

Arrow — Season 4 Episode 23
Kelimeler ve anlamları
564 kelime
Seviye
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
şimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
düşünce
Sahnedezihinden geçen fikir veya inanış
He had a strange thought
Aklına tuhaf bir düşünce geldi
düşünme
dikkatli bir şekilde düşünme eylemi
He was lost in thought
Düşüncelere dalmıştı
bahsetmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
He thought to mention the new plan
O yeni plandan bahsetmeyi düşündü
düşünmek
bir konu hakkında görüşe sahip olmak
I thought you were busy
Meşgul olduğunu düşünmüştüm
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
yetenek
Sahnedebir şeyi yapabilme gücü veya becerisi
She has the ability to sing well
Onun iyi şarkı söyleme yeteneği var
yetenek
Sahnedebir şeyi yapabilme gücü veya becerisi
She has the ability to learn quickly
Hızlı öğrenme yeteneğine sahip
yetenek
bir şeyi yapabilme gücü veya becerisi
She has the ability to speak three languages
O üç dil konuşma yeteneğine sahip
doğrulanmamış
Sahnedehenüz gerçek olduğu kanıtlanmamış
The report remains unconfirmed
Rapor henüz doğrulanmadı
sonsuza kadar
Sahnedetüm zamanlar boyunca
I will love you forever
Seni sonsuza kadar seveceğim
sonsuza dek
çok uzun bir süre
I will remember this day forever
Bu günü sonsuza dek hatırlayacağım
yönelmek
Sahnedebir yere doğru gitmek
I am heading home
Eve doğru gidiyorum
başlık
bir metindeki bölümün adı
Write a heading for this paragraph
Bu paragraf için bir başlık yaz
yön
bir şeyin hareket ettiği veya baktığı taraf
What is our current heading
Şu anki yönümüz ne
yönelmek
bir yere doğru hareket etmek
I am heading to the store
Mağazaya doğru gidiyorum
yönelmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I am heading to the station
İstasyona yöneliyorum
yönelmek
belirli bir yöne doğru gitmek
I am heading to the park
Parka doğru gidiyorum
açıkça
Sahnedenet bir şekilde
It is clearly visible
Bu açıkça görünüyor
açıkça
kolayca görülebilen duyulabilen veya anlaşılabilen bir biçimde
She spoke clearly during the meeting
Toplantı sırasında açıkça konuştu
göre
Sahnedebirinin veya bir kaynağın belirttiğine dayanarak
According to the report it will be sunny
Raporlara göre hava güneşli olacak
uyarınca
bir kurala veya plana uygun şekilde
We acted according to the rules
Kurallar uyarınca hareket ettik
göre
birinin söylediğine veya bildirdiğine dayanarak
According to the news it will rain
Habere göre yağmur yağacak
-e göre
bir şeye uygun olarak
We acted according to the rules
Kurallara göre hareket ettik
uyarınca
bir şeye uygun veya uyumlu bir şekilde
The work was done according to the plan
İş plana uygun olarak yapıldı
göre
birinden veya kaynaktan alınan bilgiye dayanarak
According to the news it will rain
Haberlere göre yağmur yağacak
kendi isteğine göre
birinin kendi tercihine bağlı olarak
He worked according to his own choice
Kendi isteğine göre çalıştı
uyarınca
bir kaynağı veya kuralı temel alarak
Everything went according to the plan
Her şey plana uyarınca ilerledi
keyfine göre
dış bir zorlama olmadan kendi tercihine dayanarak
You may act according to your own choice
Kendi keyfine göre hareket edebilirsin
göre
bir kişinin veya kaynağın belirttiği şekilde
According to her it is raining
Ona göre hava yağmurlu
tanımak
birine bir hak veya statü vermek
They accord the leader great respect
Lidere büyük saygı tanırlar
ilişkin
bir şeyle alakalı veya bağlantılı
This is according to the recent changes
Bu son değişikliklere ilişkin
ileri
Sahnedeön tarafa veya geleceğe doğru
Step forward
İleri adım at
girişken
kaba görünebilecek kadar kendinden emin
He was too forward
Fazla girişkendi
forvet
sporlarda hücum oyuncusu pozisyonu
He plays as a forward
Forvet olarak oynuyor
iletmek
bir şeyi başka bir kişiye veya yere göndermek
Please forward the email
Lütfen e-postayı iletin
güvenli
Sahnedetehlikeli veya riskli olmayan
You are safe here
Burada güvendesin
çelik kasa
değerli eşyaları korumak için kullanılan metal kutu
The documents are in the safe
Belgeler çelik kasada
güvenilir
bir işi iyi yapacağına inanılan
She is a safe choice for the job
O bu iş için güvenilir bir seçenek
kesin
bir şeyden emin olma durumu
It is a safe bet
Bu kesin bir bahis
düşünmek
Sahnedefikir oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think about it
Bunu düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir konuyu dikkatle zihninden geçirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir şeyi dikkatlice değerlendirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
varsaymak
bir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
baş belası
Sahnedesinir bozucu kimse veya bir şey
Stop being a pain
Baş belası olmayı bırak
ızdırap
Sahnedefiziksel veya duygusal hoş olmayan his
Love can cause pain
Aşk acı verebilir
acı
yaralanma veya hastalık sonucu oluşan kötü his
He felt a sharp pain
Keskin bir acı hissetti
üzmek
birinin duygusal olarak acı çekmesine veya kederlenmesine neden olmak
It pains me to see you so sad
Seni bu kadar üzgün görmek beni üzüyor
acı
fiziksel veya duygusal hoş olmayan his
I feel pain in my leg
Bacağımda acı hissediyorum
ekmek
un ve sudan yapılan pişmiş yiyecek
This pain is fresh
Bu ekmek taze
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
bir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
göz
görmemizi sağlayan vücut organı
I have two eyes
İki gözüm var
patlatmak
Sahnedebir bombayı veya patlayıcıyı infilak ettirmek
They decided to detonate the bomb safely
Bombayı güvenli bir şekilde patlatmaya karar verdiler
artık
Sahnedeartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
artık
artık gerçekleşmeyen veya var olmayan
I don't live here anymore
Artık burada yaşamıyorum
artık
bir şeyin eskisi gibi devam etmediğini belirtir
I don't go there anymore
Artık oraya gitmiyorum
artık
günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumları ifade eder
They don't play together anymore
Artık birlikte oynamıyorlar
yer
Sahnedebelirli bir alan veya nokta
This is a nice spot for a picnic
Burası piknik için güzel bir yer
fark etmek
birini veya bir şeyi görmek veya fark etmek
I spotted him in the crowd
Onu kalabalığın içinde fark ettim
zaaf
bir şeye duyulan özel sevgi
She has a soft spot for cats
Kedilere karşı bir zaafı var
hesabını karşılamak
birinin masrafını veya borcunu ödemek
I will spot you for lunch today
Bugün öğle yemeğini senin yerine ödeyeceğim
yenik düşmek
Sahnedebir şeye boyun eğmek veya direnci kırılmak
He succumbed to temptation
Ayartmaya yenik düştü
ikram etmek
Sahnedebirine bir şeyi alma şansı vermek
He offered me some water
Bana biraz su ikram etti
teklif etmek
birinin kabul etmesi veya reddetmesi için bir şey sunmak
They offered him a new job
Ona yeni bir iş teklif ettiler
teklif
bir şeyin yapılması veya verilmesi yönündeki öneri
He accepted the job offer
İş teklifini kabul etti
sunmak
birine bir şey vermek veya uzatmak
He offered his hand to her
Elini ona uzattı
yakın
Sahnedekısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
kapatmak
bir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
kuşatmak
etrafını sarıp yakalamak
The police close on the suspect
Polis şüphelinin etrafını sarar
seçim
Sahnedebir şeyi seçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçim
seçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçkin
çok iyi kalitede olan
We were served choice wine
Bize seçkin bir şarap ikram edildi
seçim
iki veya daha fazla olasılık arasından tercih yapma durumu
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçim
birinin en çok tercih ettiği şey
This blue dress is my choice
Bu mavi elbise benim seçimim
başlatmak
Sahnedebir şeye başlangıç yapmak
They will launch the new product tomorrow
Yeni ürünü yarın piyasaya sürecekler
fırlatmak
Sahnedebir şeyi güç kullanarak bir yere göndermek
They will launch the rocket today
Bugün roketi fırlatacaklar
atmak
bir şeyi havaya doğru şiddetle göndermek
He tried to launch the javelin
Cirit atmayı denedi
fırlatmak
bir uzay aracını veya roketi uzaya göndermek
They will launch the rocket tomorrow
Roketi yarın fırlatacaklar
inatçı
Sahnedefikrini veya davranışlarını değiştirmeyi reddeden
He is very stubborn
O çok inatçıdır
inatçı
fikrini veya tutumunu değiştirmek istemeyen
He is too stubborn to admit he is wrong
O haksız olduğunu kabul edemeyecek kadar inatçı
seçim
Sahnedeoy vererek birini seçme süreci
The election is tomorrow
Seçim yarın
seçim
oylama yoluyla birini seçme süreci
People vote in the election
İnsanlar seçimde oy kullanır
seçim
bir lideri seçmek veya bir karar almak için yapılan resmi oylama süreci
The country held an election yesterday
Ülke dün bir seçim yaptı
seçim
kamu görevine gelecek kişiyi oylama yoluyla belirleme süreci
The election is next month
Seçim gelecek ay
güvence
Sahnedebir şeyin zarar görmesini engelleyen önlem
These laws act as a safeguard for our privacy
Bu yasalar gizliliğimiz için bir güvence görevi görüyor
korumak
birini veya bir şeyi zarardan korumak
We must safeguard our health
Sağlığımızı korumalıyız
hızlıca vurmak
Sahnedehızlı bir hareketle vurmak veya hareket ettirmek
She flicked the bug away
Böceği hızlıca itip uzaklaştırdı
film
genellikle gayriresmi bağlamda kullanılan sinema filmi
Let's watch a flick tonight
Bu akşam bir film izleyelim
kişi
Sahnedeinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
birey
tek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
şahıs
belirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
beraber
Sahnedeaynı yerde veya aynı zamanda
We study together
Birlikte çalışıyoruz
barışmış
bir ayrılığın ardından tekrar sevgili olmak
They got back together recently
Yakın zamanda tekrar barıştılar
toplamda
sayıların toplamını hesaplamak
How much is it all together
Hepsi toplamda ne kadar
düzenli
mantıklı ve planlı bir şekilde
She is a very together person
O çok düzenli bir insandır
hemen şimdi
Sahnedetam olarak bu anda
I must go right now
Hemen şimdi gitmem gerekiyor
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
hemen
tam şu anda gerçekleşen
I need to leave right now
Hemen ayrılmam gerekiyor
şu anda
tam bu anda
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
hemen şimdi
bu anda
Come home right now
Hemen şimdi eve gel
muktedir
Sahnedebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
nazik
dost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
nazik
başkalarına karşı iyi ve yardımsever olan
She is a kind person
O nazik bir insan
göreceli
Sahnedebaşka bir şeye oranla değerlendirilen
Success is relative
Başarı görecelidir
akraba
kan veya evlilik yoluyla bağlı olunan kişi
She is a close relative
O yakın bir akrabamdır
-den yapılmış
Sahnedebir malzemeden veya kaynaktan üretilmiş
It is made out of wood
Bu ahşaptan yapılmış
dışarı
Sahnedeiçinden dışına doğru
He ran out of the house
Evden dışarı koştu
dışında
aynı seviye veya kategoride olmayan
This is out of my league
Bu benim ligimin dışında
bitmiş
bir şeyin artık kalmaması
We are out of milk
Sütümüz bitti
uzak
bir şeyden kaçınmak veya girmemek
Stay out of trouble
Beladan uzak dur
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
-den yapılmış
bir şeyin imalatında kullanılan maddeyi belirtir
This table is made out of wood
Bu masa ahşaptan yapılmış
dışında
bir yerin veya durumun içinde olmayan
She stepped out of the room
O odadan dışarı çıktı
vazgeçirmek
birini bir şey yapmamaya ikna etmek
She talked him out of quitting
Onu işten ayrılmaktan vazgeçirdi
dışında
bir grubun veya kapsamın dışında olan
It is out of his control
Bu onun kontrolünün dışında
dışarı
bir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
nedeniyle
bir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
dışında
bir şeyin içinde olmamak
They left me out of the game
Beni oyunun dışında bıraktılar
kurtulmuş
bir durumdan kurtulmuş olmak
He is finally out of debt
Sonunda borçtan kurtuldu
içinden
bir bütünü oluşturan parçalardan biri
Two out of five students passed
Beş öğrenciden ikisi geçti
arasından
bir grubun içinden seçilmiş
Pick one out of many
Birçoğunun arasından bir tane seç
içeriden
kapalı bir yerin içinden dışarı çıkmak
Take the cake out of the oven
Keki fırından çıkar
çıkmak
bir yerden ayrılmak
Get out of here right now
Buradan hemen çık
üretilmiş
bir malzemeden yapılmış
The table is made out of wood
Masa ahşaptan yapılmış
içinde değil
bir yerin veya şeyin içinde bulunmamak
She is out of the office today
O bugün ofiste değil
dışarıda
bir şeyin sınırları dışında olmak
He is out of the building
O binanın dışında
çıkarmak
bir şeyi içinden almak
He took the keys out of his pocket
Anahtarları cebinden çıkardı
yerinden çıkarmak
bir şeyi olduğu yerden uzaklaştırmak
The book was taken out of the shelf
Kitap raftan çıkarıldı
bırakmak
bir şeyi yapmayı sona erdirmek
He got out of the habit
O bu alışkanlığı bıraktı
bitmiş
bir şeyin tükenmesi
We are out of milk
Sütümüz bitti
aklı başında
Sahnedezihinsel olarak sağlıklı veya makul
He seems sane
Aklı başında görünüyor
yeni
Sahnedekısa süre önce
They are newly married
Onlar yeni evliler
mümkün
Sahnedeyapılması veya gerçekleşmesi imkan dahilinde olan
It is possible to finish the task today
İşi bugün bitirmek mümkün
aday
seçilme ihtimali olan kişi
She is a possible for the role
O bu rol için bir aday
mümkün
yapılabilir veya gerçekleşebilir olan
It is possible to win this game
Bu oyunu kazanmak mümkün
mümkün
yapılabilen veya gerçekleşebilen durum
It is possible to finish the work today
İşi bugün bitirmek mümkün
mümkün
yapılabilen veya doğru olabilen şey
It is possible to finish the work today
İşi bugün bitirmek mümkün
dikkat
Sahnedebir şeye veya birine odaklanma durumu
Please pay attention
Lütfen dikkat edin
bakım
hasta veya yaralı birine yardım etme eylemi
He needs medical attention
Tıbbi bakıma ihtiyacı var
dikkat
bir şeyi özenle dinleme veya izleme eylemi
Pay attention to the teacher
Öğretmene dikkat et
sığınak
Sahnedekoruma amacıyla yapılmış güçlü yapı
They hid in the bunker
Sığınakta saklandılar
stabil
Sahnededeğişmesi veya hareket etmesi beklenmeyen
The patient is stable
Hasta stabil
ahır
atların tutulduğu bina
The horse is in the stable
At ahırda
faydalı
Sahnedeyararlı olan veya yardımı dokunan
This map is very useful
Bu harita çok faydalı
çağırmak
Sahnedebir şeyi özellikle telefonla istemek
I will call for a taxi
Bir taksi çağıracağım
öngörmek
bir şeyin olacağını söylemek
The forecast calls for rain
Hava durumu yağmur öngörüyor
gerektirmek
bir şeyin gerekli olması
This job calls for experience
Bu iş tecrübe gerektirir
uğrayıp almak
birini veya bir şeyi bir yerden almak için oraya gitmek
I will call for you at eight
Seni saat sekizde uğrayıp alacağım
talep etmek
bir şeyin yapılmasını açıkça istemek
The citizens called for justice
Vatandaşlar adalet talep etti
gerektirmek
bir şeyin yapılmasına ihtiyaç duyulması
This situation calls for patience
Bu durum sabır gerektiriyor
aramak
birini telefonla aramak
You should call for him this evening
Onu bu akşam aramalısın
gerektirmek
bir şeyin gerekli olduğunu belirtmek
The situation calls for quick action
Durum hızlı hareket etmeyi gerektiriyor
ada
Sahnedeetrafı sularla çevrili kara parçası
This is a small island
Bu küçük bir ada
ada
dört bir yanı sularla çevrili kara parçası
They live on a small island
Küçük bir adada yaşıyorlar
ada
etrafı sularla çevrili olan toprak kütlesi
Hawaii is a famous island
Hawaii ünlü bir adadır
endişe
Sahnedebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelenmek
bir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
kaygılandırmak
birini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişe
sizi kaygılandıran bir şey
My main worry is the weather
Asıl endişem hava durumu
endişeli
kaygılı veya huzursuz hissetme durumu
He looks worried today
Bugün endişeli görünüyor
kaygı
insanı huzursuz eden düşünce veya sorun
Money is his main worry
Para onun temel kaygısı
endişelenmek
bir şey hakkında huzursuz veya gergin hissetmek
Do not worry about the future
Gelecek hakkında endişelenme
şehir merkezi
Sahnedebir şehrin ana iş merkezi
I work downtown
Şehir merkezinde çalışıyorum
aday olmak
Sahnedesiyasi bir göreve seçilmeye çalışmak
She decided to run for mayor
Belediye başkanlığına aday olmaya karar verdi
yetişmeye çalışmak
koşarak bir şeye yetişmek
Run for the bus
Otobüse yetişmek için koş
kaçmak
tehlikeden kurtulmak için koşarak uzaklaşmak
Run for your life
Canını kurtarmak için kaç
koşmak
bir şeye ulaşmak veya yakalamak için o yöne doğru hızla gitmek
I had to run for the bus
Otobüse yetişmek için koşmam gerekti
aday olmak
siyasi bir pozisyon için seçimde yarışmak
She decided to run for office
Göreve aday olmaya karar verdi
çabalamak
bir hedefe ulaşmaya çalışmak
They had to run for help
Yardım bulmak için koşmak zorunda kaldılar
aday olmak
seçilmiş bir görevi kazanmak için yarışmak
She will run for mayor next year
Gelecek yıl belediye başkanlığına aday olacak
sürmek
belirli bir süre devam etmek
The show will run for two hours
Gösteri iki saat sürecek
oylama
Sahnedebir seçimde veya toplantıda tercih yapma eylemi
Voting is important for democracy
Oylama demokrasi için önemlidir
görüş hattı
Sahnedegözle görülebilen düz çizgi
The tree blocked my line of sight
Ağaç görüş hattımı kapattı
vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Whoa, look at that!
Vay, şuna bak!
fark etmek
Sahnedebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
idrak etmek
Sahnedebir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
iki saatlik
Sahnedeiki saat süren
We had a two hour meeting
İki saatlik bir toplantımız vardı
söylemek
Sahnedebir şeyi sözlü olarak ifade etmek
Can you say your name
Adını söyleyebilir misin
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
ünlem
birinin dikkatini çekmek için kullanılan söz
I say that is enough
Hey bu kadarı yeterli
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
kabul etmek
bir şeyi onayladığını ifade etmek
She says yes to the plan
Planı kabul ediyor
örneğin
kaba bir tahmin belirtirken kullanılan söz
Let us say we leave at five
Örneğin saat beşte çıkalım
bahse girmek
biriyle iddiaya tutuşmak
I say they will win
Onların kazanacağına bahse girerim
söylemek
birine sözlerini iletmek
Tell her I am ready
Hazır olduğumu ona söyle
ifade etmek
bir duyguyu kelimelerle anlatmak
Words cannot express my joy
Kelimeler neşemi ifade edemez
dile getirmek
sözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
bahsetmek
bir konudan söz etmek
They mentioned the accident
Kazadan bahsettiler
söz hakkı
görüş bildirme yetkisi
You have a say here
Burada söz hakkın var
demek
kelimeleri sesli olarak kullanmak
What did you say
Ne dedin
konuşmak
iletişim kurmak için kelimeler kullanmak
He spoke to his friend
Arkadaşıyla konuştu
belirtmek
kesin veya resmi şekilde konuşmak
The law states that clearly
Kanun bunu net şekilde belirtiyor
öne sürmek
bir düşünceyi veya inancı belirtmek
She says he is honest
Onun dürüst olduğunu öne sürüyor
önermek
bir fikir veya plan sunmak
I suggest we wait
Beklememizi öneriyorum
sohbet etmek
bir konu hakkında konuşmak
We were just talking
Sadece sohbet ediyorduk
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
kontrol etmek
Sahnedebir şeyi yönetmek veya ona hükmetmek
He can control the robot
Robotu kontrol edebilir
kontrol
bir şeyi yönetme veya düzenleme eylemi
She lost control of the car
Arabanın kontrolünü kaybetti
kontrol
deney sonuçlarını karşılaştırmak için kullanılan standart
The scientists used a control for their experiment
Bilim insanları deneyleri için bir kontrol kullandılar
durdurulamaz
Sahnededurdurulması imkansız olan
The team is unstoppable this season
Takım bu sezon durdurulamaz
tepe
Sahnedebir şeyin en yüksek noktası
He is at the top of the mountain
Dağın tepesinde
üzerine eklemek
bir şeyin üst yüzeyine bir şey koymak
Top the cake with cream
Pastanın üzerine krema ekle
üst giysi
kıyafetin üst kısmı
I like your new top
Yeni üstünü sevdim
aşmak
daha iyi olmak veya geçmek
No one can top this record
Kimse bu rekoru aşamaz
tamam
Sahnedeyeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
tamam
Sahnededinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
bir isteği kabul etmek veya bir işe başlamak için kullanılan ifade
All right I will go now
Tamam şimdi gideceğim
iyi
kabul edilebilir veya güvenli durumda olan
Everything will be all right
Her şey iyi olacak
teşekkür
Sahnedeminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
teşekkürler
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan kısa bir ifade
Thanks for your help
Yardımın için teşekkürler
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
eşlik etmek
Sahnedebiriyle birlikte bir yere gitmek
I will go with you to the store
Mağazaya seninle geleceğim
seçmek
bir şeyi seçmek veya karar vermek
I will go with the red car
Kırmızı arabayı seçeceğim
yakışmak
birlikte iyi görünmek veya uygun olmak
This tie goes with your suit
Bu kravat takım elbisene yakışıyor
seçmek
bir şeyi yapmaya karar vermek
I will go with the red shirt
Kırmızı tişörtü seçeceğim
çıkmak
biriyle romantik ilişki yaşamak
He wants to go with her
Onunla çıkmak istiyor
uymak
bir şeyle bir araya geldiğinde iyi görünmek veya uygun olmak
Those shoes go with your dress
O ayakkabılar elbisene uyuyor
kabul etmek
bir durumu değiştirmeye çalışmadan kabullenmek
I will go with his decision
Onun kararını kabul edeceğim
seçmek
bir şeyi tercih etmek veya kabul etmek
I will go with the blue shirt
Mavi gömleği seçeceğim
yakışmak
bir yiyecek veya içecekle uyumlu olmak
Wine goes with fish
Şarap balığa yakışır
uymak
bir şeyin başka bir şeyle görsel olarak uyumlu olması
These shoes go with your pants
Bu ayakkabılar pantolonuna uyuyor
imkansız
Sahnedeyapılması mümkün olmayan
That is impossible
Bu imkansız
bencil
Sahnedesadece kendisini düşünen
He is a selfish person
O bencil bir insandır
sihirli güç
Sahnedeimkansız şeyleri yapabilme gücü
The ring has magic
Yüzüğün sihirli gücü var
sihirbazlık
illüzyon yapma sanatı
He knows some magic
O biraz sihirbazlık biliyor
büyülü
sihirle ilgili veya sihirli güçleri olan
It was a magic moment
Büyülü bir andı
büyü
gizemli güçlerle olayları kontrol etme yeteneği
Magic is not real
Büyü gerçek değildir
ikna etmek
Sahnedebirini bir şeye razı etmek
I persuaded him to stay
Onu kalmaya ikna ettim
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya veya inanmaya razı etmek
I persuaded him to come
Onu gelmeye ikna ettim
desen
Sahnedetekrarlanan dekoratif şekil veya resim
The fabric has a floral pattern
Kumaşın çiçekli bir deseni var
kalıp
bir şeyi yapmanın düzenli yolu
I noticed a pattern in his behavior
Davranışlarında bir kalıp fark ettim
peşinden koşmak
Sahnedebir şeyi elde etmek veya başarmak için çabalamak
You should go after your dreams
Hayallerinin peşinden gitmelisin
saldırmak
birini sert bir şekilde eleştirmek veya suçlamak
The critics went after his new book
Eleştirmenler onun yeni kitabına saldırdı
peşinden gitmek
bir şeyi yakalamaya veya elde etmeye çalışmak
You should go after your dreams
Hayallerinin peşinden gitmelisin
peşine düşmek
birine zarar vermeye veya onu yakalamaya çalışmak
The police are going after the thief
Polis hırsızın peşine düşüyor
savaş başlığı
Sahnedefüzenin patlayıcı madde taşıyan bölümü
The missile carries a nuclear warhead
Füze nükleer bir savaş başlığı taşıyor
nükleer
Sahnedeatomun enerjisiyle veya gücüyle ilgili olan
Nuclear energy is powerful
Nükleer enerji güçlüdür
görevler
Sahnedeyapılması gereken şeyler
I have many duties at work
İşte birçok görevim var
füze
Sahnedebir hedefe fırlatılan uçan nesne
The army launched a missile
Ordu bir füze fırlattı
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
tamamen
Sahnedeher bakımdan veya tam derecede
I completely forgot about the meeting
Toplantıyı tamamen unuttum
silmek
Sahnedebir şeyi tamamen ortadan kaldırmak
He requested to expunge his criminal record
Sabıka kaydının silinmesini talep etti
silmek
bir şeyi tamamen silmek veya yok etmek
The court decided to expunge the record
Mahkeme kaydın silinmesine karar verdi
bağışlamak
Sahnedebirine zarar vermekten veya onu öldürmekten kaçınmak
The soldier spared his enemy
Asker düşmanını bağışladı
yedek
fazladan tutulan
I have a spare key
Yedek bir anahtarım var
ayırmak
birine veya bir şeye zaman tanımak
Can you spare a minute
Bir dakikanı ayırabilir misin
ayırmak
bir şeyi kullanmayıp başkasına vermek için kenara koymak
Can you spare a minute to help me
Bana yardım etmek için bir dakika ayırabilir misin
esirgemek
birini bir zahmetten veya yükten kurtarmak
Please spare me the details
Lütfen detayları benden esirge
mahcup etmemek
birini utandıracak durumlardan korumak
I lied to spare him embarrassment
Onu mahcup etmemek için yalan söyledim
bağışlamak
birini zarar görmekten veya ölmekten kurtarmak
The enemy decided to spare his life
Düşman onun hayatını bağışlamaya karar verdi
uzaktan
Sahnedeuzak bir yerden
I work remotely from my home
Evimden uzaktan çalışıyorum
hiç
çok küçük bir miktarda
It is not remotely possible
Bu hiç mümkün değil
gerçek
Sahnedegerçek olan veya doğru olan
The actual cost was higher
Gerçek maliyet daha yüksekti
gerçek
gerçekten var olan
The actual cost was lower
Gerçek maliyet daha düşüktü
-e dayalı
Sahnedebir şeyi temel alan
The movie is based on a true story
Film gerçek bir hikâyeye dayanıyor
dayalı
bir şeyin ana nedeni veya başlangıç noktası olarak kullanılması
The movie is based on a true story
Film gerçek bir hikayeye dayalı
dayalı
bir şeyi ana neden veya başlangıç noktası olarak kullanmak
The movie is based on a true story
Film gerçek bir hikayeye dayalı
dayanarak
bir şeyi başka bir şeyin sebebi olarak kullanmak
The movie is based on a true story
Film gerçek bir hikayeye dayanıyor
temel alarak
bir şeyi ana dayanak olarak kullanmak
This plan is based on new data
Bu plan yeni verileri temel alıyor
sevmek
Sahnedebir şeye karşı sevgi hissetmek
I don't care for sweets
Tatlılardan hoşlanmam
bakmak
birinin veya bir şeyin ihtiyaçlarını karşılamak
He cares for his sick dog
Hasta köpeğine bakıyor
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
Would you care for some coffee?
Biraz kahve ister misiniz?
hoşlanmamak
bir şeyi beğenmemek ya da sevmemek
I do not care for this food
Bu yemekten hoşlanmıyorum
runik harf
Sahnedeeski Cermen yazı sisteminde kullanılan harf
The Viking stones have runes on them
Viking taşlarının üzerinde runik harfler var
oy
Sahnedeseçimde verilen karar
I cast my vote
Oyumu kullandım
oy vermek
bir seçimde veya toplantıda tercihini belirtmek
I will vote tomorrow
Yarın oy vereceğim
oy
seçim veya toplantıda bir tercih yapma eylemi
She cast her vote in the election
Seçimde oyunu kullandı