

Arrow — Season 5 Episode 20
Kelimeler ve anlamları
747 kelime
Seviye
şarkıcı
Sahnedeşarkı söyleyen kişi
She is a famous singer
O ünlü bir şarkıcıdır
şarkıcı
şarkı söyleyen kişi
She is a famous singer
O ünlü bir şarkıcı
şaft
Sahnedeuzun ve dar bir delik veya tünel
The elevator moves in the shaft
Asansör şaft içinde hareket eder
haksızlık
haksız veya dürüst olmayan muamele
He got the shaft
Haksızlığa uğradı
sap
bir şeyin uzun ve dar parçası
He held the shaft of the spear
Mızrağın sapını tuttu
şaft
uzun dar ve dikey delik veya geçit
The elevator moved in the shaft
Asansör şaftın içinde hareket etti
aşık olmak
Sahnedebirine karşı romantik duygular beslemeye başlamak
They fell in love in Paris
Paris'te birbirlerine aşık oldular
aşık olmak
birine karşı romantik duygular beslemeye başlamak
They fell in love at first sight
İlk görüşte aşık oldular
aşık olmak
birine karşı romantik sevgi duymaya başlamak
I think I am falling in love with her
Sanırım ona aşık oluyorum
aşık olmak
birine karşı romantik bir sevgi geliştirmek
It is easy to fall in love in summer
Yazın aşık olmak kolaydır
ızdırap verici
Sahnedeşiddetli fiziksel veya zihinsel acı veren
It was an agonizing decision
Izdırap verici bir karardı
metan
Sahnedeyakıt olarak kullanılan renksiz ve kokusuz bir gaz
Methane is a powerful greenhouse gas
Metan güçlü bir sera gazıdır
ne kadar
Sahnedemiktar veya fiyat sormak için kullanılan ifade
How much is this
Bu ne kadar
yarı
Sahnedetam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
yarı
Sahnedeoyunların veya maçların eşit iki bölümünden biri
The team played both halves well
Takım her iki yarıyı da iyi oynadı
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki yaşadığınız kişi
I am going out with my better half
Hayat arkadaşımla dışarı çıkıyorum
yarım
iki eşit parçadan biri
I want a half apple
Yarım elma istiyorum
yarısı
bir bütünün iki eşit parçasından biri
Half of the team is here
Takımın yarısı burada
toz
Sahnedeince ve serbest taneciklerin oluşturduğu kuru kütle
The snow was like powder
Kar toz gibiydi
barut
ateşlendiğinde patlayabilen kuru madde
The gunpowder exploded loudly
Barut yüksek sesle patladı
toz haline getirmek
bir şeyi çok küçük kuru parçacıklara dönüştürmek
You must powder the dried spices
Kurutulmuş baharatları toz haline getirmelisin
yönetmek
Sahnedebir şeyin sorumluluğunu üstlenmek
She will head up the new project
Yeni projeyi o yönetecek
uyarı
dikkat çekmek için yapılan bildirim
Give me a heads up
Bana bir ön uyarı yap
yukarı çıkmak
daha yüksek bir yere doğru gitmek
We will head up the mountain
Dağa doğru çıkacağız
gözden kaybolmak
Sahnedegörünür veya duyulur olmayı bırakmak
They began to drop off one by one
Birer birer gözden kaybolmaya başladılar
bırakmak
bir şeyi bir yere götürüp orada bırakmak
I will drop off the package
Paketi bırakacağım
düşüş
miktar veya seviyede ani azalma
There was a sharp drop off in sales
Satışlarda keskin bir düşüş oldu
bırakmak
birini bir yere götürüp orada bırakmak
I will drop you off at school
Seni okulda bırakacağım
bırakma noktası
insanların veya eşyaların bırakıldığı yer
This is the drop off point for students
Burası öğrenciler için bırakma noktasıdır
uyuyakalmak
genellikle farkında olmadan uykuya dalmak
I might drop off during the movie
Film sırasında uyuyakalabilirim
bırakmak
birini veya bir şeyi bir yere götürüp orada bırakmak
Please drop me off at the school
Lütfen beni okulun orada bırak
bırakma noktası
insanların veya eşyaların bırakıldığı yer
Please wait at the drop-off point
Lütfen bırakma noktasında bekleyin
hak etmek
Sahnedebir şeyi elde etmeye değer olmak
You deserve to be happy
Mutlu olmayı hak ediyorsun
hak etmek
bir şeye layık olmak
You deserve a break
Bir molayı hak ediyorsun
teşekkür ederim
Sahnedeminnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
Sahnedebir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
teşekkür ederim
minnettarlığı göstermek için kullanılan kibar bir söz
I say thank you to my teacher
Öğretmenime teşekkür ederim diyorum
teşekkürler
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan nezaket ifadesi
Thank you for the coffee
Kahve için teşekkürler
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
durdurmak
bir şeyin bir süreliğine gerçekleşmesini engellemek
The court decided to stay the proceedings
Mahkeme davayı durdurmaya karar verdi
kalmak
bir yerde belirli bir süre konaklamak
We will stay in a hotel
Bir otelde kalacağız
kalmak
bir yerde geçici olarak durmak
I will stay at a hotel
Bir otelde kalacağım
kalış
bir yerde geçirilen süre
We enjoyed our stay in London
Londra'daki kalışımızdan keyif aldık
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
sonları
bir dönemin bitişine yakın
It happened in the late nineties
Doksanlı yılların sonlarında oldu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
geç
zamanından sonra olan
I was late for the meeting
Toplantıya geç kaldım
-den yapılmış olmak
Sahnedebir malzemeden oluşmuş olmak
This table is made of wood
Bu masa ahşaptan yapılmıştır
anlam çıkarmak
bir şey hakkında fikir yürütmek veya yorumlamak
What do you make of this
Bunun hakkında ne düşünüyorsun
yorumlamak
bir şey hakkında görüş veya fikir oluşturmak
What do you make of the situation
Bu durum hakkında ne düşünüyorsun
yapılmış
bir malzemeden üretilmiş veya oluşturulmuş olmak
This table is made of wood
Bu masa ahşaptan yapılmış
yapmak
bir malzemeyi kullanarak bir şeyi oluşturmak
They make rings of gold
Onlar altından yüzük yapıyorlar
düşünmek
bir kişi veya durum hakkında belirli bir fikre sahip olmak
What do you make of him
Onun hakkında ne düşünüyorsun
anlamlandırmak
bir şeyin anlamını veya doğasını kavramak
I cannot make anything of this
Bundan hiçbir şey anlamıyorum
çıkmak
Sahnededaha yüksek bir konuma doğru hareket etmek
Please go up the stairs
Lütfen merdivenlerden yukarı çık
çıkmak
daha yüksek bir yere hareket etmek
He went up the stairs
Merdivenlerden yukarı çıktı
yanıp kül olmak
ateşle yok olmak
The house went up in flames
Ev alevler içinde yanıp kül oldu
artmak
değer veya miktar olarak yükselmek
Prices go up every year
Fiyatlar her yıl artar
karşı karşıya gelmek
biriyle rekabet etmek veya çatışmak
Our team will go up against the champions
Takımımız şampiyonlara karşı mücadele edecek
asılmak
halka açık bir yere konulmak veya sergilenmek
New posters went up in the city center
Şehir merkezine yeni afişler asıldı
yaklaşmak
birinin yanına doğru yürümek
He went up to her and said hello
Ona yaklaştı ve merhaba dedi
yönelmek
bir yere doğru hareket etmek
I will go up to the city
Şehre doğru yöneliyorum
çıkmak
daha yüksek bir yere gitmek
Please go up the stairs
Lütfen merdivenlerden yukarı çık
artmak
daha yüksek bir seviyeye ulaşmak
The price will go up
Fiyat artacak
açı
Sahnedeiki doğrunun kesiştiği noktadaki açıklık
This is a right angle
Bu bir dik açıdır
bakış açısı
bir duruma bakış tarzı
Try a different angle
Farklı bir bakış açısı dene
eğmek
bir şeyi belli bir yöne doğru yatırmak
Please angle the camera down
Lütfen kamerayı aşağı doğru eğin
açı
iki doğrunun birleştiği yerdeki açıklık
This angle is ninety degrees
Bu açı doksan derecedir
bulandırmak
Sahnedebir şeyi daha az net veya anlaşılması zor hale getirmek
Fear clouded his judgment
Korku muhakemesini bulandırdı
bulut
gökyüzünde su damlacıklarından oluşan beyaz veya gri kütle
There is a big cloud in the sky
Gökyüzünde büyük bir bulut var
bulut
internet üzerinde veri depolama sistemi
I save my files to the cloud
Dosyalarımı buluta kaydediyorum
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
bir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
göz
görmemizi sağlayan vücut organı
I have two eyes
İki gözüm var
güçlü çift
Sahnedeetkili ve başarılı ünlü bir romantik çift
They are considered a power couple in Hollywood
Hollywood'da güçlü bir çift olarak kabul ediliyorlar
çevrimiçi
Sahnedeinternete bağlı
I am online now
Şu an çevrimiçiyim
çevrimiçi
Sahnedeinternet bağlantısı aktif ve kullanıma hazır durumda olan
He is online right now
O şu anda çevrimiçi
doğru
Sahnedetam olarak doğru veya gerçek
The information is accurate
Bilgiler doğru
patlayıcı
Sahnedepatlayabilen madde
The explosive was dangerous
Patlayıcı tehlikeliydi
patlayıcı
ani ve büyük bir güçle meydana gelen
The situation had an explosive effect
Durum patlayıcı bir etki yarattı
patlayıcı
bir binayı veya yapıyı tamamen yok edebilen madde
The police found an explosive in the building
Polis binada bir patlayıcı buldu
takip etmek
Sahnedebirini veya bir şeyi yakından izlemek
I need to keep tabs on my expenses
Harcamalarımı takip etmem gerekiyor
terim
Sahnedebelirli bir bağlamda kullanılan kelime veya ifade
This is a technical term
Bu teknik bir terimdir
şart
bir anlaşmanın kuralı veya parçası
The terms of the contract are fair
Sözleşmenin şartları adildir
dönem
belirli bir görev süresi veya zaman dilimi
His term in office ends soon
Görev süresi yakında doluyor
terim
dilde özel bir anlamı olan kelime veya ifade
This is a technical term
Bu teknik bir terimdir
adlandırmak
bir şeyi tanımlamak için belirli bir kelime veya ifade kullanmak
They termed the project a failure
Bu projeyi başarısızlık olarak adlandırdılar
tamir etmek
Sahnedebozulan bir şeyi yeniden çalışır hale getirmek
Can you fix my bike?
Bisikletimi tamir edebilir misin?
zor durum
zor veya nahoş bir durum
They are in a real fix
Onlar gerçekten zor bir durumda
hile karıştırmak
bir yarışma veya oylama sonucunu önceden haksız yere belirlemek
They tried to fix the election
Seçime hile karıştırmaya çalıştılar
sabitlemek
bir şeyi belli bir yerde duracak şekilde tutturmak
Please fix the shelf to the wall
Lütfen rafı duvara sabitleyin
meşale
Sahnedeışık vermek için yakılan sopa
He carried a torch
Elinde bir meşale taşıyordu
pürmüz
Sahnedekaynak yapma veya kesme için sıcak alev çıkaran alet
He used a torch to cut the metal
Metali kesmek için pürmüz kullandı
yakıp yıkmak
bir şeyi ateşle yok etmek
They torched the building
Binayı ateşe verdiler
ateşe vermek
bir şeyi kasıtlı olarak yakmak
They threatened to torch the building
Binayı ateşe vermekle tehdit ettiler
ateşe vermek
bir şeyi kasıtlı olarak yakmak veya ciddi şekilde zarar vermek
The vandals tried to torch the building
Vandallar binayı ateşe vermeye çalıştı
eski aşka özlem
eski bir sevgiliye karşı beslenen romantik hisler
He still carries a torch for his ex-girlfriend
Eski kız arkadaşına hala özlem duyuyor
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
değişiklik
Sahnedebir şey üzerinde yapılan düzeltme veya ayarlama
The plan needs a small modification
Planın küçük bir değişikliğe ihtiyacı var
durmak
Sahnedebir şeyin yanında veya yakınında konumlanmak
He stands at the door
Kapının önünde duruyor
yüzmek
Sahnedesuyun veya havanın üzerinde kalmak
The leaf floats on the water
Yaprak suyun üzerinde yüzüyor
ortaya atmak
başkalarının düşünmesi için bir fikir sunmak
He floated a new idea
Yeni bir fikir ortaya attı
borç vermek
birine kısa süreliğine para sağlamak
He can float me some cash for the ticket
Bilet için bana biraz nakit borç verebilir
dondurmalı içecek
dondurma ve gazlı içecek karışımı
I ordered a float
Bir dondurmalı içecek sipariş ettim
kortej aracı
geçit törenlerinde kullanılan süslü araç
The parade float was decorated with flowers
Geçit töreni aracı çiçeklerle süslenmişti
sürmek
Sahnedebelirli bir süre boyunca devam etmek
The movie lasts two hours
Film iki saat sürüyor
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
Sahnedeşu andan hemen önce olan
I saw her last week
Onu geçen hafta gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
geçen
şimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
korkutmak
Sahnedebirini korkutmak
Don't scare me
Beni korkutma
korku
ani korku hissi
It was a big scare
Büyük bir korkuydu
biliyordu
Sahnedebir durumu kavramış olmak
He knew the truth
Gerçeği biliyordu
biliyordu
bir konuda bilgi sahibi olmak
I knew the answer
Cevabı biliyordum
parça
Sahnedebir şeyin küçük bir kısmı
Give me a bit of paper
Bana küçük bir parça kağıt ver
numara
kısa bir performans veya rutin
He did a funny bit on stage
Sahnede komik bir numara yaptı
ısırdı
kesmek veya incitmek için dişlerini kullanmak
The dog bit him
Köpek onu ısırdı
biraz
kısa bir zaman dilimi
Wait a bit
Biraz bekle
açık
Sahnedekapalı veya engellenmiş olmayan
The window is open
Pencere açık
açık fikirli
yeni bir şeyi değerlendirmeye hazır
I am open to suggestions
Önerilere açığım
açık
kapalı olmayan
The store is open now
Mağaza şimdi açık
açmak
kapalı veya engelli olan bir şeyi erişilebilir hale getirmek
Please open the door
Lütfen kapıyı aç
tahmin etmek
Sahnedekesin bilgi sahibi olmadan bir fikir yürütmek
I guess that he is at home
Onun evde olduğunu tahmin ediyorum
tahmin
emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz bir fikir
It was just a guess
Sadece bir tahmindi
tahmin etmek
emin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
kesin olarak bilmeden bir cevap verme çabası
I made a guess about the answer
Cevap hakkında bir tahminde bulundum
tahmin
tam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
süsleme
Sahnedebir şeye eklenen gösterişli detay
He added a flourish to his signature
İmzasına süslü bir detay ekledi
gelişmek
Sahnedesağlıklı bir şekilde büyümek ve başarılı olmak
Plants flourish in this warm climate
Bitkiler bu sıcak iklimde iyi gelişir
savurmak
bir şeyi havada gösterişli bir şekilde hareket ettirmek
He flourished his sword in the air
O kılıcını havada savurdu
randevu gecesi
Sahnedesevgiliyle planlanan romantik akşam
we planned a romantic date night
romantik bir randevu gecesi planladık
romantik buluşma
partnerle geçirilen özel akşam
We have a date night this evening
Bu akşam romantik bir buluşmamız var
tap dansı
Sahnedeayak vuruşlarıyla ritim tutulan bir dans türü
She practiced tap dancing every day
Her gün tap dansı çalışıyordu
tap dansı
Ayakkabı uçlarındaki metal parçalarla yapılan bir dans türü
She loves tap dancing
O, tap dansı yapmayı çok seviyor
droid
Sahnedekendi başına hareket edip işlem yapabilen makine
The droid repaired the ship
Droid gemiyi tamir etti
eskiden yapmak
Sahnedegeçmişte düzenli olarak yapılan ama artık yapılmayan eylemler için kullanılır
I used to swim every day
Eskiden her gün yüzerdim
alışkın
bir durumu önceden deneyimlediği için ona aşina olma
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım
alışkın olmak
bir şeyi sık sık yaptığın için ona alışmış olmak
I am used to waking up early
Erken uyanmaya alışkınım
aşina olmak
bir şeyi önceden bildiğin için ona yabancılık çekmemek
I am familiar with these rules
Bu kurallara aşinayım
bin
Sahnede1.000 sayısı
I have a thousand books
Bin kitabım var
çabuk ol
Sahnedebirinden bir işi hemen yapmasını istemek için kullanılan ifade
Chop chop we need to leave now
Çabuk ol şimdi çıkmamız gerekiyor
çabuk ol
bir şeyi hızlıca yapması için söylenir
Chop chop, we are late
Çabuk ol, geç kaldık
kapsamlı
Sahnedetüm kısımları veya ayrıntıları kapsayan
This is a comprehensive list of rules
Bu, kuralların kapsamlı bir listesidir
tanımak
Sahnedebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
kontrol etmek
Sahnedebir şeyin doğru veya kabul edilebilir olduğundan emin olmak
I need to check my answers
Cevaplarımı kontrol etmem gerekiyor
hesap
ödenmesi gereken miktarı gösteren belge
Can I have the check please
Hesabı alabilir miyim lütfen
teslim etmek
bir şeyi geçici olarak emanete bırakmak
You can check your bags here
Çantalarınızı buraya teslim edebilirsiniz
kareli
kumaş üzerindeki küçük kareli desen
He wore a check shirt
Kareli bir gömlek giydi
hesap
bir hizmet veya yemek için ne kadar borcunuz olduğunu gösteren kağıt parçası
Could we have the check please
Hesabı alabilir miyiz lütfen
kontrol etmek
bir şeye dikkatlice bakmak
Please check your answers
Lütfen cevaplarınızı kontrol edin
kahramanca
Sahnedeçok cesur ve takdir edilen
He made a heroic effort
Kahramanca bir çaba sarf etti
baskı
Sahnedetaleplerin neden olduğu stres veya endişe hissi
He is under a lot of pressure
Çok fazla baskı altında
basınç
bir şeye karşı uygulanan itme gücü
The water pressure is high
Su basıncı yüksek
baskı yapmak
birine bir şey yaptırmaya çalışmak
They pressured him to sign the paper
Kağıdı imzalaması için ona baskı yaptılar
prototip
Sahnedebir şeyin ilk veya orijinal örneği
They are testing a new prototype
Yeni bir prototip test ediyorlar
prototip
yeni bir şeyin ilk örneği
This is the first prototype of the car
Bu, arabanın ilk prototipidir
birey
Sahnedetek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
kişi
insan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
şahıs
belirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
aile
Sahnedekan veya evlilikle birbirine bağlı kişiler
I love my family
Ailemi seviyorum
yemek tarifi
yemek hazırlamak için gerekli talimatlar
Please follow the family for this dish
Lütfen bu yemek için tarifi izle
bölüm
bir televizyon dizisinin parçası
I watched the first family of the show
Dizinin ilk bölümünü izledim
eksiklik
Sahnedebir şeyin olmaması durumu
There is a lack of water
Su eksikliği var
eksik olmak
gerekli olan bir şeye sahip olmama
We lack the money to buy a car
Araba almak için paramız eksik
eksiklik
bir şeyin yeterli miktarda bulunmaması
There is a lack of food
Yiyecek eksikliği var
tutuşturmak
Sahnedebir şeyin yanmaya başlamasını sağlamak
The spark will ignite the fuel
Kıvılcım yakıtı tutuşturacak
tutuşturmak
bir şeyin yanmaya başlamasını sağlamak
He used a match to ignite the fire
Ateşi tutuşturmak için bir kibrit kullandı
tetiklemek
bir şeyin başlamasına neden olmak
This speech ignited a debate
Bu konuşma bir tartışmayı tetikledi
dış ses
Sahnedeekranda görünmeyen birinin yaptığı seslendirme
The movie used a voice over to tell the story
Film hikayeyi anlatmak için dış ses kullandı
çok
Sahnedeçok sayıda olan
I have many books
Çok kitabım var
sarhoş
Sahnedealkolün etkisi altında olan
He got lit at the party
Partide sarhoş oldu
hızla ayrılmak
bir yerden aceleyle uzaklaşmak
He lit out of there
Oradan hızla ayrıldı
yakmak
ateşe vermek
She lit the candle
Mumu yaktı
edebiyat
roman ve şiir gibi yazılı eserler
I am taking a class on American lit
Amerikan edebiyatı üzerine bir ders alıyorum
aydınlanmış
ışık ile parlak hale getirilmiş
The room was lit by lamps
Oda lambalarla aydınlatılmıştı
yaktı
bir şeyi ateşleyerek tutuşturdu
He lit the campfire last night
O kamp ateşini dün gece yaktı
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
demek istemek
konuşurken bir şeyi açıklamak için kullanılan ifade
I mean to say that we are late
Geç kaldığımızı demek istiyorum
müthiş
çok iyi veya yetenekli
She plays a mean tennis match
O müthiş bir tenis maçı çıkarıyor
yani
konuşurken duraksamak veya açıklık getirmek için kullanılan söz
I mean it is not raining today
Yani bugün yağmur yağmıyor
anlamına gelmek
bir şeyin ne olduğunu belirtmek
A red light means stop
Kırmızı ışık dur anlamına gelir
yöntem
bir işi yapmanın yolu
They used a simple mean to fix it
Bunu düzeltmek için basit bir yöntem kullandılar
temsil etmek
bir fikri ifade etmek veya göstermek
The flag means our country
Bayrak ülkemizi temsil eder
biraz
Sahnedeküçük bir derecede
I am slightly tired
Biraz yorgunum
dolu
Sahnedebir şeyin içinde çok miktarda bulunan
The room is full of people
Oda insanlarla dolu
hanım
Sahnedebir erkeğin eşi (gayriresmi)
I'll have to ask the missus
Hanıma sormam gerekecek
gürültü
Sahnededuyulan ses
There is a lot of noise
Çok fazla gürültü var
her seferinde
Sahnedebir şey her gerçekleştiğinde
Every time I see him I smile
Onu her gördüğümde gülümsüyorum
matematik
Sahnedesayıların ve şekillerin incelendiği bilim
I like math
Matematiği severim
matematik
Sahnedesayıların ve şekillerin özelliklerini inceleyen bilim dalı
I study math at school
Okulda matematik çalışıyorum
gergin
Sahnedegelecekte ne olacağı konusunda endişeli veya korkmuş
I feel nervous about the exam
Sınav hakkında gergin hissediyorum
gergin
kolayca endişelenen veya huzursuz olan
I feel nervous before the exam
Sınavdan önce gergin hissediyorum
kol
Sahnedegömlek veya ceketin kolu örten kısmı
This shirt has long sleeves
Bu gömleğin kolları uzun
kılıf
bir nesneyi korumak için kullanılan kap
This sleeve protects my laptop
Bu kılıf dizüstü bilgisayarımı koruyor
şarap
Sahnedeüzümden yapılan alkollü içecek
I drink red wine
Kırmızı şarap içerim
ağırlamak
birinin beğenisini kazanmak için ona yemek veya içki ısmarlamak
They wined and dined the potential client
Potansiyel müşteriyi güzelce ağırladılar
temsil etmek
Sahnedebiri adına hareket etmek veya konuşmak
The lawyer represents the client
Avukat müvekkili temsil ediyor
simgelemek
bir şey için sembol veya işaret olmak
The dove represents peace
Güvercin barışı simgeler
temsil etmek
bir şeyi simgelemek veya ifade etmek
The red color represents danger
Kırmızı renk tehlikeyi temsil eder
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
tutmak
toplamı belli bir miktara ulaşmak
The bill comes to ten dollars
Fatura on dolar tutuyor
söz konusu olmak
belirli bir konuyla ilgili olmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirme söz konusu olduğunda en iyisi odur
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
varmak
belirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
gelince
bir konu hakkında konuşmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirmeye gelince o en iyisidir
başvurmak
yardım veya bir şey istemek için birine gitmek
She came to me for advice
Tavsiye almak için bana başvurdu
yardımına gelmek
birine destek ya da yardım sunmak
She came to his aid when he fell
Düştüğünde onun yardımına geldi
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
varmak
belirli bir toplam rakama ulaşmak veya bir karara varmak
The total bill comes to fifty dollars
Toplam hesap elli dolara varıyor
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak veya amaçlamak
How did you come to do that
Bunu yapmaya nasıl niyetlendin
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
dikkatini çekmek
bir durumun veya bilginin birinin farkına varması
The mistake came to my notice yesterday
Hata dün dikkatimi çekti
yerleşmek
biriyle aynı evde oturmaya başlamak
They came to live in this house
Bu eve yaşamaya geldiler
yaklaşmak
bir kişiye veya yere doğru hareket etmek
The stranger came to me
Yabancı bana yaklaştı
varmak
bir yere ulaşmak
We finally came to the station
Sonunda istasyona vardık
gelmek
belirli bir amaç için bir yere ulaşmak
I came to help you
Sana yardım etmeye geldim
katılmak
bir etkinliğe veya yere gitmek
Did you come to the party
Partiye geldin mi
aklına gelmek
düşüncelerine girmek
The idea came to me
Fikir aklıma geldi
zihninde belirmek
aniden zihnine girmek
The thought came to him
Düşünce zihninde belirdi
noktaya gelmek
belirli bir duruma veya sonuca ulaşmak
We have come to the end
Sona geldik
hale gelmek
belirli bir duruma ulaşmak
The situation has come to this
Durum bu hale geldi
ayılmak
bilincini tekrar kazanmak
The patient finally came to
Hasta ayıldı
kendine gelmek
baygınlıktan sonra tekrar bilincini kazanmak
He came to after the accident
Kazadan sonra kendine geldi
aklı başına gelmek
zihinsel olarak normale dönmek
He has finally come to his senses
Sonunda aklı başına geldi
gözünü açmak
bayıldıktan sonra bilincini geri kazanmak
She came to after a few minutes
Birkaç dakika sonra gözünü açtı
hatırlamak
bir şeyi aniden düşünmeye başlamak
The name came to me
İsmi hatırladım
sonuçlanmak
belirli bir duruma varmak
The talks came to nothing
Görüşmeler sonuçsuz kaldı
tutmak
belirli bir miktara ulaşmak
The bill came to fifty dollars
Hesap elli dolar tuttu
ziyaret etmek
birini görmek için bir yere gitmek
They came to see us
Bizi ziyaret etmeye geldiler
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunurken kullanılan kelime
Please come here
Lütfen buraya gel
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
anlaşıldı
telsiz mesajını almak ve kavramak
Please the transmission
İletiyi anladım
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
lütfen
nazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
lütfen
bir ricayı daha nazik hale getirmek için kullanılır
Close the door please
Lütfen kapıyı kapat
lütfen
nazik bir şekilde bir şey istemek için kullanılır
Please wait here
Lütfen burada bekle
lütfen
birinden kibarca bir şey talep etmek için kullanılır
Please listen to me
Lütfen beni dinle
memnun etmek
birini mutlu veya tatmin etmek
It is hard to please everyone
Herkesi memnun etmek zordur
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
Sahnedebir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsat bulmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
rahatsız etmek
birini kızdırmak veya üzmek
His constant talking really gets to me
Onun sürekli konuşması beni gerçekten rahatsız ediyor
fırsat bulmak
bir şeyi yapma şansına sahip olmak
I finally got to see the movie
Sonunda filmi görme fırsatı buldum
sinirini bozmak
birini sinirlendirmek veya üzmek
His comments really got to me
Yorumları gerçekten sinirimi bozdu
başlamak
bir işi yapmaya koyulmak
We need to get to work
İşe başlamamız gerekiyor
ilgili olmak
bir şeyle bağlantılı olmak
This point gets to the main issue
Bu nokta asıl sorunla ilgili
varmak
bir yere ulaşmak
We got to the hotel at noon
Otele öğlen vardık
gitmek
bir etkinliğe ulaşmak
I cannot get to the party today
Bugün partiye gidemiyorum
yapabilmek
bir şeyi yapma izni olmak
I get to stay up late tonight
Bu gece geç saatlere kadar oturabiliyorum
izinli olmak
bir şeyi yapmaya yetkili olmak
She gets to drive the car today
Bugün arabayı sürme izni var
başlamak
bir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
zorunda olmak
bir şeyi yapma mecburiyeti
I get to finish this task now
Bu görevi şimdi bitirmek zorundayım
fırsatı olmak
bir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
imkanı olmak
bir şeyi yapma olanağı
We get to visit them next week
Gelecek hafta onları ziyaret etme imkanımız var
yetkili olmak
yapma yetkisi bulunmak
You get to pick the winner
Kazananı seçme yetkin var
şansı olmak
bir şeyi yapma fırsatı
We get to win the prize
Ödülü kazanma şansımız var
olanağı olmak
yapma olanağına sahip olmak
They get to see the show
Gösteriyi izleme olanakları var
mecbur kalmak
yapma mecburiyetinde olmak
I get to pay for dinner
Akşam yemeğini ödemeye mecbur kalıyorum
etkilemek
birini duygu olarak sarsmak
His rude comments really get to me
Kaba yorumları beni gerçekten etkiliyor
başarmak
bir işi başarıyla tamamlamak
She got to finish the race
Yarışı bitirmeyi başardı
becermek
bir şeyi yapmayı başarmak
We finally got to see the view
Sonunda manzarayı görmeyi becerdik
gerek duymak
bir şeyi yapmaya ihtiyaç duymak
I get to ask him for help
Ondan yardım istemeye gerek duyuyorum
ihtiyaç duymak
yapma zorunluluğu hissetmek
You get to send these emails
Bu e-postaları göndermeye ihtiyaç duyuyorsun
ele almak
bir işe veya konuya başlamak
Let us get to the next point
Bir sonraki maddeyi ele almaya başlayalım
girişmek
bir faaliyete başlamak
I will get to cleaning later
Evi temizlemeye daha sonra girişeceğim
koyulmak
işe veya çalışmaya başlamak
We should get to working now
Şimdi çalışmaya koyulmalıyız
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
kıyamet
Sahnedegenellikle bir felaketle gelen dünyanın sonu
He believes in doomsday
O, kıyamet gününe inanıyor
durum
Sahnedebir durumu etkileyen koşullar
It was a difficult circumstance
Zor bir durumdu
odaklanmak
Sahnedebir hedefe doğru ilerlemek veya dikkatini bir noktaya toplamak
The missile homed in on the target
Füze hedefe yöneldi
sevmek
Sahnedebirine karşı güçlü sevgi ve şefkat duymak
I love my family
Ailemi seviyorum
çok sevmek
bir şeyi veya birini çok fazla sevmek
I love chocolate
Çikolatayı çok severim
çok istemek
bir şeyi çok fazla istemek
I would love a cup of coffee
Bir fincan kahve çok isterdim
sevişmek
cinsel ilişkiye girmek
They made love
Seviştiler
alışık olmak
Sahnedebir duruma alışmış veya rahat olmak
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışığım
yapardı
geçmişte düzenli olarak yapılan eylem
He used to swim every day
Her gün yüzerdi
eskiden yapardı
geçmişte düzenli olarak olup artık olmayan durum
I used to smoke
Eskiden sigara içerdim
alışkın
deneyim veya alışkanlık yoluyla bir şeye aşina olma
I am used to waking up early
Erken kalkmaya alışkınım
alışkın olmak
bir durumu çok kez yaşadığın için ona aşina olmak
I am used to living alone
Yalnız yaşamaya alışkınım
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
durdurmak
bir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the spread of the virus
Virüsün yayılmasını durdurmalıyız
durdurmak
bir şeyin devam etmesini engellemek
Please stop the noise
Lütfen gürültüyü durdur
bitirmek
bir eylemi sona erdirmek
We have to stop our work
İşimizi bitirmek zorundayız
durmak
hareketin veya işin sona ermesi
You should stop here
Burada durmalısın
durak
otobüs veya trenin yolcu aldığı yer
Wait for me at the bus stop
Beni otobüs durağında bekle
son durak
yolculuğun sona erdiği yer
This is the final stop
Burası son durak
ıh
Sahnedeçaba sarf ederken veya ani bir duygu gösterirken çıkarılan ses
Unh! This box is heavy
Ih! Bu kutu çok ağır
ı-ıh
hayır anlamında kullanılan ses
Unh I do not want to go
ı-ıh gitmek istemiyorum
hayır sesi
hayır demek için çıkarılan ses
She said unh to the question
Soruya hayır sesi ile karşılık verdi
ayaklar
Sahnedevücudun üzerinde durulan kısımları
My feet are cold
Ayaklarım soğuk
fit
Sahnede12 inç değerindeki uzunluk ölçü birimi
The wall is ten feet high
Duvar on fit yüksekliğinde
fit
12 inç uzunluğa eşit ölçü birimi
The room is 10 feet wide
Oda 10 fit genişliğindedir