

Arrow — Season 5 Episode 14
Kelimeler ve anlamları
674 kelime
Seviye
fedakâr
Sahnedebaşkalarını kendinden daha çok düşünen
She is very selfless
O çok fedakârdır
organize etmek
Sahnedebir şeyi becerikli bir şekilde planlamak veya düzenlemek
She orchestrated the entire event
Tüm etkinliği o organize etti
güvenli
Sahnedetehlikeli veya riskli olmayan
You are safe here
Burada güvendesin
çelik kasa
değerli eşyaları korumak için kullanılan metal kutu
The documents are in the safe
Belgeler çelik kasada
güvenilir
bir işi iyi yapacağına inanılan
She is a safe choice for the job
O bu iş için güvenilir bir seçenek
göğüs
Sahnedeboyun ile mide arasındaki vücut bölümü
He has a pain in his chest
Göğsünde bir ağrı var
sandık
eşya saklamak için kullanılan büyük ve sağlam kutu
He kept his clothes in an old wooden chest
Giysilerini eski bir ahşap sandıkta saklıyordu
yaklaşmak
bir şeye veya birine daha yakın bir konuma gelmek
Please get closer to the screen
Lütfen ekrana yaklaş
bilgi
Sahnedebir şey hakkında gerçekler veya ayrıntılar
I need more info about this
Bu konuda daha fazla bilgiye ihtiyacım var
bilgi
bir konu hakkındaki gerçekler veya detaylar
I need more info about this project
Bu proje hakkında daha fazla bilgiye ihtiyacım var
futbol topu
Sahnedefutbol sporunda kullanılan top
He kicked the football
Futbol topuna vurdu
futbol
iki takım arasında topla oynanan oyun
I like playing football
Futbol oynamayı severim
konuşma
Sahnedefikir veya bilgilerin sözlü olarak paylaşılması
We had a long talk
Uzun bir konuşma yaptık
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşabilmek
konuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
konuşma
sözlü olarak ifade edilen düşünceler
The talk was very interesting
Konuşma çok ilginçti
birlikte olmak
cinsel ilişkiye girmek
He lay with her
Onunla birlikte oldu
sorumluluğunda olmak
birinin sorumluluğu altında bulunmak
The final decision lies with the manager
Son karar müdürün sorumluluğunda
acele et
bir işi çabuk yapmak
Move it and get in the car
Acele et ve arabaya bin
cevap
Sahnedebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
Sahnedebir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
inanmak
Sahnedebir şeyin gerçek olduğunu düşünmek
I believe the news
Haberlere inanıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe he is home
Onun evde olduğunu sanıyorum
güvenmek
birine veya bir şeye güvenmek
I believe in you
Sana güveniyorum
belediye başkanı
Sahnedebir şehrin veya kasabanın başındaki kişi
The mayor lives in this house
Belediye başkanı bu evde yaşıyor
belediye başkanı
şehir yönetiminin başındaki yetkili
He is the mayor of the city
O, şehrin belediye başkanıdır
kusur
Sahnedebir şeydeki hata veya eksiklik
There is a small flaw in the diamond
Elmasın küçük bir kusuru var
farklı
Sahnedeaynı olmayan
We are different
Biz farklıyız
farklı
aynı olmayan veya benzerlik göstermeyen
These two books are different
Bu iki kitap birbirinden farklı
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
birey
Sahnedetek bir insan
Every individual has rights
Her bireyin hakları vardır
birey
tek bir kişi veya şey
Every individual has rights
Her bireyin hakları vardır
tek
başka şeylerden ayrı olan
Each part is individual
Her parça ayrıdır
birey
tek bir kişi veya şey
Every individual needs space
Her bireyin alana ihtiyacı vardır
tercih etmek
Sahnedebir şeyi diğerine karşı daha çok istemek
I prefer tea to coffee
Çayı kahveye tercih ederim
inanılmaz
Sahnedeçok şaşırtıcı veya inanması zor
This view is unbelievable
Bu manzara inanılmaz
inanılmaz
inanılması güç olan
The speed of this car is unbelievable
Bu arabanın hızı inanılmaz
inanılmaz
çok şaşırtıcı veya inanması güç olan
The result of the game was unbelievable
Maçın sonucu inanılmazdı
paket servis
restorandan alınıp başka yerde yenmek üzere hazırlanan yemekler
Let's get take out tonight
Bu akşam paket servis söyleyelim
çıkarmak
bir şeyi bulunduğu yerden dışarı çıkarmak
Take out the trash
Çöpleri dışarı çıkar
yemeğe çıkarmak
birini romantik bir buluşmaya götürmek
He decided to take out his girlfriend
Kız arkadaşını yemeğe çıkarmaya karar verdi
hıncını çıkarmak
güçlü bir duyguyu veya öfkeyi birine yöneltmek
Please do not take out your anger on him
Lütfen öfkeni ondan çıkarma
ahiret
Sahnedeölümden sonra başladığına inanılan yaşam
Do you believe in the afterlife?
Ahirete inanıyor musun?
ahiret
ölümden sonra başladığına inanılan yaşam
Many religions teach about the afterlife
Birçok din ahiret hakkında öğretiler sunar
öbür dünya
ölümün ardından devam ettiğine inanılan varlık
He wondered what the afterlife would be like
Ölümden sonraki yaşamın nasıl olacağını merak ediyordu
plan
Sahnedebir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
planlamak
bir şey için hazırlık yapmak
We plan a trip
Bir gezi planlıyoruz
planlamak
bir şeyi yapmaya niyet etmek
I plan to travel
Seyahat etmeyi planlıyorum
plan
gelecekteki bir olay için yapılan hazırlıklar
We have a plan for the weekend
Hafta sonu için bir planımız var
düşman
Sahnedesavaştığınız veya rekabet ettiğiniz kişi
They are old enemies
Onlar eski düşmanlar
çöp
Sahnedeatık madde veya istenmeyen şeyler
Please take out the trash
Lütfen çöpü dışarı çıkar
darmadağın etmek
bir şeye ciddi zarar vermek veya onu yıkmak
Someone trashed the hotel room
Birisi otel odasını darmadağın etti
ayaktakımı
genellikle alt tabakadan görülen ve kötü davranışları olan insanlar
He treats them like trash
Onlara ayaktakımı muamelesi yapıyor
kötülemek
birini veya bir şeyi ağır şekilde eleştirmek
He trashed my idea
Fikrimi kötüledi
moda
Sahnedekıyafet veya davranışlardaki popüler eğilim
This style is in fashion now
Bu tarz şu an moda
şekillendirmek
bir şeyi belli bir biçime sokmak
He fashioned a tool from a stone
Taştan bir alet yaptı
muktedir
Sahnedebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
dokumak
Sahnedeiplikleri birbirinin altından ve üstünden geçirerek kumaş yapmak
She weaves beautiful cloth
O, güzel kumaşlar dokur
zikzak çizmek
bir engelden kaçınmak için hızlıca sağa sola hareket etmek
He had to weave through the traffic
Trafikte zikzak çizerek ilerlemek zorunda kaldı
dokumak
iplikleri birbirinin altından ve üstünden geçirerek kumaş yapmak
She knows how to weave cotton
O pamuk dokumayı biliyor
örmek
ipleri veya malzemeleri birbirine geçirerek bir şey yapmak
I will weave a basket from these reeds
Bu sazlıklardan bir sepet öreceğim
muhbir
Sahnedepolise veya yetkililere gizli bilgi veren kişi
The informant told the police where the criminal was hiding
Muhbir polise suçlunun nerede saklandığını söyledi
bölüm
Sahnedebüyük bir kurumun belirli bir işi yapan parçası
She works in the marketing department
Pazarlama bölümünde çalışıyor
bölüm
bir organizasyonun bir parçası
He works in the sales department
Satış bölümünde çalışıyor
reyon
bir mağazanın veya organizasyonun bir kısmı
This is the clothing department
Burası giyim reyonu
en azından
bir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en az
belirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
şimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
vicdan
Sahnedebir şeyin doğru mu yoksa yanlış mı olduğunu söyleyen zihin kısmı
My conscience told me to tell the truth
Vicdanım bana doğruyu söylememi söyledi
istikrarlı
Sahnedeher zaman aynı şekilde olan
Her performance is consistent
Performansı istikrarlı
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
kolluk kuvvetleri
yasaların uygulanmasını sağlayan kamu görevlileri
Law enforcement is important for safety
Kolluk kuvvetleri güvenlik için önemlidir
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
bir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsat bulmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
hale gelmek
belirli bir duruma dönüşmek
It will get to be hot soon
Yakında sıcak bir hal alacak
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
minnettar olmak
Sahnedebir şey için teşekkür hissetmek
I appreciate your help
Yardımınız için minnettarım
takdir etmek
bir şeyin değerini veya kalitesini anlamak
I appreciate good art
İyi sanatı takdir ederim
rahatsız olmak
bir durumdan dolayı hoşnutsuzluk duymak
I would appreciate it if you stopped bothering me
Beni rahatsız etmeyi bırakırsan sevinirim
önünde
bir şeyin veya birinin ön kısmında bulunan
The car is in front of the house
Araba evin önünde
sıçan
Sahnedeuzun kuyruklu, genellikle haşere olan küçük bir kemirgen
There is a rat in the basement
Bodrumda bir sıçan var
ispiyonlamak
birini ele vermek
He ratted on his friends
Arkadaşlarını ispiyonladı
anıt
Sahnedeölen birini onurlandırmak için yapılan yapı veya nesne
This is a war memorial
Bu bir savaş anıtıdır
iş birliği yapmak
beraber çalışmak veya istenileni yapmak
If you want the promotion, you have to play ball
Terfi istiyorsan iş birliği yapmalısın
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
Vay
şaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
rahat bırakmamak
Sahnedesürekli sıkıntı veya endişe vermek
The memory of the accident haunts him
Kazanın anısı onu rahat bırakmıyor
musallat olmak
bir yere hayalet olarak gelmek
Ghosts haunt this old house
Hayaletler bu eski eve musallat olur
uğrak yeri
birinin eğlenmek veya sosyalleşmek için sık sık gittiği yer
This cafe is a popular haunt for local students
Bu kafe yerel öğrenciler için popüler bir uğrak yeridir
toz
Sahnedemaddenin ince kuru parçacıkları
There is dust on the table
Masanın üzerinde toz var
toz almak
bir yüzeydeki tozları temizlemek
I need to dust the shelf
Rafın tozunu almam gerekiyor
darbe
Sahnedehükümetin zor kullanılarak ani bir şekilde değiştirilmesi
The government was overthrown in a sudden coup
Hükümet ani bir darbeyle devrildi
darbe
bir hükümetin aniden ve şiddetle devrilmesi
The military staged a coup
Ordu darbe yaptı
düşmek
yerinden çıkıp düşmek
The tooth fell out
Diş düştü
arası bozulmak
birisiyle ciddi bir tartışma yaşayıp arkadaşlığı bitirmek
They fell out over money
Para yüzünden araları bozuldu
gözden düşmek
popüler veya tercih edilen bir seçenek olmaktan çıkmak
This style has fallen out of fashion
Bu tarz artık gözden düştü
sevmekten vazgeçmek
birine karşı romantik hisleri yitirmek
They fell out of love years ago
Yıllar önce birbirlerine olan aşkları bitti
bırakmak
bir alışkanlıktan veya durumdan vazgeçmek
He fell out of the habit
O bu alışkanlığı bıraktı
karmaşıklaştırmak
Sahnedebir şeyi daha zor veya anlaşılmaz hale getirmek
Do not complicate the situation
Durumu karmaşıklaştırma
karmaşıklaştırmak
anlaşılmasını veya çözülmesini zor hale getirmek
Don't complicate the problem
Problemi karmaşıklaştırma
örtbas etme
bir hata veya suçun gizlenme girişimi
The scandal was a huge cover up
Skandal büyük bir örtbas etme girişimiydi
örtbas etmek
bir şey hakkındaki gerçeği gizlemek
They tried to cover up the truth
Gerçeği örtbas etmeye çalıştılar
kapatıcı
ciltteki lekeleri gizlemek için kullanılan kozmetik ürün
She used some cover up for the bruise
Morluk için biraz kapatıcı kullandı
örtbas
gerçeği gizlemek için yapılan şey
It was just a cover up for his mistake
Bu sadece hatası için bir örtbas idi
örtbas etmek
kötü bir şey hakkındaki gerçeği gizlemek
They tried to cover up the mistake
Hatayı örtbas etmeye çalıştılar
hapishane
Sahnedesuç işleyenlerin cezalandırıldığı yer
He is in prison
O hapishanede
cezaevi
suçluların kapatıldığı yer
The prison is very old
Cezaevi çok eski
komik
Sahnedegüldüren veya eğlenceli
He is a funny man
O komik bir adam
tuhaf
garip veya alışılmadık
That is a funny smell
Bu tuhaf bir koku
izini sürmek
Sahnedebir şeyin kökenini veya gelişimini bulmak
She traced the family history
Aile tarihinin izini sürdü
iz
Sahnedegeride bırakılan küçük bir işaret veya belirti
There was no trace of the thief
Hırsızdan hiçbir iz yoktu
kopyalamak
bir nesnenin şeklini takip ederek çizmek
I traced the flower on the paper
Kağıttaki çiçeği kopyaladım
iz
bir şeyden geriye kalan çok küçük miktar
There is a trace of perfume on her
Üzerinde parfüm izi var
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba göstermek
He attempted to open the door
Kapıyı açmaya çalıştı
denemek
bir şeyi yapmaya çalışmak
I attempted to fix the car
Arabayı tamir etmeyi denedim
maske
Sahnedeyüzü örtmek için kullanılan araç
He is wearing a mask
O bir maske takıyor
gizlemek
bir şeyi örtmek veya saklamak
She tried to mask her sadness
Üzüntüsünü gizlemeye çalıştı
gizlemek
bir şeyi örtmek veya saklamak
He tried to mask his nervousness
Sinirini gizlemeye çalıştı
Maske
1994 yapımı Amerikan komedi dram filmi
I really like the movie Mask
Maske filmini gerçekten seviyorum
düşürmek
Sahnedebir şeyi elinden kaçırıp yere inmesini sağlamak
Be careful not to drop the plate
Tabağı düşürmemeye dikkat et
bırakmak
Sahnedebir şeyle ilgilenmeyi veya konuşmayı sonlandırmak
Please drop the subject now
Lütfen şimdi bu konuyu bırak
damla
çok küçük miktarda sıvı
Put one drop of oil in the pan
Tavaya bir damla yağ koy
bırakmak
bir şeyi belirli bir yere bırakmak
I will drop you off at school
Seni okula bırakacağım
özel asistan
bir kamu figürüyle yakından çalışan ve ona yardım eden kişi
The candidate relied on his body man for daily tasks
Aday günlük işleri için özel asistanına güveniyordu
paniklemek
Sahnedeaniden güçlü bir korku hissetmek
Don't panic
Panikleme
panikletmek
birine aniden şiddetli korku hissettirmek
The loud noise began to panic the animals
Yüksek ses hayvanları panikletmeye başladı
mesaj atmak
Sahnedetelefondan yazılı mesaj göndermek
I will text you
Sana mesaj atacağım
kısa mesaj
Sahnedetelefondan gönderilen yazılı ileti
I sent him a text
Ona bir kısa mesaj gönderdim
metin
yazılı veya basılı kelimeler
Read the text carefully
Metni dikkatle oku
karşılamak
Sahnedevaran birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
hoş karşılanan
memnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
serbest
bir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
yemin etmek
ciddi bir söz vermek veya beyanda bulunmak
I swear to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğime yemin ederim
söylemek
Sahnedekelimelerle ifade etmek veya konuşmak
What did you say?
Ne söyledin?
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
diyelim
bir şeye örnek vermek için kullanılan ifade
Say we meet at noon
Diyelim ki öğlen buluşalım
sözü geçen
daha önce bahsedilmiş olan
The say project is cancelled
Sözü geçen proje iptal edildi
meşe
Sahnedegüçlü odunlu büyük bir ağaç
The oak tree is very old
Meşe ağacı çok yaşlıdır
doldurmak
Sahnedebir kabın içini doldurmak
Fill the bottle with water
Şişeyi suyla doldur
doyma miktarı
doyana kadar yenen yemek
Eat your fill
Doyana kadar ye
doldurmak
bir işteki boşluğu doldurmak
Fill the position
Pozisyonu doldur
korkuyla dolmak
aşırı derecede korkmak
He was filled with dread
İçi korkuyla doldu
yardımcı
Sahnedefazladan yardım veya destek sağlayan
The ship has an auxiliary engine
Geminin yardımcı bir motoru var
rehabilitasyon
Sahnedehastalık veya suç sonrası normal hayata dönme süreci
He went to a rehabilitation center after his injury
Yaralandıktan sonra bir rehabilitasyon merkezine gitti
yıl
Sahnede12 ay veya 365 gün süren zaman birimi
They have been working here for two years
Burada iki yıldır çalışıyorlar
yıllar
çok uzun bir zaman süreci
It has been years since I saw her
Onu görmeyeli yıllar oldu
çürütmek
Sahnedebir şeyin doğru olmadığını kanıtlamak
The evidence discredited his theory
Kanıtlar onun teorisini çürüttü
güneye giden
Sahnedegüney yönüne doğru ilerleyen
The southbound train is delayed
Güneye giden tren gecikti
her şey
Sahnedetüm şeyler
He lost everything
Her şeyi kaybetti
her şey
her bir şey
Everything is ready
Her şey hazır
sanitasyon
Sahnedeyerlerin temiz ve sağlıklı tutulması süreci
Poor sanitation can lead to diseases
Kötü sanitasyon hastalıklara yol açabilir
çok uzak
bir şeyin durumundan çok farklı veya geride olmak
The project is far from finished
Proje bitmiş olmaktan çok uzak
bahsetmek
bir şeyden söz etmek
He didn't speak of the accident
Kazadan bahsetmedi
gördü
Sahnedegözlerle algılamak
I saw a bird
Bir kuş gördüm
testereyle kesmek
dişli bir alet kullanarak kesmek
He sawed the wood
Odunu testereyle kesti
bahsi karşılamak
bir oyunda rakibin bahsine eşlik etmek
He saw the bet
Bahsi karşıladı
testere
kesmek için kullanılan dişli bıçaklı alet
Use the saw
Testereyi kullan
zemin
Sahnedebir odanın alt kısmı
Please sit on the floor
Lütfen zemine oturun
kat
bir binanın katı veya seviyesi
I live on the third floor
Üçüncü katta yaşıyorum
şoke etmek
birini çok şaşırtmak
The news floored him
Haber onu şoke etti
söz hakkı
bir toplantıda veya oturumda konuşma izni
The chairperson gave her the floor
Başkan ona söz hakkı verdi
artık
Sahnedeartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
artık
artık gerçekleşmeyen veya var olmayan
I don't live here anymore
Artık burada yaşamıyorum
artık
bir şeyin eskisi gibi devam etmediğini belirtir
I don't go there anymore
Artık oraya gitmiyorum
artık
günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumları ifade eder
They don't play together anymore
Artık birlikte oynamıyorlar
yakmak
Sahnedebir şeyi tutuşturmak veya yanmasını sağlamak
Light the candle
Mumu yak
ışık
görmemizi sağlayan doğal veya yapay parlaklık
The light is bright
Işık parlak
hafif
ağırlığı az olan
This box is light
Bu kutu hafif
açık renkli
koyu olmayan renk
I like light blue
Açık maviyi severim
gitmek
Sahnedebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school
Okula giderim
çalışmak
işlemek veya faaliyet göstermek
This watch doesn't go
Bu saat çalışmıyor
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to start my diet tomorrow
Yarın diyetime başlamaya niyetliyim
gitmek
bir durumun veya sürecin belirli bir şekilde ilerlemesi
The party went well
Parti iyi gitti
daha önce
Sahnedegeçmişteki bir zamanda
I saw him earlier today
Onu bugün daha önce gördüm
daha erken
beklenenden önce gerçekleşen veya gelen
The plane arrived earlier than expected
Uçak beklenenden daha erken vardı
katil
Sahnedebaşka birini öldüren kişi
The police caught the murderer
Polis katili yakaladı
cesaret
Sahnedetehlike veya zorluklarla yüzleşme yeteneği
He showed great courage
Büyük bir cesaret gösterdi
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
konaklama
bir yerde geçirilen süre
Enjoy your stay
Konaklamanızın tadını çıkarın
durdurmak
bir şeyin bir süreliğine gerçekleşmesini engellemek
The court decided to stay the proceedings
Mahkeme davayı durdurmaya karar verdi