

Arrow — Season 5 Episode 2
Kelimeler ve anlamları
719 kelime
Seviye
dava
Sahnedemahkemeye taşınan hukuki uyuşmazlık
He filed a lawsuit against the company
Şirkete karşı dava açtı
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
o zamandan beri
geçmiş bir zamandan bugüne kadar
I have loved it ever since
O zamandan beri bunu seviyorum
tuzak
Sahnedebirini istenmeyen bir şeye yönlendiren tehlikeli durum
This contract is a trap
Bu sözleşme bir tuzak
tuzağa düşürmek
birini kaçamayacağı şekilde yakalamak veya tutmak
The hunters trapped the wolf
Avcılar kurdu tuzağa düşürdü
kapan
hayvanları veya insanları yakalamak için kullanılan düzenek
He set a trap for the mouse
Fare için bir kapan kurdu
ağız
konuşmak veya yemek yemek için kullanılan yüzdeki açıklık
Keep your trap shut
Ağzını kapalı tut
Sorun değil
Sahnedeteşekkürlere yanıt olarak veya bir durumun sorun olmadığını belirtmek için kullanılır
Thanks for your help. No problem.
Yardımın için teşekkürler. Sorun değil.
kolayca
herhangi bir zorluk yaşamadan
I solved the puzzle with no problem
Bulmacayı kolayca çözdüm
yetenekli
Sahnedebir şeyi yapabilme yeteneğine sahip olan
She is capable of doing the job
O bu işi yapabilecek yetenekte
yetenekli
bir şeyi iyi yapabilme becerisine sahip olan
She is a very capable student
O çok yetenekli bir öğrenci
nakletmek
Sahnedebir şeyi bir yerden başka bir yere götürmek
Ships carry goods across the sea
Gemiler malları deniz aşırı nakleder
bulundurmak
bir şeyi yanında tutmak veya sahip olmak
The store carries fresh fruit
Mağaza taze meyve bulunduruyor
destek olmak
birinin zor zamanlarda ayakta kalmasını sağlamak
Courage carries him through the day
Cesaret gün boyunca ona destek oluyor
uzağa ulaşmak
bir sesin uzak mesafelerden duyulabilmesi
Her voice carries well in this hall
Sesi bu salonda uzağa ulaşıyor
üzerinde bulundurmak
bir şeyi elinde veya yanında tutmak
Do you carry an umbrella
Yanında şemsiye bulunduruyor musun
taşımak
bir şeyi bir yerden başka bir yere götürmek
Please carry this box inside
Lütfen bu kutuyu içeri taşı
taşınan
bir yerden başka bir yere götürülmüş olan
The carried box is heavy
Taşınan kutu ağırdır
her kim
Sahnedekim olduğu fark etmeksizin herhangi bir kişi
Whoever arrives first wins
İlk gelen her kimse kazanır
her kim
kim olursa olsun o kişi
Whoever knows the answer should raise their hand
Cevabı bilen her kimse elini kaldırmalı
ölmek
Sahnedeyaşamın kalıcı olarak sona ermesi
Everyone will die one day
Herkes bir gün ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
ölmek üzere
ölüme çok yakın olmak
The plant is going to die soon
Bitki yakında ölmek üzere
çok istemek
bir şeyi yapmayı çok arzulamak
I am dying to see the show
Gösteriyi görmeyi çok istiyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
ölmek
yaşamın sona ermesi
The old tree died yesterday
Yaşlı ağaç dün öldü
bozulmak
çalışmayı veya işlemeyi bırakmak
My laptop died suddenly
Dizüstü bilgisayarım aniden bozuldu
ek
Sahnedeolağan veya gerekli olandan daha fazla
I need extra time
Ek zamana ihtiyacım var
figüran
film veya şovda görünen ancak konuşma rolü olmayan kişi
He worked as an extra in the movie
Filmde figüran olarak çalıştı
aşırı
yüksek derecede veya abartılı bir şekilde
Her outfit is so extra
Kıyafeti çok abartılı
abartılı
gerekenden fazla dramatik veya dikkat çekici davranma
Stop being so extra about everything
Her şeyi bu kadar abartmayı bırak
çözmek
Sahnedebir problemi çözmek veya bir şeyi anlamak
I need to figure out this puzzle
Bu bulmacayı çözmem gerekiyor
anlamak
düşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure out how this works
Bunun nasıl çalıştığını anlayamıyorum
çözmek
bir sorunun cevabını bulmak veya bir şeyin nasıl çalıştığını anlamak
I will figure out how to fix this
Bunu nasıl tamir edeceğimi çözeceğim
tekmelemek
Sahnedeayağıyla bir şeye vurmak
He kicked the ball
Topa tekme attı
haz
güçlü bir zevk hissi
I get a kick out of this
Bundan keyif alıyorum
kovmak
birini zorla bir yerden uzaklaştırmak
They kicked him out of the house
Onu evden kovdular
keyif
yapmaktan zevk alınan şey
I get a kick out of this game
Bu oyundan keyif alıyorum
yenmek
birine karşı galip gelmek
Our team will kick theirs in the game
Takımımız oyunda onları yenecek
yormak
birini çok fazla yorgun düşürmek
This heavy work kicked me
Bu ağır iş beni çok yordu
hedef
Sahnedeulaşılmak istenen şey
My goal is to learn English
Hedefim İngilizce öğrenmek
gol
bir oyunda elde edilen sayı
He scored a goal in the match
Maçta bir gol attı
kale
oyuncuların skor yapmak için topu atmaya çalıştıkları alan
The ball went into the goal
Top kaleye girdi
planlamak
Sahnedebir şeyi yapmayı niyet etmek
I plan on going to the party
Partiye gitmeyi planlıyorum
niyetlenmek
bir şey yapmayı tasarlamak veya bir şeyin olmasını beklemek
I plan on studying tonight
Bu gece ders çalışmaya niyetleniyorum
bel bağlamak
birinin bir şey yapacağına güvenmek
I plan on my friend to be there
Arkadaşımın orada olacağına bel bağlıyorum
sakat bırakmak
Sahnedebirini kalıcı olarak ağır yaralamak
The explosion was capable of maiming bystanders
Patlama çevredeki insanları sakat bırakabilirdi
belediye başkanı
Sahnedebir şehrin veya kasabanın başındaki kişi
The mayor lives in this house
Belediye başkanı bu evde yaşıyor
belediye başkanı
şehir yönetiminin başındaki yetkili
He is the mayor of the city
O, şehrin belediye başkanıdır
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
bir davayı mahkemede incelemek
The court will try him
Mahkeme onu yargılayacak
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
denemek
bir şeyi yapmak için çaba harcamak
Please try to open the door
Lütfen kapıyı açmayı dene
denemek
bir şeyi yapmak için çaba göstermek
I will try to finish this
Bunu bitirmeyi deneyeceğim
kıyafet denemek
üzerine olup olmadığını anlamak için giymek
Can I try this shirt
Bu gömleği deneyebilir miyim
denenmiş
tecrübe ile iyi sonuç verdiği kanıtlanmış
This is a tried method
Bu denenmiş bir yöntemdir
yakın
Sahnedeuzak olmayan
The park is near my house
Park evimin yakınında
neredeyse
gerçekleşmesine çok az kalması
It is near lunchtime
Neredeyse öğle yemeği vakti
yaklaşmak
bir şeye doğru gelmek
The runner nears the finish line
Koşucu bitiş çizgisine yaklaşıyor
yakın
kısa bir mesafede bulunan
My house is near the park
Evim parka yakın
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
varsaymak
bir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
sorumluluk
Sahnedeyapmanız gereken işler
Doing homework is his responsibility
Ödev yapmak onun sorumluluğudur
sorumluluk
yerine getirilmesi gereken görev
It is my responsibility to finish the work
İşi bitirmek benim sorumluluğum
dikkat
Sahnedebir şeye veya birine odaklanma durumu
Please pay attention
Lütfen dikkat edin
bakım
hasta veya yaralı birine yardım etme eylemi
He needs medical attention
Tıbbi bakıma ihtiyacı var
dikkat
bir şeyi özenle dinleme veya izleme eylemi
Pay attention to the teacher
Öğretmene dikkat et
radyoaktif
Sahnederadyasyon yayan
Uranium is radioactive
Uranyum radyoaktiftir
radyoaktif
zararlı enerji dalgaları yayan
That material is radioactive
Bu madde radyoaktiftir
kanıt
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu gösteren bilgi
There is no evidence for this claim
Bu iddia için hiçbir kanıt yok
kostüm
Sahnedebaşka birine veya bir şeye benzemek için giyilen kıyafetler
He wore a pirate costume
Korsan kostümü giydi
sol
Sahnedesağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
ayrılmak
Sahnedebir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
kalmak
diğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
bırakmak
bir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
saplamak
Sahnedebir şeyi başka bir şeye sertçe itmek
He jabbed his finger into my arm
Parmağını koluma sapladı
direk vuruş
boks sporunda atılan kısa ve düz yumruk
The boxer landed a quick jab
Boksör hızlı bir direk vuruş yaptı
aşı
hastalıklara karşı korumak için iğne ile yapılan enjeksiyon
He got his flu jab yesterday
Dün grip aşısını oldu
dışarıda olmak
Sahnedebir yerde bulunmamak
He is out at the moment
Şu an dışarıda
ortaya çıkmak
bilginin veya gerçeğin duyulması
The truth is finally out
Gerçek sonunda ortaya çıktı
dışarıda olmak
beklenen yerde bulunmamak
He is out for lunch right now
O şu an öğle yemeği için dışarıda
oyun dışı
bir oyuna veya aktiviteye katılmasına izin verilmeyen
You are out because you touched the ball
Topa dokunduğun için oyun dışısın
modası geçmiş
artık moda olmayan veya stokta bulunmayan
Those wide pants are out
O bol pantolonların modası geçti
çıkmak
piyasaya sürülmüş veya yayımlanmış olmak
The new movie is out
Yeni film çıktı
yok
bir yerde bulunmamak
He is out of the office today
O bugün ofiste yok
kapalı
bir yerin faaliyet göstermiyor olması
School is out for the summer
Okullar yaz için kapandı
dışarıda
kapalı bir mekanın dışında bulunmak
The children are out playing
Çocuklar dışarıda oynuyor
evde değil
konutunda olmamak
I called but she was out
Aradım ama evde değildi
dışarı çıkmış
evinden ayrılmış olmak
They are out for dinner
Akşam yemeği için dışarı çıkmışlar
kapı
Sahnedegirişe izin vermek için açılıp kapanan hareketli panel
The door is open
Kapı açık
kapı
bina veya oda girişindeki hareketli panel
Close the door please
Lütfen kapıyı kapat
kapı
bir odaya girmek için açılan panel
He is at the door
O kapıda
kapı
bir odaya veya binaya girişi kapatmaya yarayan hareketli engel
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
süzülmek
Sahnedefark edilmemek için sessizce ve gizlice ilerlemek
The cat sneaked up on the bird
Kedi kuşa sessizce yaklaştı
sinsi kimse
gizli ve dürüst olmayan işler çeviren kimse
He is a real sneak who cannot be trusted
O güvenilmeyecek tam bir sinsi
spor ayakkabı
kauçuk tabanlı gündelik ayakkabı
He is wearing his comfortable sneaks
O rahat spor ayakkabılarını giyiyor
gizlice vermek
bir şeyi birine gizli veya saklı bir şekilde ulaştırmak
She sneaked the candy to her brother
O şekeri kardeşine gizlice verdi
gizlice gitmek
kimse fark etmeden sessizce bir yere sokulmak
He tried to sneak out of the room
Odadan gizlice çıkmaya çalıştı
girmek
Sahnedebir yere yürüyerek girmek
He walked into the room
Odaya girdi
çarpmak
yürürken kazara birine veya bir şeye çarpmak
I walked into the door
Kapıya çarptım
kolayca elde etmek
çaba göstermeden bir işi veya fırsatı yakalamak
He walked into a great job
Harika bir işi kolayca kaptı
bilmeden girmek
ne olduğunu anlamadan bir duruma dahil olmak
I walked into a very difficult situation
Çok zor bir duruma bilmeden girdim
eski
Sahnededaha önce olan veya var olan
He is a former president
O eski bir başkandır
eşdeğer
Sahnededeğer veya anlam bakımından aynı olan
Eight kilometers is roughly equivalent to five miles
Sekiz kilometre yaklaşık olarak beş mile eşdeğerdir
sürtük
Sahnedebir kadın veya kişi için kullanılan kaba bir kelime
He called her a bitch
Ona sürtük dedi
sızlanmak
memnuniyetsizliğini veya rahatsızlığını dile getirmek
Stop bitching about the weather
Hava hakkında sızlanmayı bırak
dişi köpek
dişi köpek
The bitch is guarding her puppies
Dişi köpek yavrularını koruyor
zorlu iş
zor ve can sıkıcı durum veya görev
Solving this problem is a real bitch
Bu problemi çözmek çok zorlu bir iş
yeniden düşünmek
Sahnedebir şeyi tekrar değerlendirmek
I need to rethink my plan
Planımı yeniden düşünmem gerekiyor
üstlenmek
Sahnedezor bir işi yapmayı kabul etmek
She decided to take on the project
Projeyi üstlenmeye karar verdi
su almak
bir şeyin içine sıvı girmesi veya dolması
The boat started to take on water
Tekne su almaya başladı
kapışmak
biriyle savaşmak veya rekabet etmek
He will take on the champion
Şampiyonla kapışacak
bakış açısı
bir kişinin bir şey hakkındaki görüşü veya düşünceleri
What is your take on the matter
Konu hakkındaki bakış açın nedir
zarar vermek
bir şeye hasar veya acı vermek
The storm will take on the roof
Fırtına çatıya zarar verecek
üstlenmek
bir iş veya görev için sorumluluk almayı kabul etmek
I will take on this project
Bu projeyi ben üstleneceğim
meydan okumak
bir yarışmada veya kavgada rakibe karşı koymak
We will take on the best team
En iyi takıma meydan okuyacağız
işe almak
birini bir işte çalıştırmak için seçmek
The company will take on new staff
Şirket yeni personel işe alacak
meydan okumak
biriyle veya bir şeyle yarışmak ya da mücadele etmek
They will take on the champion tomorrow
Yarın şampiyona meydan okuyacaklar
üstlenmek
zor bir görevi yapmayı kabul etmek
I will take on this project
Bu projeyi üstleneceğim
kazanmak
yeni bir özellik veya anlam edinmeye başlamak
The room began to take on a new look
Oda yeni bir görünüm kazanmaya başladı
işe almak
birine iş veya sorumluluk vermek
We need to take on more staff
Daha fazla personel işe almamız gerekiyor
yorum
bir şeyi anlama veya sunma biçimi
What is your take on this issue
Bu konudaki yorumun nedir
intikam
Sahnedekendisine zarar veren birinden öç alma eylemi
He sought vengeance for his father
Babasının intikamını almak istedi
pusu kurmak
Sahnedebirine sürpriz bir saldırı yapmak
The soldiers planned to ambush the enemy
Askerler düşmana pusu kurmayı planladı
kadarıyla
Sahnedebir şeyin geçerli olduğu derece
He is responsible only insofar as he signed the contract
Sadece sözleşmeyi imzaladığı kadarıyla sorumludur
intikam almak
Sahnedekendisine veya sevdiği birine zarar veren birinden öç almak
He wanted to avenge his father
Babasının intikamını almak istedi
öcünü almak
birine yapılan bir kötülüğe karşılık vermek
He swore to avenge his father
Babasının öcünü almaya yemin etti
izlenim
Sahnedebir kişi veya şey hakkında edinilen fikir veya duygu
My first impression of him was positive
Onun hakkındaki ilk izlenimim olumluydu
taklit
ünlü bir kişinin sesini veya tavırlarını taklit etme
He does a great impression of the president
Başkanın harika bir taklidini yapıyor
iz
bir şeyi bir yüzeye bastırarak bırakılan işaret
The ring left an impression on her finger
Yüzük parmağında bir iz bıraktı
izlenim
bir kişi veya şey hakkında sahip olunan fikir ya da his
She left a good impression on me
O bende iyi bir izlenim bıraktı
yüzünden
Sahnedebir şeyin sonucu olarak
We stayed home because of the rain
Yağmur yüzünden evde kaldık
-den dolayı
bir şeyin sonucu olarak
We stayed at home because of the rain
Yağmurdan dolayı evde kaldık
yüzünden
bir şeyin sebep olduğu durum
The game was canceled because of the rain
Maç yağmur yüzünden iptal edildi
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
eskiden yapmak
Sahnedegeçmişte düzenli olarak yapılan ama artık yapılmayan eylemler için kullanılır
I used to swim every day
Eskiden her gün yüzerdim
alışkın
bir durumu önceden deneyimlediği için ona aşina olma
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım
alışkın olmak
bir şeyi sık sık yaptığın için ona alışmış olmak
I am used to waking up early
Erken uyanmaya alışkınım
aşina olmak
bir şeyi önceden bildiğin için ona yabancılık çekmemek
I am familiar with these rules
Bu kurallara aşinayım
dolu
Sahnedebir şeyin içinde çok miktarda bulunan
The room is full of people
Oda insanlarla dolu
etkili
Sahnedeistenen sonucu veren
This is an effective method
Bu etkili bir yöntem
yürürlüğe giren
çalışmaya veya kullanılmaya başlayan
The rule is effective from tomorrow
Kural yarından itibaren yürürlüğe giriyor
geriye çekilmek
Sahnedegeriye doğru hareket etmek veya uzaklaşmak
Please stand back from the edge
Lütfen kenardan geriye çekilin
geri çekilmek
birinden veya bir şeyden kısa bir mesafe uzaklaşmak
Please stand back from the edge
Lütfen kenardan geri çekilin
asi
Sahnedeotoriteye karşı savaşan kişi
The rebel fought against the government
Asi, hükümete karşı savaştı
isyan etmek
otoriteye veya kurallara karşı çıkmak veya direnmek
Teenagers often rebel against their parents
Gençler genellikle ebeveynlerine isyan ederler
asi
otoriteye veya kabul görmüş kurallara karşı gelen kişi
The rebel refused to follow the rules
Asi kurallara uymayı reddetti
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
şiddetli
Sahnedeçok güçlü veya aşırı olan
The reaction was atomic
Tepki çok şiddetliydi
atomik
atomlarla ilgili olan
Atomic energy is powerful
Atom enerjisi güçlüdür
şiddet
Sahnedebirine zarar vermek için fiziksel güç kullanma
Violence is never the answer
Şiddet asla çözüm değildir
yanlamasına
Sahnedesağa veya sola doğru
The crab walks sideways
Yengeç yan yan yürür
ikram etmek
Sahnedebirine bir şeyi alma şansı vermek
He offered me some water
Bana biraz su ikram etti
teklif
Sahnedebir şeyin yapılması veya verilmesi yönündeki öneri
He accepted the job offer
İş teklifini kabul etti
teklif etmek
birinin kabul etmesi veya reddetmesi için bir şey sunmak
They offered him a new job
Ona yeni bir iş teklif ettiler
sunmak
birine bir şey vermek veya uzatmak
He offered his hand to her
Elini ona uzattı
farklı
Sahnedeaynı olmayan
We are different
Biz farklıyız
farklı
aynı olmayan veya benzerlik göstermeyen
These two books are different
Bu iki kitap birbirinden farklı
el koyma
Sahnedebir şeyi kendi kullanımı için alma eylemi
The appropriation of public funds is illegal
Kamu fonlarına el konulması yasa dışıdır
yan kuruluş
Sahnededaha büyük bir şirketin sahip olduğu işletme
They opened a new subsidiary in Paris
Paris'te yeni bir yan kuruluş açtılar
bağlı ortaklık
Sahnededaha büyük bir şirket tarafından kontrol edilen şirket
The subsidiary operates independently from the parent company
Bağlı ortaklık ana şirketten bağımsız olarak çalışır
iştirak
büyük bir şirketin kontrolündeki kuruluş
Our subsidiary produces car parts
İştirakimiz otomobil parçaları üretmektedir
yarın
Sahnedebugünden sonraki gün
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
yarın
bugünden sonraki gün
I will call you tomorrow
Seni yarın arayacağım
ertesi gün
bugünün ardındaki gün
We left on the next day
Ertesi gün yola çıktık
gelecek
zamanın ilerisi
Hope for a better tomorrow
Daha iyi bir gelecek için umut et
hasar
Sahnedebir şeyin değerini veya kullanışlılığını azaltan fiziksel zarar
The storm caused a lot of damage
Fırtına çok fazla hasara yol açtı
hesap
ödenmesi gereken para miktarı
How much is the damage for the meal
Yemeğin hesabı ne kadar
boğulmak
Sahnedeyeterince nefes alamamak
He felt like he was suffocating
Boğuluyormuş gibi hissetti
boğmak
nefes almayı zorlaştırmak
The heat started to suffocate me
Sıcaklık beni boğmaya başladı
boğmak
birinin nefes almasını güçleştirmek
Thick smoke can suffocate a person
Yoğun duman bir insanı boğabilir
stok
Sahnedesatılmak veya kullanılmak için bekletilen ürünler
The store has a large stock of books
Mağazada büyük bir kitap stoğu var
güven duymak
bir şeye inanmak veya önem vermek
I do not put much stock in his words
Onun sözlerine pek güven duymuyorum
boyunduruk
insanları cezalandırmak için başlarını ve ellerini kilitlemeye yarayan tahta düzenek
The prisoner was locked in the stocks
Mahkum boyunduruğa kilitlendi
hisse
bir şirketteki sahiplik birimi
He bought stock in a tech company
Bir teknoloji şirketinden hisse aldı
soy
bir kişinin geldiği aile veya grup
She comes from a long line of royal stock
O uzun bir kraliyet soyundan geliyor
et suyu
yemek yapımında kullanılan et veya sebze haşlama suyu
I used chicken stock for the soup
Çorba için tavuk suyu kullandım
stok
bir mağazada satılmaya hazır mal miktarı
We have a lot of stock in the warehouse
Depoda çok fazla stok var
standart
değiştirilmemiş veya özelleştirilmemiş olan
This car has a stock engine
Bu arabanın standart bir motoru var
daha kolay
Sahnedezorluğu daha az olan
This task is easier
Bu görev daha kolay
daha kolay
yapılması veya anlaşılması daha az güç olan
This math problem is easier than the last one
Bu matematik problemi sonuncusundan daha kolay
daha basit
zor olmayan ve uğraştırmayan
There is an easier way to solve this
Bunu çözmenin daha basit bir yolu var
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
fikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
genellikle
Sahnedeçoğu durumda
I usually wake up at 7 am
Genellikle sabah 7'de uyanırım
buyurun
Sahnedebirine bir şey verirken kullanılan ifade
Here you go, your coffee
Buyurun, kahveniz
buyurun
birine bir şey verirken kullanılan ifade
Here you go have a coffee
Buyurun bir kahve alın
kılıç
Sahnedesavaşmak için kullanılan uzun metal bir bıçak
The knight has a sword
Şövalyenin bir kılıcı var
geceleyin
Sahnedegece vaktinde gerçekleşen
The city is quiet by night
Şehir geceleyin sessizdir
tuhaf
Sahnedealışılmadık veya garip
This is a weird smell
Bu tuhaf bir koku
garip hissettirmek
birine kendini garip veya rahatsız hissettirmek
He weirded me out
Beni garip hissettirdi
garip
normal veya alışılmış olmayan
He had a weird dream last night
Dün gece garip bir rüya gördü
garip hissettirmek
birini tuhaf veya tedirgin hissettirmek
His comment really weirded me out
Yorumu beni gerçekten garip hissettirdi
miras
Sahnedebir kişiden veya geçmişten geriye kalan önemli değerler
He left a great legacy behind
Arkasında büyük bir miras bıraktı
miras
atadan kalan şey
He left a legacy for his children
Çocuklarına bir miras bıraktı
eski
güncel veya modern olmayan
The company uses legacy systems
Şirket eski sistemler kullanıyor
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
konuşma
Sahnedefikir veya bilgilerin sözlü olarak paylaşılması
We had a long talk
Uzun bir konuşma yaptık
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşabilmek
konuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
konuşma
bir konu üzerine yapılan resmi sözlü sunum
She gave a short talk about history
Tarih hakkında kısa bir konuşma yaptı
konuşmak
bir konu hakkında karşılıklı konuşmak
They need to talk about their plans
Planları hakkında konuşmaları gerekiyor
endişeli
Sahnedehuzursuz veya kaygılı hissetmek
I am worried about the exam
Sınav hakkında endişeliyim
cinayet
Sahnedebirini kasten öldürme suçu
He was arrested for murder
Cinayet suçundan tutuklandı
mahvetmek
bir şeyi tamamen bozmak veya sona erdirmek
She murdered that melody with her performance
Performansıyla melodiyi mahvetti
öldürmek
birini kasıtlı olarak öldürmek
They plotted to murder the king
Kralı öldürmeyi planladılar
casus
Sahnedegizlice bilgi toplayan kişi
He is a spy
O bir casus
gözetlemek
bir şeyi gizlice görmek
I spied a bird in the tree
Ağaçta bir kuş gördüm
gözetlemek
birini veya bir şeyi gizlice izlemek
He was spying on his neighbor
Komşusunu gözetliyordu
görüş
Sahnedebir konu hakkındaki düşünce biçimi veya yaklaşım
What is your position on this issue
Bu konu hakkındaki görüşün nedir
konumlandırmak
bir şeyi belirli bir yere koymak
Please position the camera carefully
Lütfen kamerayı dikkatlice konumlandırın
iş
ücretli çalışma görevi
She is looking for a new position
Yeni bir iş arıyor
konumlandırmak
bir nesneyi belirli bir yere yerleştirmek
I will position the box here
Kutuyu buraya konumlandıracağım
durum
bir kişinin içinde bulunduğu koşullar
They are in a difficult position
Onlar zor bir durumda
plan
Sahnedebir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
planlamak
Sahnedebir şeyi yapmaya niyet etmek
I plan to travel
Seyahat etmeyi planlıyorum
planlamak
bir şey için hazırlık yapmak
We plan a trip
Bir gezi planlıyoruz
plan
bir şeyi yapma konusundaki fikir veya düzenleme
We have a plan for the weekend
Hafta sonu için bir planımız var
plan
bir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
yöntem
bir şeyi gerçekleştirme yolu
The company has a new plan
Şirketin yeni bir yöntemi var
niyet
bir şeyi yapma kararı
My plan is to work tomorrow
Niyetim yarın çalışmak
kroki
bir yerin düzenini gösteren çizim
I drew a plan of the room
Odanın krokisini çizdim
tasarı
bir şeyi yapma fikri
They had a secret plan
Gizli bir tasarıları vardı
koruma
Sahnedebir şeyi zarar görmekten alıkoyma
We are saving the forest
Ormanı koruyoruz
birikim
gelecekte kullanmak için ayrılan para
She put her saving into the bank
Birikimini bankaya yatırdı
tasarruf
bir şeyi azaltmak veya daha az kullanmak
This habit helps in saving energy
Bu alışkanlık enerji tasarrufu yapmaya yardımcı olur
kurtarma
birini veya bir şeyi tehlikeden kurtarma eylemi
The saving of the cat was a brave act
Kedinin kurtarılması cesur bir davranıştı
biriktirme
gelecekteki bir amaç için para ayırmak
I am saving money for a holiday
Tatil için para biriktiriyorum
seçmek
Sahnedeseçenekler arasından karar vermek
Choose a color
Bir renk seç
seçmek
bir grup arasından birini tercih etmek
You can choose any book you like
İstediğin herhangi bir kitabı seçebilirsin
tercih etmek
bir şeyi diğerine üstün tutma eylemi
I choose to stay home
Evde kalmayı tercih ediyorum
seçmek
seçenekler arasından birini almak
You can choose a color
Bir renk seçebilirsin
seçilmiş
grup içinden ayrılmış olan
This is the chosen winner
Bu seçilmiş kazanan
fark
Sahnedeşeylerin aynı olmama durumu
What is the difference between these two?
Bu ikisi arasındaki fark nedir?
fark
Sahnedebir şeyin yol açtığı değişiklik veya etki
Your help made a big difference
Yardımınız büyük bir fark yarattı
fark
iki şeyin birbirinin aynısı olmama durumu
There is a big difference between these colors
Bu renkler arasında büyük bir fark var
fıkra
Sahnedesonu komik biten kısa hikaye
He told a funny joke
Komik bir fıkra anlattı
şaka
ciddiye alınmaması gereken şey
His excuse was a joke
Bahanesi bir şakaydı
şaka
insanları güldürmek için yapılan komik veya zekice davranış
He played a joke on his friend
Arkadaşına bir şaka yaptı
şaka yapmak
gülmek için bir şeyler söylemek veya ciddi olmadığını belirtmek
I was only joking
Sadece şaka yapıyordum
şaka
insanları güldürmek veya ciddiye alınmaması gereken bir durumu ifade etmek için söylenen söz
I was just making a joke
Sadece şaka yapıyordum
üzerine düşmek
Sahnedebir şeyin veya birinin üzerine düşmek
The apple fell on the ground
Elma yere düştü
saldırmak
bir yere veya ülkeye karşı askeri saldırı başlatmak
The soldiers fell on the camp
Askerler kampa saldırdı
üzerine yıkılmak
bir yüzeyin üzerine çöküp düşmek
The tree fell on the house
Ağaç evin üzerine yıkıldı
üzerine düşmek
aşağı doğru gidip bir şeyin üzerine konmak
Rain will fall on the garden
Yağmur bahçenin üzerine düşecek
denk gelmek
belirli bir tarihte meydana gelmek
My birthday falls on a Friday
Doğum günüm cumaya denk geliyor
sevinç
Sahnedebüyük bir mutluluk duygusu
Her face was full of joy
Yüzü sevinç doluydu