

Arrow — Season 4 Episode 21
Kelimeler ve anlamları
716 kelime
Seviye
kişi
Sahnedeinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
birey
tek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
şahıs
belirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
rapor
Sahnedebir olay veya durum hakkındaki anlatım
She gave a detailed report
Detaylı bir rapor verdi
bildirmek
Sahnedebir konu hakkında bilgi vermek
She reported the news to her boss
Haberleri patronuna bildirdi
bildirmek
talimat üzerine bir yere gitmek
Report to the manager immediately
Derhal müdüre başvurun
giymek veya takmak
Sahnedevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
tahta tabanlı ayakkabı
genellikle tahta tabana sahip bir tür ayakkabı
It is a unique kind of wear
Bu eşsiz bir tahta tabanlı ayakkabı türüdür
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
adamlar
Sahnedeyetişkin erkek insanlar
Two men are here
İki adam burada
erkekler
yetişkin insan erkekler
Many men work here
Burada birçok erkek çalışıyor
erkekler
yetişkin erkek bireyler
These men are strong
Bu erkekler güçlüdür
erkekler
yetişkin erkek insanlar
The men are standing outside
Erkekler dışarıda duruyor
izin vermek
Sahnedebirinin bir şeyi yapmasına izin vermek
Please allow me to explain
Lütfen açıklama yapmama izin verin
izin vermek
bir şeyin yapılmasına onay vermek
They allowed us to go home
Eve gitmemize izin verdiler
tamam
yeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
makine
Sahnedebelirli bir işi yapmak için kullanılan düzenek
The machine is working
Makine çalışıyor
teşkilat
siyasi faaliyetleri kontrol eden güçlü grup
The local political machine holds great power
Yerel siyasi teşkilat büyük güce sahip
peluş oyuncak
hayvan şeklinde içi doldurulmuş yumuşak oyuncak
I sleep with my stuffed animal
Peluş oyuncağımla uyurum
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
Sahnedefarklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
dışarı çıkmak
bir yerden ayrılmak veya görünür olmak
The sun came out
Güneş çıktı
dökülmek
yerinden ayrılmak veya düşmek
His tooth came out
Dişi düştü
çıkmak
halka açık hale gelmek
The new movie comes out tomorrow
Yeni film yarın çıkıyor
sonuçlanmak
belli bir şekilde sonuçlanmak
The photo came out well
Fotoğraf güzel çıktı
ortaya çıkmak
bir şeyin hemen veya gecikmeden görünür hale gelmesi
The truth will come out immediately
Gerçekler hemen ortaya çıkacak
açıkça söylemek
bir şeyi dürüstçe ve doğrudan ifade etmek
He finally came out about the truth
Sonunda gerçekler hakkında açıkça konuştu
paket servis
restorandan alınıp başka yerde yenmek üzere hazırlanan yemekler
Let's get take out tonight
Bu akşam paket servis söyleyelim
çıkarmak
bir şeyi bulunduğu yerden dışarı çıkarmak
Take out the trash
Çöpleri dışarı çıkar
yemeğe çıkarmak
birini romantik bir buluşmaya götürmek
He decided to take out his girlfriend
Kız arkadaşını yemeğe çıkarmaya karar verdi
hıncını çıkarmak
güçlü bir duyguyu veya öfkeyi birine yöneltmek
Please do not take out your anger on him
Lütfen öfkeni ondan çıkarma
mümkün
Sahnedeyapılması veya gerçekleşmesi imkan dahilinde olan
It is possible to finish the task today
İşi bugün bitirmek mümkün
aday
seçilme ihtimali olan kişi
She is a possible for the role
O bu rol için bir aday
bir yere koşmak
bir yere hızlıca gitmek
He runs to the door
Kapıya koşar
ürün
Sahnedesatılmak üzere üretilen şey
This is a new product
Bu yeni bir ürün
yukarı bağlantı
Sahnedeverilerin merkezi bir sisteme gönderilmesini sağlayan iletişim hattı
The uplink connection is stable
Yukarı bağlantı hattı kararlı
yukarı bağlamak
bir cihazı uyduya veya merkezi bir sisteme bağlamak
Technicians will uplink the device to the satellite
Teknisyenler cihazı uyduya yukarı bağlayacak
yeraltı
Sahnedeyer yüzeyinin altında olan
The train runs underground
Tren yer altından gider
yeraltı
kamuoyu tarafından bilinmeyen veya onaylanmayan
The band was part of the underground music scene
Grup yeraltı müzik sahnesinin bir parçasıydı
haber
Sahnedebir olay veya durum hakkında yeni bilgi
I have some good news
Bazı iyi haberlerim var
vurmak
Sahnedebirine veya bir şeye kuvvetle dokunmak
He hit the ball
Topa vurdu
hit
çok popüler veya başarılı olan kişi veya şey
The song is a big hit
Şarkı büyük bir hit
uğramak
bir yere gitmek
Let's hit the gym
Hadi spor salonuna uğrayalım
muktedir
Sahnedebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
ders vermek
Sahnedebir topluluğa yapılan resmi konuşma
The professor will lecture on history today
Profesör bugün tarih dersi verecek
azarlamak
Sahnedebirini kızgın veya eleştirel bir şekilde uyarmak
Do not lecture me about my mistakes
Hatalarım hakkında beni azarlama
ders
bir grup insana verilen resmi konuşma
The professor gave a long lecture
Profesör uzun bir ders verdi
ders vermek
bir gruba yapılan öğretici konuşma
The professor gave a lecture today
Profesör bugün ders verdi
şekerleme
Sahnedekısa süreli uyku
I took a short nap
Kısa bir şekerleme yaptım
kestirmek
kısa süreliğine uyumak
I like to nap after lunch
Öğle yemeğinden sonra kestirmeyi severim
tenya
Sahnedevücutta yaşayan uzun yassı bir parazit solucan
The dog was treated for a tapeworm
Köpek tenya için tedavi edildi
madıkça
Sahnedebaşka bir durum olmadıkça
I won't go unless you come
Sen gelmedikçe gitmeyeceğim
-medikçe
bir şeyin gerçekleşmesinin başka bir durumun olmamasına bağlı olduğunu belirtir
You cannot pass unless you study hard
Çok çalışmadıkça geçemezsin
ateş gücü
Sahnedesilahların gücü veya askeri kuvvet
The army has massive firepower
Ordunun muazzam bir ateş gücü var
cihaz
Sahnedebelirli bir amaç için tasarlanmış ekipman parçası
This is a useful device
Bu faydalı bir cihaz
durmak
Sahnedebir yerde veya konumda bulunmak
The house stands on a hill
Ev bir tepenin üzerinde duruyor
tezgah
eşyaların satıldığı küçük yapı
I bought an apple from the fruit stand
Meyve tezgahından bir elma aldım
katlanmak
bir şeye tahammül etmek
I cannot stand this noise
Bu gürültüye katlanamıyorum
tutum
bir konu hakkındaki kesin görüş veya tavır
They took a firm stand on the issue
Bu konuda kesin bir tutum sergilediler
içeride
Sahnedebir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içinde
bir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
içinde
bir nesnenin veya yerin içi
The cat is inside the box
Kedi kutunun içinde
çekici kadın
Sahnedeçekici ve hareketli kadın
She is quite a vixen
O oldukça çekici bir kadın
dişi tilki
dişi tilki
The vixen was protecting her cubs
Dişi tilki yavrularını koruyordu
her kim
Sahnedekim olduğu fark etmeksizin herhangi bir kişi
Whoever arrives first wins
İlk gelen her kimse kazanır
her kim
kim olursa olsun o kişi
Whoever knows the answer should raise their hand
Cevabı bilen her kimse elini kaldırmalı
kurmak
bir şeyi belirli bir konuma yerleştirmek
I will set up the table
Masayı kuracağım
kurmak
bir işletme veya sistemi başlatmak
She set up a new company
Yeni bir şirket kurdu
tuzak kurmak
birini suçlu göstermek için plan yapmak
They set him up
Ona tuzak kurdular
ayarlamak
bir durumun meydana gelmesini sağlamak
He set up a meeting for tomorrow
Yarın için bir toplantı ayarladı
eskiden yapmak
geçmişte düzenli olarak yapılan ama artık yapılmayan eylemler için kullanılır
I used to swim every day
Eskiden her gün yüzerdim
alışkın
bir durumu önceden deneyimlediği için ona aşina olma
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım
alan
Sahnedeaçık arazi parçası
There is a field behind the house
Evin arkasında bir alan var
alan
belirli bir uzmanlık veya faaliyet dalı
He is a leader in his field
Alanında bir liderdir
tarla
ekim yapılan veya spor oynanan açık arazi
The farmer is in the field
Çiftçi tarlada
yanıtlamak
soru veya istekleri cevaplandırmak
The CEO fielded several tough questions
CEO birçok zor soruyu yanıtladı
ayrılmak
Sahnedebir yerden veya bir kişiden ayrılmak
I leave home at 8 AM
Saat 8'de evden ayrılırım
bırakmak
Sahnedebir şeyi belirli bir durumda tutmak
Please leave the door open
Lütfen kapıyı açık bırak
dışarıda bırakmak
birini bir etkinlikten veya gruptan hariç tutmak
Please do not leave him out of the team
Lütfen onu takımdan dışarıda bırakma
miras bırakmak
ölürken bir şeyi birine vermek
She will leave all her money to her family
Tüm parasını ailesine miras bırakacak
neredeyse
Sahnedehemen hemen veya fiilen
It is practically finished
Neredeyse bitti
boşaltmak
Sahnedebir kabın içindekileri dışarı çıkarmak
Please empty the trash
Lütfen çöpü boşalt
boş
içinde hiçbir şey bulunmayan
The room is empty
Oda boş
boş
amaçtan veya değerden yoksun
These are empty promises
Bunlar boş vaatler
dökülmek
bir akarsuyun daha büyük bir su kütlesine boşalması
The river empties into the sea
Nehir denize dökülür
esirgemek
Sahnedebirini nahoş bir durumdan korumak
Please spare me the details
Lütfen bana detayları anlatma
yedek
fazladan tutulan
I have a spare key
Yedek bir anahtarım var
ayırmak
birine veya bir şeye zaman tanımak
Can you spare a minute
Bir dakikanı ayırabilir misin
biyo-uyarıcı
Sahnedebitki büyümesini ve sağlığını iyileştiren madde
Farmers apply a biostimulant to improve plant health
Çiftçiler bitki sağlığını iyileştirmek için biyo-uyarıcı uyguluyor
büyüme destekleyici
canlıların daha iyi gelişmesine yardımcı olan madde
That product acts as a growth enhancer for the cells
O ürün hücreler için bir büyüme destekleyici görevi görüyor
başlangıçta
başlangıçta
At first, I didn't like it
Başlangıçta onu sevmedim
kesinlikle
Sahnedeşüphe olmadan veya kesin olarak
I will certainly help you
Sana kesinlikle yardım edeceğim
inatçılık
Sahnededüşüncesini veya davranışını değiştirmeme durumu
His obstinacy caused many problems
Onun inatçılığı birçok soruna yol açtı
savunma
Sahnedesaldırıya karşı koruma eylemi
The city has a strong defense
Şehrin güçlü bir savunması var
savunma
mahkemede sanığı temsil eden avukatlar
The defense argued that he was innocent
Savunma onun masum olduğunu iddia etti
hedef
Sahnedeulaşılmak istenen şey
My goal is to learn English
Hedefim İngilizce öğrenmek
gol
bir oyunda elde edilen sayı
He scored a goal in the match
Maçta bir gol attı
kale
oyuncuların skor yapmak için topu atmaya çalıştıkları alan
The ball went into the goal
Top kaleye girdi
görünmek
Sahnedebelli bir izlenim vermek
He appears to be tired
Yorgun görünüyor
belirmek
görünür hale gelmek veya görülmek
A ghost appeared in the room
Odada bir hayalet belirdi
rol almak
bir oyunda filmde veya gösteride yer almak
She will appear in the new movie
O yeni filmde rol alacak
kanka
Sahnedeyakın arkadaş
He is my best pal
O benim en iyi kankam
kazanmak
Sahnedebir şeyi elde etmek
He wants to gain experience
Deneyim kazanmak istiyor
kazanmak
daha fazlasını elde etmek
She gained a lot of experience
Çok deneyim kazandı
çaba
Sahnedebir şeyi başarmak için harcanan enerji
It takes a lot of effort to learn a language
Bir dil öğrenmek çok çaba gerektirir
yaşamak
Sahnedebir yerde ikamet etmek
I live in Ankara
Ankara'da yaşıyorum
canlı
çalışan veya aktif olan
The show is live
Program canlı
yaşamak
hayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
yaşamak
belli bir hayat sürmek veya deneyimlemek
He lives a happy life
O mutlu bir hayat yaşıyor
biliyorsun
dinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
tehlikeye atmak
Sahnedebir şeyi daha zayıf veya daha az etkili hale getirmek
This mistake could compromise the security
Bu hata güvenliği tehlikeye atabilir
uzlaşmak
her iki tarafın da bazı ödünler vererek anlaşmaya varması
We need to compromise to solve the problem
Sorunu çözmek için uzlaşmamız gerekiyor
itibarını zedelemek
birinin itibarına zarar vermek
His actions compromised his reputation
Davranışları itibarını zedeledi
uzlaşma
her iki tarafın da isteklerinden bir kısmından vazgeçerek orta yolu bulması
We reached a compromise
Bir uzlaşmaya vardık
okumak
Sahnedeyazılı kelimeleri görüp anlamak
I read a book every month
Her ay bir kitap okurum
rol okumak
bir rol için metin okuyarak seçmelere katılmak
She will read for the part
Rol için seçmelere katılacak
almak
telsizle konuşurken birinin söylediklerini duymak ve anlamak
Do you read me
Beni alabiliyor musun
okumak
birinin düşüncelerini söylemeden anlamak
I can read your mind
Aklını okuyabiliyorum
fırlayıp kaçmak
Sahnedeaniden ve hızla uzaklaşmak
The horse bolted from the stable
At ahırdan fırlayıp kaçtı
cıvata
parçaları birleştirmek için kullanılan metal pim
The bolt is too small
Cıvata çok küçük
şimşek
gökyüzünde aniden beliren parlak ışık
A bolt of lightning flashed across the sky
Bir şimşek gökyüzünü aydınlattı
arbalet oku
arbalet ile fırlatılan kısa ve kalın bir ok
He fired a bolt from his crossbow
Arbaletinden bir ok fırlattı
uzaklaşmak
bir yerden ayrılmak veya kaçmak
Get away from the fire
Ateşten uzaklaş
uzaklaşmak
bir yerden veya durumdan gitmek
I need to get away from this city
Bu şehirden uzaklaşmam gerekiyor
uzaklaştırmak
bir şeyi bulunduğu yerden başka bir yere taşımak
Get the dog away from the table
Köpeği masadan uzaklaştır
çoğunlukla
Sahnedebüyük ölçüde veya genel olarak
The students are mostly from Turkey
Öğrencilerin çoğu Türkiye'den
çoğunlukla
büyük oranda veya genellikle
It is mostly sunny today
Bugün hava çoğunlukla güneşli
beceri
pratik bilgi veya yetenek
He has the know-how to fix the car
Arabayı tamir edecek becerisi var
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
canım
Sahnedesevilen birine hitap ederken kullanılan samimi bir ifade
Hi hon, how are you?
Selam canım, nasılsın?
endişeli
Sahnedehuzursuz veya kaygılı hissetmek
I am worried about the exam
Sınav hakkında endişeliyim
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
haline getirmek
bir şeyi başka bir şeye çevirmek
Heat makes water become steam
Isı suyu buhar haline getirir
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
işaret
Sahnedebilgi veren sembol veya uyarı
A red flag is a sign of danger
Kırmızı bayrak tehlike işaretidir
imzalamak
Sahnedebir belgeye ismini yazmak
Please sign the contract
Lütfen sözleşmeyi imzalayın
sözleşme imzalatmak
birini bir gruba veya kuruma dahil etmek için belgeye imza attırmak
The club decided to sign the talented player
Kulüp yetenekli oyuncu ile sözleşme imzalamaya karar verdi
alışkın
Sahnedebir şeyi deneyimden dolayı bilen
I am used to this cold weather
Soğuk havaya alışkınım
kullanmak
Sahnedebir şeyi işlevinden faydalanmak için çalıştırmak
She uses her computer every day
Bilgisayarını her gün kullanır
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
durum
Sahnedebelirli bir zamandaki koşullar bütünü
This is a difficult situation
Bu zor bir durum
durum
bir kişinin veya yerin içinde bulunduğu şartlar
I am in a difficult situation
Zor bir durumdayım
için
Sahnedebir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
-den beri
geçmiş bir zamandan beri
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
en iyi
Sahnedeçok iyi veya mükemmel olan
He is the greatest player
O en iyi oyuncudur
en büyük
boyut veya miktar olarak en fazla olan
This is the greatest mountain
Bu en büyük dağ
en yüksek
derece veya seviye olarak en üstte olan
She achieved the greatest success
O en yüksek başarıyı elde etti
yeter
Sahnedeartık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
bina
Sahnededuvarları ve çatısı olan yapı
This building is very tall
Bu bina çok yüksek
inşa etmek
parçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They are building a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
inşa etme
bir şeyi yapma veya geliştirme etkinliği
Building a house takes time
Bir ev inşa etmek zaman alır
küçük kız
genç bir kız çocuk
The little girl is playing
Küçük kız oyun oynuyor
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
yararlanmak
Sahnedebir şeyi kontrol edip ondan faydalanmak
We can harness the power of the wind
Rüzgarın gücünden yararlanabiliriz
koşum takımı
bir şeyi tutmak veya kontrol etmek için kullanılan kayış takımı
The horse wore a leather harness
At deri bir koşum takımı takıyordu
eşyalar
Sahnedekişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
şeyler
genel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
geri gelmek
bir yere veya bir kişiye geri dönmek
When will you come back?
Ne zaman geri geleceksin?
kopya
Sahnedebaşka bir şeyin aynısı olarak yapılan şey
I made a copy of the document
Belgenin bir kopyasını çıkardım
anlaşıldı
bir radyo mesajını almak ve anlamak
Copy that, loud and clear
Anlaşıldı, yüksek ve net
kopyalama
başka bir şeyin benzerini yapma eylemi
Copying is not allowed
Kopyalamaya izin verilmez
taklit etmek
bir başkasının yaptığı bir şeyi aynı şekilde yapmak
She tries to copy her sister
Kız kardeşini taklit etmeye çalışıyor
korumak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarardan uzak tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
anıt
Sahnedebir kişiyi veya olayı anmak için yapılan yapı
The monument is in the city center
Anıt şehir merkezindedir
sıfırlamak
Sahnedebir şeyi başlangıç durumuna getirmek
I need to reset my password
Şifremi sıfırlamam gerekiyor
sıfırlamak
bir şeyi yeniden ayarlamak veya başlangıç durumuna getirmek
You should reset your password
Şifrenizi sıfırlamalısınız
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
hemen şimdi
tam olarak bu anda
I must go right now
Hemen şimdi gitmem gerekiyor
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
uyum
Sahnedebir kurala veya isteğe boyun eğme eylemi
They expect full compliance with the rules
Kurallara tam uyum bekliyorlar
idol
Sahnedeçok hayran olunan kişi
He is my idol
O benim idolüm
put
insanların taptığı heykel veya resim
People worshiped the ancient idol
İnsanlar antik puta tapıyordu
deneyim
Sahnedeyaşanılan olay
It was a great experience
Bu harika bir deneyimdi
tecrübe
Sahnedebir işten kazanılan bilgi
She has a lot of experience
Onun çok fazla tecrübesi var
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to experience new things
Yeni şeyler deneyimlemek istiyorum
yaşamak
bir durumu hissetmek veya bir şeyin etkisinde kalmak
I experienced great happiness today
Bugün büyük bir mutluluk yaşadım
gizli depo
Sahnedegizli bir yere saklanmış eşyalar topluluğu
They found a cache of weapons
Bir silah deposu buldular