

Arrow — Season 4 Episode 18
Kelimeler ve anlamları
628 kelime
Seviye
sen bilirsin
başkaları farklı düşünse bile kendi kararını vermek
If you don't want to come, suit yourself
Gelmek istemiyorsan sen bilirsin
kendini haklı görme
başkalarından daha ahlaklı olduğunu hissetme durumu
His self-righteousness annoyed everyone
Kendini haklı görme tavrı herkesi rahatsız etti
konuşmak
biriyle sözlü olarak iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birinin fikrini öğrenmek
I ask for your advice
Tavsiyeni soruyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
almaya gelmek
birini veya bir şeyi almak için gelmek
I will come for you at eight
Seni saat sekizde almaya geleceğim
almaya gelmek
birini veya bir şeyi almak amacıyla bir yere varmak
I will come for you later today
Bugün daha sonra seni almaya geleceğim
sürtüşme
Sahnedeinsanlar arasındaki anlaşmazlık veya gerginlik
There is some friction between the two colleagues
İki meslektaş arasında bazı sürtüşmeler var
sonuç
Sahnedebir şeyin sonucunda meydana gelen durum
The result was surprising
Sonuç şaşırtıcıydı
yol açmak
bir şeyin meydana gelmesine neden olmak
Heavy rain resulted in flooding
Şiddetli yağmur sele yol açtı
bulmak
Sahnedebirinin veya bir şeyin nerede olduğunu öğrenmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
birinin veya bir şeyin nerede olduğunu öğrenmek
They found the lost dog
Kayıp köpeği buldular
kurmak
bir şeyi başlatmak veya oluşturmak
He founded a new company
Yeni bir şirket kurdu
karar vermek
yasal bir süreçte bir sonuca veya hükme ulaşmak
The court found that the agreement was invalid
Mahkeme sözleşmenin geçersiz olduğuna karar verdi
büyük kısmı
bir şeyin en büyük veya en önemli bölümü
He spent the better part of the day reading
Günün büyük kısmını okuyarak geçirdi
doğmuş
Sahnededünyaya gelmiş olan
I was born in Istanbul
İstanbul'da doğdum
doğmuş
dünyaya gelmiş
He was born last year
O geçen yıl doğdu
esirgemek
Sahnedebirini nahoş bir durumdan korumak
Please spare me the details
Lütfen bana detayları anlatma
yedek
fazladan tutulan
I have a spare key
Yedek bir anahtarım var
ayırmak
birine veya bir şeye zaman tanımak
Can you spare a minute
Bir dakikanı ayırabilir misin
buradan gitmek
bir yerden ayrılmak
I need to get out of here
Buradan gitmem gerekiyor
sevkiyat
Sahnedebir yerden başka bir yere gönderilen mallar
The shipment arrived yesterday
Sevkiyat dün vardı
detay
Sahnedeküçük bir bilgi parçası
Tell me every detail
Bana her detayı anlat
detaylandırmak
bir şey hakkında ayrıntılı bilgi vermek
Please detail the plan for me
Lütfen planı benim için detaylandır
görevli ekip
belirli bir görev için atanan küçük bir grup
A security detail guarded the building
Binayı bir güvenlik ekibi koruyordu
detaylı temizlemek
bir aracı çok dikkatli ve tamamen temizlemek
I will detail my car today
Bugün arabamı detaylı temizleyeceğim
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
dışarıda olmak
bir yerde bulunmamak
He is out at the moment
Şu an dışarıda
ortaya çıkmak
bilginin veya gerçeğin duyulması
The truth is finally out
Gerçek sonunda ortaya çıktı
dışarıda olmak
beklenen yerde bulunmamak
He is out for lunch right now
O şu an öğle yemeği için dışarıda
isim
Sahnedebirini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan kelime
My name is John
Benim adım John
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
yakalamak
birini kovalayıp ele geçirmek
The police ran down the thief
Polis hırsızı yakaladı
azalmak
miktar veya güç olarak düşmek
The battery has run down
Pil azaldı
bakımsız
eski ve kötü durumda olan
They bought a run down house
Bakımsız bir ev satın aldılar
inmek
aşağı doğru hızlıca gitmek
I will run down to the shop
Dükkana inip geleceğim
kötülemek
birisi hakkında olumsuz konuşmak
Do not run down your friends
Arkadaşlarını kötüleme
adamlar
Sahnedeyetişkin erkek insanlar
Two men are here
İki adam burada
erkekler
yetişkin insan erkekler
Many men work here
Burada birçok erkek çalışıyor
erkekler
yetişkin erkek bireyler
These men are strong
Bu erkekler güçlüdür
erkekler
yetişkin erkek insanlar
The men are standing outside
Erkekler dışarıda duruyor
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
bir şeyin olduğuna dair inanca sahip olmak
I feel that you are right
Haklı olduğunu düşünüyorum
dokunmak
bir şeyi elle incelemek
Feel the fabric of this shirt
Bu gömleğin kumaşına dokun
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
See here
Buraya bak
görmek
bir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
görüşmek
biriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
Black Canary
kurgusal bir DC Comics süper kahramanı
Black Canary fights crime
Black Canary suçla savaşır
yürümek
Sahnedeayaklar üzerinde hareket etmek
I walk to school
Okula yürüyerek giderim
adım adım anlatmak
birine bir şeyi nasıl yapacağını adım adım göstermek
Walk me through the process
Süreci bana adım adım anlat
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
çekilmek
bir durumdan veya anlaşmadan vazgeçmek
If you do not like the deal you can walk
Eğer anlaşmayı beğenmediysen çekilebilirsin
uzun
Sahnedesüresi fazla olan
The meeting was long
Toplantı uzundu
arzulamak
bir şeyi çok istemek
I long to see you
Seni görmeyi çok arzuluyorum
uzun
bir uçtan diğer uca mesafesi fazla olan
The snake is very long
Yılan çok uzun
uzun süre
fazla miktarda
We did not wait long
Uzun süre beklemedik
aynı
Sahnedefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him tomorrow
Yarın onu aramayı planlıyorum
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
ikram etmek
Sahnedebirine bir şeyi alma şansı vermek
He offered me some water
Bana biraz su ikram etti
teklif
Sahnedebir şeyin yapılması veya verilmesi yönündeki öneri
He accepted the job offer
İş teklifini kabul etti
teklif etmek
birinin kabul etmesi veya reddetmesi için bir şey sunmak
They offered him a new job
Ona yeni bir iş teklif ettiler
sunmak
birine bir şey vermek veya uzatmak
He offered his hand to her
Elini ona uzattı
yeraltı mezarı
Sahnedeölülerin gömüldüğü yeraltı tünelleri sistemi
They explored the ancient catacomb beneath the city
Şehrin altındaki antik yeraltı mezarını keşfettiler
seçmek
bir şeyi almaya veya yapmaya karar vermek
I will go for the cake
Keki seçeceğim
satılmak
belirli bir fiyata sahip olmak
These shoes go for fifty dollars
Bu ayakkabılar elli dolara satılıyor
geçerli olmak
bir durumun birisi veya bir şey için geçerli olması
The same rule goes for everyone
Aynı kural herkes için geçerlidir
dışarı çıkmak
bir aktivite yapmak amacıyla evden ayrılmak
I go for a run in the morning
Sabahları koşuya çıkarım
biliyordu
Sahnedebir konuda bilgi sahibi olmak
I knew the answer
Cevabı biliyordum
biliyordu
bir durumu kavramış olmak
He knew the truth
Gerçeği biliyordu
yöntem
Sahnedebir şeyi yapma biçimi veya yolu
This is the best way
Bu en iyi yöntem
yol
Sahnedehareket edilen hat veya güzergah
I am on my way
Yoldayım
imkansız
bir şeyin gerçekleşemeyeceğini belirtmek için kullanılır
No way
İmkansız
çok
büyük bir miktarda veya derecede
It is way too expensive
Bu çok fazla pahalı
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durdurmak
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the fire
Yangını durdurmalıyız
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
büyümek
Sahnedeboyut veya boy olarak artmak
The plant grew taller
Bitki daha fazla uzadı
büyümek
yaşça büyümek
Children grow quickly
Çocuklar hızlı büyür
olmak
bir şeye dönüşmek veya bir duruma gelmek
He grew tired
Yorulmaya başladı
yetiştirmek
bitki veya saç gibi şeylerin gelişmesini sağlamak
They grow tomatoes in the garden
Bahçede domates yetiştiriyorlar
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
duruşma
Sahnedebirinin suçlu olup olmadığına karar vermek için yapılan yasal süreç
The trial begins tomorrow
Duruşma yarın başlıyor
yargılama
Sahnedebirinin suçlu olup olmadığına karar verilen resmi mahkeme
The trial lasted for two weeks
Yargılama iki hafta sürdü
deneme
bir şeyin çalışıp çalışmadığını görmek için yapılan test
This is a free trial
Bu ücretsiz bir denemedir
sınav
zorlu veya tatsız bir deneyim
Her life has been full of trials
Hayatı pek çok sınavla doluydu
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hadi
bir öneride bulunmak için kullanılan ifade
Let us go home
Hadi eve gidelim
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
gözaltı
Sahnedebir kişinin polis veya yetkililer tarafından tutulması
The suspect was taken into custody
Şüpheli gözaltına alındı
velayet
bir çocuğun bakımı üzerindeki yasal hak
She has custody of the children
Çocukların velayeti onda
velayet
bir çocuğun yasal olarak bakımını üstlenme hakkı
The mother won custody of the children
Anne çocukların velayetini kazandı
ha
Sahnedekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
değil mi
karşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
burada
bulunduğumuz bu yer
Come down here and see this
Buraya gel ve şuna bak
omlet
Sahnedegenellikle içine çeşitli malzemeler eklenen pişmiş yumurta yemeği
I had an omelet for breakfast
Kahvaltıda omlet yedim
dikkat
Sahnedebir şeye veya birine odaklanma durumu
Please pay attention
Lütfen dikkat edin
bakım
hasta veya yaralı birine yardım etme eylemi
He needs medical attention
Tıbbi bakıma ihtiyacı var
dikkat
bir şeyi özenle dinleme veya izleme eylemi
Pay attention to the teacher
Öğretmene dikkat et
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
hamle
yapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
film
sinemada veya televizyonda gösterilen bir hikaye
I watched a great movie last night
Dün gece harika bir film izledim
tam burada
tam olarak bu noktada veya yerde
I will wait for you right here
Seni tam burada bekleyeceğim
memnun
Sahnedememnuniyet veya mutluluk duyan
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnun oldum
korku
Sahnedeani korku hissi
It was a big scare
Büyük bir korkuydu
korkutmak
birini korkutmak
Don't scare me
Beni korkutma
yönetmek
Sahnedebir işin veya kurumun başında olmak
She runs a small business
Küçük bir işletme yönetiyor
koşmak
yürümekten daha hızlı hareket etmek
I run every morning
Her sabah koşarım
sürmek
bir şeyin belirli bir süre devam etmesi
The play runs for two hours
Oyun iki saat sürüyor
kısmak
bir şeyin sesini veya gücünü azaltmak
Please turn down the music
Lütfen müziğin sesini kıs
reddetmek
bir teklife veya isteğe hayır demek
He turned down the job offer
İş teklifini reddetti
geri çevirmek
birini veya bir şeyi kabul etmemek
The bank turned down my loan
Banka kredimi geri çevirdi
kısmak
sesin şiddetini azaltmak
Please turn down the music
Lütfen müziğin sesini kıs
aile
Sahnedekan veya evlilikle birbirine bağlı kişiler
I love my family
Ailemi seviyorum
yemek tarifi
yemek hazırlamak için gerekli talimatlar
Please follow the family for this dish
Lütfen bu yemek için tarifi izle
bölüm
bir televizyon dizisinin parçası
I watched the first family of the show
Dizinin ilk bölümünü izledim
Görüşürüz
birine veda ederken kullanılan ifade
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
kontrol etmek
Sahnedebir şeyi yönetmek veya ona hükmetmek
He can control the robot
Robotu kontrol edebilir
kontrol
Sahnedebir şeyi yönetme veya düzenleme eylemi
She lost control of the car
Arabanın kontrolünü kaybetti
kontrol
deney sonuçlarını karşılaştırmak için kullanılan standart
The scientists used a control for their experiment
Bilim insanları deneyleri için bir kontrol kullandılar
yas
Sahnedesevilen birinin kaybından sonra hissedilen derin üzüntü
He felt great grief after his father died
Babası öldükten sonra büyük bir yas tuttu
keder
derin üzüntü veya acı
He felt great grief after the loss
Kayıptan sonra büyük bir keder hissetti
dert
endişeye neden olan sorun veya sıkıntı
This broken computer is giving me a lot of grief
Bu bozuk bilgisayar bana çok dert açıyor
kabul
Sahnedebir şeyin doğru veya geçerli olduğunun kabul edilmesi
The proposal gained wide acceptance
Teklif geniş bir kabul gördü
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
iğrenç
Sahnedeçok nahoş veya şok edici
That smell is gross
Bu koku iğrenç
fabrika
Sahnedeeşyaların üretildiği yer
This is a big factory
Bu büyük bir fabrika
fabrika
ürünlerin üretildiği bina
The factory makes cars
Fabrika arabalar üretiyor
soygun
Sahnededeğerli eşyaların veya paranın planlı bir şekilde çalınması
They planned a big heist at the bank
Bankada büyük bir soygun planladılar
soygun
özellikle bir yere zorla girerek değerli eşyaları çalma eylemi
They planned a daring bank heist
Cesur bir banka soygunu planladılar
sol
Sahnedesağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
ayrılmak
Sahnedebir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
kalmak
Sahnedediğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
bırakmak
bir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
lüks
Sahnedepahalı ve şık olan
They went to a fancy restaurant
Lüks bir restorana gittiler
canı istemek
bir şeyi istemek veya beğenmek
Do you fancy a cup of tea
Bir fincan çay ister misin
hayal gücü
zihinde fikirler veya görüntüler yaratma yeteneği
It was just a flight of fancy
Bu sadece bir hayal ürünüydü
sanmak
bir şeyin kanıt olmasa bile doğru olduğunu düşünmek
I fancy that he is lying
Onun yalan söylediğini sanıyorum
aldı
Sahnedebir şeyi tutup başka bir yere götürmek veya almak
He took the book
Kitabı aldı
sanmak
birini veya bir şeyi yanlışlıkla başka biri ya da şey olarak algılamak
I took him for a doctor
Onu doktor sanmıştım
sürmek
bir işin tamamlanması için gereken zamanı ifade etmek
The trip took one hour
Yolculuk bir saat sürdü
gitmek
bir yoldan veya güzergahtan ulaşımı sağlamak
We took the long road to avoid traffic
Trafikten kaçınmak için uzun yoldan gittik
geçmek
Sahnedebir yerin veya zamanın ötesinde olmak
It is past ten
Saat onu geçti
geçmiş
Sahnedeşimdiki zamandan önce olan
In the past, life was simple
Geçmişte hayat basitti
acımasız
Sahnedevahşi ve başkalarına zarar vermeye meyilli
The dog is vicious
Köpek çok vahşi
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
arkadaşlar
Sahnedeyakın arkadaşlar
We are best buddies
Biz en yakın arkadaşlarız
düşünmek
fikir oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think about it
Bunu düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir konuyu dikkatle zihninden geçirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
geri dönmek
bir yere veya konuya tekrar gitmek
I went back to the office
Ofise geri döndüm
geri dönmek
eski haline veya konumuna dönmek
Let's get back to work
Hadi işe geri dönelim
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
sonları
bir dönemin bitişine yakın
It happened in the late nineties
Doksanlı yılların sonlarında oldu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
çok
büyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
çok
büyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
boş zaman
eğlenmek veya dinlenmek için ayrılan vakit
We have rec time in the afternoon
Öğleden sonra boş zamanımız var
geri almak
Sahnedekaybedilen veya alınan bir şeyi geri bulmak
I hope to recover my lost bag
Kayıp çantamı geri almayı umuyorum
iyileşmek
hastalık veya zorluktan sonra normal durumuna dönmek
He will recover soon
Yakında iyileşecek
ilksel
Sahnedebaşlangıçtan beri var olan
He felt a primordial fear
İlksel bir korku hissetti
telefonda
telefonla konuşuyor olmak
He is on the phone
O telefonda
telefonda
telefon aracılığıyla görüşen
She is on the phone right now
O şu anda telefonda
telefonda
telefon aracılığıyla konuşuyor olmak
He is on the phone right now
O şu an telefonda
parçalara ayrılmak
parçalara bölünerek dağılmak
The old book is falling apart
Eski kitap parçalara ayrılıyor
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
bir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsat bulmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
hale gelmek
belirli bir duruma dönüşmek
It will get to be hot soon
Yakında sıcak bir hal alacak
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
ihanet etmek
Sahnedegüvendiği birine sadakatsizlik etmek
He betrayed his best friend
En iyi arkadaşına ihanet etti
ele vermek
isteyerek olmasa da bir duygu veya özelliği açığa çıkarmak
Her smile betrayed her excitement
Gülümsemesi heyecanını ele verdi
tercih etmek
Sahnedebir şeyi diğerine karşı daha çok istemek
I prefer tea to coffee
Çayı kahveye tercih ederim
sevmek
Sahnedebirine karşı güçlü sevgi ve şefkat duymak
I love my family
Ailemi seviyorum
çok sevmek
bir şeyi veya birini çok fazla sevmek
I love chocolate
Çikolatayı çok severim
çok istemek
bir şeyi çok fazla istemek
I would love a cup of coffee
Bir fincan kahve çok isterdim
sevişmek
cinsel ilişkiye girmek
They made love
Seviştiler
mahkum
Sahnedetutuklu veya hapsedilmiş kişi
The prisoner escaped from jail
Mahkum hapishaneden kaçtı
dalış
Sahnedebaş aşağı suya atlamak
He decided to dive into the pool
Havuza dalmaya karar verdi
salaş bar
kötü görünümlü ve ucuz eğlence yeri
They spent the night in a dive
Geceyi salaş bir barda geçirdiler
derinleşmek
bir konuyu yoğun şekilde çalışmak
You should dive into this new course
Bu yeni derse derinlemesine çalışmalısın
kumru
barışın sembolü olarak kullanılan beyaz kuş
A white dove flew away
Beyaz bir kumru uçup gitti
diğerleri
Sahnedebahsedilenlerin dışındaki kişiler veya şeyler
He took one and left the others
Birini aldı ve diğerlerini bıraktı
kişi
bir insan bireyi
One must respect others
Kişi başkalarına saygı duymalıdır
başkaları
kendisi dışında kalan diğer insanlar
We should be kind to others
Başkalarına karşı nazik olmalıyız
basit
Sahnedezor veya karmaşık olmayan
This is a simple task
Bu basit bir görev
sade
Sahnedegösterişsiz veya karmaşık olmayan
She wore a simple dress
Sade bir elbise giydi
basitçe
basit veya anlaşılır bir biçimde
I like to keep things simple
İşleri basit tutmayı severim