

Arrow — Season 5 Episode 5
Kelimeler ve anlamları
733 kelime
Seviye
oy
Sahnedeseçimde verilen karar
I cast my vote
Oyumu kullandım
oy vermek
bir seçimde veya toplantıda tercihini belirtmek
I will vote tomorrow
Yarın oy vereceğim
oy
seçim veya toplantıda bir tercih yapma eylemi
She cast her vote in the election
Seçimde oyunu kullandı
uyandırma
birini uykudan uyandırma işlemi
I need a wake up call
Bir uyandırma servisine ihtiyacım var
uyanmak
uyumayı bırakmak
I wake up at seven
Saat yedide uyanırım
uyandırmak
birini uykudan uyandırmak
Wake up your sister
Kız kardeşini uyandır
Soru
SahnedeBilgi edinmek için sorulan cümle
He asked me a difficult question
Bana zor bir soru sordu
sorgulamak
bir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
sorgulamak
birine resmi olarak soru sormak
The police questioned the suspect
Polis şüpheliyi sorguladı
düzenlenmiş
Sahnededüzgün bir şekilde planlanmış veya düzenlenmiş
The files are well organized
Dosyalar iyi düzenlenmiş
organize etmek
belli bir zamanda bir şeyi planlamak veya düzenlemek
They organized a party
Bir parti organize ettiler
tertipli
iyi bir sıraya göre düzenlenmiş
He is an organized student
O tertipli bir öğrencidir
beyler
Sahnedeerkekler için kullanılan gayriresmi bir kelime
Hey fellas, what's up?
Selam beyler, naber?
acı çekmek
Sahnedeacı veya sıkıntı hissetmek
He suffered from a bad headache
Şiddetli bir baş ağrısı çekti
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
açmak
Sahnedebir konudan bahsetmeye başlamak
Do not bring up the problem
Problemi açma
bir araya getirmek
Sahnedeayrı parçaları birleştirip tek bir bütün oluşturmak
We need to bring these parts together
Bu parçaları bir araya getirmemiz gerekiyor
dönüşmek
gelişim göstererek bir şeye dönüşmek
He turned out to be a good student
İyi bir öğrenci oldu
ortaya çıkmak
gerçek durumun sonradan anlaşılması
It turned out that he was lying
Yalan söylediği ortaya çıktı
söndürmek
ışığı kapatmak
Turn out the lights
Işıkları söndür
boşaltmak
bir kabın veya cebin içindekileri dışarı çıkarmak
He turned out his pockets to find the coin
Bozuk parayı bulmak için ceplerini boşalttı
geri çevirmek
birini kabul etmeyi veya ona yardım etmeyi reddetmek
They turned out the man who asked for help
Yardım isteyen adamı geri çevirdiler
ortaya çıkmak
bir durumun sonunda aslında nasıl olduğunun anlaşılması
It turned out to be true
Doğru olduğu ortaya çıktı
birlik
Sahnededaha büyük bir yapının parçası olan küçük grup
The special unit moved out
Özel birlik harekete geçti
birim
bir grubun parçası olan tek bir şey veya kişi
Each unit costs ten dollars
Her birim on dolar
birim
ölçüm için standart olarak kullanılan sabit miktar
Meter is a unit of length
Metre bir uzunluk birimidir
miktar
Sahnedebir şeyin sayısı veya büyüklüğü
A small amount of sugar is enough
Az miktarda şeker yeterli
terim
Sahnedebelirli bir bağlamda kullanılan kelime veya ifade
This is a technical term
Bu teknik bir terimdir
şart
bir anlaşmanın kuralı veya parçası
The terms of the contract are fair
Sözleşmenin şartları adildir
dönem
belirli bir görev süresi veya zaman dilimi
His term in office ends soon
Görev süresi yakında doluyor
terim
dilde özel bir anlamı olan kelime veya ifade
This is a technical term
Bu teknik bir terimdir
imar değişikliği
Sahnedearazi kullanım izninin değiştirilmesi süreci
The city council approved the rezoning of the area
Belediye meclisi bölgenin imar değişikliğini onayladı
burada
bulunduğumuz bu yer
Come down here and see this
Buraya gel ve şuna bak
aldatma
Sahnedebirini yanlış bir şeye inandırma eylemi
The plan was based on deception
Plan aldatmaca üzerine kuruluydu
yerleşmek
Sahnedebelirli bir yerde bulunmak
The company is located in London
Şirket Londra'da yer alıyor
yerini bulmak
bir şeyin nerede olduğunu keşfetmek
I cannot locate my keys
Anahtarlarımın yerini bulamıyorum
kontrol etmek
Sahnedebir şeyi yönetmek veya ona hükmetmek
He can control the robot
Robotu kontrol edebilir
kontrol
bir şeyi yönetme veya düzenleme eylemi
She lost control of the car
Arabanın kontrolünü kaybetti
kontrol
deney sonuçlarını karşılaştırmak için kullanılan standart
The scientists used a control for their experiment
Bilim insanları deneyleri için bir kontrol kullandılar
saat
Sahnedezamanı gösteren makine
The clock is on the wall
Saat duvarda
yumruklamak
birine özellikle yüze vurmak
He clocked him in the face
Onu yüzünden yumrukladı
süre tutmak
bir şeyin hızını veya süresini ölçmek
He clocked the runner at ten seconds
Koşucunun süresini on saniye olarak ölçtü
fark etmek
bir şeyi görmek veya anlamak
I clocked him watching me
Beni izlediğini fark ettim
direnen kişi
Sahnedeanlaşmayı veya boyun eğmeyi reddeden kişi
He was the last holdout in the negotiations
Müzakerelerde direnen son kişi oydu
anladım
bir şeyi anlamak
I got it
Anladım
adamlar
Sahnedeyetişkin erkek insanlar
Two men are here
İki adam burada
erkekler
Sahnedeyetişkin erkek insanlar
The men are standing outside
Erkekler dışarıda duruyor
erkekler
yetişkin insan erkekler
Many men work here
Burada birçok erkek çalışıyor
erkekler
yetişkin erkek bireyler
These men are strong
Bu erkekler güçlüdür
daha önce
Sahnedegeçmişteki bir zamanda
I saw him earlier today
Onu bugün daha önce gördüm
daha erken
beklenenden önce gerçekleşen veya gelen
The plane arrived earlier than expected
Uçak beklenenden daha erken vardı
ızdırap
Sahnedeçok şiddetli fiziksel veya ruhsal acı
He screamed in agony
Acı içinde çığlık attı
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
asla
öfke veya vurgu belirtmek için kullanılır
Like hell I will help him
Ona yardım etmek mi asla
deliler gibi
çok hızlı veya büyük bir enerjiyle
He ran like hell to catch the bus
Otobüsü yakalamak için deliler gibi koştu
duymak
Sahnedekulakla işitmek
I heard a loud noise
Yüksek bir ses duydum
duymak
bilgi edinmek
I heard the news today
Haberleri bugün duydum
duymak
bir haberi veya bilgiyi öğrenmek
I heard that he is leaving
Onun ayrılacağını duydum
nefes almak
Sahnedehavayı akciğerlere alıp vermek
It is hard to breathe
Nefes almak zor
canlandırmak
bir şeye yeni bir canlılık veya enerji kazandırmak
We need to breathe life into the project
Projeye hayat vermemiz gerekiyor
ile yatıp kalkmak
bir şeye kendini tamamen adamış veya onunla dolu olmak
He breathes fashion
O modayla yatıp kalkıyor
öğrenmek
Sahnedeçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
bahsetmek
Sahnedebir şeyden kısaca söz etmek
He didn't mention the price
Fiyattan bahsetmedi
değinmek
bir konuya kısaca değinmek
Please mention your experience in the letter
Lütfen mektupta deneyiminizden değinin
moralini bozmak
birini mutsuz etmek
This song brings me down
Bu şarkı moralimi bozuyor
devirmek
bir şeyi yıkmak veya birini mağlup etmek
They brought down the government
Hükümeti devirdiler
devirmek
bir şeyi veya birini yenip devirmek
The scandal will bring down the government
Bu skandal hükümeti devirecek
düşürmek
bir şeyin seviyesini veya miktarını daha aşağı çekmek
The shop will bring down prices next week
Dükkan haftaya fiyatları düşürecek
ee
Sahnedetereddüt ederken çıkarılan ses
She said err I am not sure
Ee ben emin değilim dedi
hata yapmak
yanlış bir eylemde bulunmak
Everyone can err sometimes
Herkes bazen hata yapabilir
tercih etmek
Sahnedebir şeyi diğerinden daha çok istemek veya seçmek
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
tercih etmek
bir şeyi diğerine tercih etmek için kullanılır
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
oldukça
orta derecede
It is rather cold today
Bugün hava oldukça soğuk
kapı
Sahnedebina veya oda girişindeki hareketli panel
Close the door please
Lütfen kapıyı kapat
kapı
girişe izin vermek için açılıp kapanan hareketli panel
The door is open
Kapı açık
kapı
bir odaya girmek için açılan panel
He is at the door
O kapıda
kapı
bir odaya veya binaya girişi kapatmaya yarayan hareketli engel
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
şimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
hayat arkadaşı
birinin eşi veya sevgilisi
I am going to the dinner with my better half
Yemeğe hayat arkadaşımla gidiyorum
en havalı
Sahnedeson derece havalı veya etkileyici
She is the baddest dancer here
O buradaki en havalı dansçı
en kötü
ahlaki açıdan en kötü veya şerli olan
He is the baddest man in town
O kasabadaki en kötü adam
araştırma
Sahnedegerçekleri ortaya çıkarmak için yapılan sistematik inceleme
She is doing research on cancer
Kanser üzerine araştırma yapıyor
resim
Sahnedegörsel bir temsil
I drew a picture
Bir resim çizdim
hayal etmek
Sahnedezihinde canlandırmak
I can't picture it
Bunu hayal edemiyorum
timsal
bir niteliğin kusursuz örneği
She is the picture of health
O sağlığın timsalidir
genel durum
bir durumun tamamı veya ana fikri
You need to understand the whole picture
Genel durumu anlaman gerekiyor
hiç kimse
Sahnedehiçbir insan
Nobody is home
Evde hiç kimse yok
önemsiz kimse
hiçbir önemi olmayan kişi
He felt like a nobody
Kendini önemsiz biri gibi hissetti
hiç kimse
hiçbir insan
Nobody was in the room
Odada hiç kimse yoktu
önemsiz biri
önemli veya etkili olmayan kişi
He felt like a nobody at school
Okulda kendini önemsiz biri gibi hissediyordu
fark etmek
Sahnedebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
idrak etmek
bir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
sınav
Sahnedebilgi veya yeteneği ölçmek için hazırlanan sorular bütünü
I have a math test tomorrow
Yarın matematik sınavım var
denemek
kalitesini kontrol etmek için bir şeyi denemek
I want to test the new car
Yeni arabayı denemek istiyorum
tahlil
tıbbi bir durumu kontrol etmek için yapılan işlem
The doctor ordered a blood test
Doktor kan tahlili istedi
sınav
bilgiyi ölçmek için hazırlanan sorular bütünü
She failed the history test
Tarih sınavından kaldı
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
bir davayı mahkemede incelemek
The court will try him
Mahkeme onu yargılayacak
yetmek
Sahnedeyeterli olmak
A simple yes will suffice
Basit bir evet yetecektir
senkronize etmek
Sahnedeşeylerin aynı anda gerçekleşmesini sağlamak
I need to sync my phone
Telefonumu senkronize etmem gerekiyor
eşitlemek
iki veya daha fazla şeyin aynı anda veya aynı hızda çalışmasını sağlamak
Please sync your phone with the computer
Lütfen telefonunu bilgisayarla eşitle
-sa bile
bir şey ne olursa olsun gerçekleşeceğini belirtmek için kullanılır
I will go even if it rains
Yağmur yağsa bile gideceğim
kazanmak
birinin desteğini veya sevgisini kazanmak
He tried to win over the voters
Seçmenleri kazanmaya çalıştı
dikkat et
tehlikeye karşı dikkatli olmak
Look out! There is a car
Dikkat et! Bir araba var
farkında
Sahnedebir şeyden haberdar olan
I am aware of the problem
Sorunun farkındayım
terk etmek
Sahnedezor bir durumda birini yalnız bırakmak
He deserted his family
Ailesini terk etti
çöl
az yağış alan sıcak ve kuru bölge
The desert is very hot
Çöl çok sıcaktır
hak edilen
birinin layık olduğu şey veya ceza
He finally got his just deserts
Sonunda hak ettiğini buldu
çöl
kurak ve genellikle kumlu geniş arazi
It is very hot in the desert
Çölde hava çok sıcaktır
geçmiş
Sahnedeşimdiki zamandan önce olan
In the past, life was simple
Geçmişte hayat basitti
geçmek
bir yerin veya zamanın ötesinde olmak
It is past ten
Saat onu geçti
kilise
Sahnedeinsanların ibadet etmek için gittiği yer
The church is very old
Kilise çok eski
kilise
Hristiyan dini topluluğu veya üyeleri
The church provides support to many people
Kilise birçok insana destek veriyor
kilise binası
Hristiyanların dua etmek için gittiği bina
We visited the historic church building
Tarihi kilise binasını ziyaret ettik
mücadele etmek
Sahnedezorlukların üstesinden gelmeye çalışmak
He struggled against the illness
Hastalığa karşı mücadele etti
zorluk
bir sorun veya güçlük içeren durum
Learning to read was a struggle for him
Okumayı öğrenmek onun için bir zorluktu
zorlanmak
bir şeyi yaparken güçlük çekmek
Many students struggle with grammar
Birçok öğrenci dilbilgisinde zorlanıyor
mücadele etmek
bir amaç için büyük çaba sarf etmek
They struggled to finish the work on time
İşi zamanında bitirmek için mücadele ettiler
duş
Sahnedesu püskürtmesi altında yıkanma eylemi
I take a shower every morning
Her sabah duş alırım
yağdırmak
birine bir şeyden çok fazla vermek
They showered her with gifts
Ona hediyeler yağdırdılar
sağanak
kısa süreli yağmur
There was a quick shower this afternoon
Bu öğleden sonra kısa bir sağanak yağış vardı
bebek partisi
hamile bir kadına hediye vermek için düzenlenen parti
She enjoyed the baby shower
Bebek partisini çok beğendi
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
tamam
anlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
kadeh kaldırmak
Sahnedebirini onurlandırmak için içki içmek
Let's make a toast
Hadi kadeh kaldıralım
kızartmak
ekmeği ısıtarak rengini kahverengiye döndürmek
I toast the bread
Ekmeği kızartırım
kızarmış ekmek
ısı ile rengi kahverengiye dönmüş ekmek
I eat toast for breakfast
Kahvaltıda kızarmış ekmek yerim
bitmiş
başarısız veya kurtarılamaz bir durumda olan
If we lose this game we are toast
Eğer bu maçı kaybedersek bittik demektir
numara yapmak
Sahnedegerçek olmadığı halde gerçekmiş gibi göstermek
He faked a cough
Öksürme numarası yaptı
uydurmak
doğru olmayan bir şeyi gerçek gibi söylemek
He faked the data
Verileri uydurdu
sahte
gerçek bir şeye benzeyecek şekilde yapılmış
This is a fake diamond
Bu sahte bir elmas
yapmacık
gerçek olmayan veya samimi olmayan
Her smile is fake
Gülümsemesi yapmacık
kovmak
birini bir yerden zorla çıkarmak
They kicked him out of the club
Onu kulüpten kovdular
kovmak
birini bir yerden zorla uzaklaştırmak
They kicked him out of the party
Onu partiden kovdular
damlamak
bir yere rahat veya kendinden emin bir şekilde gelmek
He rolled in late to the party
Partiye geç damladı
para içinde yüzmek
çok fazla paraya sahip olmak
They are rolling in money
Para içinde yüzüyorlar
hayatta kalmak
Sahnedetehlikeli bir olaydan sonra sağ kurtulmak
He survived the accident
Kazadan hayatta kaldı
yaşamını sürdürmek
yaşamaya devam etmek
Plants cannot survive without water
Bitkiler susuz yaşayamaz
sağlamlaştırmak
Sahnedebir şeyi daha güçlü veya sağlam hale getirmek
They consolidated their position in the market
Pazardaki konumlarını sağlamlaştırdılar
birleştirmek
birden fazla şeyi tek bir yapı altında toplamak
The company will consolidate its offices
Şirket ofislerini birleştirecek
özel
Sahnedealışılmışın dışında ve farklı olan
I have a special task for you
Senin için özel bir görevim var
özel
sınırlı süreliğine sunulan ürün veya hizmet
The lunch special is very cheap
Öğle yemeği menüsü çok ucuz
özel program
belirli bir olay veya konu için hazırlanan televizyon programı
We watched a holiday special on TV
Televizyonda bir bayram özel programı izledik
özel ikram
zevk veren bir şey
Getting ice cream was a special treat
Dondurma yemek özel bir ikramdı
tahmin etmek
Sahnedekesin bilgi olmadan bir fikir yürütmek
Can you guess my age?
Yaşımı tahmin edebilir misin?
tahmin etmek
emin olmadan bir şeyin doğru olduğunu söylemek
Can you guess the answer
Cevabı tahmin edebilir misin
sanmak
bir durum hakkında kesin kanıt olmadan fikir oluşturmak
I guess it will rain
Sanırım yağmur yağacak
tahmin
emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz bir fikir
It was just a guess
Sadece bir tahmindi
himaye edilen kişi
Sahnededeneyimli birisi tarafından desteklenen ve eğitilen kimse
He is the protege of the famous professor
O ünlü profesörün himaye ettiği kişidir
kapatmak
Sahnedebir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
bitirmek
bir süreci sonlandırmak
We will close the meeting soon
Toplantıyı yakında bitireceğiz
yakın
kısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
Yeşil Ok
okçuluk ve dövüş sanatları kullanan kurgusal süper kahraman
Green Arrow fights crime in Star City
Yeşil Ok Star City'deki suçlarla savaşır
genellikle
Sahnedeçoğu durumda
I usually wake up at 7 am
Genellikle sabah 7'de uyanırım
belki
Sahnedebir şeyin doğru olabileceğini belirtmek için kullanılır
This is possibly the best way
Bu muhtemelen en iyi yol
muhalefet
Sahnedebir şeye karşı çıkma veya direnme eylemi
There is strong opposition to the new law
Yeni yasaya karşı güçlü bir muhalefet var
ölçek
Sahnedebir şeyi sınıflandırmak veya ölçmek için kullanılan sistem
On a scale of one to ten
Bir ile on arası bir ölçekte
terazi
bir şeylerin ağırlığını ölçmek için kullanılan cihaz
Step on the scale
Teraziye çık
pul
balıkların derisini kaplayan küçük sert parçalar
The fish has shiny scales
Balığın parlak pulları var
tırmanmak
dik bir yere yukarı doğru çıkmak
The climber scaled the wall
Dağcı duvara tırmandı
hediye
Sahnedebirine ücretsiz olarak verilen şey
This is a gift for you
Bu senin için bir hediye
yetenek
bir şeyi iyi yapma konusundaki doğal kabiliyet
She has a gift for music
Onun müzik konusunda bir yeteneği var
hediye etmek
birine bir şeyi karşılıksız vermek
She decided to gift the book to her friend
Kitabı arkadaşına hediye etmeye karar verdi
yetki
bir şeyi kararlaştırma veya verme hakkı
She has the gift to make final decisions
Nihai kararları verme yetkisi var
sözleşme imzalamak
bir işe veya etkinliğe başlamayı kabul etmek
He signed on for a two-year contract
İki yıllık bir sözleşme imzaladı
borçlu olmak
Sahnedebirine para veya bir şey ödemek zorunda olmak
I owe you ten dollars
Sana on dolar borcum var
borçlu olmak
birine geri ödeme yapma gerekliliği
I owe him five dollars
Ona beş dolar borçluyum
borçlu olmak
birine para veya bir şey verme zorunluluğu
I owe you ten dollars
Sana on dolar borçluyum
dayandırmak
bir şeyi bir nedene bağlamak
He owes his success to hard work
Başarısını çok çalışmaya dayandırıyor
öğretti
Sahnedebirine bir yetenek kazandırmak
She taught me to swim
Bana yüzmeyi öğretti
eğitti
birini bir konuda yetiştirmek
He taught his dog to sit
Köpeğini oturması için eğitti
yayılmak
bir kişiden diğerine geçmek veya yayılmak
A rumor is going round the office
Ofiste bir söylenti yayılıyor
deneme
bir şeyi yapma fırsatı veya girişimi
Let's have another go round at fixing this
Bunu tamir etmek için bir deneme daha yapalım
yetmek
herkese yetecek miktarda olmak
There is not enough cake to go round
Herkese yetecek kadar kek yok
yıl
Sahnede12 ay veya 365 gün süren takvim dönemi
This year is 2024
Bu yıl 2024
yıl
12 aylık zaman birimi
Happy New Year
Mutlu yıllar
yıl
365 günlük zaman dilimi
It lasted five years
Beş yıl sürdü
ile çalışmak
belirli bir enerji kaynağıyla çalışmak
This car runs on electricity
Bu araba elektrikle çalışır
üzerine kampanya yapmak
bir siyasi kampanyayı belirli bir fikir temeline dayandırmak
The candidate chose to run on a platform of reform
Aday reform platformu üzerine kampanya yapmayı seçti
ile çalışmak
bir yakıt veya enerji kaynağıyla işlemek
This car runs on electricity
Bu araba elektrikle çalışıyor
uzamak
bir şeyin beklenenden daha uzun sürmesi
The meeting ran on until midnight
Toplantı gece yarısına kadar uzadı
yoğun talep
bir ürüne olan ani ve aşırı talep
There was a run on the store for bread
Ekmek için mağazaya yoğun talep oldu
tam vaktinde
planlanan zamanda gerçekleşen veya varan
The train runs on time today
Tren bugün tam vaktinde çalışıyor
güzel
Sahnedeçok çekici olan kimse
She is a true beauty
O gerçek bir güzel
güzellik
göze hoş gelen, güzel olma durumu
She has natural beauty
Onun doğal bir güzelliği var
kullanmak
Sahnedebir şeyi işlevinden faydalanmak için çalıştırmak
She uses her computer every day
Bilgisayarını her gün kullanır
alışkın
bir şeyi deneyimden dolayı bilen
I am used to this cold weather
Soğuk havaya alışkınım
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
konum
Sahnedebelirli bir yer veya pozisyon
What is your current location?
Şu anki konumun nedir?
özür
Sahnedeüzgün olduğunu belirten sözler
Please accept my apologies
Lütfen özürlerimi kabul edin