

Arrow — Season 4 Episode 15
Kelimeler ve anlamları
632 kelime
Seviye
devriye gezmek
Sahnedebir bölgeyi güvenli tutmak için denetlemek
The police patrol the neighborhood
Polis mahallede devriye geziyor
devriye
bir alanı korumak için dolaşan güvenlik ekibi
The police patrol walked down the street
Polis devriyesi caddede yürüdü
küçük
Sahnedeboyutu büyük olmayan
This is a small cat
Bu küçük bir kedi
harika
Sahnedehayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
inanılmaz
büyük bir şaşkınlık veya hayranlık yaratan
It was an amazing sight
İnanılmaz bir manzaraydı
harika
çok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
getirmek
bir şeyi birine teslim etmek
Bring the book to me
Kitabı bana getir
canı gönülden
Sahnedebir işe tüm çaba ve özeni göstermek
He put his heart and soul into this project
O bu projeye canı gönülden çalıştı
temiz
Sahnedekir veya leke barındırmayan
Please put on a clean shirt
Lütfen temiz bir gömlek giy
tamamen
bütünüyle veya tamamen
I clean forgot the date
Tarihi tamamen unuttum
temiz
yasadışı veya dürüst olmayan işlere karışmamış
He has a clean record
Onun sicili temiz
adil
hile yapmadan kurallara uygun
They played a clean game
Adil bir oyun oynadılar
hikaye
Sahnedeolayların anlatımı
I read a long story
Uzun bir hikaye okudum
kat
bir binanın seviyesi veya katı
The house has two stories
Evin iki katı var
durum
belirli bir durum veya olaylar dizisi
That is a different story
Bu farklı bir durum
televizyon
Sahnedeprogram izlemeye yarayan cihaz veya sistem
I watch television every evening
Her akşam televizyon izlerim
televizyon
programları izlemek için kullanılan alet veya sistem
I am watching television
Televizyon izliyorum
televizyon
programları izlememizi sağlayan cihaz
I am watching television
Televizyon izliyorum
televizyon
hareketli görüntü ve sesin iletilip alınmasını sağlayan sistem
I watch the news on television
Haberleri televizyondan izliyorum
aksiyon figürü
Sahnedebir karakterin oyuncak modeli
He plays with his action figure
Aksiyon figürüyle oynuyor
kampanya
Sahnedebelirli bir hedefi gerçekleştirmek için yapılan planlı çalışmalar
The company launched a new ad campaign
Şirket yeni bir reklam kampanyası başlattı
kampanya
bir amaca ulaşmak için yürütülen organize çalışmalar
The politician started his campaign
Politikacı kampanyasına başladı
kampanya
rol yapma oyunlarındaki birbiriyle bağlantılı maceralar dizisi
We started a new campaign in our game
Oyunumuzda yeni bir kampanyaya başladık
kampanya
bir amaca ulaşmak için planlanmış etkinlikler bütünü
The company started a new advertising campaign
Şirket yeni bir reklam kampanyası başlattı
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere bırakmak
Lay the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
öpmek
birine sevgi göstergesi olarak dudaklarıyla dokunmak
He leaned in to lay her
Onu öpmek için öne eğildi
cinsel ilişki
cinsel birleşme için kullanılan gayriresmi terim
He bragged about his last lay
Son cinsel ilişkisiyle övündü
örtüsünü kaldırmak
bir şeyin üzerindeki örtüyü alıp açığa çıkarmak
He helped to lay the truth bare
Gerçeğin örtüsünü kaldırmaya yardım etti
mümkün
Sahnedeyapılabilen veya gerçekleşebilen durum
It is possible to finish the work today
İşi bugün bitirmek mümkün
aday
seçilme ihtimali olan kişi
She is a possible for the role
O bu rol için bir aday
doğum lekesi
Sahnededoğumdan beri ciltte bulunan leke
She has a birthmark on her arm
Kolunda bir doğum lekesi var
kaynak
Sahnedebir şeyin çıktığı veya başladığı yer veya şey
The sun is the source of energy
Güneş enerji kaynağıdır
temin etmek
bir yerden veya kişiden bir şey elde etmek
We source materials from this factory
Malzemeleri bu fabrikadan temin ediyoruz
mücadele
Sahnedetoplumsal bir amaca ulaşmak için verilen kararlı uğraş
They started a crusade against corruption
Yolsuzluğa karşı bir mücadele başlattılar
haçlı seferi
Orta Çağ'da yapılan dinî savaş
The first crusade began in 1096
Birinci haçlı seferi 1096 yılında başladı
hayal kırıklığına uğratmak
Sahnedebirinin umduğunu yapmayarak onu üzmek
I do not want to disappoint you
Seni hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
hazır
Sahnedehazırlanmış durumda olan
I am ready to go
Gitmeye hazırım
güven verme
Sahnedebirinin endişelerini gidermek için söylenen rahatlatıcı sözler
She needed some reassurance
Biraz güvene ihtiyacı vardı
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
durdurmak
bir süreci veya çalışmayı sona erdirmek
The company killed the project
Şirket projeyi durdurdu
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
katılım
Sahnedebir işe veya sürece dahil olma durumu
Her involvement in the project was crucial
Projeye katılımı çok önemliydi
sinyal
Sahnederadyo veya elektrik aracılığıyla gönderilen mesaj
I cannot get a signal here
Burada sinyal alamıyorum
işaret
bilgi veren bir işaret veya ses
The red light is a signal to stop
Kırmızı ışık durmak için bir işarettir
sinyal
birine gönderilen mesaj veya işaret
He sent a signal for help
Yardım için bir sinyal gönderdi
işaret etmek
birine mesaj veya belirti göndermek
She signaled me to come here
Bana buraya gelmem için işaret etti
teşekkür ederim
Sahnedeminnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
ilgi odağı
Sahnedebir kişinin üzerine çekilen yoğun dikkat
She enjoys being in the spotlight
İlgi odağı olmaktan hoşlanıyor
spot ışığı
belirli bir kişiyi veya yeri aydınlatan güçlü ışık demeti
The actor stood in the spotlight
Oyuncu spot ışığının altında durdu
sahne ışığı
bir sanatçının veya konuşmacının üzerine odaklanan güçlü ışık
The spotlight focused on the singer
Sahne ışığı şarkıcıya odaklandı
ilgi odağı
halkın dikkatinin odak noktası
The scandal put him in the spotlight
Skandal onu ilgi odağı haline getirdi
tamamen
Sahnedeeksiksiz ve detaylı bir şekilde
Wash your hands thoroughly
Ellerinizi iyice yıkayın
icat etmek
Sahnedeyeni bir şey tasarlamak veya yapmak
Who invented the telephone?
Telefonu kim icat etti?
kontrol altında
Sahnedebir şeyi yönetebilmek veya kontrol edebilmek
The situation is under control
Durum kontrol altında
kontrol altında
yönetilen veya düzenli bir durumda olma
The situation is under control
Durum kontrol altında
ortak
Sahnedeiş veya etkinlikte birlikte çalışılan kimse
He is my business partner
O benim iş ortağım
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki içinde olduğunuz kimse
She lives with her partner
O hayat arkadaşıyla yaşıyor
ortak
birlikte bir şey yaptığınız kişi
She is my business partner
O benim iş ortağım
dahil etme
Sahnedebirini veya bir şeyi bütüne katma eylemi
The inclusion of new members is important
Yeni üyelerin dahil edilmesi önemlidir
yenmek
Sahnedebirini veya bir şeyi mağlup etmek
They beat the champion
Şampiyonu yendiler
devriye bölgesi
bir polisin veya görevlinin düzenli olarak dolaştığı bölge
The officer walked his beat every evening
Memur her akşam devriye bölgesinde yürürdü
çırpmak
malzemeleri bir aletle karıştırmak
Beat the eggs before cooking
Pişirmeden önce yumurtaları çırpın
bitkin
çok yorgun ve halsiz hissetme
I am beat after working all day
Bütün gün çalıştıktan sonra bitkinim
erken varmak
bir yere bir başkasından daha önce ulaşmak
I will try to beat you to the station
İstasyona senden önce varmaya çalışacağım
daha iyi olmak
bir şeyden daha arzu edilir veya tercih edilebilir olmak
Nothing beats a cold drink on a hot day
Sıcak bir günde soğuk bir içecekten daha iyisi yoktur
bitkin
çok yorgun
I am completely beat after work
İşten sonra tamamen bitkinim
ayrılmak
bir yerden gitmek
Let us beat it before it starts raining
Yağmur başlamadan önce hadi ayrılalım
ritim
düzenli tekrarlanan ses veya hareket
I like the beat of this song
Bu şarkının ritmini seviyorum
yerleştirilebilir
Sahnedevücut içine yerleştirilmeye uygun
This device is implantable
Bu cihaz vücuda yerleştirilebilir
implant
cerrahi müdahale ile vücuda yerleştirilen cihaz
The doctor checked the implantable
Doktor implantı kontrol etti
mantıklı olmak
Sahnedemakul veya anlaşılır olmak
This does not make sense
Bu mantıklı değil
mantıklı olmak
mantıklı veya anlaşılır olmak
What you are saying makes sense
Söylediklerin mantıklı
korkunç
Sahnedeçok kötü veya nahoş
The weather is horrible
Hava korkunç
aşırı
çok büyük bir derecede
There was a horrible amount of work
Dehşet verici miktarda iş vardı
berbat
çok kötü veya rahatsız edici
This is a horrible smell
Bu berbat bir koku
korkunç
çok kötü veya nahoş olan
The food was horrible
Yemek korkunçtu
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
görünmek
Sahnedebelli bir izlenim vermek
He appears to be tired
Yorgun görünüyor
belirmek
görünür hale gelmek veya görülmek
A ghost appeared in the room
Odada bir hayalet belirdi
rol almak
bir oyunda filmde veya gösteride yer almak
She will appear in the new movie
O yeni filmde rol alacak
iki kez
Sahnedeiki defa
I called him twice
Onu iki kez aradım
sonsuza kadar
Sahnedetüm zamanlar boyunca
I will love you forever
Seni sonsuza kadar seveceğim
sonsuza dek
çok uzun bir süre
I will remember this day forever
Bu günü sonsuza dek hatırlayacağım
belki
Sahnedebir şeyin doğru olabileceğini belirtmek için kullanılır
This is possibly the best way
Bu muhtemelen en iyi yol
ödemek
Sahnedebir şey için para vermek
I have to pay the bill
Faturayı ödemem gerekiyor
işe yaramak
iyi bir sonuç veya avantaj getirmek
Honesty will pay in the end
Dürüstlük sonunda işe yarayacak
göstermek
bir şeye dikkat veya saygı yöneltmek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
kazançlı olmak
zaman veya çaba harcamaya değmek
It pays to arrive on time
Zamanında gelmek kazançlıdır
ödemek
yapılan işin karşılığında para vermek
They pay the workers every week
İşçilere her hafta ödeme yaparlar
ücretli
yapılan iş karşılığında parası verilmiş
This is a paid position
Bu ücretli bir pozisyon
ücret
yapılan iş için verilen para
He received his pay yesterday
Ücretini dün aldı
dikkat etmek
birine veya bir şeye özen göstermek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
para kazanmak
yapılan iş karşılığında para elde etmek
This job pays well
Bu iş iyi para kazandırıyor
maaş
bir işte çalışmanın karşılığı olarak alınan para
My pay is deposited monthly
Maaşım her ay yatıyor
borcu ödemek
birine olan borcu geri vermek
I need to pay my credit card debt
Kredi kartı borcumu ödemem gerekiyor
cezasını çekmek
yapılan yanlışın kötü sonucunu yaşamak
You will pay for what you did
Yaptığının cezasını çekeceksin
maaş
iş karşılığında verilen para
I receive my pay every month
Maaşımı her ay alırım
ziyaret etmek
birini veya bir yeri görmeye gitmek
We will pay a visit to the museum
Müzeyi ziyaret edeceğiz
an
Sahnedeçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
şu an
şimdiki zaman dilimi
I am busy at the moment
Şu anda meşgulüm
doğruyu söylemek
Sahnedegerçek olanı ifade etmek
You must always tell the truth
Her zaman doğruyu söylemelisin
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
kısa süre
Sahnedebir etkinlik için hazırlanmaya çok az zaman kalması
They canceled the meeting at short notice
Toplantıyı çok kısa bir süre kala iptal ettiler
kısa süre
bir şeye hazırlanmak için çok az zamanın olduğu durum
They cancelled the meeting at short notice
Toplantıyı çok kısa bir süre kala iptal ettiler
ani bildirim
bir şeyin hemen yapılması için verilen uyarı
We received a short notice to leave
Ayrılmamız için ani bir bildirim aldık
kısa süre
bir olayın gerçekleşmesinden hemen önce kalan az zaman
He left at short notice
Çok kısa sürede ayrıldı
işaret
Sahnedeözel bir anlamı olan sembol
It is a sign of respect
Bu bir saygı işaretidir
işaret
bir anlamı olan vücut hareketi
He made a sign to be quiet
Sessiz olması için bir işaret yaptı
imza atmak
kabul ettiğini göstermek için bir belgeye ismini yazmak
Please sign the contract here
Lütfen sözleşmeyi buraya imzalayın
daha iyi durumda
Sahnededaha avantajlı veya mutlu bir halde olma
You would be better off taking the bus
Otobüse binmen daha iyi olur
oralarda bir yerlerde
Sahnededünyada veya bir yerde mevcut olan
There are many opportunities out there
Oralarda bir yerlerde birçok fırsat var
sıra dışı
tuhaf veya alışılmadık
His ideas are a bit out there
Fikirleri biraz sıra dışı
piyasada
halkın erişimine açık veya mevcut olan
Many good job offers are out there
Piyasada birçok iyi iş teklifi var
önermek
Sahnedebir fikri değerlendirilmesi için sunmak
I suggest we go home
Eve gitmemizi öneririm
işaret etmek
bir şeyi göstermek veya ima etmek
The evidence suggests he is guilty
Kanıtlar onun suçlu olduğunu gösteriyor
dışarı
Sahnedebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
dışarı çıkarmak
Sahnedebir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
açığa çıkarmak
Sahnedegizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
tamamlamak
bir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
uğraşmak
Sahnedebir şey için zaman ve çaba harcamak
She is working on her painting
O resim üzerinde uğraşıyor
etkilemek
birinin üzerinde etkili olmak
The medicine is starting to work on him
İlaç onun üzerinde etkisini göstermeye başladı
bir görevde bulunmak
bir işte çalışmak
She works on the council
O konseyde çalışıyor
üzerinde durmak
bir sorunu çözmeye veya halletmeye çalışmak
I need to work on this problem
Bu problem üzerinde durmam gerekiyor
evde
Sahnedeyaşadığı yerde olmak
He is at home
O evde
evinde gibi
bir yerde mutlu ve rahat hissetmek
I feel at home here
Burada kendimi evimde gibi hissediyorum
bağlantı
Sahnedeiki şey arasındaki ilişki
There is a connection between the two events
İki olay arasında bir bağlantı var
bağlantı
size yardımcı olabilecek tanıdığınız kişi
He used his connection to get the job
İşi almak için bağlantısını kullandı
kelimeler
Sahnedekonuşma veya yazının yapı taşları olan birimler
Please write three words on the paper
Lütfen kağıda üç kelime yazın
sözler
birinin söylediği şeyler
Please listen to my words
Lütfen sözlerimi dinle
tam
Sahnedeher şeyi kapsayan
It was a total failure
Tam bir başarısızlıktı
tamamen
bütünüyle bir şekilde
I totally agree with you
Sana tamamen katılıyorum
pert etmek
bir araca onarılamayacak kadar hasar vermek
He totaled his car
Arabasını pert etti
toplam
bütün miktar veya sayı
The total is fifty
Toplam elli ediyor
çok daha kötü
Sahnedeçok daha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is a lot worse today
Hava bugün çok daha kötü
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
serbest bırakmak
tutulan veya hapsedilen birini ya da bir şeyi salmak
They let the bird fly away
Kuşu serbest bıraktılar
biraz
Sahnedeaz miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
Sahnedebenzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
tür
belirli bir çeşit veya tip
This is a new kind of fruit
Bu yeni bir tür meyve
motorlu
Sahnedehareket etmek için bir motor kullanan
He uses a motorized wheelchair
Motorlu bir tekerlekli sandalye kullanıyor
cesur
Sahnedetehlike veya acı ile yüzleşmeye hazır
She is a brave girl
O cesur bir kız
göğüs germek
zor veya tehlikeli bir durumla korkusuzca yüzleşmek
She braved the heavy rain to go out
Dışarı çıkmak için şiddetli yağmura göğüs gerdi
şüphelenmek
Sahnedebirinin suçlu olduğunu veya bir şeyin yanlış olduğunu düşünmek
The police suspect him of the crime
Polis ondan şüpheleniyor
şüpheli
suç işlediğinden şüphelenilen kimse
The police caught the suspect
Polis şüpheliyi yakaladı
şüpheli
kötü veya dürüst olmadığı düşünülen
That behavior looks very suspect
Bu davranış çok şüpheli görünüyor
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
tam anlamıyla
Sahnedekelimesi kelimesine veya tam olarak
I literally read every word of the book
Kitabın her kelimesini tam anlamıyla okudum
gerçekten
gerçek bir şekilde
I am literally exhausted today
Bugün gerçekten çok yorgunum
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
saat
60 dakikalık zaman dilimi
I will be there in an hour
Bir saat içinde orada olacağım
sonunda
Sahnedeuzun bir süre sonra veya sonunda
He eventually found his keys
Sonunda anahtarlarını buldu
sonunda
uzun bir süre veya gecikmeden sonra
He eventually arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir süreden veya gecikmeden sonra
We eventually arrived home
Sonunda eve vardık
karşılaşma
Sahnedebiriyle beklenmedik şekilde karşılaşmak
I had a brief encounter with an old friend
Eski bir arkadaşımla kısa bir karşılaşmam oldu
karşılaşmak
beklenmedik bir şekilde biriyle veya bir durumla yüz yüze gelmek
I did not expect to encounter him there
Onunla orada karşılaşmayı beklemiyordum
karşılaşmak
beklenmedik bir durum veya olayla yüz yüze gelmek
I encountered many problems
Birçok sorunla karşılaştım
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
istismar etmek
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me for his benefit
Kendi çıkarı için beni istismar etti
kullanmak
bir şeyi işleme koymak
Use your brain to solve this
Bunu çözmek için beynini kullan
küfür etmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Do not use bad words here
Burada kötü kelimeler kullanma
yararlanmak
bir şeyden fayda sağlamak
You can use these tools for work
İş için bu araçlardan yararlanabilirsin
gerekçe göstermek
bir durum için geçerli bir sebep sunmak
She used the rain as a reason for being late
Yağmuru geç kalmak için gerekçe gösterdi
kötüye kullanmak
bir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He misused his power
Yetkisini kötüye kullandı
doğru
Sahnedehaklı veya gerçek olan
Your answer is correct
Cevabın doğru
düzeltmek
Sahnedebir şeyi doğru hale getirmek
Please correct my mistakes
Lütfen hatalarımı düzeltin
amacıyla
Sahnedebir şey yapmak hedefiyle
He worked hard in order to succeed
Başarmak amacıyla çok çalıştı
sıralı
nesnelerin veya olayların belirli bir dizilişte olması
Please put the files in order
Lütfen dosyaları sıraya koyun
uygun
bir durum için yerinde olan
A formal apology is in order
Resmi bir özür yerindedir
sıralı
düzenli veya doğru bir şekilde dizilmiş
The books are in order on the shelf
Kitaplar rafta sıralı
sinir bozucu
Sahnedehafif düzeyde rahatsızlık veren
These pesky flies are everywhere
Bu sinir bozucu sinekler her yerdeler
çocukluk
Sahnedeçocuk olduğu zamanlar
I had a happy childhood
Mutlu bir çocukluğum vardı
tanıdık gelmek
Sahnedebir şeyi hatırlatmak
That name strikes a bell
O isim bana tanıdık geliyor
hassas
Sahnedekolayca kırılabilen veya zarar görebilen
The glass vase is very delicate
Cam vazo çok hassastır
hassas
dikkat ve özen gerektiren
This is a delicate situation
Bu hassas bir durum
hassas
dikkatle ele alınması gereken
Please handle this delicate vase with care
Lütfen bu hassas vazoyu dikkatle tut
hayal kırıklığı
Sahnedeüzüntü veya kızgınlık hissi
He sighed in frustration
Hayal kırıklığıyla iç çekti
her yerde
Sahnedeher yerde veya her yere
I looked everywhere for my keys
Anahtarlarımı her yerde aradım
Bana inan
Sahnedebirinin söylediklerine güvenmesini istemek
Believe me, it is true
Bana inan, bu doğru
inan bana
birinden söylediklerinize güvenmesini istemek
Believe me I did not lie
İnan bana yalan söylemedim
beklemek
Sahnedebir şeyin olacağını düşünmek
I expect a call today
Bugün bir telefon bekliyorum
hamile
bir bebeğe gebe olmak
She is expecting a baby
Bebek bekliyor
beklenmek
bir eylemi yapması istenmek
You are expected to come
Gelmeniz bekleniyor
ummak
bir şeyin olacağını düşünmek
I expect a reply soon
Yakında bir cevap umuyorum
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
katılmak
bir gezi veya etkinliğe iştirak etmek
Are you going on the tour
Tura katılıyor musun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
planlamak
Sahnedebir şey için hazırlık yapmak
We plan a trip
Bir gezi planlıyoruz
plan
Sahnedebir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
plan
bir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
iyileşmek
Sahnedetekrar sağlıklı hale gelmek
The wound will heal soon
Yara yakında iyileşecek
iyileştirmek
birini veya bir şeyi tekrar sağlıklı hale getirmek
The doctor helped to heal his wound
Doktor yarasının iyileşmesine yardım etti