

Arrow — 4. Sezon Bölüm 17
Kelimeler ve anlamları
825 kelime
Seviye
sorun
Sahnedebaşa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
problem
Sahnedezorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
tepki
Sahnedevücudun bir şeye verdiği yanıt
He had an allergic reaction
Alerjik bir tepki verdi
kimyasal tepkime
maddelerin değişime uğrayarak yeni maddeler oluşturduğu süreç
The chemical reaction changed the color
Kimyasal tepkime rengi değiştirdi
tepki
bir eylem veya olay sonucunda ortaya çıkan durum
Her reaction was very positive
Onun tepkisi çok olumluydu
tepki
bir duruma veya etkiye karşı gösterilen karşılık
Her reaction to the news was unexpected
Habere verdiği tepki beklenmedikti
içeri girmek
Sahnedeyürüyerek bir yere girmek
He walked into the room
Odaya girdi
girilebilir
içine yürüyerek girilebilecek büyüklükte olan
The pantry is walk in
Kiler içine yürüyerek girilebilir büyüklükte
içine girilebilir dolap
içine yürüyerek girilebilen geniş saklama alanı
She has a walk in closet
Onun içine girilebilir bir dolabı var
içine girilebilir
bir kişinin içine girebileceği kadar geniş olan depo veya dolap
We have a walk in closet for our clothes
Kıyafetlerimiz için içine girilebilir bir dolabımız var
randevusuz
önceden yer ayırtmamış müşterilere hizmet veren
This clinic is a walk in service
Bu klinik randevusuz hizmet veren bir servistir
yüzlerce
Sahnedeyüz sayısının katları olan çok sayıda
Hundreds of people came
Yüzlerce kişi geldi
yüzlerce
çok sayıda
I have read hundreds of books
Yüzlerce kitap okudum
yüzlerce
çok miktarda
There were hundreds of people at the concert
Konserde yüzlerce insan vardı
tünel
Sahnedeyollar veya trenler için yapılan uzun yeraltı geçidi
The train goes through the tunnel
Tren tünelden geçer
tünel kazmak
bir şeyin içinden uzun bir yol açmak
The workers tunneled through the hill
İşçiler tepenin içinden tünel kazdılar
tünel
yer altından geçen uzun geçit
The train went through a tunnel
Tren tünelden geçti
omurilik
Sahnedeomurganın içindeki sinir demeti
The spinal cord sends signals to the brain
Omurilik beyne sinyaller gönderir
madıkça
Sahnedebaşka bir durum olmadıkça
I won't go unless you come
Sen gelmedikçe gitmeyeceğim
-medikçe
bir şeyin gerçekleşmesinin başka bir durumun olmamasına bağlı olduğunu belirtir
You cannot pass unless you study hard
Çok çalışmadıkça geçemezsin
güzelce
Sahnedeiyi veya hoş bir şekilde
They played nicely together
Birlikte güzelce oynadılar
nazikçe
kibar ve hoş bir şekilde
She spoke to the children nicely
Çocuklarla nazikçe konuştu
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
geç
belirlenen zamandan sonra olan
I am late for work
İşe geç kaldım
daha da önemlisi
Sahnededaha önemli bir şekilde
He is talented and, more importantly, hardworking
Yetenekli ve daha da önemlisi çalışkan
işaret
Sahnedebilgi veren bir işaret veya ses
The red light is a signal to stop
Kırmızı ışık durmak için bir işarettir
sinyal
Sahnederadyo veya elektrik aracılığıyla gönderilen mesaj
I cannot get a signal here
Burada sinyal alamıyorum
sinyal
birine gönderilen mesaj veya işaret
He sent a signal for help
Yardım için bir sinyal gönderdi
işaret etmek
birine mesaj veya belirti göndermek
She signaled me to come here
Bana buraya gelmem için işaret etti
düz
Sahnedeyüksek veya alçak kısmı olmayan bir yüzeye sahip
The ground is level here
Buradaki zemin düz
yerle bir etmek
bir yapıyı tamamen yıkmak
The storm leveled the building
Fırtına binayı yerle bir etti
seviye
bir şeyin miktarı veya derecesi
The water level is rising
Su seviyesi yükseliyor
kat
bir binada belirli bir yükseklikte bulunan düz alan
We live on the third level
Üçüncü katta yaşıyoruz
faydalı
Sahnedeyararlı olan veya yardımı dokunan
This map is very useful
Bu harita çok faydalı
halletmek
Sahnedebir sorunu veya durumu çözmek
I will take care of the dishes
Bulaşıkları ben halledeceğim
ilgilenmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin sorumluluğunu almak
She takes care of the children
O çocuklarla ilgileniyor
ilgilenmek
bir şeyin sorumluluğunu üstlenmek veya bakmak
Please take care of the dog
Lütfen köpekle ilgilen
üretmek
Sahnedebir şeyi ortaya çıkarmak veya oluşturmak
The power plant generates electricity
Güç santrali elektrik üretiyor
üretmek
bir şeyi meydana getirmek veya oluşturmak
This machine generates electricity
Bu makine elektrik üretir
bir yol
Sahnedebir şeyi yapmanın bir yöntemi
This is one way to do it
Bu yapmanın bir yoludur
tek yönlü
sadece tek yöne giden
I bought a one way ticket
Tek yönlü bir bilet aldım
tek yön
tek yönde harekete izin veren
This is a one way street
Burası tek yönlü bir sokaktır
tek yön
dönüşü olmayan gidiş bileti
I bought a one way ticket to London
Londra'ya tek yön bilet aldım
tek yönlü
sadece bir yöne hareket etmeye izin veren
This street is a one-way road
Bu cadde tek yönlü bir yoldur
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
demek istemek
konuşurken bir şeyi açıklamak için kullanılan ifade
I mean to say that we are late
Geç kaldığımızı demek istiyorum
müthiş
çok iyi veya yetenekli
She plays a mean tennis match
O müthiş bir tenis maçı çıkarıyor
yani
konuşurken duraksamak veya açıklık getirmek için kullanılan söz
I mean it is not raining today
Yani bugün yağmur yağmıyor
anlamına gelmek
bir şeyin ne olduğunu belirtmek
A red light means stop
Kırmızı ışık dur anlamına gelir
yöntem
bir işi yapmanın yolu
They used a simple mean to fix it
Bunu düzeltmek için basit bir yöntem kullandılar
temsil etmek
bir fikri ifade etmek veya göstermek
The flag means our country
Bayrak ülkemizi temsil eder
süper suçlu
Sahnedehikayelerdeki çok güçlü ve kötü karakter
The supervillain robbed the bank
Süper suçlu bankayı soydu
süper kötü
kurgusal hikayelerde özel güçlere sahip kötü karakter
The hero fought the supervillain
Kahraman süper kötü ile savaştı
kötü karakter
hikayelerde yer alan çok kötü veya zalim kişi
Every story needs a supervillain
Her hikayenin bir kötü karaktere ihtiyacı vardır
süper kötü
kurgusal eserlerde kötülük yapan ve kahramanlarla savaşan karakter
The supervillain wants to destroy the city
Süper kötü şehri yok etmek istiyor
tekmelemek
Sahnedeayağıyla bir şeye vurmak
He kicked the ball
Topa tekme attı
kovmak
Sahnedebirini zorla bir yerden uzaklaştırmak
They kicked him out of the house
Onu evden kovdular
haz
güçlü bir zevk hissi
I get a kick out of this
Bundan keyif alıyorum
yormak
birini çok fazla yorgun düşürmek
This heavy work kicked me
Bu ağır iş beni çok yordu
ifade
Sahnedegerçeklerin resmi bir beyanı
The witness gave her testimony in court
Tanık mahkemede ifadesini verdi
tanıklık
mahkemede verilen resmi ifade
Her testimony helped solve the case
Tanıklığı davanın çözülmesine yardımcı oldu
ultrasonik
Sahnedeinsan kulağının duyabileceği frekansın üzerindeki ses dalgalarıyla ilgili
Bats use ultrasonic sound to find insects
Yarasalar böcekleri bulmak için ultrasonik ses kullanır
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
dönüşmek
bir şeyden başka bir şeye geçmek
Water will become ice
Su buza dönüşecek
hale gelmek
bir şey durumuna geçmeye başlamak
The weather will become cold
Hava soğuk hale gelecek
zeki
Sahnedeçabuk öğrenen veya anlayan
She is a clever student
O zeki bir öğrencidir
zeki
bir şeyi çabuk kavrayan veya düşünen
He is a clever student
O zeki bir öğrenci
arı kovanı
Sahnedearıların yaşadığı yapı
The bees live in a beehive
Arılar bir arı kovanında yaşar
kabarık topuz
kadınlar için tepede toplanmış yuvarlak ve yüksek saç modeli
She styled her hair in a beehive
Saçını kabarık topuz şeklinde yaptı
çalışmak
Sahnedebir iş veya aktivite yapmak
I am working now
Şu an çalışıyorum
uygulanabilir
gerçek durumlarda etkili bir şekilde kullanılabilen
We need a working solution
Uygulanabilir bir çözüme ihtiyacımız var
çalışmak
bir makinenin veya sistemin görevini yapması
The system is working well
Sistem iyi çalışıyor
çalışma
bir işi veya görevi yapma eylemi
Working hard is important
Çok çalışmak önemlidir
çalışmak
bir işi veya görevi yerine getirmek
I am working on a new project
Yeni bir proje üzerinde çalışıyorum
işlemek
bir işi veya görevi yürütmek
The system is working correctly
Sistem doğru bir şekilde işliyor
enerji
Sahnedeaktif olmak için gereken güç veya yetenek
I don't have any energy today
Bugün hiç enerjim yok
robot gibi
Sahnedebir makine gibi otomatik hareket eden
He gave a robotic response to the question
Soruya robot gibi bir cevap verdi
robotik
bir robota benzeyen veya robotla ilgili
His voice sounded robotic today
Sesi bugün robotik geliyordu
her şey
Sahnedetüm şeyler
He lost everything
Her şeyi kaybetti
her şey
her bir şey
Everything is ready
Her şey hazır
delilik
Sahnedeakıl sağlığını yitirme veya çok aptalca olma durumu
This is pure madness
Bu tam bir delilik
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
Don't forget about the meeting
Toplantıyı unutma
dikkate almamak
bir şeyi düşünmeyi ya da ona dikkat etmeyi bırakmak
Forget about the old rules
Eski kuralları dikkate alma
toparlanmak
Sahnedesakinleşip kendini kontrol altına almak
You need to get it together
Toparlanman gerekiyor
toparlanmak
sakin ve düzenli bir hale gelmek
You need to get it together before the meeting
Toplantıdan önce toparlanman gerekiyor
düzene girmek
organize veya sakin bir duruma gelmek
We need to get it together now
Şimdi düzene girmemiz gerekiyor
kendine çeki düzen vermek
hayatını ve davranışlarını kontrol altına almak
It is time to get it together
Artık kendine çeki düzen verme zamanı
hak etmek
Sahnedebir şeyi elde etmeye değer olmak
You deserve to be happy
Mutlu olmayı hak ediyorsun
hak etmek
bir şeye layık olmak
You deserve a break
Bir molayı hak ediyorsun
müthiş bir
Sahnedeçok veya aşırı anlamında kullanılan vurgu ifadesi
That was a hell of a game
Müthiş bir maçtı
inanılmaz
bir şeyin aşırılığını vurgulamak için kullanılan ifade
It was a hell of a day
İnanılmaz bir gündü
harika
çok etkileyici veya mükemmel olan
He is a hell of a player
O harika bir oyuncu
harika
bir şeyin ne kadar iyi olduğunu vurgulamak için kullanılır
You did a hell of a job
Harika bir iş çıkardın
berbat
aşırı derecede kötü veya zor olan
That was a hell of a situation
Çok berbat bir durumdu
çığlık atmak
Sahnedeyüksek sesle ve tiz bir şekilde bağırmak
She started to scream
Çığlık atmaya başladı
çığlık atmak
yüksek sesle bağırmak
She started to scream
O çığlık atmaya başladı
haykırmak
bir şeyi çok açık bir şekilde ifade etmek
His behavior screams guilt
Davranışları suçluluk haykırıyor
anıt
Sahnedebir kişiyi veya olayı anmak için yapılan yapı
The monument is in the city center
Anıt şehir merkezindedir
kutlamaya layık
Sahnedetakdir edilmesi veya kutlanması gereken
Your exam results are high five worthy
Sınav sonuçların kutlamaya layık
heyecan verici
Sahnedebirini çok mutlu eden veya heyecanlandıran
It was a thrilling experience
Heyecan verici bir deneyimdi
heyecan verici
çok heyecanlandıran veya büyük keyif veren
The rollercoaster ride was thrilling
Hız treni yolculuğu heyecan vericiydi
in
Sahnedeözellikle hayvanlar veya kötü adamlar için gizli veya saklı yuva
The dragon returned to its lair
Ejderha inine geri döndü
in
gizli veya saklı bir yer
The dragon returned to its lair
Ejderha inine geri döndü
yüklemek
Sahnedeveri veya dosyaları bir bilgisayara veya web sitesine göndermek
I need to upload the photo
Fotoğrafı yüklemem gerekiyor
buradan gitmek
Sahnedebir yerden ayrılmak
I need to get out of here
Buradan gitmem gerekiyor
buradan gitmek
şu an bulunduğum yerden ayrılmak
I am out of here
Buradan gidiyorum
konuşma
Sahnedebir topluluğa yapılan resmi hitap
He gave a great speech
Harika bir konuşma yaptı
konuşma
konuşma eylemi
Speech is a basic human ability
Konuşma temel bir insan yeteneğidir
konuşma
bir topluluğa hitaben yapılan resmi konuşma
The politician gave a short speech
Politikacı kısa bir konuşma yaptı
kurul
Sahnedebir kuruluşu yöneten kişiler grubu
The board met yesterday
Kurul dün toplandı
tahta
Sahnedebelirli bir amaç için kullanılan düz tahta veya malzeme parçası
He used a wooden board
O, ahşap bir tahta kullandı
binmek
uçak gibi bir araca girmek
It is time to board the plane
Uçağa binme vakti geldi
yemek
bir yerde konakladığınızda sağlanan yemek
The price includes room and board
Fiyata konaklama ve yemek dahildir
mikroçip
Sahnedeelektronik devreler içeren çok küçük silikon parçası
This microchip powers the whole computer
Bu mikroçip tüm bilgisayara güç sağlıyor
mikroçip takmak
bir canlıya veya nesneye elektronik çip yerleştirmek
You should microchip your pet dog
Köpeğine mikroçip taktırmalısın
dosya
Sahnedebelgelerin veya dijital verilerin toplandığı yer
I opened the file
Dosyayı açtım
sıra
insanların birbiri ardına dizildiği sıra
The students walked in a file
Öğrenciler tek sıra halinde yürüdü
törpü
bir şeyi düzeltmek veya şekillendirmek için kullanılan pürüzlü alet
She used a nail file
Tırnak törpüsü kullandı
dosyalamak
resmî makamlara belge teslim etmek
You must file your report today
Raporunu bugün dosyalamalısın
veya benzeri
Sahnedeveya buna benzer bir şey
Do you want some tea or something?
Çay veya benzeri bir şey ister misin?
falan
veya benzeri bir şey
Do you want coffee or something
Kahve falan ister misin
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
katılmak
bir etkinlikte veya faaliyette yer almak
Do you want to come on the trip with us
Bizimle geziye katılmak ister misin
haydi
birine acele etmesini veya daha fazla çaba göstermesini söylemek için kullanılır
Come on we are going to be late
Haydi geç kalacağız
hadi
birini acele etmeye veya denemeye teşvik etmek
Come on we will be late
Hadi geç kalacağız
gizli
Sahnedegörülmeyecek şekilde saklanmış
The key is hidden in the box
Anahtar kutunun içinde gizli
gizli
başkaları tarafından görülmeyen
They found a hidden room in the house
Evde gizli bir oda buldular
göndermek
Sahnedebir yere veya kuruma bir şey iletmek
I am sending in my application form
Başvuru formumu gönderiyorum
yeniden yapmak
Sahnedebir şeyi tekrar veya farklı bir şekilde yapmak
I want to remake this cake
Bu keki yeniden yapmak istiyorum
yeniden çekmek
mevcut bir sanat eserini veya filmi yeniden oluşturmak
They will remake the old movie
Eski filmi yeniden çekecekler
yeniden yapım
bir filmin şarkının veya başka bir eserin yeni versiyonu
This movie is a remake of an old classic
Bu film eski bir klasiğin yeniden yapımı
yeniden yapım
bir filmin veya eserin yeni bir versiyonu
This movie is a remake
Bu film bir yeniden yapım
yaygın
Sahnedesıkça rastlanan veya birçok yerde bulunan
This is a common mistake
Bu yaygın bir hata
ortak
iki veya daha fazla kişiye ait olan veya paylaşılan
We have a common goal
Ortak bir hedefimiz var
ortak
çok sayıda insan tarafından kullanılan
English is a common language
İngilizce ortak bir dildir
nezaket
kibar davranış ve iyi görgü kuralları
It is common courtesy to say please
Lütfen demek bir nezakettir
açıklamak
Sahnedebir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this
Bunu açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır kılmak için bilgi vermek
Please explain the rules to me
Lütfen kuralları bana açıkla
açıklamak
bir şeyi kolay anlaşılır kılmak için nedenlerini veya detaylarını vermek
Can you explain this rule
Bu kuralı açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this math problem to me
Bu matematik problemini bana açıklayabilir misin
şiddet
Sahnedebirine zarar vermek için fiziksel güç kullanma
Violence is never the answer
Şiddet asla çözüm değildir
maalesef
Sahnedeüzüntü veya hayal kırıklığı yaratan bir şekilde
Unfortunately, I cannot come
Maalesef gelemem
maalesef
üzücü veya hayal kırıklığı yaratan bir şekilde
Unfortunately it is raining today
Maalesef bugün hava yağmurlu
maalesef
bir şeyin üzücü veya şanssız olduğunu belirtmek için kullanılır
Unfortunately the store is closed today
Maalesef mağaza bugün kapalı
talihsiz bir şekilde
kötü şans veya üzüntü gösteren bir tarzda
She responded unfortunately to the bad news
Kötü habere talihsiz bir şekilde tepki verdi
ateş
Sahnedevücut sıcaklığının normalden yüksek olması
He has a high fever
Yüksek ateşi var
heyecan
çok büyük bir coşku veya hareketlilik durumu
There was a fever of excitement before the match
Maçtan önce büyük bir heyecan vardı
selfie
Sahnedekişinin kendi çektiği fotoğraf
I took a selfie
Bir selfie çektim
özçekim
kişinin kendi fotoğrafını çekmesi
I took a selfie at the park
Parkta bir özçekim çektim
özçekim
kişinin kendi fotoğrafını çekmesi
I took a selfie at the park
Parkta bir özçekim çektim
özçekim
kendi kendinizin çektiği fotoğraf
She took a selfie in the park
Parkta bir özçekim yaptı
şifresini çözmek
Sahnedeşifreli veya karmaşık bir metni anlamlı hale getirmek
He tried to decipher the secret message
Gizli mesajın şifresini çözmeye çalıştı
harika
Sahnedehayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
harika
Sahnedeçok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
inanılmaz
büyük bir şaşkınlık veya hayranlık yaratan
It was an amazing sight
İnanılmaz bir manzaraydı
yüzünden
Sahnedebir şeyin sonucu olarak
We stayed home because of the rain
Yağmur yüzünden evde kaldık
-den dolayı
bir şeyin sonucu olarak
We stayed at home because of the rain
Yağmurdan dolayı evde kaldık
yüzünden
bir şeyin sebep olduğu durum
The game was canceled because of the rain
Maç yağmur yüzünden iptal edildi
yüzünden
bir durumun nedeni olarak
We stayed home because of the rain
Yağmur yüzünden evde kaldık
varsaymak
Sahnedekanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I assume you are tired
Yorgun olduğunu varsayıyorum
üstlenmek
bir görev veya sorumluluğu üzerine almak
He assumed the role of manager
Yönetici rolünü üstlendi
-den beri
Sahnedegeçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
için
bir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
den beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have been here since morning
Sabahtan beri buradayım
iyileşmek
Sahnedetekrar sağlıklı hale gelmek
The wound will heal soon
Yara yakında iyileşecek
iyileştirmek
birini veya bir şeyi tekrar sağlıklı hale getirmek
The doctor helped to heal his wound
Doktor yarasının iyileşmesine yardım etti
izlemek
Sahnedebir şeye dikkatle bakmak
I like to watch movies
Film izlemeyi severim
gözetmek
bir şeyi korumak veya kontrol etmek
Please watch my bag
Lütfen çantamı kolla
kol saati
bileğe takılan küçük saat
My watch is broken
Saatim bozuk
dikkat etmek
bir şeyi yaparken özenli ve dikkatli olmak
Watch your step on the stairs
Merdivenlerde adımına dikkat et
acıklı hikaye
Sahnedeinsanların acımasını sağlamak için anlatılan hikaye
He told a sob story to get my help
Yardımımı almak için acıklı bir hikaye anlattı
tebrik etmek
Sahnedebirini başarısından dolayı kutlamak
I want to congratulate you
Seni tebrik etmek istiyorum
şaha kalkmak
Sahnedeaniden yukarı doğru kalkmak veya yükselmek
The horse began to rear
At şaha kalkmaya başladı
arka
bir şeyin arka tarafı
The car has a rear door
Arabanın arka kapısı var
yetiştirmek
bir çocuğu büyüyene kadar bakıp eğitmek
They reared three children
Üç çocuk yetiştirdiler
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
ıh
Sahnedeçaba sarf ederken veya ani bir duygu gösterirken çıkarılan ses
Unh! This box is heavy
Ih! Bu kutu çok ağır
ı-ıh
hayır anlamında kullanılan ses
Unh I do not want to go
ı-ıh gitmek istemiyorum
hayır sesi
hayır demek için çıkarılan ses
She said unh to the question
Soruya hayır sesi ile karşılık verdi
tanıdık
Sahnededaha önceden bilinen veya tanınan
Your face looks familiar
Yüzün tanıdık geliyor
tanıdık
bir kişi veya durumu önceden tanıyor olmak
This melody sounds familiar to me
Bu melodi bana tanıdık geliyor
test sürüşü
Sahnedebir aracın performansını görmek için yapılan kısa deneme sürüşü
I want to take a test drive
Bir test sürüşü yapmak istiyorum
test etmek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını anlamak için kullanmak
We should test drive this idea
Bu fikri test etmeliyiz
deneme sürüşü
bir aracı beğenip beğenmediğinizi anlamak için kısa süreli kullanmak
I will test drive this car tomorrow
Yarın bu arabanın deneme sürüşünü yapacağım
aptalca
Sahnedeakıl ve mantıktan yoksun
That was a silly mistake
Bu aptalca bir hataydı
bu arada
Sahnedeyeni bir konuya geçmek veya ek bilgi vermek için kullanılır
By the way, what is your name?
Bu arada, adın ne?
bu arada
konu dışı veya ek bir yorum yaparken kullanılan ifade
By the way I like your shoes
Bu arada ayakkabılarını beğendim
yeri gelmişken
yeni veya ek bir konuyu açarken kullanılan ifade
By the way have you finished the report
Yeri gelmişken raporu bitirdin mi
aklıma gelmişken
yeni veya ilgili bir konuyu belirtirken kullanılan ifade
By the way did you call Mom
Aklıma gelmişken anneni aradın mı
bu arada
konuyu değiştirmek veya ek bilgi vermek için kullanılır
By the way I saw your brother yesterday
Bu arada kardeşini dün gördüm
cevap
Sahnedebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
bir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
yönetim kurulu üyesi
Sahnedebir organizasyonu yöneten grubun parçası olan kişi
She is a board member of the company
O şirketin bir yönetim kurulu üyesidir
hizmetten çıkarmak
Sahnedebir şeyi veya bir yeri kullanım dışı bırakmak
They decided to decommission the old power plant
Eski enerji santralini hizmetten çıkarmaya karar verdiler
güzel
Sahnedegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
güzel
göze hitap eden ve hoş görünen
She is a beautiful woman
O güzel bir kadın
mahvetmek
Sahnedebir şeyi ağır şekilde hasara uğratmak veya yok etmek
The accident wrecked the car
Kaza arabayı mahvetti
enkaz
ağır hasar görmüş araç veya yapı
The car was a total wreck
Araba tamamen enkaz haline geldi
enkaz
ağır hasar görmüş araç veya yapı
The ship was a total wreck
Gemi tam bir enkazdı
perişan
çok üzgün veya kötü durumda olan kişi
He was a nervous wreck after the exam
Sınavdan sonra sinirleri perişandı
minnettar olmak
Sahnedebir şey için teşekkür hissetmek
I appreciate your help
Yardımınız için minnettarım
rahatsız olmak
bir durumdan dolayı hoşnutsuzluk duymak
I would appreciate it if you stopped bothering me
Beni rahatsız etmeyi bırakırsan sevinirim
takdir etmek
bir şeyin önemini veya değerini anlamak
I appreciate the effort you put into this
Bunun için harcadığın çabayı takdir ediyorum
takdir etmek
bir şeyin değerini anlamak
I appreciate your help
Yardımını takdir ediyorum
bebeğim
Sahnedesevgiyle hitap edilen kişi
Good night, baby girl
İyi geceler, bebeğim
tutarsızlık
Sahnedekararları veya fikirleri sürekli olarak değiştirme eylemi
His flip flopping is confusing
Onun tutarsızlığı kafa karıştırıcı
karar değiştirmek
bir konu hakkındaki fikrini sürekli olarak farklılaştırmak
He is flip flopping on his vote
O oyu konusunda karar değiştiriyor