbet etmek
Sahnedegayri resmi olarak konuşmak
We chat every day
Her gün sohbet ederiz
kedi
insanların evcil hayvan olarak beslediği tüylü küçük hayvan
The cat is sleeping on the sofa
Kedi kanepede uyuyor
sohbet
samimi ve rahat bir konuşma
We had a nice chat
Güzel bir sohbet ettik
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
Sahnedebirini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
gönderdi
Sahnedebir şeyi bir yere yollamak
I sent an email
Bir e-posta gönderdim
gönderdi
bir şeyi bir yere gitmesi için yola çıkarmak
I sent a letter to my friend
Arkadaşıma bir mektup gönderdim
gönderdi
bir şeyi bir yere ulaştırılmak üzere yola çıkarmak
He sent a letter to me
Bana bir mektup gönderdi
hareket halinde
Sahnedebir yerden bir yere gitme durumu
We are on the move all day
Gün boyu hareket halindeyiz
hareket halinde
bir yerden başka bir yere gitmekte olma
We are always on the move for work
İş için sürekli hareket halindeyiz
olay
Sahnedegenellikle kötü veya sıra dışı olan bir hadise
It was a strange incident
Tuhaf bir olaydı
başına gelmek
Sahnedebirinin başına bir şey gelmesi durumu
What happened to him
Ona ne oldu
tesadüfen yapmak
Sahnedeplan yapmadan bir eylem gerçekleştirmek
I happened to meet him at the park
Onunla parkta tesadüfen karşılaştım
tesadüfen yapmak
planlamadan bir şey yapmak
I happened to meet him
Onunla tesadüfen karşılaştım
denk gelmek
bir şeyin rastlantı sonucu olması
I happened to be there
Tesadüfen orada bulundum
rast gelmek
beklenmedik bir şekilde meydana gelmek
Such things happen to everyone
Böyle şeyler herkesin başına gelir
istemeden yapmak
planlamadan bir şeyle sonuçlanmak
I happened to break the glass
Kadehi yanlışlıkla kırdım
başına gelmek
birinin veya bir şeyin başına bir durumun gelmesi
What happened to your car
Arabana ne oldu
tesadüfen yapmak
bir şeyi şans eseri gerçekleştirmek
I happened to see him at the store
Onu mağazada tesadüfen gördüm
kafeterya
Sahnedeyiyecek ve içecek alınıp yenen yer
I will meet you in the cafeteria
Seninle kafeteryada buluşacağım
açıkça
Sahnedenet bir şekilde
It is clearly visible
Bu açıkça görünüyor
açıkça
kolayca görülebilen duyulabilen veya anlaşılabilen bir biçimde
She spoke clearly during the meeting
Toplantı sırasında açıkça konuştu
sonuç
Sahnedebir eylemin sonucunda meydana gelen durum
Every action has a consequence
Her eylemin bir sonucu vardır
önem
bir şeyin değeri veya ağırlığı
The decision is of great consequence
Bu karar büyük önem taşıyor
ceza
yanlış bir davranışın sonucunda verilen karşılık
He faced the consequence of his actions
Yaptıklarının cezasını çekti
hikaye
Sahnedeolayların anlatımı
I read a long story
Uzun bir hikaye okudum
kat
bir binanın seviyesi veya katı
The house has two stories
Evin iki katı var
durum
belirli bir durum veya olaylar dizisi
That is a different story
Bu farklı bir durum
tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
nazik
dost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
nazik
başkalarına karşı iyi ve yardımsever olan
She is a kind person
O nazik bir insan
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
risk
Sahnedekötü bir şeyin olma ihtimali
Smoking is a health risk
Sigara içmek bir sağlık riskidir
riske atmak
Sahnedebir şeyi tehlikeye atmak
Don't risk your life
Hayatını riske atma
Risk
oyuncuların bölgeleri fethetmeye çalıştığı bir strateji oyunu
We played Risk last night
Dün gece Risk oynadık
riske atmak
bir şeyi zarar görme ihtimaliyle karşı karşıya bırakmak
He did not want to risk his life
Hayatını riske atmak istemedi
evet
Sahnedeevet demenin gayri resmi yolu
Yep, I can help you
Evet, sana yardım edebilirim
evet
evet anlamında kullanılan gayriresmi kelime
Yep I will be there
Evet orada olacağım
tamam
bir şeyi onaylamak için kullanılan ifade
Yep that sounds right
Tamam bu doğru görünüyor
oralarda bir yerlerde
Sahnededünyada veya bir yerde mevcut olan
There are many opportunities out there
Oralarda bir yerlerde birçok fırsat var
sıra dışı
tuhaf veya alışılmadık
His ideas are a bit out there
Fikirleri biraz sıra dışı
orada
konuşmacıdan uzak bir yerde
Look at the birds out there
Şuradaki kuşlara bak
dışarıda
bulunulan yerin uzağında bir yerde
He is out there waiting for you
O dışarıda seni bekliyor
orada
mevcut durumda veya belli bir alanda
There are many people out there
Orada pek çok insan var
fikir
Sahnedebir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
devam eder
Sahnedebir eylemi yapmayı sürdürmek
He continues to work
O çalışmaya devam ediyor
kullanmak
Sahnedebir şeyi faydalanmak amacıyla kullanmak
I am using a computer
Bir bilgisayar kullanıyorum
en kötü
Sahnedekalite bakımından en düşük seviyede olan
This is the worst restaurant in town
Bu şehirdeki en kötü restoran
en kötü
en nahoş veya en düşük kaliteli olan
This is the worst movie I have ever seen
Bu, şimdiye kadar izlediğim en kötü film
en feci
en ağır veya en olumsuz durumda olan
It was the worst day of his life
Hayatının en feci günüydü
silah
Sahnedebirine zarar vermek veya saldırmak için kullanılan nesne
He has a dangerous weapon
Onun tehlikeli bir silahı var
silahlandırmak
birini veya bir şeyi silahla donatmak
They will weaponize the drones
İHA'ları silahlandıracaklar
silah
saldırı veya savunma için kullanılan araç
The suspect dropped the weapon
Şüpheli silahı yere attı
silah
saldırmak veya savunmak için kullanılan nesne
He was carrying a weapon
O bir silah taşıyordu
çığır açan gelişme
Sahnedeönemli bir ilerleme veya keşif
Scientists made a breakthrough
Bilim insanları çığır açan bir gelişme sağladı
atılım
önemli bir yeni gelişme veya başarı
Scientists made a major breakthrough
Bilim insanları büyük bir atılım yaptı
güçlü
Sahnedebüyük güce veya etkiye sahip olan
He is a powerful leader
O güçlü bir lider
normal
Sahnedealışılmış, sıradan veya garip olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
normal
alışılagelmiş veya tuhaf olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
tanımak
Sahnedebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
dürüst
Sahnededoğruyu söyleyen ve hile yapmayan
He is an honest man
O dürüst bir adamdır
biraz
Sahnedeküçük bir miktar veya derece
I am a little bit tired
Biraz yorgunum
biraz
küçük bir derecede
I am a little bit tired
Biraz yorgunum
şimdiye kadar
Sahnedeşu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
çok daha
Sahnedeönemli ölçüde veya büyük derecede
This car is far better
Bu araba çok daha iyi
ilerleme
yapılması veya tamamlanması gereken kısım
How far are you with your homework
Ödevinde ne kadar ilerledin
uzak
bir noktadan veya yerden büyük mesafede
The store is too far
Mağaza çok uzak
ayrılmak
Sahnedebiriyle olan romantik ilişkiyi bitirmek
She wants to break up with her boyfriend
Erkek arkadaşından ayrılmak istiyor
hafifletmek
Sahnedekötü bir duyguyu veya ağrıyı daha az şiddetli hale getirmek
This medicine helps to relieve the pain
Bu ilaç ağrıyı hafifletmeye yardımcı olur
kurtarmak
birini bir sorumluluktan veya görevden uzaklaştırmak
He was relieved of his duties
Görevinden alındı
nöbetini devralmak
birinin işteki yerini almak
I will relieve you at six
Saat altıda nöbetini devralacağım
tuvaletini yapmak
vücuttan idrar atmak
He needed to relieve himself
Tuvaletini yapması gerekiyordu
uzatmak
Sahnedebir şeyi daha uzun hale getirmek
I want to extend my visa
Vizemi uzatmak istiyorum
sunmak
bir şeyi birine vermek veya iletmek
I would like to extend my thanks
Teşekkürlerimi sunmak istiyorum
uzanmak
belirli bir alanı veya mesafeyi kaplamak
The garden extends to the river
Bahçe nehre kadar uzanıyor
Soru sormak
Sahnedebirinden bilgi almak amacıyla bir şey sormak
She wanted to question him about the project
Proje hakkında ona soru sormak istedi
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
kişi
Sahnedeinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
birey
Sahnedetek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
şahıs
belirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
belirli
Sahnedebelirli bir kişiye veya şeye ait
Is there a particular reason?
Belirli bir sebep var mı?
özellikle
her zamankinden daha fazla veya özellikle
I love music, in particular jazz
Müziği severim, özellikle cazı
titiz
kolay beğenmeyen ve çok yüksek standartları olan
He is very particular about his food
O yemeği konusunda çok titizdir
gururlu
Sahnedebir başkasının başarısıyla mutlu olmak
I am proud of you
Seninle gurur duyuyorum
gururlu
kendi başarılarından tatmin olmak
He is proud of his work
İşiyle gurur duyuyor
gururlu
memnuniyet ve kıvanç gösteren
She has a proud expression
Gururlu bir ifadesi var
gururlu
kendinle veya başkasıyla memnuniyet duyma
I am proud of your success
Başarınla gurur duyuyorum
lafı açılmışken
Sahnedebahsetmişken
Speaking of movies, have you seen the new one?
Filmlerden bahsetmişken, yenisini izledin mi?
lafı açılmışken
bir konudan bahsetmeye başlarken kullanılan ifade
Speaking of the party, are you going?
Partinin lafı açılmışken gidiyor musun?
bahsi açılmışken
daha önce bahsedilen konuyla bağlantılı olarak
Speaking of movies have you seen the new one
Filmlerden bahsetmişken yenisini izledin mi
hakkında konuşurken
bir konudan bahsetmek
Speaking of movies let us go to the cinema
Film hakkında konuşurken sinemaya gidelim
kaçırmak
Sahnedebirini zorla ve yasa dışı bir şekilde alıp götürmek
The criminals tried to kidnap the businessman
Suçlular iş adamını kaçırmaya çalıştı
yormak
Sahnedebirini çok yorgun hissettirmek
Walking all day will tire you
Tüm gün yürümek seni yorar
lastik
tekerleğin yola temas eden kauçuk kısmı
The car needs a new tire
Arabanın yeni bir lastiğe ihtiyacı var
icat etmek
Sahnedeyeni bir şey tasarlamak veya yapmak
Who invented the telephone?
Telefonu kim icat etti?
dışarı çıkmak
Sahnedebir yerden ayrılıp başka bir yere gitmek
It is time to go out
Dışarı çıkma zamanı geldi
gezmek
eğlenmek için evden ayrılmak
I want to go out tonight
Bu gece dışarı çıkmak istiyorum
sönmek
yanmayı veya çalışmayı durdurmak
The lights suddenly went out
Işıklar aniden söndü
gönderilmek
bir yere ulaştırılmak üzere yola çıkmak
The invitations went out yesterday
Davetiyeler dün gönderildi
dışarı çıkmak
bir yerden ayrılıp dışarı gitmek
I want to go out tonight
Bu gece dışarı çıkmak istiyorum
dışarı çıkmak
sosyal nedenlerle evden ayrılıp bir yere gitmek
We will go out for dinner tonight
Bu akşam akşam yemeği için dışarı çıkacağız