

Arrow — 5. Sezon Bölüm 3
Kelimeler ve anlamları
765 kelime
Seviye
tekrar işe almak
Sahnedebirini yeniden işe almak
They decided to rehire him
Onu tekrar işe almaya karar verdiler
yeniden işe almak
birini tekrar işe almak
The company decided to rehire him
Şirket onu yeniden işe almaya karar verdi
yeniden işe almak
birini tekrar çalıştırmaya başlamak
The company decided to rehire him
Şirket onu yeniden işe almaya karar verdi
başına gelmek
Sahnedebirinin başına bir şey gelmesi durumu
What happened to him
Ona ne oldu
tesadüfen yapmak
plan yapmadan bir eylem gerçekleştirmek
I happened to meet him at the park
Onunla parkta tesadüfen karşılaştım
tesadüfen yapmak
planlamadan bir şey yapmak
I happened to meet him
Onunla tesadüfen karşılaştım
denk gelmek
bir şeyin rastlantı sonucu olması
I happened to be there
Tesadüfen orada bulundum
rast gelmek
beklenmedik bir şekilde meydana gelmek
Such things happen to everyone
Böyle şeyler herkesin başına gelir
istemeden yapmak
planlamadan bir şeyle sonuçlanmak
I happened to break the glass
Kadehi yanlışlıkla kırdım
başına gelmek
birinin veya bir şeyin başına bir durumun gelmesi
What happened to your car
Arabana ne oldu
tesadüfen yapmak
bir şeyi şans eseri gerçekleştirmek
I happened to see him at the store
Onu mağazada tesadüfen gördüm
gördü
Sahnedegözlerle algılamak
I saw a bird
Bir kuş gördüm
testereyle kesmek
dişli bir alet kullanarak kesmek
He sawed the wood
Odunu testereyle kesti
bahsi karşılamak
bir oyunda rakibin bahsine eşlik etmek
He saw the bet
Bahsi karşıladı
testere
kesmek için kullanılan dişli bıçaklı alet
Use the saw
Testereyi kullan
aynı
Sahnedefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
yazılı
Sahnedeyazı ile oluşturulmuş
The rules are written here
Kurallar burada yazılı
yazılı
metin veya kelimelerden oluşturulmuş
This is a written document
Bu yazılı bir belgedir
yazılmış
bir yüzey üzerine harf veya kelimelerle işlenmiş
Her name is written on the note
Adı notun üzerine yazılmış
yazılı
sözlü olmayan yazıyla ifade edilmiş
This is a written contract
Bu yazılı bir sözleşmedir
tehlikeli
Sahnedezarar verme olasılığı olan
This road is dangerous
Bu yol tehlikeli
tehlikeli
zarar veya yaralanma riski taşıyan
It is dangerous to play with fire
Ateşle oynamak tehlikelidir
normal
Sahnedealışılmış, sıradan veya garip olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
normal
alışılagelmiş veya tuhaf olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
sorumluluk
Sahnedebir kararı verme veya görüş bildirme yetkisi
He tried to pass the buck to his colleague
Sorumluluğu meslektaşına atmaya çalıştı
erkek geyik
yetişkin erkek geyik
The buck has large antlers
Erkek geyiğin büyük boynuzları var
dolar
dolar için kullanılan gayriresmi kelime
It only costs five bucks
Sadece beş dolar tutuyor
çabalamak
bir şeyi elde etmek için çok uğraşmak
He is bucking for a promotion this year
Bu yıl terfi almak için çabalıyor
hikayeler
Sahnedehayali veya gerçek olayların anlatımı
I love reading ghost stories
Hayalet hikayeleri okumayı severim
katlar
bir binanın katları veya seviyeleri
The building has ten stories
Binanın on katı var
adlandırmak
Sahnedebir şeye isim vermek
Let's call it a success
Hadi buna bir başarı diyelim
paydos etmek
bir etkinliği şimdilik durdurmak
Let us call it a day
Hadi bugünlük paydos edelim
doğru tahmin etmek
bir şeyi önceden isabetli şekilde bilmek
You called it when you said it would rain
Yağmur yağacağını söylediğinde doğru tahmin ettin
sanayi
Sahnedesanayi veya fabrikalarla ilgili
This is an industrial zone
Burası bir sanayi bölgesidir
saçmalık
Sahnedesaçma veya doğru olmayan sözler
His story is complete bunk
Onun hikayesi tamamen saçmalık
ranza
uyumak için kullanılan dar yatak
I sleep in the top bunk
Üst ranzada uyuyorum
yatmak
bir yatakta uyumak
I will bunk here tonight
Bu gece burada yatacağım
yatıya kalmak
bir yerde geçici olarak konaklamak
I will bunk in this room tonight
Bu gece bu odada kalacağım
arkasında
Sahnedebir şeyin arka kısmında
The cat is behind the sofa
Kedi kanepenin arkasında
gerisinde
zaman olarak daha sonra
He is behind schedule
Programın gerisinde kaldı
arkasında
birini desteklemek
We are behind you
Senin arkandayız
popo
vücudun üzerine oturulan arka kısmı
He fell on his behind
Poposunun üzerine düştü
arkasında
bir şeyin arka tarafındaki yer
The ball is behind the chair
Top sandalyenin arkasında
arkasındaki
bir olayın gerçekleşmesine sebep olan kişi veya şey
She is the force behind this project
O bu projenin arkasındaki güç
gizlice
birinin haberi olmadan
He did it behind my back
Bunu benim arkamdan yaptı
geride
bir yerden ayrılırken bir yerde bırakılan
He left his keys behind
Anahtarlarını geride bıraktı
tutuşturmak
Sahnedebir şeyin yanmaya başlamasını sağlamak
He used a match to ignite the fire
Ateşi tutuşturmak için bir kibrit kullandı
tutuşturmak
bir şeyin yanmaya başlamasını sağlamak
The spark will ignite the fuel
Kıvılcım yakıtı tutuşturacak
tetiklemek
bir şeyin başlamasına neden olmak
This speech ignited a debate
Bu konuşma bir tartışmayı tetikledi
suikastçı
Sahnedepara veya siyasi nedenlerle birini öldüren kişi
The assassin was caught by the police
Suikastçı polis tarafından yakalandı
idam etmek
Sahnedebirini ceza olarak öldürmek
The prisoner was executed
Mahkum idam edildi
uygulamak
bir planı veya eylemi hayata geçirmek
They executed the plan well
Planı iyi bir şekilde uyguladılar
sır
Sahnedebaşkalarına söylemediğiniz bilgi
I have a secret to tell you
Sana söyleyecek bir sırrım var
gizli
başkaları tarafından bilinmeyen
I have a secret plan
Gizli bir planım var
erkek kardeşler
Sahnedeaynı anne ve babaya sahip olan erkekler
I have two brothers
İki erkek kardeşim var
erkek kardeşler
aynı anne babadan gelen erkek çocuklar
My brothers are coming to dinner
Erkek kardeşlerim akşam yemeğine geliyor
erkek kardeşler
aynı anne babaya sahip erkek çocuklar
I have two brothers
İki erkek kardeşim var
erkek kardeşler
erkek olan kardeşler
They are brothers
Onlar erkek kardeşler
çıkmak
Sahnedebir yerden veya binadan ayrılmak
You should get out of the house
Evden çıkmalısın
çıkarmak
bir şeyi üretmek veya yayınlamak
They get out a new magazine
Yeni bir dergi çıkarıyorlar
çıkarmak
bir şeyi bir yerin içinden almak
Get the key out of the lock
Anahtarı kilitten çıkar
duyulmak
birçok kişi tarafından öğrenilir hale gelmek
The news will get out eventually
Haber sonunda duyulacak
dışa vurmak
bir duygu veya hissi açığa çıkarmak
You should get out your anger
Öfkeni dışa vurmalısın
çıkmak
bir yerden ayrılmak
Please get out of the room
Lütfen odadan çık
gitmek
bir yerden uzaklaşmak
It is time for us to get out
Bizim gitme vaktimiz geldi
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
tabii ki
Sahnedeonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
elbette
birini onaylamak veya beklendik bir durumu belirtmek için kullanılan ifade
Can you help me? Of course
Bana yardım edebilir misin? Elbette
elbette
bir şeyin beklendiğini veya aşikar olduğunu belirtmek için kullanılır
Of course I will help you
Elbette sana yardım edeceğim
şeyler
Sahnedegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
eşyalar
kişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
tıkıştırmak
bir şeyi bir kaba veya boşluğa sıkıca yerleştirmek
I stuffed my clothes into the suitcase
Kıyafetlerimi bavula tıkıştırdım
deli
Sahnedezihinsel dengesi yerinde olmayan veya tuhaf davranan
You are going loco if you think that will work
Eğer bunun işe yarayacağını düşünüyorsan delirdin demektir
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
silah ateşlemek
Sahnedebir silahı kullanıp patlatmak
Please do not shoot the weapon
Lütfen silahı ateşleme
hay aksi
hafif kızgınlık veya hayal kırıklığı belirten ünlem
Shoot, I forgot my keys
Hay aksi, anahtarlarımı unuttum
hay aksi
şaşkınlık veya kızgınlık ifade eden ünlem
Shoot I forgot my keys
Hay aksi anahtarlarımı unuttum
çekmek
kamera ile görüntü kaydetmek
We will shoot a movie
Bir film çekeceğiz
çekmek
kamera ile görüntü kaydetmek
We will shoot a movie tomorrow
Yarın bir film çekeceğiz
ateşlemek
bir silahın patlamasını sağlamak
He shot the gun into the air
Silahı havaya ateşledi
vurmak
birini veya bir şeyi vurmak için silah kullanmak
You should not shoot at birds
Kuşlara ateş etmemelisin
ateş etmek
birine veya bir şeye silah doğrultup ateşlemek
The soldier shot at the target
Asker hedefe ateş etti
ateş açmak
silah veya başka bir mühimmatı ateşlemek
They decided to shoot at the enemy
Düşmana ateş açmaya karar verdiler
yaralamak
silahla birini vurarak sakat bırakmak
The robber shot the security guard
Soyguncu güvenlik görevlisini vurdu
hedef almak
birine veya bir şeye ateş etmek
Do not shoot at the innocent people
Masum insanlara ateş etmeyin
enjekte etmek
bir sıvıyı zorla bir yere vermek
The doctor will shoot the medicine
Doktor ilacı enjekte edecek
vurup yaralamak
mermi ile birini yaralamak
He accidentally shot his friend
Kazara arkadaşını vurdu
öldürmek
mermi ile birinin yaşamına son vermek
The soldier shot the guard
Asker nöbetçiyi vurdu
vurup öldürmek
silah kullanarak birini öldürmek
They shot the man in the street
Adamı sokakta vurup öldürdüler
ateş etmek
birine veya bir şeye ateşli silahla vurmak
He decided to shoot at the target
Hedefe ateş etmeye karar verdi
fırlatmak
bir şeyi hızla ileriye doğru göndermek
Please shoot the ball to me
Lütfen topu bana fırlat
tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip grup
What sort of food is this
Bu ne tür bir yemek
sıralamak
nesneleri gruplara ayırmak veya düzenlemek
Please sort these books
Lütfen bu kitapları sırala
halletmek
bir sorunu veya durumu başarıyla çözmek
I will sort this problem out soon
Bu sorunu yakında halledeceğim
yazık
Sahnedebir durumun üzücü olduğunu belirtmek için kullanılır
Too bad you cannot come
Gelememen ne yazık
öldürmek
Sahnedebirini kasıtlı olarak öldürmek
They plotted to murder the king
Kralı öldürmeyi planladılar
cinayet
birini kasten öldürme suçu
He was arrested for murder
Cinayet suçundan tutuklandı
mahvetmek
bir şeyi tamamen bozmak veya sona erdirmek
She murdered that melody with her performance
Performansıyla melodiyi mahvetti
en sevilen
Sahnedediğerlerinden daha çok sevilen
Blue is my favorite color
Mavi benim en sevdiğim renktir
favori
en çok tercih edilen
This is my favorite song
Bu benim favori şarkım
sevgili
Sahnederomantik bir ilişki içinde olunan kişi
Everyone likes my girlfriend
Herkes benim sevgilimi seviyor
kadın arkadaş
arkadaş olan kadın
She is my female friend
O benim kadın arkadaşım
kız arkadaş
bir rol için uygun olma nitelikleri
She is my girlfriend and has the qualities for this role
O benim kız arkadaşım ve bu rol için gereken niteliklere sahip
kız arkadaş
romantik bir ilişki içinde olunan kişi
She is my girlfriend
O benim kız arkadaşım
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
katılmak
bir etkinlikte veya faaliyette yer almak
Do you want to come on the trip with us
Bizimle geziye katılmak ister misin
haydi
birine acele etmesini veya daha fazla çaba göstermesini söylemek için kullanılır
Come on we are going to be late
Haydi geç kalacağız
hadi
birini acele etmeye veya denemeye teşvik etmek
Come on we will be late
Hadi geç kalacağız
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
işlem hattı
Sahnedebir işin yürütülmesi için gereken adımlar zinciri
The data pipeline is very efficient
Veri işlem hattı çok verimli
hazırlık süreci
bir projenin tamamlanması için izlenen aşamalar
Many new plans are in the pipeline
Birçok yeni plan hazırlık sürecinde
boru hattı
genellikle yer altında bulunan ve petrol gaz veya su taşıyan uzun boru
The oil flows through the pipeline
Petrol boru hattından akıyor
idol
Sahnedeçok hayran olunan kişi
He is my idol
O benim idolüm
put
insanların taptığı heykel veya resim
People worshiped the ancient idol
İnsanlar antik puta tapıyordu
biliyordu
Sahnedebir durumu kavramış olmak
He knew the truth
Gerçeği biliyordu
biliyordu
bir konuda bilgi sahibi olmak
I knew the answer
Cevabı biliyordum
alan
Sahnedeaçık arazi parçası
There is a field behind the house
Evin arkasında bir alan var
tarla
Sahnedeekim yapılan veya spor oynanan açık arazi
The farmer is in the field
Çiftçi tarlada
alan
belirli bir uzmanlık veya faaliyet dalı
He is a leader in his field
Alanında bir liderdir
yanıtlamak
soru veya istekleri cevaplandırmak
The CEO fielded several tough questions
CEO birçok zor soruyu yanıtladı
basın
Sahnedehaber kurumları ve gazeteciler
The press is here
Basın burada
bastırmak
bir şeye baskı uygulamak
Press the button
Düğmeye bas
ısrar etmek
bir konuda güçlü talepte bulunmak
They will press us for an answer
Bizden cevap için ısrar edecekler
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
fikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
ekranda
Sahnedebir televizyon veya film ekranında görünen
The actor looks great on screen
Aktör ekranda harika görünüyor
ekranda
televizyon bilgisayar veya film ekranında görünen
The actors look great on screen
Oyuncular ekranda harika görünüyor
ekranda
bir ekranda görüntülenen
The actor is on screen now
Oyuncu şu an ekranda
fikir
Sahnedebir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
gömmek
Sahnedebir şeyle tamamen örtmek
The house was buried in snow
Ev kara gömüldü
ezmek
bir takımı büyük bir farkla yenmek
They buried the other team 5-0
Diğer takımı 5-0 ile ezdiler
gömmek
bir şeyi bulunamayacak bir yere koymak
The dog likes to bury its bone
Köpek kemiğini gömmeyi sever
gömmek
bir ölüyü toprağa koymak
They buried the body
Cesedi gömdüler
kalmak
Sahnedebir yerde veya bir durumda kalmaya devam etmek
He decided to stay on at the company
Şirkette kalmaya karar verdi
yakından izlemek
birini sürekli kontrol altında tutmak veya denetlemek
I need to stay on him until he finishes the work
İşi bitirene kadar onu yakından izlemem lazım
devam etmek
bir eylemi yapmayı sürdürmek
Please stay on the current task
Lütfen mevcut görevine devam et
fark etmek
Sahnedebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
idrak etmek
Sahnedebir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
zorla girmek
Sahnedebir binaya veya araca genellikle çalmak için zor kullanarak girmek
Someone tried to break in last night
Dün gece birisi zorla girmeye çalıştı
sözünü kesmek
bir konuşmayı veya etkinliği bölmek
Please do not break in while I am speaking
Ben konuşurken lütfen sözümü kesmeyin
zorla girmek
bir binaya güç kullanarak girmek
Someone tried to break in last night
Dün gece birisi zorla girmeye çalıştı
alıştırmak
yeni bir eşyayı rahat hale gelene kadar kullanmak
You need to break in these new shoes
Bu yeni ayakkabıları alıştırman gerekiyor
zorla girme
bir binaya yasa dışı yollarla girme eylemi
There was a break-in at the store last night
Dün gece mağazaya zorla girildi
alıştırmak
bir şeyi veya birini yeni duruma uyumlu hale getirmek
It takes time to break in new shoes
Yeni ayakkabıları alıştırmak zaman alır
girmek
bir binaya zor kullanarak girmek
Someone tried to break in last night
Dün gece biri girmeye çalıştı
katil
Sahnedebaşka birini öldüren kişi
The police caught the murderer
Polis katili yakaladı
takma ad
Sahnedebir kişinin kimliğini saklamak için kullanılan isim
The spy used a codename to hide his identity
Casus kimliğini gizlemek için bir takma ad kullandı
kod adı
bir proje veya operasyon için kullanılan gizli isim
The mission has a secret codename
Görevin gizli bir kod adı var
eklemek
Sahnedebir şeyi başka bir şeye katmak
Add some salt to the soup
Çorbaya biraz tuz ekle
artırmak
bir şeyin miktarını veya değerini büyütmek
They added to their existing debt
Mevcut borçlarını artırdılar
dikkat eksikliği
odaklanmayı zorlaştıran bir bozukluk
He has ADD and struggles to focus
Onun dikkat eksikliği var ve odaklanmakta zorlanıyor
eklemek
daha fazla şey söylemek
He added that he will be late
Geç kalacağını da ekledi
sürpriz
Sahnedebeklenmedik şekilde gerçekleşen
It was a surprise visit
Sürpriz bir ziyaretti
sürpriz
beklenmedik bir durum anında söylenen söz
Surprise! I am here
Sürpriz! Buradayım
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen olay
That party was a big surprise
O parti büyük bir sürprizdi
şaşırmak
beklenmedik bir durum karşısında hayrete düşmek
I am surprised by the gift
Hediyeye şaşırdım
-e kadar
Sahnedebelli bir sınıra veya miktara kadar
It can take up to ten days
On güne kadar sürebilir
yapmak
bir aktiviteyle meşgul olmak
What are you up to
Ne yapıyorsun
-e kadar
belirli bir yere kadar
He walked up to the door
Kapıya kadar yürüdü
gücü yetmek
bir şeyi yapabilmek için gereken enerjiye sahip olmak
I am not up to going out today
Bugün dışarı çıkmaya gücüm yetmiyor
e kadar
belirli bir sınıra kadar olan
The room holds up to ten people
Oda on kişiye kadar insan alabiliyor
sorumluluk
bir kişinin seçim yapma görevi
The choice is up to you
Seçim senin sorumluluğunda
bağlı
birinin tercihine veya kararına göre hareket etmek
It is up to you
Bu sana bağlı
kadar
bir miktarın ulaşabileceği en üst sınır
Up to five people can sit here
Buraya beş kişiye kadar oturabilir
peşinde
bir işle meşgul olmak
What have you been up to lately
Son zamanlarda neler peşindesin
metainsan
Sahnedenormal insanların ötesinde yetenekleri olan kurgusal varlık
Many metahumans live in this city
Bu şehirde birçok metainsan yaşıyor
metainsan
süper güçlere sahip kurgusal varlık
The hero is a metahuman
Kahraman bir metainsan
metainsan
hikayelerde insanüstü yetenekleri olan kişi
They fight against the evil metahuman
Kötü metainsana karşı savaşıyorlar
beyan
Sahnedesöylenen veya yazılan şey
He made a strong statement
Güçlü bir beyanda bulundu
hesap özeti
finansal işlemlerin yazılı kaydı
I checked my bank statement
Banka hesap özetimi kontrol ettim
açıklama
bir konu hakkındaki görüşlerin veya gerçeklerin sözlü ya da yazılı ifadesi
He made a statement to the press
Basına bir açıklama yaptı
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
Sahnedebir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
sahte
Sahnedegerçek olmayan veya hakiki olmayan
This is a fake diamond
Bu sahte bir elmas
numara yapmak
gerçek olmadığı halde gerçekmiş gibi göstermek
He faked a cough
Öksürme numarası yaptı
sahte
gerçek olmayan
This is a fake diamond
Bu sahte bir elmas
retro
Sahnedegeçmiş dönemlerin tarzını yansıtan
I love retro furniture
Retro mobilyaları severim
pislik
Sahnedekötü veya nahoş bir kişi için kullanılan kaba bir tabir
He is such a son of a bitch
O tam bir pislik
orospu çocuğu
bir kişiye yönelik hakaret içeren söz
You son of a bitch
Seni orospu çocuğu
pislik
kaba ve rahatsız edici bir kişi için kullanılan küfürlü bir söz
Stop acting like a son of a bitch
Pislik gibi davranmayı bırak
adi herif
sevmediğiniz birine yönelik çok kaba bir hakaret
That son of a bitch lied to me
O adi herif bana yalan söyledi
adamlar
Sahnedeerkekler için kullanılan samimi ifade
Those guys are tall
Şu adamlar uzun
arkadaşlar
bir grup insan için kullanılan samimi ifade
Hi guys
Selam arkadaşlar
adam
bir erkek için kullanılan samimi ifade
He is a nice guy
O iyi bir adam
millet
bir grup insan için kullanılan gayriresmi ifade
Listen guys
Dinleyin millet
tasarım
Sahnedeünlü bir tasarımcı tarafından yapılmış veya tasarlanmış
She wears designer clothes
O tasarım kıyafetler giyer
tasarımcı
şeyleri tasarlayan kişi
He is a graphic designer
O bir grafik tasarımcıdır
üretici
Sahnedebir şeyi yapan veya organize eden kişi
The company is a producer of cars
Şirket bir araba üreticisidir
üretici
bir şeyi yapan veya meydana getiren kişi
The farmer is a food producer
Çiftçi bir gıda üreticisidir
yapımcı
film müzik veya medya içeriklerini hazırlayan kişi
The producer managed the movie set
Yapımcı film setini yönetti
votka
Sahnedetahıl veya patatesten yapılan sert ve şeffaf bir alkollü içki
He drinks vodka with orange juice
O, votkayı portakal suyuyla içer
votka
tahıl veya patatesten yapılan berrak ve sert alkollü içecek
He ordered a glass of vodka
Bir bardak votka sipariş etti
Votka
tahıl veya patatesten yapılan berrak alkollü içecek
He ordered a glass of vodka
Bir bardak votka sipariş etti
Yeşil Ok
Sahnedeokçuluk ve dövüş sanatları kullanan kurgusal süper kahraman
Green Arrow fights crime in Star City
Yeşil Ok Star City'deki suçlarla savaşır
buradan gitmek
Sahnedebir yerden ayrılmak
I need to get out of here
Buradan gitmem gerekiyor
buradan gitmek
şu an bulunduğum yerden ayrılmak
I am out of here
Buradan gidiyorum
kafes
Sahnedehayvanları tutmak için kullanılan parmaklıklı alan
The bird is in the cage
Kuş kafesin içinde
kafese kapatmak
bir şeyi kapalı bir alanda tutmak
They had to cage the animal
Hayvanı kafese kapatmak zorunda kaldılar
kafese koymak
bir hayvanı kapalı bir alanda tutmak
Do not cage the bird
Kuşu kafese koyma
casusluk
Sahnedegizli bilgileri gizlice elde etme eylemi
He was arrested for espionage
Casusluk yaptığı için tutuklandı
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
çözmek
Sahnedebir gizemi veya sorunu açıklığa kavuşturmak
The detective tried to unravel the mystery
Dedektif gizemi çözmeye çalıştı
çözülmek
karışmış bir şeyin açılması veya bir yapının dağılması
The sweater began to unravel
Kazak sökülmeye başladı
altüst etmek
birinin zihnini veya duygularını karıştırmak
The bad news caused him to unravel
Kötü haber onu altüst etti
birkaç
Sahnedeikiden fazla fakat çok olmayan
I have several books
Birkaç kitabım var
film
Sahnedesinemada veya televizyonda gösterilen hikaye
I love watching movies
Film izlemeyi severim
nükleer
Sahnedeatomun enerjisiyle veya gücüyle ilgili olan
Nuclear energy is powerful
Nükleer enerji güçlüdür
pratik yapmak
Sahnedebecerini geliştirmek için bir şeyi tekrar etmek
You need to practice piano
Piyano pratiği yapman gerekiyor
muayenehane
bir uzman profesyonelin çalıştığı iş yeri
She has a medical practice
Onun bir doktor muayenehanesi var
alıştırma
bilgiyi veya beceriyi ölçmek için verilen soru veya görevler dizisi
He completed the practice questions before the exam
Sınavdan önce alıştırma sorularını tamamladı
uygulamak
bir davranışı düzenli bir şekilde sürdürmek
He makes it a practice to read
O okumayı alışkanlık haline getirdi
pratik yapmak
gelişmek için bir şeyi tekrar tekrar yapmak
I practice piano every day
Her gün piyano pratiği yapıyorum
önemsemek
Sahnedebirine veya bir şeye ilgi veya endişe duymak
I don't care
Umursamıyorum
istemek
bir şeyi yapmayı istemek
Would you care for tea
Çay ister misiniz
bakım
birine veya bir şeye bakma eylemi
Skin care is important
Cilt bakımı önemlidir
civarında
Sahnedebir yerin yakınındaki alan
Many trees are around the school
Okulun civarında çok ağaç var
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
aşina
bir şeyi nasıl kullanacağını veya idare edeceğini bilmek
She knows her way around the office
Ofis konusunda bilgisi var
tersine
bir şeyin yönünü veya sonucunu değiştirmek
We must turn the situation around
Durumu tersine çevirmeliyiz
tür
Sahnedekategori veya sınıf
What type of music do you like
Ne tür müzik seversin
tip
benzer özelliklere sahip grup
He is a weird type of person
O tuhaf bir tip
yazmak
klavye ile yazı yazmak
I am typing an email
Bir e-posta yazıyorum
gruplandırmak
kan gibi biyolojik örnekleri ayırmak
The doctor typed his blood
Doktor kan grubunu belirledi
neredeyse
Sahnedetamamen değil ama çok yakın
It is nearly time to go
Neredeyse gitme vakti
anıt
Sahnedebir kişiyi veya olayı anmak için yapılan yapı
The monument is in the city center
Anıt şehir merkezindedir
platonik aşk
Sahnedebirine karşı duyulan güçlü romantik çekim
I have a crush on him
Ondan hoşlanıyorum
hoşlanma
birine karşı duyulan romantik ilgi
I have a crush on him
Ondan hoşlanıyorum
ezmek
bir şeyi büyük bir güçle sıkıştırmak
He crushed the empty can
Boş kutuyu ezdi
ezmek
birini tamamen yenilgiye uğratmak
Our team will crush the rival
Takımımız rakibi ezecek
tavsiye
Sahnedekısa bir tavsiye veya bilgi
Let me give you a word of advice
Sana bir tavsiye vereyim
kelime
Sahnedeanlamı olan tek bir dil birimi
I don't know this word
Bu kelimeyi bilmiyorum
ev
Sahnedeyaşanılan yer
I am going home
Eve gidiyorum
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım