

Arrow — Season 4 Episode 11
Kelimeler ve anlamları
771 kelime
Seviye
mümkün
Sahnedeyapılabilen veya gerçekleşebilen durum
It is possible to finish the work today
İşi bugün bitirmek mümkün
aday
seçilme ihtimali olan kişi
She is a possible for the role
O bu rol için bir aday
alt etmek
Sahnedebirini veya bir şeyi yenmek ya da etkisiz hale getirmek
The boxer took down his opponent
Boksör rakibini alt etti
sökmek
bir yapıyı parçalarına ayırmak ya da duvardan bir şeyi indirmek
They will take down the tent
Çadırı sökecekler
yazmak
bilgiyi kağıda kaydederek not almak
Please take down his phone number
Lütfen onun telefon numarasını yazın
mış gibi yapmak
Sahnedebir şey gerçek değilken gerçekmiş gibi davranmak
He pretended to be asleep
Uyuyormuş gibi yaptı
mış gibi yapmak
bir şey gerçekmiş gibi davranmak
The kids pretend to be superheroes
Çocuklar süper kahramanmış gibi yapıyor
rol yapmak
gerçek olmayan bir durumu doğruymuş gibi davranmak
The children like to pretend they are pirates
Çocuklar korsanmış gibi davranmayı severler
taklit etmek
bir şeyin gerçek olmadığını bilerek öyleymiş gibi yapmak
The child likes to pretend he is a superhero
Çocuk kahramanmış gibi yapmayı sever
en kötü senaryo
Sahnedeolabilecek en kötü durum
In a worst case scenario we might lose everything
En kötü senaryoda her şeyi kaybedebiliriz
senaryo
olası olaylar dizisi
Let's think about every scenario
Her senaryoyu düşünelim
en kötü ihtimal
olabilecek en kötü durum
In the worst case scenario, we stay home
En kötü ihtimalle evde kalırız
her kim
Sahnedekim olduğu fark etmeksizin herhangi bir kişi
Whoever arrives first wins
İlk gelen her kimse kazanır
her kim
kim olursa olsun o kişi
Whoever knows the answer should raise their hand
Cevabı bilen her kimse elini kaldırmalı
hızlı
Sahnedekısa sürede gerçekleşen veya yapılan
She gave a quick answer
Hızlı bir cevap verdi
tırnak eti
tırnakların altındaki hassas deri dokusu
He cut his nail too short and reached the quick
Tırnağını çok kısa kesti ve tırnak etine ulaştı
kavrayışlı
bir şeyleri hızlı düşünebilen veya anlayabilen
She has a quick mind
O hızlı kavrayan bir zihne sahip
orta
Sahnedemerkezdeki nokta veya bölüm
He is in the middle of the room
Odanın ortasında
hap
Sahnedeküçük ve katı ilaç parçası
I take a pill every morning
Her sabah bir hap alırım
çekilmez kişi
can sıkıcı veya zor biri
He is such a pill
O çok çekilmez biridir
tüylenmek
kumaş yüzeyinde küçük topçuklar oluşması
This sweater tends to pill
Bu kazak tüylenmeye meyilli
hap
yutulması gereken küçük yuvarlak ilaç
Take one pill before you sleep
Uyumadan önce bir hap al
ancak
Sahnedebir durumu belirtirken karşıtlık bildirmek için kullanılır
I would go except I am tired
Giderdim ancak yorgunum
hariç
dahil etmemek
Everyone except Tom came
Tom hariç herkes geldi
hariç
bir şeyi dahil etmeden
Everyone came except him
O hariç herkes geldi
hariç
bir durumun veya kişinin dışında bırakıldığını belirtmek için kullanılır
Everyone came, except you
Sen hariç herkes geldi
biliyordu
Sahnedebir durumu kavramış olmak
He knew the truth
Gerçeği biliyordu
biliyordu
bir konuda bilgi sahibi olmak
I knew the answer
Cevabı biliyordum
karar
Sahnededüşünerek yapılan seçim
It was a difficult decision
Zor bir karardı
karar
iki veya daha fazla olasılık arasından seçim yapma eylemi
He made a difficult decision
Zor bir karar verdi
bir kere
Sahnedebir sebep veya örnek belirtirken kullanılır
For one thing it is too expensive
Bir kere bu çok pahalı
tehlike
Sahnedezarar verebilecek şey
Smoking is a health hazard
Sigara içmek bir sağlık tehlikesidir
riske atmak
bir risk içeren bir şey yapmak
He did not want to hazard his life
Hayatını riske atmak istemedi
dörtlü
araçlarda diğer sürücüleri uyarmak için kullanılan yanıp sönen ışık
Turn on your hazards if you have a problem
Bir sorunun varsa dörtlülerini yak
hayatta
Sahnedeyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
canlı
hayatı ve deneyimleri olan
She is happy to be alive
O hayatta olduğu için mutlu
halüsinasyon
Sahnedegerçekte olmayan bir şeyi görme veya duyma durumu
He had a hallucination
Bir halüsinasyon gördü
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
kavga
Sahnedeiki kişi arasındaki fiziksel veya sözlü çatışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
tarz
bir şeyi yapma veya ifade etme biçimi
Her fight is very unique
Onun tarzı çok özgün
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
mücadele etmek
bir şeyi durdurmak veya engellemek için çok çabalamak
We must fight the disease
Hastalıkla mücadele etmeliyiz
tartışmak
biriyle öfkeli bir anlaşmazlık yaşamak
They often fight about money
Para konusunda sık sık tartışırlar
kavga
insanlar arasındaki öfkeli anlaşmazlık
I heard a fight in the street
Sokakta bir kavga duydum
savaşmak
bir kavgada veya savaşta yer almak
Soldiers fight to protect their country
Askerler ülkelerini korumak için savaşırlar
mücadele etmek
resmi bir yarışmaya veya kampanyaya katılmak
They will fight for the title
Unvan için mücadele edecekler
çabalamak
zor bir şeyi yapmak için büyük gayret göstermek
She had to fight to finish her work
İşi bitirmek için çabalaması gerekti
karşı koymak
bir şeyi durdurmak veya değiştirmek için çok uğraşmak
We must fight against climate change
İklim değişikliğine karşı koymalıyız
tavan arası
Sahnedeçatının altındaki üst oda veya alan
We store old boxes in the loft
Eski kutuları tavan arasında saklıyoruz
işaret
Sahnedebilgi veren bir işaret veya ses
The red light is a signal to stop
Kırmızı ışık durmak için bir işarettir
sinyal
Sahnederadyo veya elektrik aracılığıyla gönderilen mesaj
I cannot get a signal here
Burada sinyal alamıyorum
sinyal
birine gönderilen mesaj veya işaret
He sent a signal for help
Yardım için bir sinyal gönderdi
işaret etmek
birine mesaj veya belirti göndermek
She signaled me to come here
Bana buraya gelmem için işaret etti
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
demek istemek
konuşurken bir şeyi açıklamak için kullanılan ifade
I mean to say that we are late
Geç kaldığımızı demek istiyorum
müthiş
çok iyi veya yetenekli
She plays a mean tennis match
O müthiş bir tenis maçı çıkarıyor
yani
konuşurken duraksamak veya açıklık getirmek için kullanılan söz
I mean it is not raining today
Yani bugün yağmur yağmıyor
anlamına gelmek
bir şeyin ne olduğunu belirtmek
A red light means stop
Kırmızı ışık dur anlamına gelir
yöntem
bir işi yapmanın yolu
They used a simple mean to fix it
Bunu düzeltmek için basit bir yöntem kullandılar
temsil etmek
bir fikri ifade etmek veya göstermek
The flag means our country
Bayrak ülkemizi temsil eder
endişeli
Sahnedehuzursuz veya kaygılı hissetmek
I am worried about the exam
Sınav hakkında endişeliyim
flört etmek
SahnedeRomantik amaçla biriyle vakit geçirmek
He is dating a new girl
Yeni bir kızla flört ediyor
tarihleme
Eski nesnelerin yaşını belirleme yöntemi
Carbon dating is used for fossils
Karbon tarihleme fosiller için kullanılır
dışarı
Sahnedebir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
nedeniyle
Sahnedebir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
dışında tutmak
birini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
yok etmek
Sahnedebir şeyi tamir edilemeyecek kadar ağır hasara uğratmak
The storm destroyed the village
Fırtına köyü yok etti
ezip geçmek
bir oyunda veya yarışmada birini çok kolay bir şekilde yenmek
We destroyed the other team in the game
Oyunda diğer takımı ezip geçtik
yok etmek
bir şeyi tekrar kullanılamayacak hale getirmek
The storm destroyed the old house
Fırtına eski evi yok etti
öldürmek
bir canlının yaşamına son vermek
They had to destroy the sick dog
Hasta köpeği öldürmek zorunda kaldılar
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
teşekkür ederim
Sahnedeminnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
varmak
belirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
zihninde belirmek
aniden zihnine girmek
The thought came to him
Düşünce zihninde belirdi
kendine gelmek
baygınlıktan sonra tekrar bilincini kazanmak
He came to after the accident
Kazadan sonra kendine geldi
pişman
Sahnedeyapılan veya yapılmayan bir şeyden dolayı üzgün hissetme durumu
He felt regretful about his decision
Kararından dolayı pişmanlık duyuyordu
terörist
Sahnedesiyasi hedefler için şiddet kullanan kişi
The police arrested the terrorist
Polis teröristi tutukladı
terörist
siyasi amaçlar doğrultusunda şiddete başvuran kimse
He was labeled as a terrorist
O, bir terörist olarak damgalandı
ağız
Sahnedeyemek yemek ve konuşmak için kullanılan yüzdeki açıklık
Open your mouth
Ağzını aç
sessizce söylemek
ses çıkarmadan dudaklarını hareket ettirmek
She mouthed the words
Kelimeleri sessizce söyledi
doyurulacak ağız
beslenmesi gereken kişi
We have another mouth to feed.
Doyurmamız gereken bir ağız daha var.
ilçe
Sahnedebir şehrin veya ülkenin bir bölümü
He lives in this district
O bu ilçede yaşıyor
önünde
Sahnedebir şeyin veya birinin ön kısmında bulunan
The car is in front of the house
Araba evin önünde
önünde
birinin veya bir şeyin ilerisindeki konum
She is standing in front of the door
O kapının önünde duruyor
seçim
Sahnedebir şeyi seçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçkin
çok iyi kalitede olan
We were served choice wine
Bize seçkin bir şarap ikram edildi
seçim
birinin en çok tercih ettiği şey
This blue dress is my choice
Bu mavi elbise benim seçimim
ek
Sahnedeeklenmiş veya fazladan olan
Do you need additional time?
Ek süreye ihtiyacınız var mı?
yaşamını sürdürmek
Sahnedeyaşamaya devam etmek
Plants cannot survive without water
Bitkiler susuz yaşayamaz
hayatta kalmak
tehlikeli bir olaydan sonra sağ kurtulmak
He survived the accident
Kazadan hayatta kaldı
hayatta kalmak
başka biri öldükten sonra yaşamaya devam etmek
He survived his wife by ten years
Eşinden on yıl daha fazla yaşadı
hayatta kalmak
zor bir durumdan sonra var olmaya devam etmek
They survived the earthquake
Depremden sağ kurtuldular
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
oluşturmak
Sahnedeyeni bir şey yapmak veya var etmek
I want to create a new account
Yeni bir hesap oluşturmak istiyorum
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
sohbet etmek
biriyle keyifli bir şekilde konuşmak
We like to talk to our friends
Arkadaşlarımızla sohbet etmeyi severiz
başarmak
Sahnedebir şeyi başarıyla tamamlamak
I want to accomplish my goals
Hedeflerimi başarmak istiyorum
bağlantı
Sahnedeinsanlar veya şeyler arasındaki ilişki
there is a strong association between smoking and illness
sigara içmek ve hastalık arasında güçlü bir bağlantı var
dernek
ortak bir ilgi alanı olan kişilerin kurduğu organizasyon
He joined the tennis association
Tenis derneğine katıldı
dernek
ortak çıkarı olan insanlar grubu
she is a member of a local hiking association
o yerel bir yürüyüş derneğinin üyesidir
yarar
Sahnedebir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
istismar etmek
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me for his benefit
Kendi çıkarı için beni istismar etti
kullanmak
bir şeyi işleme koymak
Use your brain to solve this
Bunu çözmek için beynini kullan
küfür etmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Do not use bad words here
Burada kötü kelimeler kullanma
yararlanmak
bir şeyden fayda sağlamak
You can use these tools for work
İş için bu araçlardan yararlanabilirsin
gerekçe göstermek
bir durum için geçerli bir sebep sunmak
She used the rain as a reason for being late
Yağmuru geç kalmak için gerekçe gösterdi
kötüye kullanmak
bir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He misused his power
Yetkisini kötüye kullandı
blackjack
Sahnede21'e ulaşmaya çalışılan bir kumarhane kart oyunu
He likes to play blackjack
Blackjack oynamayı sever
ortaya çıkarmak
Sahnedebir şeyi görünür veya bilinir hale getirmek
The report will expose the truth
Haber bülteni gerçeği ortaya çıkaracak
açıkta bırakmak
bir şeyi örtüsüz veya korumasız bırakmak
Do not expose your skin to the sun
Cildini güneşte açıkta bırakma
kanmak
Sahnedeyanlış bir şeye inanmaya kandırılmak
I fell for the trick
Tuzağa kandım
aşık olmak
birini sevmeye başlamak
He fell for her instantly
Ona anında aşık oldu
çubuklar
Sahnedeuzun ve ince tahta parçası
He picked up two sticks
O iki çubuk topladı
taşra
uzak ve kırsal bir yer
They live way out in the sticks
Onlar çok uzakta taşrada yaşıyorlar
sopa
uzun ince tahta parçası
He picked up a stick
O yerden bir sopa aldı
heh
Sahnedegülmeyi temsil eden bir ses
Heh, you are right
Heh, haklısın
afyon
Sahnedehaşhaş bitkisinden elde edilen güçlü bir uyuşturucu
Opium is made from poppies
Afyon haşhaş bitkisinden yapılır
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
daha büyük
Sahnedeboyut olarak daha geniş veya hacimli
I need a bigger box
Daha büyük bir kutuya ihtiyacım var
daha büyük
boyutu büyük olan
This house is bigger than mine
Bu ev benimkinden daha büyük
daha büyük
daha geniş veya kapsamlı bir ölçüde
The issue is much bigger than we expected
Sorun beklediğimizden çok daha büyük
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
el koymak
Sahnedebir şeye resmi yollarla el koymak
The teacher confiscated the phone
Öğretmen telefona el koydu
el koymak
bir şeye resmi olarak el koymak
The teacher confiscated the phone
Öğretmen telefona el koydu
el koymak
bir kuralı uygulamak veya ceza olarak birinin eşyasını almak
The teacher confiscated the phone
Öğretmen telefona el koydu
neredeyse
Sahnedetamamen değil ama çok yakın
It is nearly time to go
Neredeyse gitme vakti
daha kötü
Sahnededaha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
daha kötü
daha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü
hasar
Sahnedebir şeyin değerini veya kullanışlılığını azaltan fiziksel zarar
The storm caused a lot of damage
Fırtına çok fazla hasara yol açtı
hesap
ödenmesi gereken para miktarı
How much is the damage for the meal
Yemeğin hesabı ne kadar
akşam
Sahnedeöğleden sonra ile gece arasındaki süre
The evening is cool
Akşam serindir
akşam
günün güneş battıktan sonraki bölümü
I like the cool evening air
Akşam serinliğini severim
okulda kalma cezası
Sahnedeöğrencinin derslerden sonra okulda kalması şeklinde verilen ceza
The teacher gave him detention
Öğretmen ona okulda kalma cezası verdi
gözaltı
birini bir yerde tutma ve çıkmasına izin vermeme eylemi
The police held him in detention
Polis onu gözaltında tuttu
uğraşmak
Sahnedebirine şaka yapmak veya onu rahatsız etmek
Do not mess with my little brother
Küçük kardeşimle uğraşma
uğraşmak
birine kasten sorun çıkarmak
Don't mess with me
Benimle uğraşma
saymak
Sahnedebir şeyi belli bir şekilde görmek veya kabul etmek
I consider him a friend
Onu bir arkadaşım olarak görüyorum
düşünmek
bir konu üzerinde dikkatlice düşünmek
I will consider your offer
Teklifinizi düşüneceğim
dikkate almak
bir karar verirken belirli bir durumu düşünmek
You should consider the cost before buying it
Satın almadan önce maliyeti dikkate almalısın
talep
Sahnedebir şeyi isteme eylemi
I sent a request for more information
Daha fazla bilgi için bir talep gönderdim
talep etmek
bir şeyi veya birinden bir şey yapmasını istemek
I requested a copy of the report
Raporun bir kopyasını talep ettim
rica etmek
birinden bir şey yapmasını istemek
You should request more time
Daha fazla zaman rica etmelisin
istek
bir şeyin yapılması için yapılan başvuru
This was a simple request
Bu basit bir istekti
açık
Sahnedekapalı veya engellenmiş olmayan
The window is open
Pencere açık
açık fikirli
yeni bir şeyi değerlendirmeye hazır
I am open to suggestions
Önerilere açığım
açık
kapalı olmayan
The store is open now
Mağaza şimdi açık
açmak
kapalı veya engelli olan bir şeyi erişilebilir hale getirmek
Please open the door
Lütfen kapıyı aç
iletişim
Sahnedebiriyle irtibat kurma eylemi
Please contact me soon
Lütfen benimle yakında iletişime geçin
kontakt lens
Sahnedegörmeyi iyileştirmek için göze takılan ince mercek
I wear contact lenses every day
Her gün kontakt lens takıyorum
kontak yapıştırıcı
basıldığında yapışacak şekilde tasarlanan
Use contact adhesive for the edges
Kenarlar için kontak yapıştırıcı kullanın
temas
birine veya bir şeye dokunma eylemi
Avoid direct contact with the skin
Ciltle doğrudan temastan kaçının
uzun zaman
Sahnedeçok uzun bir süre
It took ages to finish the work
İşi bitirmek çok uzun zaman aldı
çağlar
belirli özelliklerle karakterize edilen zaman dilimleri
Different ages had different rules
Farklı çağların farklı kuralları vardı
yaşlar
birinin yaşadığı yıl sayısı
Please list the ages of all the children
Lütfen tüm çocukların yaşlarını listeleyin
yaşlar
bir insanın ömründeki büyüme evreleri
People pass through different ages as they grow
İnsanlar büyürken farklı yaşlardan geçerler
hayati
Sahnedeson derece önemli veya gerekli
Water is vital for life
Su yaşam için hayatidir
artık
Sahnedekullanıldıktan veya tüketildikten sonra geri kalan
We ate leftover pizza for lunch
Öğle yemeğinde artan pizzayı yedik
yemek artığı
bir öğünden sonra geriye kalan yiyecek
I ate the leftovers for lunch
Öğle yemeği için artan yemekleri yedim
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı belirten bir ifade
Damn it, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
lanet olsun
hayal kırıklığı veya öfke belirtmek için kullanılan bir ünlem
Damn it I missed the bus
Lanet olsun otobüsü kaçırdım
başlamak
Sahnedebir şeye başlamak
Let's begin the lesson
Hadi derse başlayalım
sus
Sahnedekonuşmayı bırakmak veya birini susturmak
Please shut up
Lütfen sus
susturmak
birinin konuşmayı bırakmasını sağlamak
Just shut up and listen
Sadece sus ve dinle
susmak
konuşmayı kesmek veya birine sessiz kalmasını söylemek
Please shut up while I am working
Çalışırken lütfen sus
susmak
konuşmayı bırakmak
Please shut up and listen
Lütfen sus ve beni dinle
tamamen
Sahnedebütünüyle veya tamamen
I entirely agree with you
Sana tamamen katılıyorum
diz
Sahnedeuyluk ile alt bacak arasındaki eklem
My knee hurts
Dizim ağrıyor
diz atmak
birine dizle vurmak
He tried to knee the opponent
Rakibine diz atmaya çalıştı
iltifat etmek
Sahnedebirine güzel sözler söylemek
She flattered him with her words
Sözleriyle ona iltifat etti
yağ çekmek
birini mutlu etmek için aşırı övmek
He flattered the manager to get the job
İşi almak için müdüre yağ çekti
pohpohlamak
birinden çıkar sağlamak için aşırı derecede övgüde bulunmak
He tries to flatter his boss for a promotion
Terfi almak için patronunu pohpohlamaya çalışıyor
tabur
Sahnedeordu içindeki askerlerden oluşan büyük bir birlik
The battalion was sent to the front line
Tabur ön cepheye gönderildi
faydalı
Sahnedeyararlı olan veya yardımı dokunan
This map is very useful
Bu harita çok faydalı
boyun
Sahnedebaşı gövdeye bağlayan vücut bölümü
She wore a scarf around her neck
Boynuna bir atkı taktı
kıstak
iki geniş kara parçasını birleştiren dar alan
The village lies on a narrow neck of land
Köy dar bir kara parçası üzerinde bulunuyor
öpüşüp koklaşmak
romantik bir şekilde öpüşüp kucaklaşmak
They were necking in the park
Parkta öpüşüp koklaşıyorlardı
baskı
birinin sizi sürekli izlemesi veya zorlaması durumu
My boss is breathing down my neck
Patronum tepemde dikiliyor
aynı
Sahnedefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
en sevilen
Sahnedediğerlerinden daha çok sevilen
Blue is my favorite color
Mavi benim en sevdiğim renktir
katil
Sahnedebaşka birini öldüren kişi
The police caught the murderer
Polis katili yakaladı
bakmak
Sahnedegörmek için gözlerini bir şeye çevirmek
She is looking at the stars
Yıldızlara bakıyor
görünmek
bir durumun izlenimini vermek
You are looking happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
incelemek
bir şeyi dikkatlice gözden geçirmek
I am looking into the evidence
Kanıtları inceliyorum
arama
bir şeyi bulmaya çalışma
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
omurilik
Sahnedeomurganın içindeki sinir demeti
The spinal cord sends signals to the brain
Omurilik beyne sinyaller gönderir
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
arkadaşlar
Sahnedeyakın arkadaşlar
We are best buddies
Biz en yakın arkadaşlarız