

Arrow — Season 4 Episode 22
Kelimeler ve anlamları
690 kelime
Seviye
orman açıklığı
Sahnedeorman içinde ağaçsız, açık alan
They found a sunny glade in the woods
Ormanda güneşli bir açıklık buldular
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
hemen şimdi
tam olarak bu anda
I must go right now
Hemen şimdi gitmem gerekiyor
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
ayrılık
Sahnederomantik bir ilişkinin sona ermesi
Their breakup was very sad
Ayrılıkları çok üzücüydü
zeka
Sahnededüşünme ve öğrenme yeteneği
He has a great brain
Onun harika bir zekası var
beyin
Sahnededüşünce ve duyguları kontrol eden, kafanın içindeki yumuşak organ
The brain controls the body
Beyin vücudu kontrol eder
muayene
bir sağlık durumunu kontrol etme işlemi
The doctor performed a medical examination
Doktor bir muayene yaptı
boş
Sahnedeiçinde hiçbir şey bulunmayan
The room is empty
Oda boş
boş
amaçtan veya değerden yoksun
These are empty promises
Bunlar boş vaatler
boşaltmak
bir kabın içindekileri dışarı çıkarmak
Please empty the trash
Lütfen çöpü boşalt
dökülmek
bir akarsuyun daha büyük bir su kütlesine boşalması
The river empties into the sea
Nehir denize dökülür
sorumlu
Sahnedebir işten veya durumdan dolayı yükümlü olan
He is responsible for the project
Projeden o sorumlu
tetikleme
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesine neden olma
The loud noise is triggering the alarm
Yüksek ses alarmı tetikliyor
kısa bir süreliğine
Sahnedeçok kısa bir süre için
He paused momentarily
Kısa bir süreliğine durakladı
birazdan
kısa bir süre içinde
The meeting will begin momentarily
Toplantı birazdan başlayacak
kadar
Sahnedebir eylem gerçekleşene dek
Do not leave until I return
Ben dönene kadar ayrılma
kadar
bir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
kadar
belirli bir zamana kadar
We stayed until noon
Öğlene kadar kaldık
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I am super tired
Çok yorgunum
harika
çok iyi veya muhteşem
This cake is super
Bu kek harika
bina yöneticisi
bir binayı yöneten kişi
Call the super for the leak
Sızıntı için bina yöneticisini ara
üst
bir şeyin konum olarak yukarısı
The prefix super indicates a position above
Super öneki yukarıdaki bir konumu belirtir
virüs
Sahnedebilgisayarlara zarar veren veya işleyişlerini bozan kötü amaçlı yazılım
My computer has a virus.
Bilgisayarımda bir virüs var.
virüs
hastalığa neden olan çok küçük bir organizma
The virus spreads quickly
Virüs hızla yayılır
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
Sahnede1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
izin vermek
Sahnedebir şeye izin vermek veya onaylamak
My parents permit me to go out
Ailem dışarı çıkmama izin veriyor
izin belgesi
size izin veren resmi bir kağıt
You need a work permit
Bir çalışma iznine ihtiyacınız var
sonsuz
Sahnedesonu veya sınırı olmayan
The universe is infinite
Evren sonsuzdur
lafı açılmışken
bahsetmişken
Speaking of movies, have you seen the new one?
Filmlerden bahsetmişken, yenisini izledin mi?
riske atmak
Sahnedebir şeyi tehlikeye atmak
Don't risk your life
Hayatını riske atma
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
Smoking is a health risk
Sigara içmek bir sağlık riskidir
kavşak
Sahnedeyolların kesiştiği yer
Turn right at the intersection
Kavşaktan sağa dön
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
çözmek
bir şeyin cevabını veya çözümünü bulmak
I will figure it out
Bunu çözeceğim
ciddiyetle
Sahnedeiçtenlikle veya ciddi bir tavırla
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
ciddi bir şekilde
çok ağır veya aşırı bir durumda
He was seriously injured in the accident
Kazada ciddi bir şekilde yaralandı
nükleer saldırı düzenlemek
Sahnedebir yeri nükleer silahlarla vurmak
The country threatened to nuke its enemy
Ülke düşmanını nükleer silahla vurmakla tehdit etti
nükleer silah
Sahnedenükleer enerji kullanan güçlü patlayıcı silah
The treaty aims to reduce every nuke
Antlaşma her bir nükleer silahı azaltmayı amaçlıyor
yok etmek
tamamen imha etmek
The game allows you to nuke the base
Oyun üssü tamamen yok etmene izin veriyor
mikrodalgada ısıtmak
yemeği mikrodalga fırında hızlıca ısıtmak
You can nuke the leftovers in minutes
Artanları dakikalar içinde mikrodalgada ısıtabilirsin
yani
söylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
savunma
Sahnedesaldırıya karşı koruma eylemi
The city has a strong defense
Şehrin güçlü bir savunması var
savunma
mahkemede sanığı temsil eden avukatlar
The defense argued that he was innocent
Savunma onun masum olduğunu iddia etti
kalıcı
Sahnedeuzun süre veya sonsuza dek süren
This is a permanent job
Bu kalıcı bir iş
ani artış
Sahnedebir şeyin aniden ve güçlü bir şekilde artması
There was a surge in electricity prices
Elektrik fiyatlarında ani bir artış oldu
akın etmek
Sahnedeaniden ve güçlü bir şekilde ileri hareket etmek
The crowd surged forward
Kalabalık ileriye doğru akın etti
ileri atılmak
aniden ve güçlü bir şekilde ileriye doğru hareket etmek
The crowd surged forward
Kalabalık ileriye doğru atıldı
hızla artmak
bir değerin veya miktarın aniden yükselmesi
Oil prices surged today
Petrol fiyatları bugün hızla arttı
alışveriş
Sahnedemağazalardan ürün satın alma işi
We went shopping yesterday
Dün alışverişe gittik
alışveriş
mağazalardan ürün satın alma etkinliği
Shopping is expensive these days
Bugünlerde alışveriş pahalı
dağ
Sahnedeçok yüksek doğal bir yer şekli
They climbed Mount Everest
Everest Dağı'na tırmandılar
binmek
bir şeye binmek veya üzerine çıkmak
He mounted the horse
Ata bindi
monte etmek
bir şeyi bir yüzeye sabitlemek
He mounted the television on the wall
Televizyonu duvara monte etti
düzenlemek
bir etkinlik için hazırlık yapmak
They mounted a special exhibition
Özel bir sergi düzenlediler
hamile
Sahnedevücudunda bir bebeğin gelişmekte olması
She is pregnant
O hamile
hamile
karnında bebek taşıyan
She is pregnant with her first child
İlk çocuğuna hamile
manidar
gizli anlamlar taşıyan
The silence was pregnant with meaning
Sessizlik anlam yüklüydü
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
bir davayı mahkemede incelemek
The court will try him
Mahkeme onu yargılayacak
ayrılmak
Sahnedebir yerden veya bir kişiden ayrılmak
I leave home at 8 AM
Saat 8'de evden ayrılırım
bırakmak
Sahnedebir şeyi belirli bir durumda tutmak
Please leave the door open
Lütfen kapıyı açık bırak
dışarıda bırakmak
birini bir etkinlikten veya gruptan hariç tutmak
Please do not leave him out of the team
Lütfen onu takımdan dışarıda bırakma
miras bırakmak
ölürken bir şeyi birine vermek
She will leave all her money to her family
Tüm parasını ailesine miras bırakacak
tahmin etmek
Sahnedekesin bilgi olmadan bir fikir yürütmek
Can you guess my age?
Yaşımı tahmin edebilir misin?
tahmin etmek
emin olmadan bir şeyin doğru olduğunu söylemek
Can you guess the answer
Cevabı tahmin edebilir misin
sanmak
bir durum hakkında kesin kanıt olmadan fikir oluşturmak
I guess it will rain
Sanırım yağmur yağacak
tahmin
emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz bir fikir
It was just a guess
Sadece bir tahmindi
dönüştürmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeye dönüştürmek
She turned the room into a gym
Odayı bir spor salonuna dönüştürdü
sıra
başkalarından sonra bir şeyi yapabileceğiniz zaman
It is your turn now
Şimdi senin sıran
vermek
bir şeyi başkasına uzatmak
Please turn the book to him
Lütfen kitabı ona ver
çevirmek
bir cihazı çalıştırmak için düğmeyi hareket ettirmek
Turn the knob to start the machine
Makineyi çalıştırmak için düğmeyi çevir
büyük olay
çok önemli olan durum
This is a big deal
Bu büyük bir olay
abartılacak bir şey
pek önem taşımayan durum
It is no big deal
Abartılacak bir şey değil
önemli bir olay
çok büyük önemi olan bir durum
Winning the game is a big deal
Maçı kazanmak önemli bir olay
sessiz
Sahnedeaz veya hiç gürültü çıkarmayan
The room is quiet
Oda sessiz
sessizce
gürültüsüz bir şekilde
Keep quiet
Sessiz kal
düşünmek
fikir oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think about it
Bunu düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir konuyu dikkatle zihninden geçirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
tamamen
bütünüyle veya aynı derecede
He is every bit as good as her
O da onun kadar iyi
boğuşmak
Sahnedebirini tutarak ve yere atarak mücadele etmek
He wrestled with the thief
Hırsızla boğuştu
güreşmek
iki kişinin birbirini yere sermeye çalıştığı bir spor
They learned how to wrestle
Nasıl güreşeceklerini öğrendiler
boğuşmak
zor bir sorun veya kararla mücadele etmek
I wrestled with the decision all night
Tüm gece bu kararla boğuştum
işe almak
Sahnedebirine çalışması için ücret ödemek
The company wants to employ more staff
Şirket daha fazla personel işe almak istiyor
kullanmak
bir şeyi faydalanmak amacıyla kullanmak
He employed a new method to solve the problem
Sorunu çözmek için yeni bir yöntem kullandı
işe almak
birine çalışması için maaş vermek
They employ ten people at the factory
Fabrikada on kişi çalıştırıyorlar
düşman
Sahnedesize karşı olan kişi
He is a hostile opponent
O düşman bir rakiptir
düşmanca
güçlü bir nefret veya karşıtlık gösteren
The environment was hostile
Ortam düşmancaydı
farklı
Sahnedeaynı olmayan
We are different
Biz farklıyız
farklı
aynı olmayan veya benzerlik göstermeyen
These two books are different
Bu iki kitap birbirinden farklı
nükleer
Sahnedeatomun enerjisiyle veya gücüyle ilgili olan
Nuclear energy is powerful
Nükleer enerji güçlüdür
şüphe duymak
Sahnedebir şeyden emin olmamak
I doubt he will come
Geleceğinden şüphe duyuyorum
müzik grubu
müzik yapan topluluk
The band is very good
Müzik grubu çok iyi
şüphelenmek
bir şeyin doğruluğuna inanmamak
I doubt that
Bundan şüpheleniyorum
madıkça
Sahnedebaşka bir durum olmadıkça
I won't go unless you come
Sen gelmedikçe gitmeyeceğim
-medikçe
bir şeyin gerçekleşmesinin başka bir durumun olmamasına bağlı olduğunu belirtir
You cannot pass unless you study hard
Çok çalışmadıkça geçemezsin
idol
Sahnedeçok hayran olunan kişi
He is my idol
O benim idolüm
put
insanların taptığı heykel veya resim
People worshiped the ancient idol
İnsanlar antik puta tapıyordu
takip etmek
birini veya bir şeyi yakından izlemek
I need to keep tabs on my expenses
Harcamalarımı takip etmem gerekiyor
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
He is seeking a new job
Yeni bir iş arıyor
aramak
bir şeyi bulmak için çaba sarf etmek
They seek a solution
Bir çözüm arıyorlar
aramak
birini veya bir şeyi bulmaya çalışmak
He is seeking his lost cat
Kaybolan kedisini arıyor
elde etmeye çalışmak
bir şeyi başarmak için çabalamak
She seeks a better future
Daha iyi bir gelecek elde etmeye çalışıyor
için
bir amaçla
I study hard in order to pass the exam
Sınavı geçmek için çok çalışıyorum
tavsiye
Sahnedekısa bir tavsiye veya bilgi
Let me give you a word of advice
Sana bir tavsiye vereyim
kelime
anlamı olan tek bir dil birimi
I don't know this word
Bu kelimeyi bilmiyorum
söylemek
Sahnedebirine bir şeyi anlatmak veya söylemek
Tell me your name
Bana adını söyle
ayırt etmek
bir şeyi fark etmek veya tanımak
I can't tell them apart
Onları birbirinden ayırt edemiyorum
seçim
Sahnedebir şeyi seçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçim
seçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçkin
çok iyi kalitede olan
We were served choice wine
Bize seçkin bir şarap ikram edildi
seçim
iki veya daha fazla olasılık arasından tercih yapma durumu
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
yapmak
Sahnedebir işi yerine getirmek
What are you doing
Ne yapıyorsun
yapma
bir şeyi gerçekleştirme eylemi
Success comes from doing
Başarı yapmaktan gelir
yapma
bir eylemi gerçekleştirme
I am doing my homework
Ödevimi yapıyorum
yapmak
bir eylemi gerçekleştirmek
She is doing her homework
O ödevini yapıyor
güçsüz
Sahnedegücü veya kontrolü olmayan
He felt powerless
Kendini güçsüz hissetti
tahliye
Sahnedetehlikeli bir yerden ayrılma işlemi
The emergency evacuation was fast
Acil tahliye hızlıydı
tahliye
tehlikeli bir yerden ayrılma eylemi
The fire caused an immediate evacuation
Yangın acil bir tahliyeye neden oldu
deja vu
bir şeyi daha önce yaşamış olduğu hissi
I had a strong sense of deja vu
Güçlü bir deja vu hissi yaşadım
tedirgin edici
Sahnedeendişe veya rahatsızlık veren
The news was very disturbing
Haberler çok tedirgin ediciydi
rahatsız edici
birini üzen veya endişelendiren
That was a disturbing noise
O rahatsız edici bir gürültüydü
huzursuz edici
birini üzen veya kaygılandıran
This is a disturbing situation
Bu huzursuz edici bir durum
kaygı verici
endişe veya sıkıntıya neden olan
His behavior was disturbing
Davranışları kaygı vericiydi
rahatsız etti
Sahnedebirini rahatsız etmek
The noise got to me
Gürültü beni rahatsız etti
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
aldı
bir şeyi edinmek veya almak
She got a letter
Bir mektup aldı
adamlar
Sahnedeyetişkin erkek insanlar
Two men are here
İki adam burada
erkekler
yetişkin insan erkekler
Many men work here
Burada birçok erkek çalışıyor
erkekler
yetişkin erkek bireyler
These men are strong
Bu erkekler güçlüdür
erkekler
yetişkin erkek insanlar
The men are standing outside
Erkekler dışarıda duruyor
altında
Sahnedebir şeyin tam altında
The cat is underneath the table
Kedi masanın altında
alt
bir şeyin altında kalan kısım
I looked underneath the car
Arabanın altına baktım
kontrol etmek
Sahnedebir şeyi yönetmek veya ona hükmetmek
He can control the robot
Robotu kontrol edebilir
kontrol
bir şeyi yönetme veya düzenleme eylemi
She lost control of the car
Arabanın kontrolünü kaybetti
kontrol
deney sonuçlarını karşılaştırmak için kullanılan standart
The scientists used a control for their experiment
Bilim insanları deneyleri için bir kontrol kullandılar
yaşamak
Sahnedehayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
yaşamak
Sahnedebelli bir hayat sürmek veya deneyimlemek
He lives a happy life
O mutlu bir hayat yaşıyor
canlı
çalışan veya aktif olan
The show is live
Program canlı
yaşamak
bir yerde ikamet etmek
I live in Ankara
Ankara'da yaşıyorum
ebeveynlik
Sahnedeçocuk yetiştirme eylemi
Parenting can be difficult
Ebeveynlik zor olabilir
çeşitli
Sahnedebirbirinden farklı çeşitlerde olan
There are various colors of flowers
Çeşitli renklerde çiçekler var
romantik
Sahnedesevgi gösteren veya ifade eden
He is a romantic man
O romantik bir adamdır
kısa bir süre
kısa bir zaman dilimi
Wait for a little while
Kısa bir süre bekle
üçüncü sınıf
çok kötü kalitede olan
They stayed at a third-rate hotel
Üçüncü sınıf bir otelde kaldılar
kalitesiz
standartları düşük olan
His work was third-rate
Onun işi kalitesizdi
yol göstermek
Sahnedeyolu göstermek veya yönetmek
She will lead the group
Gruba o yol gösterecek
kurşun
Sahnedeağır ve yumuşak bir metal
Lead is a heavy metal
Kurşun ağır bir metaldir
ipucu
bir problemi veya gizemi çözmeye yardımcı olan bilgi parçası
The police followed a new lead in the case
Polis vakada yeni bir ipucunu takip etti
başrol
bir film veya tiyatro oyunundaki ana karakter
She played the lead in the movie
Filmde başrolü o oynadı
öldürmek
Sahnedebirini kasıtlı olarak öldürmek
They plotted to murder the king
Kralı öldürmeyi planladılar
cinayet
birini kasten öldürme suçu
He was arrested for murder
Cinayet suçundan tutuklandı
mahvetmek
bir şeyi tamamen bozmak veya sona erdirmek
She murdered that melody with her performance
Performansıyla melodiyi mahvetti
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
hadi
birini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
çalışmaya başlamak
devreye girmek veya çalışmaya başlamak
The lights come on at night
Işıklar gece yanar
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
çok
Sahnedebüyük miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
arsa
küçük bir toprak parçası
He bought a parking lot
Bir otopark alanı satın aldı
kader
kişinin hayatındaki yazgısı
This is my lot in life
Bu benim hayattaki kaderim
sık sık
birçok kez veya genellikle
I go there a lot
Oraya sık sık giderim
tipik
Sahnedebir kişi veya şey için normal veya alışılagelmiş olan
It was a typical Monday morning
Tipik bir Pazartesi sabahıydı
tipik
her zamanki gibi olan veya sık görülen
It is a typical day for us
Bizim için tipik bir gün
gerçekleştirmek
bir şeyin meydana gelmesini sağlamak
We will make it happen
Bunu gerçekleştireceğiz
hızlandırmak
bir işi çabuklaştırmak
Please make it fast
Lütfen hızlandır
başarmak
bir hedefe ulaşmak veya başarılı olmak
She finally made it
Sonunda başardı
ölmek
birinin yaşamını yitirmesi
The patient did not make it
Hasta hayata tutunamadı
toparlamak
bir yeri temiz ve düzgün hale getirmek
I need to make it tidy
Onu toparlamam gerek
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
bir bilgi edinmek
I heard the news
Haberi duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
doğrudan dvd
sinemalarda gösterime girmeden doğrudan evde izlenmek üzere piyasaya sürülen
This movie was released direct to DVD
Bu film doğrudan DVD olarak piyasaya sürüldü
de
Sahnedeolumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
ya da
iki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
da
olumsuz cümlelerde benzer bir durumu belirtmek için kullanılır
I do not like apples and she does not either
Elma sevmiyorum ve o da sevmiyor
izlenim
Sahnedebir kişi veya şey hakkında edinilen fikir veya duygu
My first impression of him was positive
Onun hakkındaki ilk izlenimim olumluydu
taklit
ünlü bir kişinin sesini veya tavırlarını taklit etme
He does a great impression of the president
Başkanın harika bir taklidini yapıyor
iz
bir şeyi bir yüzeye bastırarak bırakılan işaret
The ring left an impression on her finger
Yüzük parmağında bir iz bıraktı
yersiz
bir ortam için uygunsuz veya garip olan
His comment seemed out of place at the party
Yorumu partide yersiz kaçtı
yabancı
bir yerde kendini ait hissetmeyen veya huzursuz olan
I felt out of place at the meeting
Toplantıda kendimi yabancı hissettim
iyilik
Sahnedebirinden rica edilen yardım
Could you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
iyilik
yardımsever veya nazik bir davranış
Can you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
desteklemek
bir şeyi onaylamak veya ona razı olmak
Most people favor the new law
Çoğu insan yeni yasayı destekliyor
kayırmak
birine avantaj sağlamak veya ona daha nazik davranmak
The teacher favors some students
Öğretmen bazı öğrencileri kayırıyor
ebeveyn
Sahnedebir kişinin annesi veya babası
Every child needs a parent
Her çocuğun bir ebeveyne ihtiyacı vardır
ebeveynlik yapmak
bir çocuğun bakımını üstlenip büyütmek
They want to parent their child with love
Çocuklarına sevgiyle ebeveynlik yapmak istiyorlar
aramak
bir şeyi veya birini bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum