

Arrow — Season 5 Episode 6
Kelimeler ve anlamları
757 kelime
Seviye
asıl
Sahnedebir şeyin ilk hali veya versiyonu
This is the original painting
Bu asıl tablo
özgün
yeni ve yaratıcı bir şekilde farklı
His ideas are very original
Fikirleri çok özgün
başlangıçtaki
başlangıçta olan
The original plan was better
Başlangıçtaki plan daha iyiydi
orijinal
bir şeyin ilk veya başlangıç hali
This is the original version
Bu orijinal versiyon
ticaret
Sahnedemal alım satım faaliyeti
International trade is important
Uluslararası ticaret önemlidir
takas etmek
bir şeyi verip karşılığında başka bir şey almak
I will trade my card
Kartımı takas edeceğim
cinsel partner
cinsel anlamda kullanılan argo erkek terimi
He is just trade to him
O onun için sadece cinsel bir partner
zanaat
özel beceri gerektiren iş dalı
He learned a trade from his father
Babasından bir zanaat öğrendi
yerel yasa
Sahnedeyerel yönetim tarafından konulan kural veya yasa
The city passed a new ordinance against littering
Şehir çöp atmayı yasaklayan yeni bir yerel yasa çıkardı
farklı
Sahnedeaynı olmayan
We are different
Biz farklıyız
farklı
aynı olmayan veya benzerlik göstermeyen
These two books are different
Bu iki kitap birbirinden farklı
craps
Sahnedeiki zarla oynanan bir kumar oyunu
He lost money playing craps
Craps oynayarak para kaybetti
zar oyunu
Sahnedecasinolarda oynanan bir zar oyunu
Let's play a game of craps
Haydi bir el craps oynayalım
craps
casinolarda oynanan bir zar oyunu
Craps is popular in Las Vegas
Craps Las Vegas'ta popülerdir
taksi
Sahnedeücret karşılığında yolcu taşıyan araç
I will take a taxi to the airport
Havalimanına gitmek için taksi tutacağım
kişi
Sahnedeinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
birey
Sahnedetek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
şahıs
Sahnedebelirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
paket servis
restorandan alınıp başka yerde yenmek üzere hazırlanan yemekler
Let's get take out tonight
Bu akşam paket servis söyleyelim
çıkarmak
bir şeyi bulunduğu yerden dışarı çıkarmak
Take out the trash
Çöpleri dışarı çıkar
yemeğe çıkarmak
birini romantik bir buluşmaya götürmek
He decided to take out his girlfriend
Kız arkadaşını yemeğe çıkarmaya karar verdi
hıncını çıkarmak
güçlü bir duyguyu veya öfkeyi birine yöneltmek
Please do not take out your anger on him
Lütfen öfkeni ondan çıkarma
denemek
bir şeyin iyi çalışıp çalışmadığını görmek için kullanmak
I want to try out the new app
Yeni uygulamayı denemek istiyorum
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
ay
Sahnedeotuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
karamsarlık
Sahnedeçok üzücü veya hoş olmayan bir nitelik
Her morbidness disturbed the party
Onun karamsarlığı partiyi bozdu
üye olmak
bir grubun parçası olmak
I belong to a sports club
Bir spor kulübüne üyeyim
ait olmak
birinin mülkiyetinde olmak
This book belongs to me
Bu kitap bana ait
fırlatma yıldızı
fırlatılmak için kullanılan keskin ve yıldız şeklinde bir nesne
The ninja used a throwing star
Ninja bir fırlatma yıldızı kullandı
düzenli
Sahnedeher şeyin yerli yerinde ve temiz olması
She likes to keep her room tidy
Odasını düzenli tutmayı sever
toparlamak
bir yeri temiz ve düzenli hale getirmek
I need to tidy my room
Odamı toparlamam gerekiyor
düzenli
her şeyin yerli yerinde olduğu
She keeps her desk very tidy
Masasını çok düzenli tutuyor
mülk
Sahnedebirine ait olan şey
This is my property
Bu benim mülküm
emlak
birine ait olan bina veya arazi
He owns a small property
Onun küçük bir emlağı var
özellik
bir şeyin kendine has niteliği
This material has the property of being soft
Bu malzemenin yumuşak olma özelliği vardır
bis
Sahnedekonser sonunda seyircilerin isteğiyle çalınan ek parça
The band played an encore
Grup bis yaptı
dışında
aynı seviye veya kategoride olmayan
This is out of my league
Bu benim ligimin dışında
-den yapılmış
bir malzemeden veya kaynaktan üretilmiş
It is made out of wood
Bu ahşaptan yapılmış
bitmiş
bir şeyin artık kalmaması
We are out of milk
Sütümüz bitti
-den dışarı
bir şeyi içeriden dışarı çıkarmak
Get out of the car
Arabadan çık
uzak
bir şeyden kaçınmak veya girmemek
Stay out of trouble
Beladan uzak dur
dışarı
içinden dışına doğru
He ran out of the house
Evden dışarı koştu
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
sertçe azarlamak
birini bir hatası nedeniyle ağır şekilde eleştirmek
The boss hauled him over the coals for his mistakes
Patron hatalarından dolayı onu sertçe azarladı
sertçe eleştirmek
birini çok şiddetli bir şekilde azarlamak veya suçlamak
He was hauled over the coals for his mistake
Hatası yüzünden sertçe eleştirildi
fark
Sahnedeşeylerin aynı olmama durumu
What is the difference between these two?
Bu ikisi arasındaki fark nedir?
fark
bir şeyin yol açtığı değişiklik veya etki
Your help made a big difference
Yardımınız büyük bir fark yarattı
yitirmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
She lost her job yesterday
Dün işini yitirdi
yenilmek
bir oyunda veya yarışmada başarısız olmak
The team did not want to lose
Takım yenilmek istemedi
kendini kaybetmek
çok öfkelenmek veya kontrolünü yitirmek
He began to lose it when he got angry
Sinirlendiğinde kendini kaybetmeye başladı
kaybetmek
bir şeyi nereye koyduğunu unutmak
I think I lost my keys
Sanırım anahtarlarımı kaybettim
koşmak
Sahnedeyürümekten daha hızlı hareket etmek
I run every morning
Her sabah koşarım
yönetmek
Sahnedebir işin veya kurumun başında olmak
She runs a small business
Küçük bir işletme yönetiyor
sürmek
bir şeyin belirli bir süre devam etmesi
The play runs for two hours
Oyun iki saat sürüyor
belirli
Sahnedebilinen ancak belirtilmemiş
Certain animals live in the desert
Belirli hayvanlar çölde yaşar
emin
hiç şüphesi olmayan
I am certain that he is right
Onun haklı olduğundan eminim
kesin
gerçekleşmesi kaçınılmaz olan
Success is certain
Başarı kesindir
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
benzemek
bir şeye benzer olmak
His words meet his actions
Sözleri davranışlarına benziyor
karşılamak
bir gereksinimi yerine getirmek
We must meet the requirements
Gereksinimleri karşılamalıyız
buluşma
insanların bir araya geldiği etkinlik
They organized a school meet
Okul için bir buluşma düzenlediler
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
hadi
birini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
çalışmaya başlamak
devreye girmek veya çalışmaya başlamak
The lights come on at night
Işıklar gece yanar
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
metro
Sahnedeyer altından giden tren hattı
I go to work by subway
İşe metro ile giderim
metro
yer altından giden tren sistemi
I took the subway to work
İşe gitmek için metroya bindim
kullanmak
Sahnedebir şeyi işlevinden faydalanmak için çalıştırmak
She uses her computer every day
Bilgisayarını her gün kullanır
yarar
Sahnedebir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
alışkın
bir şeyi deneyimden dolayı bilen
I am used to this cold weather
Soğuk havaya alışkınım
tanıdık
Sahnedeiyi tanımadığınız ama bildiğiniz kişi
He is just an acquaintance
O sadece bir tanıdık
savaşmak
Sahnedebir savaşta yer almak
The soldiers battle for the city
Askerler şehir için savaşıyor
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
inanmak
Sahnedebir şeyin gerçek olduğunu düşünmek
I believe the news
Haberlere inanıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe he is home
Onun evde olduğunu sanıyorum
güvenmek
birine veya bir şeye güvenmek
I believe in you
Sana güveniyorum
hak etmek
Sahnedebir şeyi elde etmeye değer olmak
You deserve to be happy
Mutlu olmayı hak ediyorsun
hak etmek
bir şeye layık olmak
You deserve a break
Bir molayı hak ediyorsun
dürüst
Sahnededoğrudan ve doğru sözlü
Give me a straight answer
Bana dürüst bir cevap ver
düz
eğrisi veya bükümü olmayan
Draw a straight line
Düz bir çizgi çiz
doğrudan
durmadan veya yön değiştirmeden
Go straight to the office
Doğrudan ofise git
heteroseksüel
karşı cinse cinsel ilgi duyan
He is straight
O heteroseksüel
seçmek
Sahnedeseçenekler arasından karar vermek
Choose a color
Bir renk seç
seçmek
birden fazla seçenek arasından birini tercih etmek
You can choose a new game
Yeni bir oyun seçebilirsin
tanımak
Sahnedebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
yapması gerekmek
bir şeyi yapmasının beklenmesi veya zorunlu olması
You are supposed to be here at 8
Saat 8'de burada olman gerekiyor
yapması beklenmek
birinden bir şey yapması beklenmesi
You are supposed to be here at nine
Dokuzda burada olman bekleniyor
yapması gerekmesi
bir şeyi yapma zorunluluğu olması
Students are supposed to wear uniforms
Öğrencilerin üniforma giymesi gerekiyor
beklenmek
belirli bir amaç için planlanmış veya hedeflenmiş olmak
The train is supposed to arrive on time
Trenin zamanında gelmesi bekleniyor
izin vermek
Sahnedebirinin bir şeyi yapmasına izin vermek
Please allow me to explain
Lütfen açıklama yapmama izin verin
izin vermek
bir şeyin yapılmasına onay vermek
They allowed us to go home
Eve gitmemize izin verdiler
belediye meclisi üyeleri
yerel yönetim meclisinde görev yapan seçilmiş kişi
The city councilmen voted to build a new park
Belediye meclisi üyeleri yeni bir park yapılması için oy verdi
suçsuzluk kanıtı
Sahnedebir suç işlendiğinde başka bir yerde olduğunu kanıtlama
He has a strong alibi
Güçlü bir suçsuzluk kanıtı var
müthiş
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
That was a killer performance
Bu müthiş bir performanstı
katil
Sahnedebirini öldüren kişi
The police caught the killer
Polis katili yakaladı
öldürücü
çok yoğun veya zor bir etkiye sahip olan şey
The heat today is a real killer
Bugünkü sıcaklık gerçekten öldürücü
mağduriyet bilimi
Sahnedesuç veya zarar görmüş kişilerin incelenmesi
Victimology examines the experience of crime victims
Mağduriyet bilimi suç mağdurlarının deneyimlerini inceler
mağdur bilimi
Sahnedezarar görmüş veya öldürülmüş kişilerin bilimsel incelemesi
Experts use victimology to analyze patterns of crime
Uzmanlar suç modellerini analiz etmek için mağdur bilimini kullanır
vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Whoa, look at that!
Vay, şuna bak!
takım elbise
Sahnedebirbirine uygun ceket ve pantolondan oluşan kıyafet
He wore a black suit to the wedding
Düğüne siyah bir takım elbise giydi
yakışmak
birine veya bir şeye uygun olmak
Blue suits you very well
Mavi sana çok yakışıyor
dava
mahkemeye taşınan hak talebi veya anlaşmazlık
He brought a suit against his neighbor
Komşusuna karşı dava açtı
uymak
bir şeye uygun veya münasip olmak
This schedule suits me well
Bu program bana çok iyi uyuyor
başarılı olmak
bir alanda başarıya ulaşmak veya önemli hale gelmek
He will amount to nothing
O önemli bir yere gelmeyecek
talep
Sahnedebir şeyi isteme eylemi
I sent a request for more information
Daha fazla bilgi için bir talep gönderdim
talep etmek
bir şeyi veya birinden bir şey yapmasını istemek
I requested a copy of the report
Raporun bir kopyasını talep ettim
rica etmek
birinden bir şey yapmasını istemek
You should request more time
Daha fazla zaman rica etmelisin
istek
bir şeyin yapılması için yapılan başvuru
This was a simple request
Bu basit bir istekti
olduğunda
Sahnedeolduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
bir kez
tek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
bir zamanlar
geçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
ne demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
üzgün
Sahnedeüzgün veya endişeli hissetmek
She is very upset
O çok üzgün
üzmek
birini üzgün veya endişeli hale getirmek
I didn't want to upset her
Onu üzmek istemedim
sürpriz galibiyet
daha güçlü bir rakibe karşı kazanılan beklenmedik zafer
The small team caused a major upset
Küçük takım büyük bir sürpriz galibiyet elde etti
kızgın
bir şeyden duyulan kızgınlık veya rahatsızlık
I am upset about the noise
Gürültüden dolayı kızgınım
katil
Sahnedebaşka birini öldüren kişi
The police caught the murderer
Polis katili yakaladı
izlemek
bir olaya katılmadan sadece seyretmek
He just looked on while they fought
Onlar kavga ederken o sadece izledi
iletmek
Sahnedebir duygu veya düşünceyi ifade etmek
Please convey my message to him
Lütfen mesajımı ona ilet
pil
Sahnedeelektrik depolayan cihaz
The battery is dead
Pil bitti
darp
birine fiziksel olarak saldırma suçu
He was arrested for battery
Darp suçundan tutuklandı
batarya
birlikte çalışan büyük toplar grubu
The artillery battery moved into position
Topçu bataryası mevziye yerleşti
vurmak
Sahnedebir şeye, örneğin kapıya vurmak
Knock on the door
Kapıyı çal
eleştirmek
bir şey hakkında kötü konuşmak
Don't knock his ideas
Onun fikirlerini eleştirme
hamile bırakmak
bir kadının gebe kalmasına neden olmak
He knocked her up
Onu hamile bıraktı
indirmek
bir şeyin değerini veya miktarını azaltmak
They knocked ten dollars off
Fiyattan on dolar indirdiler
başlangıçta
başlangıçta
At first, I didn't like it
Başlangıçta onu sevmedim
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
Sahnedeşu andan hemen önce olan
I saw her last week
Onu geçen hafta gördüm
sürmek
belirli bir süre boyunca devam etmek
The movie lasts two hours
Film iki saat sürüyor
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
mağdur
Sahnedebir olay nedeniyle zarar görmüş kişi
He was a victim of the accident
Kazanın mağduruydu
kurban
Sahnedebir olay veya suç yüzünden zarar gören kişi
She is the victim of a crime
O bir suçun kurbanı
kurban
bir olay veya eylem nedeniyle zarar gören kişi
The police helped the victim of the crime
Polis suçun kurbanına yardım etti
doğru
Sahnedetam olarak doğru veya gerçek
The information is accurate
Bilgiler doğru
veri tabanı
Sahnedebilgisayarda saklanan düzenli veri kümesi
We store information in the database
Bilgileri veri tabanında saklıyoruz
beklenmedik bir şekilde
Sahnedebeklenmeyen bir şekilde
He arrived unexpectedly
Beklenmedik bir şekilde geldi
kayın
Sahnedepürüzsüz gri kabuklu, uzun boylu bir ağaç türü
The beech tree is very tall
Kayın ağacı çok uzundur
çapraz kontrol etmek
bilgiyi başka bir kaynakla karşılaştırarak doğrulamak
Cross reference the names on both lists
Her iki listedeki isimleri çapraz kontrol edin
çapraz referans vermek
ilgili bilgileri birbirine bağlamak
The author cross references the index
Yazar dizine çapraz referans veriyor
çapraz başvuru yapmak
bilgileri karşılaştırmak için birden fazla kaynağa bakmak
You should cross-reference the data
Verileri çapraz başvuru ile kontrol etmelisin
bırakmak
Sahnedebir şeyi belirli bir durumda tutmak
Please leave the door open
Lütfen kapıyı açık bırak
ayrılmak
bir yerden veya bir kişiden ayrılmak
I leave home at 8 AM
Saat 8'de evden ayrılırım
dışarıda bırakmak
birini bir etkinlikten veya gruptan hariç tutmak
Please do not leave him out of the team
Lütfen onu takımdan dışarıda bırakma
miras bırakmak
ölürken bir şeyi birine vermek
She will leave all her money to her family
Tüm parasını ailesine miras bırakacak
uygun
Sahnedeyeterli veya tatmin edici
The price is ok
Fiyat uygun
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
OK I will do it
Tamam bunu yapacağım
çok miktar
büyük sayıda veya miktarda olan
I have an ok of work to do
Yapacak çok miktarda işim var
çok
büyük bir derecede
This song is ok good
Bu şarkı çok iyi
kimya
Sahnedemaddelerin yapısını ve değişimlerini inceleyen bilim dalı
I like chemistry class
Kimya dersini seviyorum
kimya
iki kişi arasındaki romantik çekim veya uyum
They have great chemistry
Onların harika bir kimyası var
gözetleme
Sahnedebirini veya bir şeyi izleme eylemi
The team provided overwatch from the hill
Ekip tepeden gözetleme sağladı
ana fikir
Sahnedesavunulan temel düşünce veya argüman
I see your point
Ne demek istediğini anlıyorum
işaret etmek
bir şeyi veya yönü göstermek
He pointed to the door
Kapıyı işaret etti
an
bir süreçteki belirli bir zaman veya aşama
At this point we can stop
Bu noktada durabiliriz
uç
keskin veya sivri olan uç kısım
The point of the pencil is sharp
Kalemin ucu sivri
aynı fikirde olmak
biriyle aynı görüşe sahip olmak
I agree with you
Sana katılıyorum
iyi gelmek
birinin sağlığına veya ruh haline iyi etkileri olmak
This climate doesn't agree with me
Bu iklim bana iyi gelmiyor
geceleyin
gece vaktinde gerçekleşen
The city is quiet by night
Şehir geceleyin sessizdir
en kötü
Sahnedekalite bakımından en düşük seviyede olan
This is the worst restaurant in town
Bu şehirdeki en kötü restoran
en kötü
en nahoş veya en düşük kaliteli olan
This is the worst movie I have ever seen
Bu, şimdiye kadar izlediğim en kötü film
en feci
en ağır veya en olumsuz durumda olan
It was the worst day of his life
Hayatının en feci günüydü
kazanmak
Sahnedeçalışarak para veya ödül elde etmek
He earns a good salary
İyi bir maaş kazanıyor
kurtarmak
Sahnedebirini tehlikeden veya zor durumdan kurtarmak
The lifeguard rescued the swimmer
Cankurtaran yüzücüyü kurtardı
kurtarma
birini tehlikeden kurtarma eylemi
The rescue was successful
Kurtarma başarılıydı
toplantı
Sahnedeplanlı bir grup toplanması
I have a meeting at ten
Saat onda bir toplantım var
toplantı
insanların bir araya geldiği olay
I have a meeting tomorrow
Yarın bir toplantım var
peşinden gitmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
takip etmek
bir şeyi düzenli olarak izlemek veya okumak
I follow the news every day
Her gün haberleri takip ediyorum
uymak
talimatlara veya kurallara göre hareket etmek
Please follow the instructions
Lütfen talimatlara uyun
anlamak
söylenen bir şeyi kavrayabilmek
I do not follow you
Sizi anlamıyorum
tuhaf tip
Sahnedesıradışı veya garip davranan kişi
He is a bit of a weirdo
O biraz tuhaf bir tip
tuhaf tip
tuhaf davranan kimse
He is such a weirdo
O çok tuhaf bir tip
heves
Sahnedebir şeyi yapmaya karşı duyulan büyük istek
He showed great eagerness to start the job
İşe başlamak için büyük bir heves gösterdi
şaka yapmak
Sahnedeciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
çocuk
genç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
rağmen
Sahnedezıt bir durumu belirtmek için kullanılır
Although it was raining, we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
bulmak
bir fikir veya çözüm üretmek
She came up with a great idea
Harika bir fikir buldu
yetiştirmek
Sahnedebitki veya saç gibi şeylerin gelişmesini sağlamak
They grow tomatoes in the garden
Bahçede domates yetiştiriyorlar
büyümek
Sahnedeboyut veya boy olarak artmak
The plant grew taller
Bitki daha fazla uzadı
büyümek
yaşça büyümek
Children grow quickly
Çocuklar hızlı büyür
olmak
bir şeye dönüşmek veya bir duruma gelmek
He grew tired
Yorulmaya başladı
atış
Sahnedesilahla ateş etmek
He fired a shot
Bir el ateş etti
fotoğraf
fotoğraf makinesi ile çekilen görüntü
That is a great shot
Bu harika bir fotoğraf
mahvolmuş
tamamen bozulmuş veya yok olmuş
My car engine is shot
Arabamın motoru mahvolmuş
tek
küçük miktarda güçlü alkollü içecek
He ordered a shot of tequila
Bir tek tekila sipariş etti