

Arrow — 4. Sezon Bölüm 5
Kelimeler ve anlamları
720 kelime
Seviye
hafta sonu
Sahnedecumartesi ve pazar günleri
I will go to the park this weekend
Bu hafta sonu parka gideceğim
hafta sonu tatili
SahnedeCuma akşamından pazar gecesine kadar olan zaman
We are going on a trip for the weekend
Hafta sonu tatili için bir geziye çıkıyoruz
hariç
Sahnedebir şeyi dahil etmeden
Everyone came except him
O hariç herkes geldi
ancak
bir durumu belirtirken karşıtlık bildirmek için kullanılır
I would go except I am tired
Giderdim ancak yorgunum
hariç
dahil etmemek
Everyone except Tom came
Tom hariç herkes geldi
hariç
bir durumun veya kişinin dışında bırakıldığını belirtmek için kullanılır
Everyone came, except you
Sen hariç herkes geldi
tüy
Sahnedekuşların vücudunu kaplayan yumuşak parça
The bird has soft feathers
Kuşun yumuşak tüyleri var
tüy
kuşların vücudunu örten hafif yapı
The bird has a soft feather
Kuşun yumuşak bir tüyü var
tüy
kuşların vücudunda bulunan hafif parça
A feather fell to the ground
Yere bir tüy düştü
açılış hamlesi
Sahnedeavantaj elde etmek için planlanmış eylem
The opening gambit worked perfectly
Açılış hamlesi mükemmel şekilde işledi
alan
Sahnedebelirli bir faaliyet veya uzmanlık alanı
This is outside the realm of possibility
Bu, olasılıklar alanının dışındadır
krallık
bir kral veya kraliçe tarafından yönetilen ülke
The king ruled over a vast realm
Kral geniş bir krallığı yönetiyordu
kayıt
Sahnedebir durumun veya olayın resmi bilgisi
This is on the record
Bu resmi kayıtlarda var
kesinlikle
Sahnedeşüphe olmadan veya kesin olarak
I will certainly help you
Sana kesinlikle yardım edeceğim
muhteşem
Sahnedeçok çekici veya güzel
You look gorgeous in that dress
Bu elbisenin içinde muhteşem görünüyorsun
düzeltmek
Sahnedebir şeyi doğru hale getirmek
Please correct my mistakes
Lütfen hatalarımı düzeltin
doğru
haklı veya gerçek olan
Your answer is correct
Cevabın doğru
suç
Sahnedeyasaya aykırı olan eylem
Stealing is a crime
Hırsızlık bir suçtur
vatana ihanet
birinin kendi ülkesine karşı yaptığı hainlik
He was punished for the crime of betraying his country
Ülkesine ihanet etme suçundan cezalandırıldı
suç
yasalara aykırı olan eylem
Stealing is a serious crime
Hırsızlık ciddi bir suçtur
arkadaşlık
Sahnedearkadaş olma durumu
Our friendship is very strong
Arkadaşlığımız çok güçlü
arkadaşlık
arkadaşlar arasındaki yakın ilişki
They have a long friendship
Uzun bir arkadaşlıkları var
arkadaşlık
arkadaşlar arasındaki yakın ilişki
They have a long friendship
Onların uzun bir arkadaşlığı var
sakinleştirici
Sahnedekişiyi sakinleştiren veya gevşeten ilaç
The vet used a tranq on the wild animal
Veteriner vahşi hayvana sakinleştirici kullandı
rahat
Sahnedeendişesiz ve huzurlu hissetmek
I feel comfortable here
Burada rahat hissediyorum
konforlu
rahatlık veren ve ağrı hissettirmeyen
This bed is very comfortable
Bu yatak çok konforlu
yerler
Sahnedebir şeyin bulunduğu alanlar veya binalar
We visited many beautiful places
Birçok güzel yer ziyaret ettik
yerler
belirli bir alan veya konum
I like these places
Bu yerleri seviyorum
yerler
belirli bir nokta veya konum
These are nice places to visit
Buralar ziyaret etmek için güzel yerler
yerleştirmek
bir şeyi belirli bir konuma koymak
She places the book on the table
O kitabı masanın üzerine yerleştiriyor
müdahale
Sahnedeistenmeyen bir yere veya duruma girme eylemi
I am sorry for the intrusion
Bu müdahale için özür dilerim
ekipman
Sahnedebelirli bir etkinlik için kullanılan araç gereçler
I have all the gear for skiing
Kayak yapmak için tüm ekipmanlara sahibim
vites
taşıtlarda tekerleklere giden gücü ayarlayan mekanizma
Shift into a lower gear for the hill
Yokuş için daha düşük bir vitese geç
kıyafet
belirli bir etkinlik için giyilen giysiler
I need cycling gear for the race
Yarış için bisiklet kıyafetlerine ihtiyacım var
uyarlamak
bir şeyi belirli bir amaca veya gruba uygun hale getirmek
The lesson was geared towards beginners
Ders yeni başlayanlara göre ayarlanmıştı
kalmak
Sahnedebir yerde veya bir durumda kalmaya devam etmek
He decided to stay on at the company
Şirkette kalmaya karar verdi
yakından izlemek
birini sürekli kontrol altında tutmak veya denetlemek
I need to stay on him until he finishes the work
İşi bitirene kadar onu yakından izlemem lazım
devam etmek
bir eylemi yapmayı sürdürmek
Please stay on the current task
Lütfen mevcut görevine devam et
her zaman
Sahnedeher zaman, her seferinde
I always wake up early
Her zaman erken uyanırım
yorumlamak
Sahnedebir şey hakkında görüş veya fikir oluşturmak
What do you make of the situation
Bu durum hakkında ne düşünüyorsun
yapılmış
bir malzemeden üretilmiş veya oluşturulmuş olmak
This table is made of wood
Bu masa ahşaptan yapılmış
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
konuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
bilmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
Do you know the answer
Cevabı biliyor musun
kamp
Sahnedeinsanların çadırlarda veya kulübelerde geçici olarak kaldığı yer
The summer camp is near the lake
Yaz kampı gölün yakınındadır
grup
benzer görüşlere sahip kişilerden oluşan grup
Both camps agree on the plan
Her iki grup da plan üzerinde anlaştı
kamp yapmak
çadırda veya barınakta kısa süreliğine kalmak
We decided to camp in the mountains
Dağlarda kamp yapmaya karar verdik
skandal
Sahnedehalk arasında utanç yaratan veya itibar zedeleyen olay
The politician was involved in a huge scandal
Politikacı büyük bir skandala karıştı
vatandaş
Sahnedebir ülkeye yasal bağı olan kişi
He is a citizen of this country
O, bu ülkenin bir vatandaşı
vatandaş
bir ülkeye ait olan kişi
He is a British citizen
O bir İngiliz vatandaşıdır
itfaiye şefi
Sahnedeitfaiye teşkilatının en yetkili yöneticisi
The fire chief ordered the team to enter the building
İtfaiye şefi ekibe binaya girmelerini emretti
ayağa kalkmak
Sahnedeoturur veya yatar pozisyondan dikey bir konuma geçmek
Please stand up when the teacher enters
Öğretmen girdiğinde lütfen ayağa kalkın
ekmek
planlanan bir buluşmaya gelmemek
She stood me up
Beni ekti
ayağa kalkmak
ayaklarının üzerine kalkmak
Please stand up
Lütfen ayağa kalkın
geçerli kalmak
test edildiğinde veya incelendiğinde doğru olduğu kanıtlanmak
The argument will stand up in court
Bu argüman mahkemede geçerli kalacaktır
stand-up
bir kişinin seyirciye şakalar anlattığı komedi türü
He enjoys watching stand up
Stand up izlemekten keyif alıyor
standup komedyeni
canlı izleyicilere şakalar yapan sanatçı
He is a funny standup
O komik bir standup komedyenidir
ekmek
sözleşilen buluşmaya gelmeyerek birini yüzüstü bırakmak
He stood me up at the cinema
Sinemada beni ekti
güvenilir
dürüst ve güvenilebilecek bir kişi
He is a stand-up guy
O güvenilir bir adam
karşı durmak
bir şeye karşı kararlı bir tavır almak
You must stand up to them
Onlara karşı durmalısın
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
demek istemek
konuşurken bir şeyi açıklamak için kullanılan ifade
I mean to say that we are late
Geç kaldığımızı demek istiyorum
müthiş
çok iyi veya yetenekli
She plays a mean tennis match
O müthiş bir tenis maçı çıkarıyor
yani
konuşurken duraksamak veya açıklık getirmek için kullanılan söz
I mean it is not raining today
Yani bugün yağmur yağmıyor
anlamına gelmek
bir şeyin ne olduğunu belirtmek
A red light means stop
Kırmızı ışık dur anlamına gelir
yöntem
bir işi yapmanın yolu
They used a simple mean to fix it
Bunu düzeltmek için basit bir yöntem kullandılar
temsil etmek
bir fikri ifade etmek veya göstermek
The flag means our country
Bayrak ülkemizi temsil eder
teknik
Sahnedebir şeyi yapmak için kullanılan özel yöntem
She has a great painting technique
Onun harika bir resim tekniği var
sanatçı
Sahnedesanat eseri üreten kişi
He is a great artist
O harika bir sanatçıdır
usta
işini çok iyi yapan kişi
He is an artist with a paintbrush
Fırça kullanmakta tam bir usta
sanatçı
sanat eseri yapan kimse
She is a famous artist
O ünlü bir sanatçı
delik
Sahnedekatı bir nesnenin içindeki boşluk
There is a hole in the wall
Duvarda bir delik var
borç batağı
maddi olarak zor durumda olma hali
He is in a deep financial hole
Derin bir borç batağında
boşluk
bir şey eksik olduğunda hissedilen üzüntü veya kayıp duygusu
He felt a hole in his heart after she left
O gittikten sonra kalbinde bir boşluk hissetti
hücre
insanların ceza olarak tutulduğu yer
They threw him in the hole
Onu hücreye attılar
mağdur
Sahnedebir olay nedeniyle zarar görmüş kişi
He was a victim of the accident
Kazanın mağduruydu
zemin
Sahnedebir odada üzerinde yürüdüğünüz yüzey
Please clean the floor
Lütfen zemini temizleyin
kat
bir binanın katı veya seviyesi
I live on the third floor
Üçüncü katta yaşıyorum
şoke etmek
birini çok şaşırtmak
The news floored him
Haber onu şoke etti
söz hakkı
bir toplantıda veya oturumda konuşma izni
The chairperson gave her the floor
Başkan ona söz hakkı verdi
sekiz
Sahnedesekiz sayısı
I have eight apples
Sekiz tane elmam var
adil
Sahnedeherkese eşit veya makul şekilde davranan
This is a fair deal
Bu adil bir anlaşma
güzel
bakıldığında hoş görünen
She has a fair face
Onun güzel bir yüzü var
fuar
sergilerin ve eğlencelerin olduğu halka açık etkinlik
We went to the book fair
Kitap fuarına gittik
mış gibi yapmak
Sahnedebir şey gerçek değilken gerçekmiş gibi davranmak
He pretended to be asleep
Uyuyormuş gibi yaptı
mış gibi yapmak
bir şey gerçekmiş gibi davranmak
The kids pretend to be superheroes
Çocuklar süper kahramanmış gibi yapıyor
rol yapmak
gerçek olmayan bir durumu doğruymuş gibi davranmak
The children like to pretend they are pirates
Çocuklar korsanmış gibi davranmayı severler
taklit etmek
bir şeyin gerçek olmadığını bilerek öyleymiş gibi yapmak
The child likes to pretend he is a superhero
Çocuk kahramanmış gibi yapmayı sever
beklemek
Sahnedebir şeyin olacağını düşünmek
I expect a call today
Bugün bir telefon bekliyorum
hamile
bir bebeğe gebe olmak
She is expecting a baby
Bebek bekliyor
beklenmek
bir eylemi yapması istenmek
You are expected to come
Gelmeniz bekleniyor
ummak
bir şeyin olacağını düşünmek
I expect a reply soon
Yakında bir cevap umuyorum
de
Sahnedeolumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
ya da
Sahnedeiki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
da
olumsuz cümlelerde benzer bir durumu belirtmek için kullanılır
I do not like apples and she does not either
Elma sevmiyorum ve o da sevmiyor
patlamak
Sahnedeşiddetli bir şekilde parçalara ayrılmak
The building blows up
Bina patlıyor
yüzünden
Sahnedebir şeyin sonucu olarak
We stayed home because of the rain
Yağmur yüzünden evde kaldık
-den dolayı
bir şeyin sonucu olarak
We stayed at home because of the rain
Yağmurdan dolayı evde kaldık
yüzünden
bir şeyin sebep olduğu durum
The game was canceled because of the rain
Maç yağmur yüzünden iptal edildi
söylemek
Sahnedebirine bir şeyi anlatmak veya söylemek
Tell me your name
Bana adını söyle
ayırt etmek
bir şeyi fark etmek veya tanımak
I can't tell them apart
Onları birbirinden ayırt edemiyorum
bant genişliği
Sahnedeaynı anda gönderilebilen veri miktarı
The bandwidth is too low for this video
Bu video için bant genişliği çok düşük
güvenlik
Sahnedebir yeri güvenli tutan kişiler veya sistemler
The airport has tight security
Havalimanında sıkı güvenlik var
güvenlik
tehlikeden uzak olma durumu
They value their personal security
Kişisel güvenliklerine önem verirler
şeyler
Sahnedegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
eşyalar
kişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
tıkıştırmak
bir şeyi bir kaba veya boşluğa sıkıca yerleştirmek
I stuffed my clothes into the suitcase
Kıyafetlerimi bavula tıkıştırdım
yalancı
Sahnededoğru olmayan şeyler söyleyen kişi
He is a liar
O bir yalancı
ses
Sahnedekonuşurken veya şarkı söylerken çıkan ses
He has a deep voice
Onun derin bir sesi var
dile getirmek
düşünce veya duyguları söylemek
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
tamamen
Sahnedeher bakımdan veya tam derecede
I completely forgot about the meeting
Toplantıyı tamamen unuttum
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz olan
Everything will be fine
Her şey iyi olacak
güzel
göze hoş gelen veya çekici
She looks very fine today
Bugün çok güzel görünüyor
kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is a fine piece of work
Bu kaliteli bir iş
yeterli
kabul edilebilir veya yeterli olan
It is fine to stay here
Burada kalmak yeterli
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
belirginleştirmek
Sahnedebir şeyin daha kolay fark edilmesini sağlamak
This dress brings out her beauty
Bu elbise onun güzelliğini belirginleştiriyor
dışarı çıkarmak
bir şeyi içeriden dışarıya getirmek
Please bring out the chairs
Lütfen sandalyeleri dışarı çıkar
yayınlamak
bir eseri halkın kullanımına sunmak
They will bring out a new movie
Yeni bir film yayınlayacaklar
ortaya çıkarmak
bir şeyi fark edilebilir hale getirmek
The sun brings out the colors of the flowers
Güneş çiçeklerin renklerini ortaya çıkarır
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
ödeşmek
Sahnedekarşılıklı borcun veya avantajın kalmaması
I will pay for the coffee and we can call it even
Kahveyi ben öderim ve ödeşmiş oluruz
helalleşmek
karşılıklı borç veya hesabın kapandığına karar vermek
Let us call it even
Hadi helalleşelim
umursamak
Sahnedebir şeyi önemsemek veya dert etmek
I do not give a damn about it
Bunu hiç umursamıyorum
hata
Sahnedebir sorun veya yanlışlık için sorumluluk durumu
It was my fault that we were late
Geç kalmamız benim hatamdı
fay
yer kabuğundaki büyük kırık
There is a fault line under this city
Bu şehrin altında bir fay hattı var
kusur
bir kişinin karakterindeki kötü veya zayıf özellik
Everyone has a personal fault
Herkesin kişisel bir kusuru vardır
kusur bulmak
birinin bir şeyi yanlış yaptığını söylemek
It is hard to fault his work
Onun işinde kusur bulmak zor
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
teşekkür
Sahnedeminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
teşekkürler
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan kısa bir ifade
Thanks for your help
Yardımın için teşekkürler
zeka
Sahnededüşünme ve öğrenme yeteneği
He has a great brain
Onun harika bir zekası var
beyin
düşünce ve duyguları kontrol eden, kafanın içindeki yumuşak organ
The brain controls the body
Beyin vücudu kontrol eder
muayene
bir sağlık durumunu kontrol etme işlemi
The doctor performed a medical examination
Doktor bir muayene yaptı
kafasına vurmak
birinin kafasına çok sert şekilde vurmak
He threatened to brain his enemy with a club
Düşmanının kafasına sopayla vurmakla tehdit etti
rağmen
Sahnedezıt bir durumu belirtmek için kullanılır
Although it was raining, we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
yanında
Sahnedebir şeye veya birine çok yakın
He sat next to me
O benim yanımda oturdu
neredeyse
bir durumun gerçekleşmesine çok az kalması
It is next to impossible
Bu neredeyse imkansız
sıradaki
mevcut olandan sonra gelen
Who is next to go
Gitmek için sıradaki kim
yanında
bir şeyin çok yakınında
The book is next to the lamp
Kitap lambanın yanında
fikir değiştirmek
Sahnedekararını veya düşüncesini değiştirmek
I changed my mind about the movie
Film hakkındaki fikrimi değiştirdim
fikrini değiştirmek
daha önce aldığın bir karardan veya görüşten farklı bir karara varmak
I think I will change my mind
Sanırım fikrimi değiştireceğim
fırsatlar
Sahnedebir şeyi yapmayı mümkün kılan iyi durumlar
There are many job opportunities here
Burada birçok iş fırsatı var
başarmak
Sahnedebir şeyi başarıyla tamamlamak
I want to accomplish my goals
Hedeflerimi başarmak istiyorum
tuzağa düşürmek
Sahnedebirini kaçamayacağı şekilde yakalamak veya tutmak
The hunters trapped the wolf
Avcılar kurdu tuzağa düşürdü
tuzak
birini istenmeyen bir şeye yönlendiren tehlikeli durum
This contract is a trap
Bu sözleşme bir tuzak
kapan
hayvanları veya insanları yakalamak için kullanılan düzenek
He set a trap for the mouse
Fare için bir kapan kurdu
ağız
konuşmak veya yemek yemek için kullanılan yüzdeki açıklık
Keep your trap shut
Ağzını kapalı tut
karşı
Sahnedebir görüşe veya plana karşı olma durumu
He is against the plan
O bu plana karşı
dayalı
bir şeye temas eden veya yaslanmış durumda olan
He leaned against the wall
Duvara yaslandı
karşı
bir şeye veya birine muhalif olma durumu
He is against the new plan
O yeni plana karşı
aykırı
bir duruma veya fikre zıt olan
It is against the rules
Bu kurallara aykırı
bozulmak
Sahnededüzgün çalışmayı bırakmak
The system went wrong
Sistem bozuldu
hata yapmak
bir hata yapmak veya yanlış bir şey yapmak
I think you went wrong on this question
Bence bu soruda hata yaptın
ters gitmek
bir şeylerin kötü gitmesi ya da düzgün çalışmaması
Everything started to go wrong
Her şey ters gitmeye başladı
ters gitmek
bir şeyin beklendiği gibi gitmemesi veya bozulması
Everything will go wrong
Her şey ters gidecek
tabii ki
Sahnedeonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
elbette
birini onaylamak veya beklendik bir durumu belirtmek için kullanılan ifade
Can you help me? Of course
Bana yardım edebilir misin? Elbette
elbette
bir şeyin beklendiğini veya aşikar olduğunu belirtmek için kullanılır
Of course I will help you
Elbette sana yardım edeceğim
ayrılmak
Sahnedebir yerden uzaklaşmak
It is time to abire
Gitme vakti geldi
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmen ifade etmek
The police decided to bring charges against him
Polis ona karşı suçlamada bulunmaya karar verdi
evde
Sahnedeyaşadığı yerde olmak
He is at home
O evde
evinde gibi
bir yerde mutlu ve rahat hissetmek
I feel at home here
Burada kendimi evimde gibi hissediyorum
cadı avı
Sahnedehaksız yere insanları suçlama ve cezalandırma kampanyası
The investigation turned into a political witch hunt
Soruşturma siyasi bir cadı avına dönüştü
sorumlu
Sahnedekontrolü veya yetkisi olan
Who is in charge here?
Burada kim sorumlu?
sorumlu
bir şey üzerinde kontrol veya yetkiye sahip olma
She is in charge of the project
Projeden o sorumlu
sorumlu
kontrol veya sorumluluğa sahip olma durumu
She is in charge of the project
O projeden sorumlu
yetkili
kontrolü elinde bulunduran kişi
Who is in charge here
Burada yetkili kim
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
Sahnedebir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
gizli
Sahnedebaşkaları tarafından bilinmeyen
I have a secret plan
Gizli bir planım var
sır
Sahnedebaşkalarına söylemediğiniz bilgi
I have a secret to tell you
Sana söyleyecek bir sırrım var
hazırlamak
Sahnedekendini veya bir şeyi hazır hale getirmek
I need to prepare for the exam
Sınava hazırlanmam gerekiyor
mesaj
birine gönderilen bilgi
Please send me a message
Lütfen bana bir mesaj gönder
hazırlamak
başlangıçta gerçekleşen
I prepared the list
Listeyi hazırladım
hazırlamak
bir şeyi kullanıma hazır hale getirmek
I prepare my bag for school
Okul için çantamı hazırlıyorum
hariç
Sahnededahil etmeden
Aside from the weather it was a great trip
Hava durumu dışında harika bir geziydi
kenara
yan tarafa doğru
Please step aside
Lütfen kenara çekilin
yan yorum
asıl konu dışındaki kısa açıklama
He made a quick aside during the speech
Konuşması sırasında kısa bir yan yorum yaptı
için
Sahnedebir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
-den beri
Sahnedegeçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
den beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have been here since morning
Sabahtan beri buradayım
tutar
Sahnedebir şeyi elinde bulundurmak ve gitmesini engellemek
She keeps the ball in her hand
O topu elinde tutar
sürdürmek
bir şeyi yapmaya veya sahip olmaya devam etmek
She keeps working hard
O çok çalışmayı sürdürüyor
bilgilendirmek
birine güncel bilgi vermek
He keeps his team informed about the project
O ekibini proje hakkında bilgilendirir
kalmak
belirli bir yerde veya durumda durmak
He keeps calm under pressure
O baskı altında sakin kalır
dış
Sahnedebir şeyin dış kısmında bulunan
The external walls are white
Dış duvarlar beyazdır
göndermek
Sahnedebir şeyi bir yere ulaştırmak
I will send a letter to my friend
Arkadaşıma bir mektup göndereceğim
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
geri gelmek
Sahnedebir yere veya bir kişiye geri dönmek
When will you come back?
Ne zaman geri geleceksin?
geri dönmek
bir dönem sonra yeniden popüler veya başarılı hale gelmek
Vintage clothes are coming back
Vintage kıyafetler yeniden popüler oluyor
güney
Sahnedebir ülkenin güney kısmında olan
Southern France is beautiful
Güney Fransa güzeldir