

Arrow — Season 4 Episode 6
Kelimeler ve anlamları
747 kelime
Seviye
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
benzemek
bir şeye benzer olmak
His words meet his actions
Sözleri davranışlarına benziyor
karşılamak
bir gereksinimi yerine getirmek
We must meet the requirements
Gereksinimleri karşılamalıyız
buluşma
insanların bir araya geldiği etkinlik
They organized a school meet
Okul için bir buluşma düzenlediler
şimdiye kadar
Sahnedeşu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
uzak
mesafesi çok olan
The station is far
İstasyon uzak
çok
büyük ölçüde
He is far better than me
O benden çok daha iyi
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
değiştirmek
eski bir şeyi alıp yerine yenisini koymak
I need to change my shirt
Gömleğimi değiştirmem gerekiyor
saçmalık
anlamsız veya kafa karıştırıcı sözler
The contract was full of mumbo jumbo
Sözleşme tam bir saçmalıktı
sanrı
Sahnedegerçek dışı inanç
He is under the delusion that he is a king
Kral olduğu sanrısı içinde
diğerleri
Sahnedebahsedilenlerin dışındaki kişiler veya şeyler
He took one and left the others
Birini aldı ve diğerlerini bıraktı
kişi
bir insan bireyi
One must respect others
Kişi başkalarına saygı duymalıdır
başkaları
kendisi dışında kalan diğer insanlar
We should be kind to others
Başkalarına karşı nazik olmalıyız
suikastçı
Sahnedepara veya siyasi nedenlerle birini öldüren kişi
The assassin was caught by the police
Suikastçı polis tarafından yakalandı
lider
Sahnedebir grubu yöneten veya yönlendiren kişi
He is a great leader
O harika bir lider
uzman
belirli bir alanda otorite olarak kabul edilen kişi
She is a leader in medical research
O tıbbi araştırmalarda bir uzmandır
lider
bir grubun sorumluluğunu taşıyan kişi
He is the leader of the team
O takımın lideridir
sıkmak
Sahnedebirini ilgisiz bırakmak
You bore me with your stories
Hikayelerinle beni sıkıyorsun
meydana getirmek
bir şey üretmek veya ortaya koymak
The tree bore delicious fruit
Ağaç lezzetli meyve verdi
delik
katı bir şeyin içindeki boşluk
The pipe has a wide bore
Borunun geniş bir deliği var
en önemli nokta
dikkate alınması gereken en önemli şey
The bottom line is that we need more money
Asıl mesele daha fazla paraya ihtiyacımız olması
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
randevu
Sahnedeönceden kararlaştırılmış görüşme veya buluşma
I have an appointment with the doctor
Doktorla bir randevum var
randevu
önceden belirlenmiş bir buluşma veya ziyaret
I have a doctor's appointment
Doktor randevum var
randevu
belirli bir zamanda birisiyle buluşma planı
I have a doctor's appointment tomorrow
Yarın doktor randevum var
kuantum
Sahnedeçok küçük parçacıklarla ilgilenen fizik dalı ile ilgili
Quantum physics is very complex
Kuantum fiziği çok karmaşıktır
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
Sahnedebirini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
yayılmak
bir kişiden diğerine geçmek veya yayılmak
A rumor is going round the office
Ofiste bir söylenti yayılıyor
deneme
bir şeyi yapma fırsatı veya girişimi
Let's have another go round at fixing this
Bunu tamir etmek için bir deneme daha yapalım
yetmek
herkese yetecek miktarda olmak
There is not enough cake to go round
Herkese yetecek kadar kek yok
teslim etmek
Sahnedebir şeyi ihtiyaç duyulan yere götürmek
The courier will deliver the package tomorrow
Kurye paketi yarın teslim edecek
doğurtmak
bir bebeğin doğumuna yardımcı olmak
The doctor will deliver the baby
Doktor bebeği doğurtacak
yapmak
resmi bir konuşma yapmak
The president will deliver a speech
Başkan bir konuşma yapacak
kurtarmak
birini tehlikeden çekip çıkarmak
The hero delivered them from danger
Kahraman onları tehlikeden kurtardı
cüce yıldız
Sahnedeküçük ve çok yoğun yıldız
The telescope showed a small dwarf star
Teleskop küçük bir cüce yıldız gösterdi
yanında küçük bırakmak
karşılaştırma yoluyla bir şeyi küçük göstermek
The skyscraper dwarfs the other buildings
Gökdelen diğer binaları küçük bırakıyor
cüce
hikayelerde geçen küçük hayali yaratık
The dwarf lived in a mountain
Cüce bir dağda yaşıyordu
mecazen
Sahnedekelimeleri gerçek anlamları dışında sembolik olarak kullanma durumu
He spoke metaphorically about his situation
Durumu hakkında mecazen konuştu
konu
Sahnedetartışılan veya üzerinde konuşulan tema
This is a difficult subject
Bu zor bir konu
tebaa
bir hükümdarın yönetimi altında yaşayan kişi
He is a subject of the king
Kralın bir tebaasıdır
maruz bırakmak
birini hoş olmayan bir duruma sokmak
He subjected the prisoner to torture
Mahkumu işkenceye maruz bıraktı
özne
bir cümlede eylemi gerçekleştiren kişi veya nesne
The cat is the subject of the sentence
Kedi cümlenin öznesidir
maske
Sahnedeyüzü örtmek için kullanılan araç
He is wearing a mask
O bir maske takıyor
gizlemek
bir şeyi örtmek veya saklamak
She tried to mask her sadness
Üzüntüsünü gizlemeye çalıştı
gizlemek
bir şeyi örtmek veya saklamak
He tried to mask his nervousness
Sinirini gizlemeye çalıştı
Maske
1994 yapımı Amerikan komedi dram filmi
I really like the movie Mask
Maske filmini gerçekten seviyorum
ilgi
Sahnedebir şeyi öğrenme veya bilme isteği
She showed a great interest in science
Bilime büyük bir ilgi gösterdi
faiz
ödünç alınan para için ödenen ek ücret
The bank charges a high interest rate
Banka yüksek bir faiz oranı uyguluyor
hobi
boş zamanlarda yapmaktan hoşlanılan etkinlik
Reading is one of my interests
Okumak hobilerimden biridir
pay
bir işteki ortaklık veya hisse durumu
He has an interest in the company
Şirkette bir payı var
bir şey
Sahnedebelirtilmemiş herhangi bir şey
I want something to eat
Yiyecek bir şey istiyorum
yaklaşık
yaklaşık bir miktar veya dereceyi belirtmek için kullanılır
It costs something like ten dollars
Yaklaşık on dolar tutuyor
bir şey
ne olduğu bilinmeyen bir şey
There is something in my eye
Gözümde bir şey var
örnek
Sahnedebir şeyi açıklamak için kullanılan somut durum
Give me an example
Bana bir örnek ver
normal
Sahnedealışılmış, sıradan veya garip olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
normal
alışılagelmiş veya tuhaf olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
damat
kızın kocası
My son-in-law is a doctor
Damadım bir doktor
damat
kızının kocası
My son in law is coming to dinner tonight
Damadım bu akşam yemeğe geliyor
yüklemek
Sahnedeveri veya dosyaları bir bilgisayara veya web sitesine göndermek
I need to upload the photo
Fotoğrafı yüklemem gerekiyor
muktedir
Sahnedebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
çok
Sahnedebüyük miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
arsa
küçük bir toprak parçası
He bought a parking lot
Bir otopark alanı satın aldı
kader
kişinin hayatındaki yazgısı
This is my lot in life
Bu benim hayattaki kaderim
sık sık
birçok kez veya genellikle
I go there a lot
Oraya sık sık giderim
çok
Sahnedeçok sayıda olan
I have many books
Çok kitabım var
göz kulak olmak
birini veya bir şeyi dikkatle izlemek
Can you keep an eye on my bag?
Çantama göz kulak olabilir misin?
göz kulak olmak
birini veya bir şeyi dikkatle izleyip korumak
Please keep an eye on my bag while I am away
Ben yokken lütfen çantama göz kulak ol
takip etmek
bir şeyin durumunu kontrol etmek için izlemek
We should keep an eye on the weather forecast
Hava durumunu takip etmeliyiz
farklı
Sahnedeaynı olmayan
We are different
Biz farklıyız
farklı
aynı olmayan veya benzerlik göstermeyen
These two books are different
Bu iki kitap birbirinden farklı
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
çözmek
bir şeyin cevabını veya çözümünü bulmak
I will figure it out
Bunu çözeceğim
bir nevi
bir dereceye kadar veya kısmen
I sort of agree with you
Sana bir nevi katılıyorum
hikaye
Sahnedeolayların anlatımı
I read a long story
Uzun bir hikaye okudum
kat
bir binanın seviyesi veya katı
The house has two stories
Evin iki katı var
durum
belirli bir durum veya olaylar dizisi
That is a different story
Bu farklı bir durum
ciddiyetle
Sahnedeiçtenlikle veya ciddi bir tavırla
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
ciddi bir şekilde
çok ağır veya aşırı bir durumda
He was seriously injured in the accident
Kazada ciddi bir şekilde yaralandı
başlamak
Sahnedebir şeye başlamak
Let's begin the lesson
Hadi derse başlayalım
imkansız
bir şeyin gerçekleşmesinin mümkün olmadığını belirtmek için kullanılır
No way he can win
Onun kazanması imkansız
Allah aşkına
sorularda vurgu yapmak için kullanılır
What on earth are you doing?
Allah aşkına ne yapıyorsun?
kağıt
Sahnedeyazı yazmak veya baskı yapmak için kullanılan ince tabaka
I need a piece of paper
Bir parça kağıda ihtiyacım var
makale
özellikle akademik yazılmış çalışmalar
He wrote a research paper
Bir araştırma makalesi yazdı
gazete
günlük haber yayını
I read the morning paper
Sabah gazetesini okudum
belge
üzerinde resmi yazı bulunan kağıt
Please sign this paper
Lütfen bu belgeyi imzalayın
sağlığa yararlı
Sahnedefiziksel sağlığa faydalı olan
Eat healthy food to stay fit
Formda kalmak için sağlıklı yiyecekler ye
sağlıklı
fiziksel olarak iyi durumda olan
He is a healthy boy
O sağlıklı bir çocuk
sağlıklı
güçlü ve başarılı durumda olan
The business is healthy
İşletme sağlıklı durumda
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
bir şeyin olduğuna dair inanca sahip olmak
I feel that you are right
Haklı olduğunu düşünüyorum
dokunmak
bir şeyi elle incelemek
Feel the fabric of this shirt
Bu gömleğin kumaşına dokun
göndermek
Sahnedebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
bir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
korumak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarardan uzak tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
kokteyl
Sahnedekarışım alkollü içecek
I ordered a cocktail
Bir kokteyl sipariş ettim
kokteyl
alkollü ve diğer içeceklerin karıştırılmasıyla yapılan içki
I ordered a fruit cocktail at the bar
Barda meyveli bir kokteyl sipariş ettim
karışım
farklı şeylerin bir araya getirilmesiyle oluşan yapı
The medicine is a cocktail of different chemicals
Bu ilaç farklı kimyasalların bir karışımıdır
kokteyl
sosla karıştırılmış küçük yiyecek parçalarından oluşan soğuk bir yemek
I ate a fruit cocktail for dessert
Tatlı olarak meyve kokteyli yedim
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
sistem
Sahnedebirbiriyle bağlantılı parçalar veya prosedürler bütünü
The school has a new system
Okulun yeni bir sistemi var
vücut sistemi
insan vücudu ve işleyişi
Her immune system is very strong
Bağışıklık sistemi çok güçlü
sistem
bir şeyi yapma yöntemi
We need a better system to organize our files
Dosyalarımızı düzenlemek için daha iyi bir sisteme ihtiyacımız var
dinleyici
Sahnededinleyen kişi
He is a good listener
O iyi bir dinleyicidir
dinleyici
ses veya konuşmaya dikkat eden kişi
He is a good listener
O iyi bir dinleyici
biraz
küçük bir miktar veya derece
I am a little bit tired
Biraz yorgunum
vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Whoa, look at that!
Vay, şuna bak!
kamp
Sahnedeinsanların çadırlarda veya kulübelerde geçici olarak kaldığı yer
The summer camp is near the lake
Yaz kampı gölün yakınındadır
grup
benzer görüşlere sahip kişilerden oluşan grup
Both camps agree on the plan
Her iki grup da plan üzerinde anlaştı
kamp yapmak
çadırda veya barınakta kısa süreliğine kalmak
We decided to camp in the mountains
Dağlarda kamp yapmaya karar verdik
sevmek
Sahnedebirine karşı güçlü sevgi ve şefkat duymak
I love my family
Ailemi seviyorum
çok sevmek
bir şeyi veya birini çok fazla sevmek
I love chocolate
Çikolatayı çok severim
çok istemek
bir şeyi çok fazla istemek
I would love a cup of coffee
Bir fincan kahve çok isterdim
sevişmek
cinsel ilişkiye girmek
They made love
Seviştiler
kader
Sahnedegelecekte olması belirlenmiş olaylar
It was my destiny to meet you
Seninle tanışmak kaderimdi
hayalet
Sahnedeölü bir kişinin ruhu
He saw a spectre in the room
Odada bir hayalet gördü
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
farklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
gevezelik etmek
Sahnedehızlı ve sürekli konuşmak
They chatter all day
Tüm gün gevezelik ederler
hızlıca konuşmak
ara vermeden hızlıca konuşmak
She started to chatter
Hızlıca konuşmaya başladı
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
bizden biri
belirli bir gruba dahil olan kişi
He is one of our own
O bizden biri
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
gerçekten
Sahnedebir ifadeyi vurgulamak için kullanılır
It is very cold indeed
Gerçekten çok soğuk
şema
Sahnedebir şeyin nasıl çalıştığını gösteren basit çizim
Please look at the electronic schematics
Lütfen elektronik şemalarına bak
şemalar
bir şeyin nasıl çalıştığını gösteren teknik çizimler
He is reading the schematics
Şemaları okuyor
iç
Sahnedebir şeyin iç kısmı
The interior of the car is leather
Arabanın içi deridir
sonuç
Sahnedebir şeyin sonucunda meydana gelen durum
The result was surprising
Sonuç şaşırtıcıydı
yol açmak
bir şeyin meydana gelmesine neden olmak
Heavy rain resulted in flooding
Şiddetli yağmur sele yol açtı
düşünmek
Sahnedebir konu üzerinde dikkatlice düşünmek
I will consider your offer
Teklifinizi düşüneceğim
saymak
bir şeyi belli bir şekilde görmek veya kabul etmek
I consider him a friend
Onu bir arkadaşım olarak görüyorum
dikkate almak
bir karar verirken belirli bir durumu düşünmek
You should consider the cost before buying it
Satın almadan önce maliyeti dikkate almalısın
deneyim
Sahnedeyaşanılan olay
It was a great experience
Bu harika bir deneyimdi
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to experience new things
Yeni şeyler deneyimlemek istiyorum
tecrübe
bir işten kazanılan bilgi
She has a lot of experience
Onun çok fazla tecrübesi var
yaşamak
bir durumu hissetmek veya bir şeyin etkisinde kalmak
I experienced great happiness today
Bugün büyük bir mutluluk yaşadım
platform
Sahnededüz ve yüksek bir alan veya yapı
The speaker stood on the platform
Konuşmacı platformun üzerinde durdu
çıkmak
Sahnedebiriyle romantik ilişki yaşamak
They have been dating for a year
Bir yıldır çıkıyorlar
tarih
ayın veya yılın belirli bir günü
What is today's date?
Bugünün tarihi ne?
hurma
palmiye ağacından yetişen tatlı kahverengi meyve
I like eating dates
Hurma yemeyi severim
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ince
kalın olmayan
The pen has a fine tip
Kalemin ince bir ucu var
tamam
karşıdakinin anladığından emin olmak veya konuşmada duraksamak için kullanılan sözcük
Fine I will be there at five
Tamam saat beşte orada olacağım
ilgili
Sahnedebir şeyi daha fazla bilmek isteyen
I am interested in history
Tarihe ilgi duyuyorum
ilgili
bir konuyu öğrenmeye veya bilmeye istek duyma
He is interested in art
O sanatla ilgili
ilgili
bir konuya karşı merak duyan
I am interested in astronomy
Astronomiye ilgi duyuyorum
soda
karbondioksit içeren gazlı su
I would like a glass of club soda
Bir bardak soda istiyorum
zeki
Sahnedehızlı zekaya sahip olan
He is a smart student
O zeki bir öğrenci
sızlamak
keskin bir acı vermek
My eyes began to smart
Gözlerim sızlamaya başladı
akıllı
mantıklı ve doğru karar veren
It was a smart choice
Bu akıllıca bir seçimdi
akılsız
kötü muhakeme gösteren
That was not a smart decision
Bu akılsızca bir karardı
en iyi
Sahnedeen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
alan
Sahnedeaçık arazi parçası
There is a field behind the house
Evin arkasında bir alan var
alan
Sahnedebelirli bir uzmanlık veya faaliyet dalı
He is a leader in his field
Alanında bir liderdir
tarla
ekim yapılan veya spor oynanan açık arazi
The farmer is in the field
Çiftçi tarlada
yanıtlamak
soru veya istekleri cevaplandırmak
The CEO fielded several tough questions
CEO birçok zor soruyu yanıtladı
çok
büyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
çok
büyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
tutmak
toplamı belli bir miktara ulaşmak
The bill comes to ten dollars
Fatura on dolar tutuyor
varmak
bir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
söz konusu olmak
belirli bir konuyla ilgili olmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirme söz konusu olduğunda en iyisi odur
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
varmak
belirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
gelince
bir konu hakkında konuşmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirmeye gelince o en iyisidir
başvurmak
yardım veya bir şey istemek için birine gitmek
She came to me for advice
Tavsiye almak için bana başvurdu
kendine gelmek
bayıldıktan sonra tekrar bilinç kazanmak
He finally came to after the accident
Kazadan sonra sonunda kendine geldi
yardımına gelmek
birine destek ya da yardım sunmak
She came to his aid when he fell
Düştüğünde onun yardımına geldi
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
bütün
Sahnedetamamı veya eksiksiz olan
I read the entire book
Kitabın tamamını okudum
tüm
bir şeyin tamamı
The entire team arrived early
Tüm takım erken geldi
bütün
eksiksiz ve tam olan
She read the entire book
Bütün kitabı okudu
yorulmak
Sahnededinlenmeye veya uykuya ihtiyaç duymak
I tire easily these days
Bugünlerde çabuk yoruluyorum
yormak
birini çok yorgun hissettirmek
Walking all day will tire you
Tüm gün yürümek seni yorar
bıkmak
bir şeyden usanmak veya ilgisini kaybetmek
I never tire of this song
Bu şarkıdan asla bıkmam
lastik
araç tekerleğinin etrafındaki kauçuk kaplama
I need to change the tire
Lastiği değiştirmem gerekiyor
malzeme
Sahnedebir şeyi üretmek için kullanılan fiziksel madde
Wood is a strong material
Ahşap güçlü bir malzemedir
materyal
bir performans veya etkinlikte kullanılan içerik
The teacher has new material for the lesson
Öğretmenin ders için yeni materyalleri var
vasıf
birini bir rol için uygun kılan özellikler
She is leadership material
Liderlik vasıflarına sahip
önemli
bir durum için esaslı olan
The new evidence is material to the case
Yeni kanıt dava için önemli
en son
Sahnedeen yeni veya güncel olan
This is the latest news
Bu en son haber
en geç
bir zaman diliminin sonuna yakın olan
I need it by Friday at the latest
En geç Cuma gününe kadar ihtiyacım var
en son
en yeni olan
Have you seen the latest model
En son modeli gördün mü
son durum
bir durum hakkındaki en güncel bilgi
What is the latest on the project
Proje hakkında son durum nedir
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
oda
Sahnedebir binadaki büyük oda
They met in the council chamber
Konsey odasında buluştular
hazne
tüfek veya tabancada merminin ateşlenmeden önce yerleştirildiği kısım
He checked the chamber of his pistol
Tabancasının haznesini kontrol etti
namluya sürmek
mermiyi silahın ateşleme kısmına yerleştirmek
He chambered a round before entering the building
Binaya girmeden önce mermiyi namluya sürdü
oda
ortak bir amaç için çalışan grup
He joined the local chamber of commerce
Yerel ticaret odasına katıldı
gece geç saatte
gecenin ilerlemiş saatlerinde gerçekleşen
I like late night snacks
Gece geç saat atıştırmalıklarını severim
geç vakit
alışılmış zamandan sonra gerçekleşen
We had a late night meal
Geç vakitte yemek yedik
gece yarısı
gecenin ortasına yakın olan
It was a late night arrival
Gece yarısı vardık
geç saat
günün çok geç zamanında olan
I like to read late night
Geç saatte okumayı severim