

Arrow — Season 3 Episode 20
Kelimeler ve anlamları
473 kelime
Seviye
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I search for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
yalan
Sahnedegerçek olmayan ifade
He was accused of spreading falsehoods
Yalan yaymakla suçlandı
kişi
Sahnedeinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
şahıs
Sahnedebelirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
birey
tek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
ne olursa olsun
Sahnedesonucun fark etmediğini ifade eder
I will stay whatever happens
Ne olursa olsun kalacağım
her ne olursa olsun
her ne olursa olsun
Do whatever you want
Ne istersen onu yap
neyse
önemsemediğini belirtmek için kullanılır
Whatever, I don't care
Neyse, umurumda değil
herhangi bir şey
belirli olmayan bir şey
You can eat whatever you want
İstediğin herhangi bir şeyi yiyebilirsin
hazır
Sahnedehazırlanmış durumda olan
I am ready to go
Gitmeye hazırım
işlemek
Sahnedebir suç gerçekleştirmek
He committed a serious crime
Ciddi bir suç işledi
bağlanmak
bir amaca veya sözüne sadık kalmak
I cannot commit to this project
Bu projeye bağlanamam
adamak
kendisini tamamen bir şeye vermek
He committed his life to science
Hayatını bilime adadı
yatırmak
birini resmi bir kararla bir kuruma veya hastaneye kapatmak
They committed him to a mental hospital
Onu bir akıl hastanesine yatırdılar
jul
Sahnedeenerji veya iş birimi
The energy is measured in joules
Enerji jul cinsinden ölçülür
kafa karışıklığı
Sahnedebir şeyi net bir şekilde anlamama durumu
There was some confusion about the date
Tarih konusunda bazı kafa karışıklıkları vardı
geri getirmek
Sahnedeeski iyi durumuna getirmek
The medicine restored his health
İlaç sağlığını geri getirdi
onarmak
bir şeyi eski durumuna getirmek için düzeltmek
They want to restore the old painting
Eski tabloyu onarmak istiyorlar
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
kaybetmek
Sahnedeceza olarak bir şeyden vazgeçmek veya onu kaybetmek
He had to forfeit his deposit
Depozitosunu kaybetmek zorunda kaldı
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
fikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
korumak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarardan uzak tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
kızgın
Sahnedegüçlü bir rahatsızlık veya hoşnutsuzluk hissetmek
He is angry with me
Bana kızgın
kızgın
bir şeye karşı öfke duyma
The customer was angry about the delay
Müşteri gecikme yüzünden kızgındı
sinirli
kolayca öfkelenen veya hoşnutsuz
She is feeling angry after the argument
Tartışmadan sonra sinirli hissediyor
nadir
Sahnedesık rastlanmayan veya görülmeyen
This is a rare coin
Bu nadir bir paradır
az pişmiş
çok kısa süre pişmiş
I like my steak rare
Bifteğimi az pişmiş severim
ertelemek
Sahnedebir şeyin daha geç olmasını sağlamak
They delayed the meeting
Toplantıyı ertelediler
gecikme
bir şeyin olması gerekenden daha geç gerçekleşmesi
There was a delay in our flight
Uçuşumuzda bir gecikme oldu
kazandı
Sahnedebir yarışmada veya oyunda başarı sağlamak
They won the match
Maçı onlar kazandı
bütün
Sahnedebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
sol
Sahnedesağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
kalmak
Sahnedediğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
ayrılmak
bir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
bırakmak
bir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
çalışmak
bir kurumda veya kişiye bağlı olarak görev yapmak
I work for a global company
Küresel bir şirkette çalışıyorum
uymak
bir durumun veya planın birine uygun olması
This schedule works for me
Bu program bana uyuyor
uğruna çalışmak
bir hedefi gerçekleştirmek için çaba göstermek
We are working for a better future
Daha iyi bir gelecek için çalışıyoruz
uzatmak
Sahnedebir şeyin süresini artırmak
They decided to prolong the meeting
Toplantıyı uzatmaya karar verdiler
gelen
Sahnedesize doğru gelen veya varmak üzere olan
There is an incoming call
Gelen bir arama var
gerçek
Sahnedebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
kabuk
Sahnedebir hayvanın veya nesnenin sert koruyucu dış katmanı
The turtle has a hard shell
Kaplumbağanın sert bir kabuğu vardır
top mermisi
ateşli silahtan atılan patlayıcı mermi
The shell exploded near the target
Top mermisi hedefin yakınında patladı
kabuğunu soymak
bir şeyin dıştaki sert kısmını çıkarmak
They shell the peas for dinner
Akşam yemeği için bezelyelerin kabuğunu soyuyorlar
göstermelik
gerçek olmayan veya sadece dış görünüşten ibaret olan
That company is just a shell
O şirket sadece göstermelik
bot
Sahnedesuda seyahat etmek için kullanılan küçük araç
I have a small boat
Küçük bir botum var
tekne
suda seyahat etmek için kullanılan araç
The boat is on the water
Tekne suyun üzerinde
tekne
su üzerinde seyahat etmek için kullanılan küçük araç
We took a boat to the island
Adaya tekneyle gittik
bot
su üzerinde yolculuk yapmak için kullanılan küçük taşıt
They use a small boat for fishing
Balık tutmak için küçük bir bot kullanıyorlar
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
tamam
anlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
tünel
Sahnedeyollar veya trenler için yapılan uzun yeraltı geçidi
The train goes through the tunnel
Tren tünelden geçer
tünel kazmak
bir şeyin içinden uzun bir yol açmak
The workers tunneled through the hill
İşçiler tepenin içinden tünel kazdılar
uzak
Sahnedemesafesi çok olan
The station is far
İstasyon uzak
çok
büyük ölçüde
He is far better than me
O benden çok daha iyi
şimdiye kadar
şu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
sıyrılmak
bir sorumluluktan veya işten kurtulmak
I want to get out of this meeting
Bu toplantıdan sıyrılmak istiyorum
çıkmak
bir yerden veya araçtan ayrılmak
Get out of the car
Arabadan çık
elde etmek
birinden veya bir şeyden fayda veya bilgi almak
What did you get out of the course
Kurstan ne elde ettin
çıkarmak
bir şeyi bir şeyin içinden almak
Please get the book out of the bag
Lütfen kitabı çantadan çıkar
çıkmak
bir yerden veya araçtan dışarı gitmek
Please get out of the car
Lütfen arabadan çık
elde etmek
bir şeyi başka bir kaynaktan oluşturmak
We get electricity out of coal
Kömürden elektrik elde ederiz
imkansız
bir şeyin gerçekleşmesinin mümkün olmadığını belirtmek için kullanılır
No way he can win
Onun kazanması imkansız
suni teneffüs
Sahnedesolunum durması durumunda uygulanan tıbbi yöntem
He performed CPR on the patient
Hastaya suni teneffüs yaptı
beceri
pratik bilgi veya yetenek
He has the know-how to fix the car
Arabayı tamir edecek becerisi var
Soru
SahnedeBilgi edinmek için sorulan cümle
He asked me a difficult question
Bana zor bir soru sordu
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
sorgulamak
birine resmi olarak soru sormak
The police questioned the suspect
Polis şüpheliyi sorguladı
tercih etmek
Sahnedebir şeyi diğerine karşı daha çok istemek
I prefer tea to coffee
Çayı kahveye tercih ederim
gururlu
Sahnedebir başkasının başarısıyla mutlu olmak
I am proud of you
Seninle gurur duyuyorum
gururlu
kendi başarılarından tatmin olmak
He is proud of his work
İşiyle gurur duyuyor
gururlu
memnuniyet ve kıvanç gösteren
She has a proud expression
Gururlu bir ifadesi var
korkarım ki
Sahnedekötü bir durumdan dolayı üzüntü veya endişe duyma
I am afraid I cannot help you
Korkarım ki size yardım edemem
korkmuş
korku hissetme
She is afraid of spiders
O örümceklerden korkar
en azından
bir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en az
belirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
güven vermek
Sahnedebirini rahatlatmak için ona güven vermek
He reassured me that everything would be okay
Her şeyin yolunda olacağı konusunda bana güven verdi
gelecek
Sahnedeyakın zamanda olacak olan
The coming weeks will be busy
Gelecek haftalar yoğun geçecek
gelmek
bir yere ulaşma
The train is coming
Tren geliyor
patika
Sahnedeyürümek için kullanılan dar yol
Follow the path to the woods
Ormana giden patikayı takip edin
yol
Sahnedebir sonuca varmak için izlenen yaşam veya davranış şekli
She chose a difficult path in life
Hayatta zor bir yol seçti
yol
takip edilecek bir güzergah veya iz
We followed the path through the forest
Ormandaki yolu takip ettik
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
hamle
yapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
film
sinemada veya televizyonda gösterilen bir hikaye
I watched a great movie last night
Dün gece harika bir film izledim
gizli
Sahnedegörülmeyecek şekilde saklanmış
The key is hidden in the box
Anahtar kutunun içinde gizli
ayrılmak
Sahnedebir yerden veya bir kişiden ayrılmak
I leave home at 8 AM
Saat 8'de evden ayrılırım
bırakmak
bir şeyi belirli bir durumda tutmak
Please leave the door open
Lütfen kapıyı açık bırak
dışarıda bırakmak
birini bir etkinlikten veya gruptan hariç tutmak
Please do not leave him out of the team
Lütfen onu takımdan dışarıda bırakma
miras bırakmak
ölürken bir şeyi birine vermek
She will leave all her money to her family
Tüm parasını ailesine miras bırakacak
psikotik
Sahnedeciddi bir zihinsel bozukluğu olan
He was diagnosed as psychotic
Psikotik olduğu teşhis edildi
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
Sahnedebir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
davranmak
Sahnedebirine karşı belirli bir şekilde hareket etmek
She treats everyone with kindness
Herkese nezaketle davranır
tedavi etmek
birine tıbbi bakım sağlamak
The doctor treated the wound
Doktor yarayı tedavi etti
ödül
haz veren şey
This chocolate is a special treat
Bu çikolata özel bir ödül
ısmarlamak
birinin yiyecek veya içecek masrafını karşılamak
I will treat you to lunch today
Bugün öğle yemeğini ben ısmarlayacağım
kaçmak
Sahnedetehlikeli bir yerden uzaklaşmak
They had to escape the fire
Yangından kaçmak zorunda kaldılar
firar etmek
Sahnedehapsedildiği bir yerden çıkmak
The prisoner escaped from jail
Mahkum hapishaneden firar etti
kurtulmak
kötü bir durumdan uzaklaşmak
He tried to escape the noise
Gürültüden kurtulmaya çalıştı
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
kaptırmak
bir şeye kendini tamamen kaptırmak
I got caught up in the movie
Filme kendimi kaptırdım
yetişmek
önündeki birine ulaşmak
Run faster to catch up with him
Ona yetişmek için daha hızlı koş
arayı kapatmak
birine en son haberleri anlatmak
Let's have coffee and catch up
Kahve içip arayı kapatalım
sohbet
birisiyle son yaşananları paylaşmak için yapılan rahat görüşme
We had a quick catch up over coffee
Kahve eşliğinde hızlı bir sohbet ettik
telafi
birinin beklenen seviyeye ulaşmasına yardımcı olan çalışma
She took catch up classes to improve her grades
Notlarını düzeltmek için telafi dersleri aldı
kalmak
Sahnedevarlığını sürdürmek veya aynı durumda kalmak
He remained silent
Sessiz kaldı
kalmak
bir yerde bulunmaya devam etmek
Please remain in your seats
Lütfen koltuklarınızda kalın
kalmak
bir şeyin varlığını sürdürmesi veya bir yerde durması
Only a few cookies remain
Sadece birkaç kurabiye kaldı
kalıntı
ölen bir kişinin bedeni veya parçası
The remains were found in the woods
Kalıntılar ormanda bulundu
tehdit
Sahnedezarar verebilecek kişi veya şey
The storm is a threat to the city
Fırtına şehir için bir tehdit
ihlâl
Sahnedebir kuralın veya yasanın çiğnenmesi eylemi
The student was punished for his transgression
Öğrenci kural ihlali nedeniyle cezalandırıldı
inmek
aşağıya doğru hareket etmek
The elevator is going down
Asansör aşağı iniyor
yenilmek
mağlup olmak veya başarısız olmak
The team went down in the final
Takım finalde yenildi
olmak
meydana gelmek veya gerçekleşmek
What is going down here
Burada neler oluyor
hapse girmek
hapishaneye gönderilmek
He went down for five years
Beş yıl hapse girdi
yenilmek
bir yarışma veya çatışmada mağlup olmak
Our team went down in the final match
Takımımız final maçında yenildi
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
sürmek
belirli bir süre boyunca devam etmek
The movie lasts two hours
Film iki saat sürüyor
geçen
şu andan hemen önce olan
I saw her last week
Onu geçen hafta gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
bizden biri
belirli bir gruba dahil olan kişi
He is one of our own
O bizden biri
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
telafi etmek
kötü bir durumu iyi bir şey yaparak dengelemek
I will buy you dinner to make up for being late
Geç kaldığım için akşam yemeği ısmarlayarak telafi edeceğim
duygu
Sahnededuygusal bir durum veya tepki
Love is a strong feeling
Aşk güçlü bir duygudur
hava
bir yerin genel havası veya karakteri
The room has a cozy feeling
Odada rahat bir hava var
his
bir şeyin doğru olduğuna dair düşünce veya görüş
I have a feeling it will rain
Yağmur yağacak gibi bir hissim var
helikopter
Sahnededöner kanatları olan uçan bir araç
The helicopter landed on the roof
Helikopter çatıda iniş yaptı
sonunda
Sahnedeuzun bir zaman veya çabadan sonra
I finally finished my homework
Ödevimi sonunda bitirdim
sonunda
uzun bir süre sonra veya nihayet
He finally arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
örnek
Sahnedebir durumun veya bir olayın örneği
This is a clear instance of his honesty
Bu onun dürüstlüğünün açık bir örneğidir
tek
Sahnedesadece bir tane olan
I need a single sheet of paper
Tek bir kağıda ihtiyacım var
tek banknot
bir dolarlık kağıt para
He paid with a single
Tek bir banknotla ödeme yaptı
tek vuruş
beyzbolda vurucunun birinci kaleye ulaşmasını sağlayan vuruş
The player hit a single
Oyuncu tek vuruş yaptı
bekar
evli veya bir ilişkisi olmayan
She is currently single
O şu anda bekar
varsaymak
Sahnedekanıt olmaksızın doğru kabul etmek
I presume you are tired
Yorgun olduğunuzu varsayıyorum
varsaymak
bir şeyin kanıt olmaksızın doğru olduğunu düşünmek
I presume that he will be late
Onun geç kalacağını varsayıyorum
savaşa girmek
ülkelerin silahlı çatışmaya başlaması
The two countries decided to go to war
İki ülke savaşa girmeye karar verdi
şanslı
Sahnedeiyi şansa veya başarıya sahip olan
I am fortunate to have a good family
İyi bir aileye sahip olduğum için şanslıyım
çalmak
Sahnedebaşkasının eşyasını izinsiz olarak almak
He stole my pen
Kalemimi çaldı
çalmak
başkasının hak ettiği ilgiyi veya övgüyü almak
She stole the show
Tüm ilgiyi o topladı
kelepir
çok uygun fiyata alınan şey
This jacket was a steal
Bu ceket tam bir kelepir
esirgemek
Sahnedebirini nahoş bir durumdan korumak
Please spare me the details
Lütfen bana detayları anlatma
yedek
fazladan tutulan
I have a spare key
Yedek bir anahtarım var
ayırmak
birine veya bir şeye zaman tanımak
Can you spare a minute
Bir dakikanı ayırabilir misin
miligram
Sahnedegramın binde birine eşit olan kütle ölçü birimi
The dose is five milligrams
Doz beş miligramdır
kale
Sahnedesavunma amacıyla kullanılan büyük ve sağlam bina
The king lives in a stone fortress
Kral, taş bir kalede yaşıyor
değişmez
Sahnededeğiştirilemez olan
The laws of physics are immutable
Fizik yasaları değişmezdir
birleştirmek
Sahnedeiki veya daha fazla şeyi bir araya getirmek
Combine the ingredients in a bowl
Malzemeleri bir kapta birleştirin
biçerdöver
hasat ürünlerini kesip toplayan tarım makinesi
The combine is working in the field
Biçerdöver tarlada çalışıyor
ilk kez
bir eylemi daha önce hiç yapmamış olmak
I am visiting Paris for the first time
Paris i ilk kez ziyaret ediyorum
ilk defa
bir olayın başlangıç anında gerçekleşmesi
This is my first time here
Buraya ilk defa geliyorum
ilk deneyim
yeni bir tecrübenin başlangıcı
It was my first time at this school
Bu okulda ilk deneyimimdi
rahip
Sahnedetörenleri gerçekleştiren dini lider
The priest led the service
Rahip ayini yönetti
söyledi
Sahnedebirine bilgi vermek
He told me the secret
Bana sırrı söyledi
anlattı
bir şeyi detaylarıyla bildirmek
She told a story
Bir hikaye anlattı
söyledi
birine bir şeyi anlatmak veya bildirmek
She told me a secret
Bana bir sır söyledi
kader
Sahnedegelecekte olması belirlenmiş olaylar
It was my destiny to meet you
Seninle tanışmak kaderimdi
tanımak
Sahnedebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
geçit
Sahnedebir yerden geçmeyi sağlayan yol
This narrow passage leads to the garden
Bu dar geçit bahçeye çıkıyor
geçiş
Sahnedebir yerden başka bir yere hareket etme eylemi
The passage of the ship was quick
Geminin geçişi hızlıydı
pasaj
yazılı bir metnin bir kısmı
Read the following passage carefully
Aşağıdaki pasajı dikkatlice okuyun
oyun oynamak
dürüst olmayan bir şekilde davranmak
Stop playing games and tell me the truth
Oyun oynamayı bırak ve bana doğruyu söyle
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
konaklama
bir yerde geçirilen süre
Enjoy your stay
Konaklamanızın tadını çıkarın
durdurmak
bir şeyin bir süreliğine gerçekleşmesini engellemek
The court decided to stay the proceedings
Mahkeme davayı durdurmaya karar verdi