

Arrow — Season 5 Episode 11
Kelimeler ve anlamları
772 kelime
Seviye
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
gizli sınıfına almak
Sahnedebir bilgiyi halkın erişimine kapalı tutmak için gizli olarak işaretlemek
The government decided to classify the document
Hükümet belgeyi gizli sınıfına almaya karar verdi
sınıflandırmak
nesneleri gruplara ayırmak
We classify books by genre
Kitapları türlerine göre sınıflandırırız
sınıflandırmak
bir şeyi grup veya kategori içine yerleştirmek
Scientists classify animals by species
Bilim insanları hayvanları türlerine göre sınıflandırır
gizli tutmak
halktan saklanması gereken bilgileri gizli olarak işaretlemek
The government decided to classify the document
Hükümet belgeyi gizli tutmaya karar verdi
konumlandırmak
Sahnedebir şeyi belirli bir yere koymak
Please position the camera carefully
Lütfen kamerayı dikkatlice konumlandırın
iş
ücretli çalışma görevi
She is looking for a new position
Yeni bir iş arıyor
görüş
bir konu hakkındaki düşünce biçimi veya yaklaşım
What is your position on this issue
Bu konu hakkındaki görüşün nedir
durum
bir kişinin içinde bulunduğu koşullar
They are in a difficult position
Onlar zor bir durumda
uzak
Sahnedebir noktadan veya yerden büyük mesafede
The store is too far
Mağaza çok uzak
çok daha
Sahnedeönemli ölçüde veya büyük derecede
This car is far better
Bu araba çok daha iyi
şimdiye kadar
şu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
ilerleme
yapılması veya tamamlanması gereken kısım
How far are you with your homework
Ödevinde ne kadar ilerledin
veri
Sahnedeanaliz için kullanılan bilgiler veya gerçekler
We collected a lot of data
Çok fazla veri topladık
merkez şehir
Sahnedebir faaliyet için temel veya merkezi yer olan şehir
Istanbul is a major hub city for flights
İstanbul uçuşlar için önemli bir merkez şehirdir
canı istemek
Sahnedebir şeyi yapma isteği duymak
I feel like going for a walk
Yürüyüşe çıkasım var
gibi hissetmek
bir durumda veya rolde olduğunu düşünmek
Sometimes I feel like a child
Bazen kendimi çocuk gibi hissediyorum
gibi gelmek
bir durumun gerçekleşeceği izlenimine kapılmak
It feels like it is going to snow
Kar yağacak gibi geliyor
yoksulluk
Sahnedeçok fakir olma durumu
Many people live in poverty
Birçok insan yoksulluk içinde yaşıyor
kanıt
Sahnedebir gerçeğin doğru olduğunu gösteren şey
Do you have any proof
Hiç kanıtın var mı
geçirmez
bir şeye karşı dayanıklı olan
This watch is waterproof
Bu saat su geçirmez
düzeltmek
hataları bulmak için dikkatlice okumak
You should proof your essay
Kompozisyonunu gözden geçirmelisin
psikopat
Sahnederuhsal hastalığı olan veya çok tuhaf ve tehlikeli olan kişi
He is acting like a total psycho
Tam bir psikopat gibi davranıyor
deli
Sahnedeakli dengesi yerinde olmayan veya tehlikeli kimse
He acted like a total psycho
Tam bir deli gibi davrandı
ruh hastası
zihinsel durumu çok kararsız olan kimse
She is a psycho who needs help
O yardım alması gereken bir ruh hastası
sapık
alfred hitchcock tarafından yönetilen 1960 yapımı ünlü korku filmi
I watched the movie Psycho yesterday
Dün Sapık filmini izledim
ticaret
Sahnedemal veya hizmet alıp satma faaliyeti
International trade is important for the economy
Uluslararası ticaret ekonomi için önemlidir
cinsel partner
cinsel anlamda kullanılan argo erkek terimi
He is just trade to him
O onun için sadece cinsel bir partner
zanaat
özel beceri gerektiren iş dalı
He learned a trade from his father
Babasından bir zanaat öğrendi
takas etmek
bir şeyi verip karşılığında başka bir şey almak
I want to trade my red pen for your blue one
Kırmızı kalemimi mavi kalemle takas etmek istiyorum
gelen
Sahnedegelmekte olan veya varan
The inbound flight is delayed
Gelen uçuş gecikti
sistem
Sahnedebirbiriyle bağlantılı parçalar veya prosedürler bütünü
The school has a new system
Okulun yeni bir sistemi var
vücut sistemi
insan vücudu ve işleyişi
Her immune system is very strong
Bağışıklık sistemi çok güçlü
sistem
bir şeyi yapma yöntemi
We need a better system to organize our files
Dosyalarımızı düzenlemek için daha iyi bir sisteme ihtiyacımız var
orman açıklığı
Sahnedeorman içinde ağaçsız, açık alan
They found a sunny glade in the woods
Ormanda güneşli bir açıklık buldular
hızlandırıcı
Sahnedebir sürecin daha hızlı gerçekleşmesini sağlayan araç
The program is a business accelerator
Program bir iş hızlandırıcıdır
gaz pedalı
araçta daha hızlı gitmek için bastığınız parça
Press the accelerator to speed up
Hızlanmak için gaz pedalına basın
silip süpürmek
Sahnedebir şeyi hızla toplamak veya bir araya getirmek
He hoovered up all the snacks at the party
Partideki tüm atıştırmalıkları silip süpürdü
incinmiş
Sahnedefiziksel veya duygusal acı hissetmek
He felt deeply hurt
Derinden incinmiş hissetti
incitmek
birine veya bir şeye fiziksel ya da duygusal zarar vermek
Don't hurt your brother
Kardeşini incitme
kırgın
üzgün veya alınmış hissetmek
She felt hurt by his words
Onun sözleri yüzünden kırgın hissetti
acıtmak
birine fiziksel acı vermek
Don't hurt your knee
Dizini acıtma
koyu
Sahnedeaçık olmayan renk
He has dark hair
Onun koyu renk saçları var
karanlık
Sahnedeçoğunluk tarafından bilinmeyen veya görülmeyen
They have a dark past
Onların karanlık bir geçmişi var
karanlık
ışığın olmadığı durum
The room is very dark
Oda çok karanlık
karamsar
mutsuz veya umutsuz
He had a dark thought
Karamsar bir düşüncesi vardı
koymak
Sahnederesmi bir kural veya kanun belirlemek
The committee laid down new rules
Komite yeni kurallar koydu
feda etmek
önemli bir şeyi gözden çıkarmak
He laid down his life for his country
Ülkesi için hayatını feda etti
uzanmak
vücudunu yatay duruma getirmek
You should lay down if you feel tired
Yorgun hissediyorsan uzanmalısın
kaydetmek
stüdyoda müzik kaydı yapmak
We will lay down the vocals tomorrow
Yarın vokalleri kaydedeceğiz
gördü
Sahnedegözlerle algılamak
I saw a bird
Bir kuş gördüm
testereyle kesmek
dişli bir alet kullanarak kesmek
He sawed the wood
Odunu testereyle kesti
bahsi karşılamak
bir oyunda rakibin bahsine eşlik etmek
He saw the bet
Bahsi karşıladı
testere
kesmek için kullanılan dişli bıçaklı alet
Use the saw
Testereyi kullan
kanarya
Sahnedeşarkı söyleyen küçük sarı bir kuş
The canary sings beautifully
Kanarya güzel şarkı söyler
güvenlik
Sahnedebir yeri güvenli tutan kişiler veya sistemler
The airport has tight security
Havalimanında sıkı güvenlik var
güvenlik
tehlikeden uzak olma durumu
They value their personal security
Kişisel güvenliklerine önem verirler
gizli depo
Sahnedegizli bir yere saklanmış eşyalar topluluğu
They found a cache of weapons
Bir silah deposu buldular
prestij
saygı duyulan ve hayranlık uyandıran nitelik
This job carries a lot of cache
Bu iş büyük bir prestij taşıyor
başlamak
Sahnedebir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
fırsatı olmak
Sahnedebir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
rahatsız etmek
birini kızdırmak veya üzmek
His constant talking really gets to me
Onun sürekli konuşması beni gerçekten rahatsız ediyor
gerektirmek
Sahnedebir şeyin olması için gerekli olmak
This job requires a lot of patience
Bu iş çok sabır gerektiriyor
gerektirmek
bir şeyin zorunlu olduğunu belirtmek
This job requires experience
Bu iş tecrübe gerektiriyor
gerektirmek
bir şeyin olmasını zorunlu tutmak
This job requires a lot of experience
Bu iş çok fazla deneyim gerektirir
tek kullanımlık telefon
Sahnedekısa süreli kullanım için satın alınan ucuz telefon
He used a burner phone
Tek kullanımlık bir telefon kullandı
ocak gözü
ocağın ısı üreten parçası
The stove has four burners
Ocağın dört gözü var
brülör
ocak veya ısıtıcının alev üreten kısmı
Check the burner for leaks
Brülörü sızıntılara karşı kontrol et
disk yazıcı
verileri bir diske kaydeden cihaz
I need a new burner for my computer
Bilgisayarım için yeni bir disk yazıcıya ihtiyacım var
desteklemek
Sahnedebirine yardım veya teşvik vermek
I support your decision
Kararını destekliyorum
taşımak
bir şeyin ağırlığını taşımak
The pillars support the roof
Sütunlar çatıyı taşır
yaşam desteği
çok hasta birini hayatta tutmak için tıbbi cihaz kullanılması
The patient was kept on life support
Hasta yaşam desteğinde tutuldu
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
nefret etmek
birinden veya bir şeyden yoğun bir şekilde hoşlanmamak
I hate spiders
Örümceklerden nefret ederim
kurtuluş
Sahnedebirini kötü bir durumdan kurtarma eylemi
He seeks redemption
Kurtuluş arıyor
küçük
Sahnedeboyutu büyük olmayan
This is a small cat
Bu küçük bir kedi
ölmek üzere
Sahnedeölüme çok yakın olmak
The plant is dying
Bitki ölmek üzere
can atmak
bir şeyi yapmayı çok istemek
I am dying to see you
Seni görmek için can atıyorum
ateşleme
Sahnedebir şeyin yanmaya başlaması eylemi
The spark caused the ignition of the fuel
Kıvılcım yakıtın ateşlenmesine neden oldu
kontak
motorlu taşıtların çalışmasını sağlayan sistem
Turn the key in the ignition to start the car
Arabayı çalıştırmak için anahtarı kontağa çevirin
başlatmak
Sahnedebir işi veya projeyi uygulamaya koymak
They launched a new project
Yeni bir proje başlattılar
fırlatıldı
uzaya bir uzay aracı veya roket göndermek
The rocket was launched successfully
Roket başarıyla fırlatıldı
gizlice gitmek
Sahnedekimse fark etmeden sessizce bir yere sokulmak
He tried to sneak out of the room
Odadan gizlice çıkmaya çalıştı
sinsi kimse
gizli ve dürüst olmayan işler çeviren kimse
He is a real sneak who cannot be trusted
O güvenilmeyecek tam bir sinsi
spor ayakkabı
kauçuk tabanlı gündelik ayakkabı
He is wearing his comfortable sneaks
O rahat spor ayakkabılarını giyiyor
gizlice vermek
bir şeyi birine gizli veya saklı bir şekilde ulaştırmak
She sneaked the candy to her brother
O şekeri kardeşine gizlice verdi
öğrenci
Sahnedebir okulda eğitim gören kişi
I am a student
Ben bir öğrenciyim
Central City
SahnedeDC Çizgi Romanlarında geçen kurgusal bir şehir
Central City is the home of the Flash
Central City Flashin yaşadığı şehirdir
harika
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
You did a terrific job
Harika bir iş çıkardın
yüz tanıma
Sahnedeinsanları yüzlerinden tanıyan teknoloji
My phone uses facial recognition
Telefonum yüz tanıma kullanıyor
yüz tanıma
bir kişiyi yüzünden tanımlama yeteneği
My phone uses facial recognition to unlock
Telefonum kilidini açmak için yüz tanıma kullanıyor
koruma
Sahnedebir şeyi zarar görmekten alıkoyma
We are saving the forest
Ormanı koruyoruz
birikim
gelecekte kullanmak için ayrılan para
She put her saving into the bank
Birikimini bankaya yatırdı
tasarruf
bir şeyi azaltmak veya daha az kullanmak
This habit helps in saving energy
Bu alışkanlık enerji tasarrufu yapmaya yardımcı olur
uygunsuz
Sahnedekurallara veya ahlaka uygun olmayan
His behavior was improper
Davranışı uygunsuzdu
nadiren
Sahnedesık sık olmayan
I rarely eat meat
Nadiren et yerim
nadiren
hemen hemen hiç veya çok seyrek bir şekilde
I rarely go to the cinema
Sinemaya nadiren giderim
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please carry on with your work
Lütfen işine devam et
el bagajı
uçağa yanınızda aldığınız çanta
I have a small carry on
Küçük bir el bagajım var
taşkınlık yapmak
heyecanlı kızgın veya endişeli bir şekilde davranmak
Please do not carry on like that
Lütfen o şekilde taşkınlık yapma
zaaf
Sahnedebirine veya bir şeye karşı duyulan aşırı ilgi veya sevgi
He has a soft spot for kittens
Yavru kedilere karşı zaafı var
zaaf
birine veya bir şeye karşı duyulan özel sevgi
I have a soft spot for old movies
Eski filmlere karşı bir zaafım var
zaaf
birine veya bir şeye karşı duyulan özel sevgi veya ilgi
I have a soft spot for jazz music
Caz müziğine karşı bir zaafım var
devrimler
Sahnedehükümetin veya toplumun ani ve köklü değişimi
The country went through several revolutions
Ülke birkaç devrim geçirdi
çıkmak
Sahnedefiziksel bir yerden ayrılmak
Get out of the room right now
Hemen odadan çık
sıyrılmak
bir sorumluluktan veya işten kurtulmak
I want to get out of this meeting
Bu toplantıdan sıyrılmak istiyorum
verim almak
bir şeyden kazanç veya fayda sağlamak
What did you get out of that class
O dersten ne verim aldın
inmek
Sahnedeaşağıya doğru hareket etmek
The elevator is going down
Asansör aşağı iniyor
yenilmek
bir yarışma veya çatışmada mağlup olmak
Our team went down in the final match
Takımımız final maçında yenildi
azalmak
miktar veya boyut olarak daha az hale gelmek
The prices went down
Fiyatlar düştü
gitmek
bir yere doğru hareket etmek
I am going down to the office
Ofise gidiyorum
anonim
Sahnedeismi bilinmeyen veya belirtilmemiş olan
The letter was anonymous
Mektup anonimdi
anonim
kimliği bilinmeyen
The author of the book is anonymous
Kitabın yazarı anonimdir
oralarda bir yerlerde
Sahnededünyada veya bir yerde mevcut olan
There are many opportunities out there
Oralarda bir yerlerde birçok fırsat var
sıra dışı
tuhaf veya alışılmadık
His ideas are a bit out there
Fikirleri biraz sıra dışı
piyasada
halkın erişimine açık veya mevcut olan
Many good job offers are out there
Piyasada birçok iyi iş teklifi var
tesis
Sahnedebelirli bir faaliyet için kullanılan yer
This is a great sports facility
Bu harika bir spor tesisi
dilim
Sahnedeekmek veya pizza gibi bir şeyin ince parçası
I want a slice of pizza
Bir dilim pizza istiyorum
dilimlemek
ince parçalar halinde kesmek
Slice the bread
Ekmeği dilimle
dilimlemek
bir şeyi ince ve yassı parçalara ayırmak
Please slice the bread
Lütfen ekmeği dilimle
dilim
bir şeyin parçası veya hissesi
I want a slice of cake
Bir dilim kek istiyorum
dönmek
Sahnedehızla kendi etrafında dönmek
The dancer started to spin
Dansçı dönmeye başladı
çarpıtmak
bir şeyi belirli bir bakış açısıyla sunmak
He put a positive spin on the news
Habere olumlu bir yorum kattı
kısa tur
bir araçla yapılan kısa yolculuk
We went for a quick spin
Hızlı bir tura çıktık
müzik çalmak
bir izleyici kitlesi için kayıtlı müzik çalmak
The DJ will spin some records at the party
DJ partide birkaç plak çalacak
ikram etmek
Sahnedebirine bir şeyi alma şansı vermek
He offered me some water
Bana biraz su ikram etti
teklif
Sahnedebir şeyin yapılması veya verilmesi yönündeki öneri
He accepted the job offer
İş teklifini kabul etti
teklif etmek
birinin kabul etmesi veya reddetmesi için bir şey sunmak
They offered him a new job
Ona yeni bir iş teklif ettiler
sunmak
birine bir şey vermek veya uzatmak
He offered his hand to her
Elini ona uzattı
kanıtlamak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu göstermek
I can prove it
Bunu kanıtlayabilirim
doğruluğunu göstermek
Sahnedebir şeyin gerçek olduğunu kanıtlamak
They proved the truth
Gerçeği kanıtladılar
ispatlamak
bir iddianın gerçekliğini ortaya koymak
He proved his theory
Teorisini ispatladı
ima edilen
Sahnedeaçıkça söylenmeden anlaşılan
The meaning was implied
Anlam ima edilmişti
yine de
Sahnedeher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
neyse
konuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim
tahmin etmek
Sahnedeemin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
kesin olarak bilmeden bir cevap verme çabası
I made a guess about the answer
Cevap hakkında bir tahminde bulundum
tahmin
tam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
kafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
hı
şaşkınlık veya kafa karışıklığı belirten bir ses
Huh I do not know
Hı ben bilmiyorum
kaynak
Sahnedebir şeyin çıktığı veya başladığı yer veya şey
The sun is the source of energy
Güneş enerji kaynağıdır
temin etmek
bir yerden veya kişiden bir şey elde etmek
We source materials from this factory
Malzemeleri bu fabrikadan temin ediyoruz
duymak
Sahnedebirinin veya bir şeyin varlığından haberdar olmak
I have never heard of this artist
Bu sanatçıyı hiç duymadım
kentsel
Sahnedeşehirle ilgili
He lives in an urban area
Kentsel bir bölgede yaşıyor
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
gerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
endişe
Sahnedesizi huzursuz hissettiren şey
My main concern is the weather
Temel endişem hava durumu
ilgilendirmek
Sahnedebir konuyla ilgili veya bağlantılı olmak
This problem concerns all of us
Bu sorun hepimizi ilgilendiriyor
firma
büyük bir iş yeri veya şirket
It is a large manufacturing concern
Bu büyük bir üretim firmasıdır
mesele
ele almanız gereken iş veya görev
That is none of your concern
Bu senin meselen değil
numara yapmak
Sahnedegerçek olmadığı halde gerçekmiş gibi göstermek
He faked a cough
Öksürme numarası yaptı
sahte
gerçek olmayan veya hakiki olmayan
This is a fake diamond
Bu sahte bir elmas
sahte
gerçek olmayan
This is a fake diamond
Bu sahte bir elmas
azı dişi
Sahnedeyiyecekleri öğütmek için kullanılan büyük arka diş
I have a cavity in my molar
Azı dişimde bir çürük var
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
heh
Sahnedegülmeyi temsil eden bir ses
Heh, you are right
Heh, haklısın
destekçi
Sahnedesizi destekleyen kişi
She is a great ally in the fight for justice
O adalet mücadelesinde büyük bir destekçi
müttefik
savaşta veya bir projede yardım eden kişi veya ülke
They are a strong ally
Onlar güçlü bir müttefik
müttefik
birlikte çalışan gruplar veya ülkeler
They are our closest allies in this region
Onlar bu bölgedeki en yakın müttefiklerimiz
birleşmek
ortak bir amaç için güçleri bir araya getirmek
The two parties agreed to ally
İki taraf birleşmeye karar verdi
smaç
Sahnedetopu doğrudan çemberin içinden geçirerek sayı yapmak
He scored a slam dunk
Smaç basarak sayı yaptı
kesin başarı
başarılı olması kesin olan şey
This new project will be a slam dunk
Bu yeni proje kesin bir başarı olacak
mesaj atmak
Sahnedetelefonla yazılı mesaj göndermek
Please text me later
Daha sonra bana mesaj at
metin
Sahnedeyazılı bir eser veya içerik
Please read this text carefully
Lütfen bu metni dikkatlice oku
suçsuz
Sahnedeyanlış bir şey yapmamış olan
He is innocent
O suçsuzdur
masum
zarar verme amacı gütmeyen
It was an innocent mistake
Masum bir hataydı
izlemek
Sahnedebir şeye dikkatle bakmak
I like to watch movies
Film izlemeyi severim
gözetmek
bir şeyi korumak veya kontrol etmek
Please watch my bag
Lütfen çantamı kolla
kol saati
bileğe takılan küçük saat
My watch is broken
Saatim bozuk
dikkat etmek
bir şeyi yaparken özenli ve dikkatli olmak
Watch your step on the stairs
Merdivenlerde adımına dikkat et
hmm
Sahnededüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Hmm, let me think
Hmm, bir düşüneyim
aramak
Sahnedebir şeyi bulmak için çaba sarf etmek
They seek a solution
Bir çözüm arıyorlar
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
He is seeking a new job
Yeni bir iş arıyor
aramak
birini veya bir şeyi bulmaya çalışmak
He is seeking his lost cat
Kaybolan kedisini arıyor
elde etmeye çalışmak
bir şeyi başarmak için çabalamak
She seeks a better future
Daha iyi bir gelecek elde etmeye çalışıyor
yarı
Sahnedeoyunların veya maçların eşit iki bölümünden biri
The team played both halves well
Takım her iki yarıyı da iyi oynadı
yarı
tam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki yaşadığınız kişi
I am going out with my better half
Hayat arkadaşımla dışarı çıkıyorum
şirketler
Sahnedemal veya hizmet satan kurum
Many companies are hiring now
Birçok şirket şu an işe alım yapıyor
binmek
Sahnedebir yere veya araca girmek
Get in the car
Arabaya bin
Engel olmak
SahnedeBirinin yolunu kapatmak
Don't get in my way
Yoluma çıkma
dahil olmak
bir durumun veya faaliyetin parçası olmaya başlamak
I want to get in the game
Oyuna dahil olmak istiyorum
aklına girmek
birinin zihnine veya düşüncelerine yerleşmek
That tune got in my head
O melodi aklıma girdi
fırsat bulmak
bir şeyi yapmak için zaman yaratmak
I managed to get in some exercise
Biraz egzersiz yapmaya fırsat buldum
neredeyse
Sahnedetamamen değil ama çok yakın
It is nearly time to go
Neredeyse gitme vakti
başlamak
Sahnedebir şeye başlamak
Let's begin the lesson
Hadi derse başlayalım
güzeller güzeli
Sahnedeçok çekici bir kişi
She is a real sleeping beauty
O gerçek bir güzeller güzeli
uyuyan güzel
ünlü bir masalda uzun bir uykuya dalan prenses
Sleeping Beauty is a princess who falls into a long sleep
Uyuyan Güzel uzun bir uykuya dalan prensestir
Uyuyan Güzel
uzun süre uyuyan bir prenses hakkındaki peri masalı
I read the story of Sleeping Beauty
Uyuyan Güzel masalını okudum
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
Buluşmak
Birisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor