

Arrow — Season 4 Episode 21
Kelimeler ve anlamları
712 kelime
Seviye
yürürlüğe giren
Sahnedeçalışmaya veya kullanılmaya başlayan
The rule is effective from tomorrow
Kural yarından itibaren yürürlüğe giriyor
etkili
istenen sonucu veren
This is an effective method
Bu etkili bir yöntem
dedi
Sahnedesözle ifade etmek
He said no
Hayır dedi
söyledi
bir düşünceyi veya bilgiyi kelimelerle ifade etmek
He said that he was busy
Meşgul olduğunu söyledi
bahsi geçen
daha önce değinilmiş olan
The said document is missing
Bahsi geçen belge kayıp
söyledi
bir düşünceyi sözlü olarak ifade etmek
She said she was tired
Yorgun olduğunu söyledi
inatçılık
Sahnededüşüncesini veya davranışını değiştirmeme durumu
His obstinacy caused many problems
Onun inatçılığı birçok soruna yol açtı
yaşam desteği
Sahnedeçok hasta birini hayatta tutmak için tıbbi cihaz kullanılması
The patient was kept on life support
Hasta yaşam desteğinde tutuldu
desteklemek
birine yardım veya teşvik vermek
I support your decision
Kararını destekliyorum
taşımak
bir şeyin ağırlığını taşımak
The pillars support the roof
Sütunlar çatıyı taşır
tür
Sahnedekategori veya sınıf
What type of music do you like
Ne tür müzik seversin
tip
benzer özelliklere sahip grup
He is a weird type of person
O tuhaf bir tip
yazmak
klavye ile yazı yazmak
I am typing an email
Bir e-posta yazıyorum
gruplandırmak
kan gibi biyolojik örnekleri ayırmak
The doctor typed his blood
Doktor kan grubunu belirledi
tip
benzer niteliklere sahip grup
He is not my type
O benim tipim değil
yazmak
klavye kullanarak metin oluşturma eylemi
I am typing a report
Bir rapor yazıyorum
tür
belirli bir kategori veya sınıf
What type of music do you like
Ne tür müzik seversin
yol göstermek
Sahnedeyolu göstermek veya yönetmek
She will lead the group
Gruba o yol gösterecek
kurşun
ağır ve yumuşak bir metal
Lead is a heavy metal
Kurşun ağır bir metaldir
ipucu
bir problemi veya gizemi çözmeye yardımcı olan bilgi parçası
The police followed a new lead in the case
Polis vakada yeni bir ipucunu takip etti
başrol
bir film veya tiyatro oyunundaki ana karakter
She played the lead in the movie
Filmde başrolü o oynadı
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
mış gibi yapmak
Sahnedebir şey gerçek değilken gerçekmiş gibi davranmak
He pretended to be asleep
Uyuyormuş gibi yaptı
mış gibi yapmak
bir şey gerçekmiş gibi davranmak
The kids pretend to be superheroes
Çocuklar süper kahramanmış gibi yapıyor
rol yapmak
gerçek olmayan bir durumu doğruymuş gibi davranmak
The children like to pretend they are pirates
Çocuklar korsanmış gibi davranmayı severler
taklit etmek
bir şeyin gerçek olmadığını bilerek öyleymiş gibi yapmak
The child likes to pretend he is a superhero
Çocuk kahramanmış gibi yapmayı sever
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
fikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
hacklenemez
Sahnedebilgisayar korsanları tarafından ele geçirilemeyen
This system is completely unhackable
Bu sistem tamamen hacklenemez
ancak
Sahnedebir durumu belirtirken karşıtlık bildirmek için kullanılır
I would go except I am tired
Giderdim ancak yorgunum
hariç
Sahnededahil etmemek
Everyone except Tom came
Tom hariç herkes geldi
hariç
bir şeyi dahil etmeden
Everyone came except him
O hariç herkes geldi
hariç
bir durumun veya kişinin dışında bırakıldığını belirtmek için kullanılır
Everyone came, except you
Sen hariç herkes geldi
izini sürmek
Sahnedebir şeyin kökenini veya gelişimini bulmak
She traced the family history
Aile tarihinin izini sürdü
iz
geride bırakılan küçük bir işaret veya belirti
There was no trace of the thief
Hırsızdan hiçbir iz yoktu
kopyalamak
bir nesnenin şeklini takip ederek çizmek
I traced the flower on the paper
Kağıttaki çiçeği kopyaladım
iz
bir şeyden geriye kalan çok küçük miktar
There is a trace of perfume on her
Üzerinde parfüm izi var
koleksiyoncu
Sahnedehobi olarak bir şeyler toplayan kişi
He is a stamp collector
O bir pul koleksiyoncusudur
toplayıcı
bir şeyleri bir araya getiren makine veya araç
The dust collector keeps the workshop clean
Toz toplayıcı atölyeyi temiz tutar
tahsildar
para veya ödeme toplamakla görevli kişi
The tax collector came to the house
Vergi tahsildarı eve geldi
koleksiyoncu
eşyaları biriktiren kişi
He is a famous stamp collector
O ünlü bir pul koleksiyoncusu
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
sadece
daha fazlası olmayan
I have only two dollars
Sadece iki dolarım var
bir kez
Sahnedetek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
olduğunda
Sahnedeolduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
bir zamanlar
geçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
neredeyse
Sahnedetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
melek
Sahnedebazı dinlerde göksel bir haberci olan ruhani varlık
She believes in angels
O meleklere inanır
neredeyse
Sahnedehemen hemen veya fiilen
It is practically finished
Neredeyse bitti
neredeyse
hemen hemen ya da büyük oranda
He has practically finished the work
İşi neredeyse bitirdi
duymak
Sahnedebir şeyi birinden öğrenmek
Did you hear about the accident?
Kazayı duydun mu?
duymak
bir kişi veya durum hakkında bilgi ya da haber almak
Did you hear about the accident
Kazayı duydun mu
haberdar olmak
bir durumla ilgili bilgi almak
I heard about the meeting
Toplantıdan haberdar oldum
duymak
bir şeyi öğrenmek veya işitmek
Did you hear about the news
Haberleri duydun mu
çözmek
Sahnedebir şeyin cevabını bulmak
I can solve this puzzle
Bu bulmacayı çözebilirim
çözmek
bir soruna çözüm bulmak
They solved the problem
Sorunu çözdüler
çözmek
bir sorunun cevabını bulmak
I can solve this math problem
Bu matematik problemini çözebilirim
çözmek
bir sorunun cevabını bulmak
She can solve this puzzle
Bu bulmacayı çözebilir
artış
Sahnedebir şeydeki artış
The new plan gave a boost to sales
Yeni plan satışlarda bir artış sağladı
yukarı itmek
birini veya bir şeyi yukarı doğru itmek veya kaldırmak
He boosted her up to the window
Onu pencereye doğru yukarı itti
çalmak
bir şeyi izinsiz şekilde almak
The teenager boosted a bike
Genç çocuk bir bisiklet çaldı
inanç
Sahnedebir kişiye veya şeye duyulan güçlü güven
I have faith in you
Sana güveniyorum
inanç
birine veya bir şeye duyulan güçlü güven
I have faith in you
Sana inancım tam
yapacak
Sahnedegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
giymek veya takmak
Sahnedevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
yormak
birini aşırı derecede yormak
The hard work began to wear him
Zor iş onu yormaya başladı
giysi
vücudu örtmek için kullanılan eşyalar
This shop sells sports wear
Bu mağaza spor giysileri satıyor
giymek
üzerinde kıyafet bulunması
I wear a coat in winter
Kışın palto giyerim
giymek
vücudun kıyafetle kaplı olması
She wears a beautiful dress
O güzel bir elbise giyiyor
giymek
üzerinde bir giysi bulundurmak
He wears a blue shirt
O mavi bir gömlek giyiyor
takmak
vücudunda aksesuar veya benzeri bir şey taşımak
You should wear a mask
Bir maske takmalısın
giymek
bir kıyafeti üzerine geçirmek
Wear your jacket before leaving
Çıkmadan önce ceketini giy
giymek
vücuduna kıyafet geçirmek
She wears her new shoes
O yeni ayakkabılarını giyiyor
gibi görünmek
Sahnedebir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
benzemek
dış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
benzemek
bir şeye benzer bir dış görünüşe sahip olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
benzemek
dış görünüşü birine veya bir şeye benzemek
You look like your brother
Erkek kardeşine benziyorsun
girişim
Sahnedeyeni kurulan küçük şirket
They founded a successful tech start up
Başarılı bir teknoloji girişimi kurdular
kurmak
bir iş veya faaliyete başlamak
They decided to start up a company
Bir şirket kurmaya karar verdiler
çalışmaya başlamak
bir sistemin veya makinenin çalışmaya başlaması
The system is starting up
Sistem çalışmaya başlıyor
girişim
yeni faaliyete başlayan işletme
They launched a new startup
Yeni bir girişim başlattılar
yeni şirket
yeni kurulmuş ticari işletme
It is a small new company
Küçük ve yeni bir şirket
karşılamak
Sahnedevaran birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
hoş karşılanan
memnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
serbest
bir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
işlemci
Sahnedeverileri işleyen temel bilgisayar parçası
The processor is very fast
İşlemci çok hızlı
işleme cihazı
Sahnedebir şeyi işleyen veya yöneten makine
This food processor is useful
Bu mutfak robotu faydalıdır
işlem memuru
belgeleri veya bilgileri işleyen kişi
He is a data processor
O bir veri işlemcisidir
bileşik
Sahnedefarklı maddelerin birleşimi
Water is a chemical compound
Su kimyasal bir bileşiktir
yerleşke
ortak bir amacı olan bina grubu
They live in a secure compound
Güvenli bir yerleşkede yaşıyorlar
bileşik yay
ok atmak için kullanılan mekanik bir yay türü
He aims with his compound
O bileşik yayıyla nişan alıyor
birleştirmek
iki veya daha fazla şeyi bir araya getirmek
They compound various ingredients to make the medicine
İlacı yapmak için çeşitli malzemeleri birleştiriyorlar
stok
Sahnedebir şeyin büyük miktarda depolanmış hali
We have a large stockpile of food
Büyük bir yiyecek stoğumuz var
stoklamak
büyük miktarda bir şeyi toplamak ve saklamak
They decided to stockpile food for the winter
Kış için yiyecek stoklamaya karar verdiler
stoklamak
büyük miktarda bir şeyi toplamak ve saklamak
They decided to stockpile food for the winter
Kış için yiyecek stoklamaya karar verdiler
gün ışığı
Sahnedegündüz güneşten gelen doğal ışık
The room is filled with daylight
Oda gün ışığıyla dolu
güneş ışığı
gündüz güneşten gelen doğal ışık
We need more daylight
Daha fazla güneş ışığına ihtiyacımız var
burada
Sahnedebulunduğumuz bu yer
Come down here and see this
Buraya gel ve şuna bak
klonlamak
Sahnedebir şeyin tıpatıp aynısını yapmak
Scientists want to clone the animal
Bilim insanları hayvanı klonlamak istiyor
kopyalamak
bir şeyin birebir kopyasını çıkarmak
Scientists want to clone the sheep
Bilim insanları koyunu kopyalamak istiyor
zor
Sahnedekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
alkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
sert
yumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sıkı
çok çaba veya enerji ile
He works hard every day
O her gün sıkı çalışıyor
doğu
Sahnedebir yerin doğu kısmından gelen
He lives in eastern Europe
Doğu Avrupa'da yaşıyor
kestirmek
Sahnedebilinen verilerden yola çıkarak bilinmeyeni tahmin etmek
We can extrapolate future results from these numbers
Bu sayılardan gelecekteki sonuçları kestirebiliriz
protokol
Sahnederesmi durumlar için geçerli olan kurallar bütünü
The diplomat followed the protocol
Diplomat protokole uydu
protokol
resmi kurallar veya izlenmesi gereken adımlar dizisi
We must follow the safety protocol
Güvenlik protokolüne uymalıyız
satın almak
Sahnedepara ödeyerek bir şeye sahip olmak
I want to buy a car
Bir araba satın almak istiyorum
inanmak
bir şeyin doğru olduğunu kabul etmek
I don't buy his story
Onun hikayesine inanmıyorum
satın alınan şey
satın alınan ürün veya eşya
This dress was a great buy
Bu elbise harika bir alışverişti
sebep olmak
bir durumun veya sorunun meydana gelmesine yol açmak
His arrogance bought him a lot of trouble
Kibri başına çok dert açtı
beklemek
Sahnedebir şey olana kadar bir yerde kalmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
bir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
kalmak
bir yerden ayrılmadan durmak
I will wait in the car
Arabada kalacağım
yerinde durmak
hareket etmeden olduğu yeri korumak
Wait right there for me
Tam orada yerinde dur
durmak
kısa bir süreliğine hareket etmemek
Cars must wait at the red light
Arabalar kırmızı ışıkta durmalı
ara vermek
bir işe kısa süreliğine ara vermek
We will wait with the decision
Karar vermeye ara vereceğiz
bir yere koşmak
Sahnedebir yere hızlıca gitmek
He runs to the door
Kapıya koşar
koşmak
bir yere hızlıca veya koşarak gitmek
I will run to the store
Markete koşacağım
varmak
belirli bir fiyat miktar veya toplam seviyeye ulaşmak
The costs run to ten dollars
Masraflar on dolara varıyor
sığınmak
zor durumdayken destek veya teselli için birine gitmek
Children run to their parents
Çocuklar ebeveynlerine sığınır
-e doğru koşmak
bir kişi veya yere hızla gitmek
She ran to her mother
Annesine doğru koştu
koşarak gitmek
bir yere ayaklarıyla hızlıca varmak
I have to run to the bus
Otobüse koşarak gitmek zorundayım
-e koşmak
bir yere hızlı adımlarla ilerlemek
The kids run to the school
Çocuklar okula koşarlar
koşarak yönelmek
bir şeyin istikametinde hızla ilerlemek
The dog started to run to the ball
Köpek topa doğru koşarak yöneldi
bebeğim
Sahnedesevgiyle hitap edilen kişi
Good night, baby girl
İyi geceler, bebeğim
yanmak
Sahnedeateş almak veya tutuşturmak
The wood burns quickly
Odun hızlıca yanar
öfkelendirmek
birini çok öfkelendirmek
His comment burned him
Yorumu onu öfkelendirdi
yakmak
sızlama şeklinde acı vermek
This soap burns my eyes
Bu sabun gözlerimi yakıyor
çarçur etmek
parayı çok hızlı ve gereksiz yere harcamak
He burned all his cash in one week
Tüm parasını bir haftada çarçur etti
füze
Sahnedebir hedefe fırlatılan uçan nesne
The army launched a missile
Ordu bir füze fırlattı
ilaç veya uyuşturucu
Sahnedevücudu etkileyen kimyasal madde
This drug helps you sleep
Bu ilaç uyumanıza yardımcı olur
arkadaş
çok sevilen bir kişi
He is a good drug
O iyi bir arkadaş
ilaç vermek
birine vücudunu etkileyen bir madde vermek
They drug the patient
Hastaya ilaç veriyorlar
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
bir şeyin olduğuna dair inanca sahip olmak
I feel that you are right
Haklı olduğunu düşünüyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
She felt her mistake to everyone
O hatasını herkese itiraf etti
hissetmek
fiziksel veya duygusal bir duyguya sahip olmak
I feel happy today
Bugün mutlu hissediyorum
minnettar olmak
çok şanslı veya müteşekkir hissetmek
I feel grateful for your help
Yardımın için minnettar hissediyorum
sezgi
bir şeyi düşünmeden anlama yeteneği
She has a feel for music
Onun müzik için bir sezgisi var
hava
bir şeyin genel karakteri veya atmosferi
The room has a cozy feel
Odanın rahat bir havası var
sezmek
bir şeyin doğasını anlamak
I could feel his anger
Onun öfkesini sezebiliyordum
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
sportif
Sahnedesporla ilgili olan
He leads a very sporting life
Çok sportif bir hayat sürüyor
centilmen
kurallara uygun ve adil davranan
It was very sporting of you to admit the mistake
Hatayı kabul etmen çok centilmenceydi
sporla ilgili
spor veya dış mekan aktiviteleri ile bağlantılı olan
We have a sporting event today
Bugün bir spor etkinliğimiz var
beklemek
Sahnedebir şeyin olacağını düşünmek
I expect a call today
Bugün bir telefon bekliyorum
hamile
bir bebeğe gebe olmak
She is expecting a baby
Bebek bekliyor
beklenmek
bir eylemi yapması istenmek
You are expected to come
Gelmeniz bekleniyor
ummak
bir şeyin olacağını düşünmek
I expect a reply soon
Yakında bir cevap umuyorum
köstebek vurmacası
Sahnededeliklerden çıkan oyuncak köstebeklere vurulan bir oyun
He played whack a mole at the fair
Panayırda köstebek vurmacası oynadı
yok oluş
Sahnedebir şeyin tamamen ortadan kaldırılması
The city faced total annihilation
Şehir tam bir yok oluşla karşı karşıyaydı
madıkça
Sahnedebaşka bir durum olmadıkça
I won't go unless you come
Sen gelmedikçe gitmeyeceğim
-medikçe
bir şeyin gerçekleşmesinin başka bir durumun olmamasına bağlı olduğunu belirtir
You cannot pass unless you study hard
Çok çalışmadıkça geçemezsin
tepki vermek
Sahnedebir şeye karşılık olarak bir şey yapmak
How did he respond to the news
Habere nasıl tepki verdi
cevap vermek
bir soruya veya duruma karşılık olarak bir şey söylemek veya yapmak
Please respond to my question
Lütfen soruma cevap verin
yanıtlamak
bir yazıya veya mesaja karşılık olarak bir şey yazmak veya söylemek
He didn't respond to the email
E-postaya yanıt vermedi
cevap vermek
bir soruya veya söze karşılık olarak bir şey söylemek
Please respond to my question
Lütfen soruma cevap ver
çalıştıran
Sahnedebir şeyi çalıştıran
He is operating the machine
Makineyi o çalıştırıyor
kavga
Sahnedeiki kişi arasındaki fiziksel veya sözlü çatışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
tarz
bir şeyi yapma veya ifade etme biçimi
Her fight is very unique
Onun tarzı çok özgün
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
mücadele etmek
bir şeyi durdurmak veya engellemek için çok çabalamak
We must fight the disease
Hastalıkla mücadele etmeliyiz
tartışmak
biriyle öfkeli bir anlaşmazlık yaşamak
They often fight about money
Para konusunda sık sık tartışırlar
kavga
insanlar arasındaki öfkeli anlaşmazlık
I heard a fight in the street
Sokakta bir kavga duydum
savaşmak
bir kavgada veya savaşta yer almak
Soldiers fight to protect their country
Askerler ülkelerini korumak için savaşırlar
mücadele etmek
resmi bir yarışmaya veya kampanyaya katılmak
They will fight for the title
Unvan için mücadele edecekler
çabalamak
zor bir şeyi yapmak için büyük gayret göstermek
She had to fight to finish her work
İşi bitirmek için çabalaması gerekti
karşı koymak
bir şeyi durdurmak veya değiştirmek için çok uğraşmak
We must fight against climate change
İklim değişikliğine karşı koymalıyız
zihin
Sahnedekişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
rahatsız olmak
Sahnedebir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
dikkat etmek
bir şeye odaklanmak veya özen göstermek
Please mind your step on the stairs
Lütfen merdivenlerde adımına dikkat et
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
zemin
Sahnedebir odanın alt kısmı
Please sit on the floor
Lütfen zemine oturun
kat
bir binanın katı veya seviyesi
I live on the third floor
Üçüncü katta yaşıyorum
şoke etmek
birini çok şaşırtmak
The news floored him
Haber onu şoke etti
söz hakkı
bir toplantıda veya oturumda konuşma izni
The chairperson gave her the floor
Başkan ona söz hakkı verdi
zemin
bir odada üzerinde yürüdüğünüz yüzey
Please clean the floor
Lütfen zemini temizleyin
başa çıkmak
Sahnedebir durumla veya sorunla ilgilenmek
I can handle this problem
Bu sorunla başa çıkabilirim
takma ad
kimlik belirlemek için kullanılan isim veya lakap
What is your Twitter handle
Twitter kullanıcı adın nedir
sap
bir nesneyi tutmaya yarayan parça
The door handle is broken
Kapı kolu kırık
uzatmak
bir şeyi elden ele teslim etmek
Handle the book to your friend
Kitabı arkadaşına uzat
halletmek
bir işi çözüme kavuşturmak veya yönetmek
I can handle this task
Bu görevi halledebilirim
kulp
bir nesneyi tutmaya veya taşımaya yarayan kısım
Please hold the handle of the door
Lütfen kapının kulpunu tut
şirket
Sahnedemal veya hizmet satan kuruluş
He works for a big company
Büyük bir şirkette çalışıyor
Company
popüler bir Amerikan televizyon programı
I watched the show Company
Company programını izledim
misafir
sizi ziyaret eden veya sizinle olan kişiler
I have company tonight
Bu akşam misafirim var
uzak
Sahnedemesafesi çok olan
The station is far
İstasyon uzak
çok
büyük ölçüde
He is far better than me
O benden çok daha iyi
şimdiye kadar
şu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
ilerleme
yapılması veya tamamlanması gereken kısım
How far are you with your homework
Ödevinde ne kadar ilerledin
uzak
bir noktadan veya yerden büyük mesafede
The store is too far
Mağaza çok uzak
çok daha
önemli ölçüde veya büyük derecede
This car is far better
Bu araba çok daha iyi
tuzağa düşürmek
Sahnedebirini kaçamayacağı şekilde yakalamak veya tutmak
The hunters trapped the wolf
Avcılar kurdu tuzağa düşürdü
tuzak
birini istenmeyen bir şeye yönlendiren tehlikeli durum
This contract is a trap
Bu sözleşme bir tuzak
kapan
hayvanları veya insanları yakalamak için kullanılan düzenek
He set a trap for the mouse
Fare için bir kapan kurdu
ağız
konuşmak veya yemek yemek için kullanılan yüzdeki açıklık
Keep your trap shut
Ağzını kapalı tut
ayarlamak
Sahnedebir düğmeyi çevirerek ayar değiştirmek
Dial the temperature down
Sıcaklığı düşür
numara çevirmek
bir telefon numarasını tuşlayarak aramak
Dial the number now
Şimdi numarayı çevir
ayarlamak
bir şeyin miktarını veya seviyesini değiştirmek
You can dial the temperature to your liking
Sıcaklığı kendi tercihinize göre ayarlayabilirsiniz
çok biçimli
Sahnedebirçok farklı biçimde var olabilen
The virus is polymorphic and changes its structure
Virüs çok biçimlidir ve yapısını değiştirir
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
yanlış duymak
bir sesi doğru olmayan bir şekilde işitmek
I think I heard you wrong
Sanırım seni yanlış duydum
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
alan
Sahnedeaçık arazi parçası
There is a field behind the house
Evin arkasında bir alan var
alan
belirli bir uzmanlık veya faaliyet dalı
He is a leader in his field
Alanında bir liderdir
tarla
ekim yapılan veya spor oynanan açık arazi
The farmer is in the field
Çiftçi tarlada
yanıtlamak
soru veya istekleri cevaplandırmak
The CEO fielded several tough questions
CEO birçok zor soruyu yanıtladı
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
haline getirmek
bir şeyi başka bir şeye çevirmek
Heat makes water become steam
Isı suyu buhar haline getirir
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
olmak
bir şey haline gelmeye başlamak
She wants to become a teacher
O öğretmen olmak istiyor
haline gelmek
yeni bir duruma bürünmek
The weather will become cold
Hava soğuk bir hal alacak
dönüşmek
bir şeyden başka bir şeye geçmek
Water will become ice
Su buza dönüşecek
girmek
belirli bir duruma geçiş yapmak
He became angry
O öfkeye girdi
halini almak
bir durumun içine geçmek
The sky became dark
Gökyüzü karanlık halini aldı
başlamak
bir durumun başlangıcında olmak
It became sunny
Hava güneşli olmaya başladı
evrilmek
başka bir şekle dönüşmek
The situation has become worse
Durum daha kötüye evrildi
uygulanabilir
Sahnedebaşarılı bir şekilde gerçekleştirilebilir olan
The team found a workable solution to the problem
Ekip sorun için uygulanabilir bir çözüm buldu
an
Sahnedeçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
an
çok kısa süre
It happened in a moment
Bir anda oldu
an
çok kısa bir zaman dilimi
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
kısa süre
az bir zaman aralığı
It took a short moment
Kısa bir süre aldı
şu an
şimdiki zaman dilimi
I am busy at the moment
Şu anda meşgulüm
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
iyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün öğleden önceki erken kısmı
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
gibi görünüyor
Sahnedebir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
benziyor
görünüş olarak benzer olmak
He looks like his father
Babasına benziyor
benziyor
bir şeyin görünüşünün başka bir şeye benzemesi
That cloud looks like a rabbit
O bulut bir tavşana benziyor
gibi görünmek
bir durumun dış görünüşüne sahip olmak
The room looks like a disaster
Oda felaket gibi görünüyor
benzemek
fiziksel olarak birine veya bir şeye eşleşmek
You look like your mother
Annene benziyorsun
gibi durmak
bir şeyin olma ihtimalini ifade etmek
It looks like we are late
Geç kalmışız gibi duruyor
bluetooth
Sahnedekısa mesafeli kablosuz veri aktarım teknolojisi
Turn on your Bluetooth
Bluetooth'unu aç
bluetooth
ses dinlemek için kullanılan küçük kablosuz cihaz
I connect my phone to the bluetooth speaker
Telefonumu bluetooth hoparlöre bağlıyorum
derin
Sahnedeyüzeyden çok aşağıya inen
The ocean is very deep
Okyanus çok derindir
kalın
düşük tona sahip olan
He has a deep voice
Onun kalın bir sesi var
zengin
çok parası olan
He has deep pockets
Onun çok parası var
derin
çok güçlü veya yoğun
He has a deep love for music
Müziğe karşı derin bir sevgisi var
yenmek
Sahnedebirini veya bir şeyi mağlup etmek
They beat the champion
Şampiyonu yendiler
devriye bölgesi
bir polisin veya görevlinin düzenli olarak dolaştığı bölge
The officer walked his beat every evening
Memur her akşam devriye bölgesinde yürürdü
çırpmak
malzemeleri bir aletle karıştırmak
Beat the eggs before cooking
Pişirmeden önce yumurtaları çırpın
bitkin
çok yorgun ve halsiz hissetme
I am beat after working all day
Bütün gün çalıştıktan sonra bitkinim
erken varmak
bir yere bir başkasından daha önce ulaşmak
I will try to beat you to the station
İstasyona senden önce varmaya çalışacağım
daha iyi olmak
bir şeyden daha arzu edilir veya tercih edilebilir olmak
Nothing beats a cold drink on a hot day
Sıcak bir günde soğuk bir içecekten daha iyisi yoktur
bitkin
çok yorgun
I am completely beat after work
İşten sonra tamamen bitkinim
ayrılmak
bir yerden gitmek
Let us beat it before it starts raining
Yağmur başlamadan önce hadi ayrılalım
ritim
düzenli tekrarlanan ses veya hareket
I like the beat of this song
Bu şarkının ritmini seviyorum
saat
Sahnede60 dakikalık zaman birimi
It took two hours to finish
Bitirmesi iki saat sürdü
saatler
günün veya gecenin belirli zaman dilimleri
I waited for two hours
İki saat bekledim
saatlerce
uzun veya belirsiz bir süre
I waited for hours
Saatlerce bekledim
zaman birimleri
altmış dakikalık zaman dilimleri
We count the hours
Zaman birimlerini sayıyoruz
çalışma saatleri
bir iş yerinin açık olduğu vakit
Our business hours are long
Çalışma saatlerimiz uzun
vakitler
günün belirli bölümleri
These are the quiet hours
Bunlar sessiz vakitler
saat
altmış dakikalık zaman birimi
It took two hours
İki saat sürdü
saatler
altmış dakikalık süreler
The hours go by fast
Saatler çabuk geçiyor
her yerde
Sahnedeher yerde veya her yere
I looked everywhere for my keys
Anahtarlarımı her yerde aradım
haber
Sahnedebir olay veya durum hakkında yeni bilgi
I have some good news
Bazı iyi haberlerim var
kapatmak
Sahnedebir şeyin çalışmasını durdurmak
Please shut the computer
Bilgisayarı kapat
kapalı
açık olmayan durum
The window is shut
Pencere kapalı
susturmak
birinin konuşmasını engellemek
He tried to shut her
Onu susturmaya çalıştı
kapatmak
bir şeyi bir kutunun içine koyup üzerini örtmek
She shut the papers in the box
Kağıtları kutuya kapattı
kurtulmak
birinden veya bir şeyden kurtulmak
I am glad to be shut of him
Ondan kurtulduğuma memnunum
dışarıda bırakmak
birini bir grubun veya etkinliğin dışında tutmak
They shut him out of the conversation
Onu konuşmanın dışında bıraktılar
merhamet
Sahnedebirine gösterilen nezaket veya bağışlama
He begged for mercy
Merhamet için yalvardı
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
ilgili olmak
Sahnedebelirli bir konuyla ilgili olmak
This book concerns history
Bu kitap tarihle ilgilidir
endişe
Sahnedesizi huzursuz hissettiren şey
My main concern is the weather
Temel endişem hava durumu
firma
büyük bir iş yeri veya şirket
It is a large manufacturing concern
Bu büyük bir üretim firmasıdır
mesele
ele almanız gereken iş veya görev
That is none of your concern
Bu senin meselen değil
ilgilendirmek
bir konuyla ilgili veya bağlantılı olmak
This problem concerns all of us
Bu sorun hepimizi ilgilendiriyor
göndermek
Sahnedebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
bir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
göndermek
bir şeyi veya birini bir yere ulaştırmak amacıyla yola çıkarmak
Please send the letter to my house
Lütfen mektubu evime gönder
göndermek
bir şeyi bir yere ulaştırmak
He sent the documents to the office
Belgeleri ofise gönderdi
postalamak
bir mektup veya paketi yollamak
She sent a letter to her friend
Arkadaşına bir mektup postaladı
geri göndermek
bir şeyi geldiği yere yollamak
I will send the item back
Ürünü geri göndereceğim