

Arrow — Season 4 Episode 9
Kelimeler ve anlamları
740 kelime
Seviye
aldı
Sahnedebir şeyi edinmek veya almak
She got a letter
Bir mektup aldı
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
rahatsız etti
birini rahatsız etmek
The noise got to me
Gürültü beni rahatsız etti
misilleme yapmak
Sahnedebirinin yaptığı kötü bir şeye karşılık vermek
They decided to retaliate
Misilleme yapmaya karar verdiler
yol göstermek
Sahnedeyolu göstermek veya yönetmek
She will lead the group
Gruba o yol gösterecek
kurşun
ağır ve yumuşak bir metal
Lead is a heavy metal
Kurşun ağır bir metaldir
ipucu
bir problemi veya gizemi çözmeye yardımcı olan bilgi parçası
The police followed a new lead in the case
Polis vakada yeni bir ipucunu takip etti
başrol
bir film veya tiyatro oyunundaki ana karakter
She played the lead in the movie
Filmde başrolü o oynadı
temizlik
bir yeri düzenli hale getirme işlemi
The cleanup was fast
Temizlik hızlıydı
toplamak
bir yeri temiz ve düzenli hale getirmek
I need to clean up my desk
Masamı toplamam gerekiyor
temizlemek
bir yerdeki kirliliği veya dağınıklığı gidermek
Please clean up your room
Lütfen odanı temizle
temizlik
bir yeri temiz ve düzenli hale getirme eylemi
We started the clean up after the party
Partiden sonra temizliğe başladık
şık görünmek
temiz ve düzgün görünmek
He cleaned up well for the party
Parti için çok şık görünüyordu
normal
Sahnedealışılmış veya tipik
It was just a regular day
Sadece normal bir gündü
müdavim
bir yere sık giden kişi
He is a regular at this cafe
O bu kafenin müdavimidir
düzenli
sık sık veya belirli zamanlarda olan
I exercise on a regular basis
Düzenli olarak egzersiz yaparım
sıradan
her zamanki gibi olan
This is a regular day
Bu sıradan bir gün
kan susuzluğu
Sahnedebaşkalarına zarar verme veya öldürme isteği
The soldiers fought with bloodlust
Askerler kan susuzluğuyla savaştı
tavsiye
Sahnedekısa bir tavsiye veya bilgi
Let me give you a word of advice
Sana bir tavsiye vereyim
kelime
anlamı olan tek bir dil birimi
I don't know this word
Bu kelimeyi bilmiyorum
son kez
diğer hepsinden sonra gelen
This is the last time
Bu son kez
geçen sefer
şu andan hemen önce gerçekleşen
I went there last time
Geçen sefer oraya gittim
geçen sefer
şu andan önceki en yakın zaman
I ate sushi last time
Geçen sefer sushi yedim
sohbet
Sahnedekişiler arasındaki karşılıklı konuşma
We had a long conversation
Uzun bir sohbet ettik
ödemek
Sahnedebir şey için para vermek
I have to pay the bill
Faturayı ödemem gerekiyor
işe yaramak
iyi bir sonuç veya avantaj getirmek
Honesty will pay in the end
Dürüstlük sonunda işe yarayacak
göstermek
bir şeye dikkat veya saygı yöneltmek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
maaş
çalışma karşılığında alınan para
Her monthly pay is high
Aylık maaşı yüksek
güzel
Sahnedeçok hoş veya çekici olan
She looks lovely in that dress
O elbise içinde çok güzel görünüyor
sevimli
nazik ve hoş bir insan
She is a lovely person
O çok sevimli bir insan
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
Sahnedene demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
acı çekmek
Sahnedeacı veya sıkıntı hissetmek
He suffered from a bad headache
Şiddetli bir baş ağrısı çekti
düzeltmek
Sahnedebir şeyi doğru hale getirmek
Please correct my mistakes
Lütfen hatalarımı düzeltin
doğru
haklı veya gerçek olan
Your answer is correct
Cevabın doğru
görmemiş olmak
Sahnedegördüğü bir şeyi hafızasından silememek
I wish I could unsee that video
Keşke o videoyu hiç görmemiş olsaydım
son derece
Sahnedeçok yüksek derecede
It is extremely hot today
Bugün hava son derece sıcak
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
Sahnedebirini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
süsleme
Sahnedebir yeri daha güzel göstermek için kullanılan nesne
The Christmas decorations are beautiful
Noel süslemeleri çok güzel
hmm
Sahnededüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Mmm, I am not sure
Hmm, emin değilim
mmm
yemek yerken alınan keyfi belirten ses
Mmm, this cake is delicious
Mmm, bu kek çok lezzetli
ağır
Sahnedeağırlığı fazla olan
This box is heavy
Bu kutu ağır
şiddetli
etkisi veya derecesi çok yüksek olan
We are expecting heavy rain today
Bugün şiddetli yağmur bekliyoruz
ağır
bir durumda katı veya zor olan kimse
Our boss is a heavy person to deal with
Patronumuz başa çıkması zor ağır biridir
olmadan
Sahnedebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
olmadan
bir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
itimat etmek
Sahnedebirine güven duymak
You can trust his advice
Onun tavsiyesine itimat edebilirsin
güven
birinin dürüstlüğüne veya güvenilirliğine duyulan inanç
I have trust in you
Sana güvenim var
güvenmek
birinin dürüst veya güvenilir olduğuna inanmak
I trust my friend
Arkadaşıma güvenirim
güven
anlam taşıyan tek bir dil birimi
Trust is a word
Güven bir kelimedir
engel
Sahnedehareketi veya ilerlemeyi durduran şey
The fence is a barrier
Çit bir engeldir
çöp
Sahnedeistenmeyen atık malzeme
Please take out the garbage
Lütfen çöpü dışarı çıkar
çöp
atılan istenmeyen yiyecekler veya diğer şeyler
Take out the garbage
Çöpleri dışarı çıkar
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
söylemek
Sahnedebirine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
kurtulmak
bir yerden başarıyla ayrılmak
They barely made it out of the building
Binadan ucu ucuna kurtuldular
başarmak
zor bir durumu atlatmak veya başarmak
I don't know if he will make it out
Başarıp başaramayacağını bilmiyorum
seçebilmek
zor görülen veya duyulan bir şeyi anlamak
I can't make out the words
Kelimeleri seçemiyorum
adına düzenlemek
bir çek veya belgeyi belirli bir kişi veya kurum adına hazırlamak
Please make the check out to the company
Lütfen çeki şirket adına düzenleyin
yetenek
Sahnedebir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
göz
görmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
tanımak
Sahnedebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
düşünmek
bir konu hakkında fikir yürütmek
I need to think of a solution
Bir çözüm düşünmem gerekiyor
hatırlamak
birini veya bir şeyi zihne getirmek
I often think of my home
Sık sık evimi hatırlarım
aklına gelmek
bir fikir üretmek ya da bir şeyi hatırlamak
I can think of a better name
Daha iyi bir isim aklıma geliyor
inanan
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kabul eden kişi
He is a true believer
O, gerçek bir inanandır
aylık
Sahnedebir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
Sahnedeotuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
iyileşmek
daha iyi hale gelmek veya artmak
The economy is starting to pick up
Ekonomi canlanmaya başlıyor
kaldırmak
bir şeyi yerden kaldırmak veya tutmak
Please pick up your clothes
Lütfen kıyafetlerini yerden kaldır
tavlamak
biriyle ilişki kurmak için konuşmaya başlamak
He tried to pick up a girl
Bir kızı tavlamaya çalıştı
kapmak
bir şeyi fark ederek veya hızla öğrenmek
She picked up Spanish quickly
İspanyolcayı hızla kaptı
almak
bir şeyi elde etmek veya satın almak
I will pick up some milk on my way home
Eve dönerken biraz süt alacağım
fark etmek
bir şeyi gözlemlemek veya anlamak
I picked up a strange smell in the room
Odaya girince tuhaf bir koku fark ettim
hızlanmak
bir şeyin gücünün veya hızının artması
The wind started to pick up
Rüzgar hızlanmaya başladı
sadakat
Sahnedebirine veya bir şeye olan bağlılık
Loyalty is important in a friendship
Arkadaşlıkta sadakat önemlidir
telefon
Sahnedearama yapmak için kullanılan aygıt
The phone is on the table
Telefon masanın üzerinde
telefon etmek
telefonla aramak
I will phone you tomorrow
Seni yarın arayacağım
telefon
arama yapmak ve mesajlaşmak için kullanılan cihaz
She sent a message on her phone
O telefonundan mesaj gönderdi
telefon
sadece sesli iletişim için kullanılan alet
He picked up the phone to call his friend
Arkadaşını aramak için telefonu eline aldı
özgür
Sahnedekısıtlanmamış veya kontrol edilmeyen
The bird is free
Kuş özgür
ücretsiz
bedava olan veya ücret ödenmeyen
This water is free
Bu su ücretsiz
serbest bırakmak
birini veya bir şeyi tutulduğu ya da sıkıştığı yerden kurtarmak
They decided to free the bird from the cage
Kuşu kafesten serbest bırakmaya karar verdiler
içermeyen
bir şeyin içinde bulunmaması durumu
This drink is sugar free
Bu içecek şeker içermiyor
söyledi
Sahnededile getirmek
She said the truth
Gerçeği söyledi
dedi
sözle ifade etmek
He said no
Hayır dedi
söyledi
bir düşünceyi veya bilgiyi kelimelerle ifade etmek
He said that he was busy
Meşgul olduğunu söyledi
bahsi geçen
daha önce değinilmiş olan
The said document is missing
Bahsi geçen belge kayıp
biliyordu
Sahnedebir durumu kavramış olmak
He knew the truth
Gerçeği biliyordu
biliyordu
bir konuda bilgi sahibi olmak
I knew the answer
Cevabı biliyordum
dua
Sahnedetanrıya söylenen sözler
She said a short prayer
Kısa bir dua etti
dua
tanrıya yapılan sözlü veya sessiz yalvarış
My prayer was answered
Duam kabul edildi
aile
Sahnedekan veya evlilikle birbirine bağlı kişiler
I love my family
Ailemi seviyorum
yemek tarifi
yemek hazırlamak için gerekli talimatlar
Please follow the family for this dish
Lütfen bu yemek için tarifi izle
bölüm
bir televizyon dizisinin parçası
I watched the first family of the show
Dizinin ilk bölümünü izledim
çok
büyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
önermek
Sahnedebir fikri değerlendirilmesi için sunmak
I suggest we go home
Eve gitmemizi öneririm
işaret etmek
bir şeyi göstermek veya ima etmek
The evidence suggests he is guilty
Kanıtlar onun suçlu olduğunu gösteriyor
ebeveynlik
Sahnedeçocuk yetiştirme eylemi
Parenting can be difficult
Ebeveynlik zor olabilir
deniz
Sahnededünyanın büyük bir kısmını kaplayan tuzlu su kütlesi
I love swimming in the sea
Denizde yüzmeyi severim
yığın
bir şeyin çok büyük miktarı veya sayısı
I saw a sea of faces
Bir insan yığını gördüm
deniz
dünya yüzeyinin çoğunu kaplayan büyük tuzlu su kütlesi
They swam in the sea today
Bugün denizde yüzdüler
fon
Sahnedebelirli bir amaç için ayrılmış para miktarı
The government created a fund for education
Hükümet eğitim için bir fon oluşturdu
finanse etmek
Sahnedebir şey için gereken parayı sağlamak
They will fund the project
Projeyi finanse edecekler
fon
belirli bir amaç için ayrılmış para
They started a fund for the new library
Yeni kütüphane için bir fon başlattılar
tehdit etmek
Sahnedebirini korkutmak veya tehlikede olduğunu hissettirmek
He threatened to call the police
Polisi aramakla tehdit etti
kullanmak
Sahnedebir şeyi faydalanmak amacıyla kullanmak
I am using a computer
Bir bilgisayar kullanıyorum
etkilemek
Sahnedebiri veya bir şey üzerinde etki bırakmak
Peers can influence your choices
Akranlar seçimlerinizi etkileyebilir
etki
bir kişi veya şeyin diğeri üzerinde bıraktığı sonuç
She has a good influence on him
Onun üzerinde iyi bir etkisi var
etki
başkalarının kararlarını veya davranışlarını etkileme yeteneği
She has a lot of influence over him
Onun üzerinde çok fazla etkisi var
bu akşam
Sahnedegünün akşamı ve gecesi
What are you doing tonight
Bu akşam ne yapıyorsun
bu gece
bugünün gecesi
I will go home tonight
Bu gece eve gideceğim
önemsemek
birine veya bir şeye değer vermek ya da onun için endişelenmek
I care about my friends
Arkadaşlarımı önemsiyorum
yol
Sahnedebir şeyin hareket ettiği hat
The train is on the track
Tren rayın üzerinde
takip
bir şey hakkında bilgi sahibi olma durumu
I need to keep track of my expenses
Harcamalarımı takip etmem gerekiyor
avantaj
başarıya ulaşmaya yardımcı olan özel bir imkan
He has the inside track for the job
O bu iş için öncelikli konuma sahip
parça
bir albümde yer alan kayıtlı müzik eseri
This is my favorite track on the album
Bu albümdeki en sevdiğim parça
en azından
bir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en az
belirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
hata
Sahnedeyanlış bir şeyin sorumluluğu
It was my fault
Benim hatamdı
fay
yer kabuğundaki büyük kırık
There is a fault line under this city
Bu şehrin altında bir fay hattı var
kusur
bir kişinin karakterindeki kötü veya zayıf özellik
Everyone has a personal fault
Herkesin kişisel bir kusuru vardır
iyileştirmek
Sahnedebir hastalığı veya sorunu ortadan kaldırmak
The medicine cured her
İlaç onu iyileştirdi
iyileştirmek
hasta birini sağlıklı hale getirmek
The doctor cured the patient
Doktor hastayı iyileştirdi
tuzlayarak saklamak
gıdayı tuz veya dumanla korumak
They cure the meat with salt
Eti tuzlayarak saklarlar
çare
sağlığı geri kazandıran şey
They found a cure for the flu
Gribe bir çare buldular
sıfırlamak
Sahnedebir şeyi başlangıç durumuna getirmek
I need to reset my password
Şifremi sıfırlamam gerekiyor
sıfırlamak
bir şeyi yeniden ayarlamak veya başlangıç durumuna getirmek
You should reset your password
Şifrenizi sıfırlamalısınız
zihin
Sahnedekişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
rahatsız olmak
Sahnedebir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
dikkat etmek
bir şeye odaklanmak veya özen göstermek
Please mind your step on the stairs
Lütfen merdivenlerde adımına dikkat et
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
yosun
Sahnedesuda yaşayan çiçeksiz basit bitki
Algae grow in the pond
Gölette yosun yetişir
alg
Sahnedesuda büyüyen basit bir bitki türü
There is green algae on the rocks
Kayaların üzerinde yeşil alg var
rağmen
Sahnedebir durumun etkisine rağmen
Despite the rain, we went for a walk
Yağmura rağmen yürüyüşe çıktık
neredeyse
Sahnedehemen hemen veya fiilen
It is practically finished
Neredeyse bitti
ima edilen
Sahnedeaçıkça söylenmeden anlaşılan
The meaning was implied
Anlam ima edilmişti
el bombası
Sahnedeelle atılan küçük bomba
The soldier threw a grenade
Asker bir el bombası attı
temsil etmek
Sahnedebiri adına hareket etmek veya konuşmak
The lawyer represents the client
Avukat müvekkili temsil ediyor
simgelemek
Sahnedebir şey için sembol veya işaret olmak
The dove represents peace
Güvercin barışı simgeler
affetmek
Sahnedebirinin hatası nedeniyle ona kızmayı bırakmak
Please forgive me
Lütfen beni affet
insanlar
Sahnedebir grup insan, özellikle aile veya arkadaşlar
My folks are coming to visit
Ailem ziyarete geliyor
aile
aile bireyleri
I am visiting my folks this weekend
Bu hafta sonu ailemi ziyarete gidiyorum
halk
sıradan insanların geleneksel kültürüyle ilgili
She likes to listen to folk music
O halk müziği dinlemeyi sever
insanlık
Sahnedetüm insanların bütünü
Humanity must protect the earth
İnsanlık dünyayı korumalı
insanlık
grup olarak tüm insanlar
The future of humanity is bright
İnsanlığın geleceği parlak
uzanmak
bir şeye doğru kolunu uzatmak
He reached out to touch the ball
Topa dokunmak için uzandı
ulaşmak
biriyle iletişime geçmeye çalışmak
I will reach out to him tomorrow
Ona yarın ulaşacağım
bakış açısı
Sahnedebir şeye bakış veya düşünüş tarzı
We have different perspectives on this issue
Bu konuda farklı bakış açılarımız var
tıbbi
Sahnedehastalık veya yaralanmanın tedavisi ile ilgili olan
She needs medical help
Tıbbi yardıma ihtiyacı var
adına
birinin temsilcisi olarak veya birinin çıkarı için
I am speaking on behalf of my friend
Arkadaşımın adına konuşuyorum
kompleks
Sahnedebir arada bulunan bina grubu
The sports complex is huge
Spor kompleksi çok büyük
kompleks
kişinin kendisi hakkında sahip olduğu fikir ve duygular bütünü
He has an inferiority complex
Onun aşağılık kompleksi var
karmaşık
çok parçalı ve anlaşılması zor olan
This is a complex problem
Bu karmaşık bir problem
miras
Sahnedebir ailenin veya ülkenin gelenekleri ve kültürü
We must protect our cultural heritage
Kültürel mirasımızı korumalıyız
kısaca görüşmek
biriyle kısa bir konuşma yapmak
I need to have a word with you
Seninle kısaca görüşmem gerekiyor
arama
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I am searching for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
derinlemesine
çok dikkatli ve detaylı olan
She gave him a searching look
Ona derinlemesine bir bakış attı
tüplü dalış
özel ekipmanla su altında yapılan spor
They went scuba diving in the sea
Denizde tüplü dalış yaptılar
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
bir davayı mahkemede incelemek
The court will try him
Mahkeme onu yargılayacak
hadi canım
Sahnedeşaşkınlık veya kızgınlık belirten ünlem
Jeez, that is expensive
Hadi canım, bu çok pahalı
konuşma
Sahnedefikir veya bilgilerin sözlü olarak paylaşılması
We had a long talk
Uzun bir konuşma yaptık
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşabilmek
konuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
konuşma
sözlü olarak ifade edilen düşünceler
The talk was very interesting
Konuşma çok ilginçti
ikna etmek
Sahnedebirini bir şeye inanmaya veya bir şeyi yapmaya razı etmek
I tried to convince him to come
Onu gelmeye ikna etmeye çalıştım
ikna etmek
birini bir şeyin doğruluğuna inandırmak
I convinced him to come
Onu gelmeye ikna ettim
aldatmaca
Sahnedeinsanları kandırmak veya yanıltmak amacıyla yapılan şey
He claimed the whole story was a humbug
Tüm hikayenin bir aldatmaca olduğunu iddia etti
iletişim kurmak
Sahnedebilgi veya düşünceleri başkalarıyla paylaşmak
They communicate by email
E-posta yoluyla iletişim kuruyorlar
iletmek
birine bilgi aktarmak
Please communicate your plans clearly
Lütfen planlarınızı açıkça iletin
iletişim kurmak
başkalarıyla fikir veya bilgi alışverişinde bulunmak
People communicate using language
İnsanlar dil kullanarak iletişim kurar
yeniden düşünmek
Sahnedebir şeyi tekrar değerlendirmek
I need to rethink my plan
Planımı yeniden düşünmem gerekiyor