

Arrow — Season 6 Episode 4
Kelimeler ve anlamları
801 kelime
Seviye
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan veya tamamen
I absolutely agree with you
Sana kesinlikle katılıyorum
kazıklamak
bir şey için çok fazla para istemek
They ripped me off
Beni kazıkladılar
taklit
bir şeyin kalitesiz kopyası
This song is a rip off
Bu şarkı bir taklit
hızla koparmak
bir şeyi hızla ve sertçe yerinden çıkarmak
He ripped off the bandage
Bandajı hızla kopardı
kazık
değerine göre çok pahalı olan şey
This taxi fare is a rip off
Bu taksi ücreti tam bir kazık
çalmak
başkasına ait olan bir şeyi izinsiz almak
He ripped off my wallet
Cüzdanımı çaldı
açlıktan ölmek
Sahnedeaşırı açlık nedeniyle acı çekmek
Many animals starve in winter
Birçok hayvan kışın açlıktan ölür
çok acıkmak
aşırı derecede acıkmak
I am starving
Çok acıktım
açlıktan ölmek
yiyeceksizlikten hayatını kaybetmek
Millions starved during the great famine
Büyük kıtlık sırasında milyonlarca insan açlıktan öldü
açlıktan can vermek
yiyecek bulamadığı için hayata veda etmek
Many animals starve in the winter
Kışın pek çok hayvan açlıktan can verir
olasılıksal
Sahnedeolasılığa dayanan
The model provides a probabilistic forecast
Model olasılıksal bir tahmin sunuyor
unutmak
Sahnedebir şeyi akılda tutamamak
I forgot my keys
Anahtarlarımı unuttum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
mil
Sahnede1.609 kilometreye eşit bir uzaklık ölçüsü
The city is ten miles away
Şehir on mil uzakta
mil
1.609 kilometreye eşit bir uzunluk birimi
We walked for a mile
Bir mil boyunca yürüdük
mil
1.6 kilometreye eşit bir uzunluk birimi
That road is many miles long
O yol birçok mil uzunluğunda
mil
1.6 kilometreye eşit uzunluk birimi
The town is one mile away
Kasaba bir mil uzaklıkta
yedek
Sahnedeihtiyaç duyulduğunda kullanılabilecek fazladan şey
I have a backup plan
Bir yedek planım var
dışında
aynı seviye veya kategoride olmayan
This is out of my league
Bu benim ligimin dışında
-den yapılmış
bir malzemeden veya kaynaktan üretilmiş
It is made out of wood
Bu ahşaptan yapılmış
bitmiş
bir şeyin artık kalmaması
We are out of milk
Sütümüz bitti
-den dışarı
bir şeyi içeriden dışarı çıkarmak
Get out of the car
Arabadan çık
uzak
bir şeyden kaçınmak veya girmemek
Stay out of trouble
Beladan uzak dur
dışarı
içinden dışına doğru
He ran out of the house
Evden dışarı koştu
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
tam olarak adını koymak
bir durumun nedenini tam olarak kestirmek
I cannot put my finger on why he is upset
Neden üzgün olduğunu tam olarak kestiremiyorum
görünmez
Sahnedegörülemeyen
The ink is invisible
Mürekkep görünmezdir
kontrol etmek
Sahnedebir şeyi yönetmek veya ona hükmetmek
He can control the robot
Robotu kontrol edebilir
kontrol
bir şeyi yönetme veya düzenleme eylemi
She lost control of the car
Arabanın kontrolünü kaybetti
kontrol
deney sonuçlarını karşılaştırmak için kullanılan standart
The scientists used a control for their experiment
Bilim insanları deneyleri için bir kontrol kullandılar
akşam yemeği
Sahnedegünün genellikle akşam saatlerinde yenen ana öğünü
We are having chicken for dinner
Akşam yemeğinde tavuk yiyoruz
akşam yemeği
günün ana öğünü, genellikle akşam yenir
What's for dinner?
Akşam yemeğinde ne var?
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
açmak
bir konudan bahsetmeye başlamak
Do not bring up the problem
Problemi açma
bir araya getirmek
ayrı parçaları birleştirip tek bir bütün oluşturmak
We need to bring these parts together
Bu parçaları bir araya getirmemiz gerekiyor
öfke veya gerginlik
Sahnedeyoğun baskı veya öfke duygusu
He needed to blow off some steam
Biraz stres atmaya ihtiyacı vardı
buhar çıkarmak
dışarıya buhar vermek
The pot is steaming
Tencere buhar çıkarıyor
güç
bir işi yapabilme kuvveti
The project lost steam halfway through
Proje yarı yolda gücünü kaybetti
hızla ilerlemek
bir araçla çok hızlı hareket etmek
The train steamed into the station
Tren istasyona hızla girdi
tezgah
Sahnedemutfak tezgahının düz üst kısmı
Put the keys on the countertop
Anahtarları tezgahın üzerine koy
tezgah
mutfak dolabının üzerindeki düz çalışma yüzeyi
Keep the countertop clean
Tezgahı temiz tut
seçmek
bir grup arasından seçmek
Pick out a dress for the party
Parti için bir elbise seç
ayırt etmek
bir gruptaki birini tanımak veya bulmak
I could pick out my friend in the crowd
Kalabalığın içinde arkadaşımı ayırt edebildim
yöntem
Sahnedebir şeyi yapma yolu
This is a new method of teaching
Bu yeni bir öğretim yöntemidir
zorbaca
Sahnedeacımasız ve şiddet içeren bir şekilde hareket etme
His thuggish behavior scared everyone
Zorbaca davranışları herkesi korkuttu
affetmek
Sahnedebirinin hatası nedeniyle ona kızmayı bırakmak
Please forgive me
Lütfen beni affet
tek başına
Sahnedebaşka kimse olmadan
He traveled solo
Tek başına seyahat etti
paket servis
restorandan alınıp başka yerde yenmek üzere hazırlanan yemekler
Let's get take out tonight
Bu akşam paket servis söyleyelim
çıkarmak
bir şeyi bulunduğu yerden dışarı çıkarmak
Take out the trash
Çöpleri dışarı çıkar
yemeğe çıkarmak
birini romantik bir buluşmaya götürmek
He decided to take out his girlfriend
Kız arkadaşını yemeğe çıkarmaya karar verdi
hıncını çıkarmak
güçlü bir duyguyu veya öfkeyi birine yöneltmek
Please do not take out your anger on him
Lütfen öfkeni ondan çıkarma
rehber
Sahnedeisimlerin ve bilgilerin listelendiği bir kitap veya sistem
I looked up his number in the directory
Telefon numarasını rehberden buldum
protokol
Sahnederesmi kurallar veya izlenmesi gereken adımlar dizisi
We must follow the safety protocol
Güvenlik protokolüne uymalıyız
protokol
resmi durumlar için geçerli olan kurallar bütünü
The diplomat followed the protocol
Diplomat protokole uydu
hemvatan
Sahnedeaynı ülkeden olan kişi
He met a compatriot in London
Londra'da bir hemvatanıyla karşılaştı
sek
Sahnedebuz veya karıştırıcı olmadan servis edilen
He drinks his whiskey neat
Viskisini sek içer
harika
çok iyi veya etkileyici
That is a neat trick
Bu harika bir numara
düzenli
temiz ve düzenli
Her desk is always neat
Masası her zaman düzenlidir
tespit etmek
Sahnedebir şey hakkındaki gerçekleri ortaya çıkarmak
Doctors are trying to determine the cause of the illness
Doktorlar hastalığın nedenini tespit etmeye çalışıyor
karar vermek
bir şey hakkında seçim yapmak veya karar vermek
They determined the date of the wedding
Düğün tarihini belirlediler
saptamak
bir şeyi kesin olarak bulmak
The police will determine the truth
Polis gerçeği saptayacak
ziyaret etmek
Sahnedebir yere belirli bir süre kalmak için gitmek
I will visit my grandmother tomorrow
Yarın büyükannemi ziyaret edeceğim
ziyaret etmek
birini görmeye gitmek ve onunla vakit geçirmek
I will visit my grandmother
Babaannemi ziyaret edeceğim
musallat olmak
birine kötü bir durum veya sıkıntı vermek
The sickness visited the small town
Hastalık küçük kasabaya musallat oldu
önemsiz kimse
Sahnedehiçbir önemi olmayan kişi
He felt like a nobody
Kendini önemsiz biri gibi hissetti
önemsiz biri
Sahnedeönemli veya etkili olmayan kişi
He felt like a nobody at school
Okulda kendini önemsiz biri gibi hissediyordu
hiç kimse
hiçbir insan
Nobody is home
Evde hiç kimse yok
hiç kimse
hiçbir insan
Nobody was in the room
Odada hiç kimse yoktu
hariç
bir şeyi dışarıda tutarak
Everyone was there except for John
John hariç herkes oradaydı
hariç
bir şey dışında tutulan tek şeyi belirtmek için kullanılır
Everyone came except for John
John hariç herkes geldi
öpüşmek
romantik bir şekilde öpüşmek
They started to make out
Öpüşmeye başladılar
yapmak
bir şeyi bir maddeden üretmek veya oluşturmak
The desk is made out of oak
Masa meşe ağacından yapılmış
göstermek
birini olduğundan farklı veya belirli bir şekilde yansıtmak
They made him out to be a hero
Onu bir kahraman olarak gösterdiler
çözmek
bir şeyin ne olduğunu veya ne anlama geldiğini anlamak
I cannot make out the sign
Tabelayı çözemiyorum
düzenlemek
bir belgeyi veya çeki alacaklı adına göre doldurmak
Please make out the check to the landlord
Lütfen çeki ev sahibine düzenleyin
kabul etmek
sunulan bir şeyi almak
I will take it
Onu kabul edeceğim
öyle varsaymak
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I take it you agree
Katıldığını varsayıyorum
sır olarak sakla
bir şeyi başkalarına anlatmamak
Please take it to the grave
Lütfen bunu mezara kadar götür
başlamak
bir işe girişmek
You take it from here
Buradan devamını sen getir
saygısızlık etmek
Sahnedebirine kaba davranmak
Do not disrespect your teachers
Öğretmenlerine saygısızlık etme
sınav
Sahnedebilgi veya yeteneği ölçmek için hazırlanan sorular bütünü
I have a math test tomorrow
Yarın matematik sınavım var
denemek
kalitesini kontrol etmek için bir şeyi denemek
I want to test the new car
Yeni arabayı denemek istiyorum
tahlil
tıbbi bir durumu kontrol etmek için yapılan işlem
The doctor ordered a blood test
Doktor kan tahlili istedi
sınav
bilgiyi ölçmek için hazırlanan sorular bütünü
She failed the history test
Tarih sınavından kaldı
adamlar
Sahnedeerkekler için kullanılan samimi ifade
Those guys are tall
Şu adamlar uzun
arkadaşlar
bir grup insan için kullanılan samimi ifade
Hi guys
Selam arkadaşlar
adam
bir erkek için kullanılan samimi ifade
He is a nice guy
O iyi bir adam
millet
bir grup insan için kullanılan gayriresmi ifade
Listen guys
Dinleyin millet
vermemek
Sahnedebir şeyi vermeyi reddetmek
He decided to withhold the information
Bilgiyi vermemeye karar verdi
arbalet
Sahnedetahta bir gövdeye sabitlenmiş bir yayla ok atan silah
He used a crossbow to hunt
Avlanmak için bir arbalet kullandı
sabitlemek
Sahnedebir şeyi sabit veya dengeli hale getirmek
We need to stabilize the table
Masayı sabitlememiz gerekiyor
sabitlemek
bir şeyi sabit veya dengeli hale getirmek
The doctor tried to stabilize the patient
Doktor hastayı sabitlemeye çalıştı
istikrara kavuşturmak
bir şeyi daha kararlı veya daha az değişebilir hale getirmek
The new policy will help stabilize prices
Yeni politika fiyatları istikrara kavuşturmaya yardımcı olacak
cezaevi
Sahnedesuçluların kapatıldığı yer
The prison is very old
Cezaevi çok eski
hapishane
suç işleyenlerin cezalandırıldığı yer
He is in prison
O hapishanede
planlamak
bir şeyi yapmayı niyet etmek
I plan on going to the party
Partiye gitmeyi planlıyorum
maske
Sahnedeyüzü örtmek için kullanılan araç
He is wearing a mask
O bir maske takıyor
gizlemek
bir şeyi örtmek veya saklamak
She tried to mask her sadness
Üzüntüsünü gizlemeye çalıştı
gizlemek
bir şeyi örtmek veya saklamak
He tried to mask his nervousness
Sinirini gizlemeye çalıştı
Maske
1994 yapımı Amerikan komedi dram filmi
I really like the movie Mask
Maske filmini gerçekten seviyorum
yemin ederim
çok ciddi bir söz vermek
I will not tell anyone, cross my heart
Kimseye söylemeyeceğim, yemin ederim
sabır
Sahnedesakince bekleme yeteneği
Please have some patience
Lütfen biraz sabır gösterin
ateş gücü yetersiz kalmak
Sahnederakibinden daha zayıf silahlara veya kaynaklara sahip olmak
The small unit was completely outgunned by the enemy
Küçük birlik düşman karşısında ateş gücü bakımından yetersiz kaldı
üstün gelmek
bir rakipten daha güçlü donanıma sahip olmak
The small army was outgunned
Küçük ordu, silah gücüyle alt edildi
üretmek
Sahnedebir şeyi yapmak veya yetiştirmek
The factory produces cars
Fabrika araba üretiyor
sebze ve meyve
taze olarak toplanmış sebze ve meyveler
They sell local produce in this shop
Bu dükkanda yerel sebze ve meyveler satıyorlar
sunmak
bir şey talep edildiğinde onu vermek
Please produce your ticket
Lütfen biletinizi sunun
hoş
Sahnedemutluluk veya haz veren
That is a sweet gesture
Bu çok hoş bir davranış
süper
şaşkınlık veya heyecan belirtmek için kullanılır
Sweet! I got the tickets
Süper! Biletleri aldım
tatlı
şeker tadında olan
This apple is very sweet
Bu elma çok tatlı
tatlım
sevilen birine hitap ederken kullanılan isim
Goodnight, sweet
İyi geceler, tatlım
evli
Sahnedebir eşi olan
Are you married?
Evli misiniz?
bağlı
bir şeye veya fikre güçlü bir şekilde bağlı olma
He is married to his work
İşine çok bağlı
meşgul
Sahnedeyapılacak çok işi olan
I am very busy today
Bugün çok meşgulüm
meşgul
yapacak çok işi olan
I am busy today
Bugün meşgulüm
yoğun
çok fazla aktivitenin olduğu
This is a busy street
Burası yoğun bir cadde
göz açıp kapayıncaya kadar
çok kısa bir süre içinde
Summer will be here before you know it
Bir bakmışsın yaz geldi
dolu
bir şeyin içinde çok miktarda bulunan
The room is full of people
Oda insanlarla dolu
otomatikleştirmek
Sahnedeişlemleri makineler veya bilgisayarlar aracılığıyla yürütmek
We need to automate this process
Bu süreci otomatikleştirmemiz gerekiyor
ihlal
Sahnedebir yasa veya kuralın çiğnenmesi
The company was sued for copyright infringement
Şirket telif hakkı ihlali nedeniyle dava edildi
zor dönem
zor veya tatsız bir deneyim
He is having a hard time at school
Okulda zor zamanlar geçiriyor
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
Sahnededaha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
kullanılabilir
Sahnedekullanılmaya uygun olan
The old computer is still useable
Eski bilgisayar hala kullanılabilir durumda
çaba
Sahnedebir şeyi başarmak için harcanan enerji
It takes a lot of effort to learn a language
Bir dil öğrenmek çok çaba gerektirir
tahmin etmek
Sahnedekanıtı olmadan bir şeyin doğru olduğuna inanmak
I suspect that he is lying
Yalan söylediğini tahmin ediyorum
şüphelenmek
birinin suçlu olduğunu veya bir şeyin yanlış olduğunu düşünmek
The police suspect him of the crime
Polis ondan şüpheleniyor
şüpheli
bir suçtan dolayı suçlu olduğu düşünülen kişi
The suspect was arrested yesterday
Şüpheli dün tutuklandı
şüphelenmek
bir şeyin kanıt olmadan doğru olduğuna inanmak
I suspect he is lying
Yalan söylediğinden şüpheleniyorum
zarf
Sahnedemektup koymak için kullanılan kağıt kap
Put the letter in the envelope
Mektubu zarfa koy
kolayca
Sahnedezorluk çekmeden
I can do it easily
Bunu kolayca yapabilirim
suçla ilgili
Sahnedesuçla veya yasalara aykırı olan
Criminal activities are illegal
Suç faaliyetleri yasa dışıdır
suçlu
Sahnedebir suç işleyen kimse
The criminal was arrested
Suçlu tutuklandı
endişe
Sahnedesizi huzursuz hissettiren şey
My main concern is the weather
Temel endişem hava durumu
ilgili olmak
belirli bir konuyla ilgili olmak
This book concerns history
Bu kitap tarihle ilgilidir
firma
büyük bir iş yeri veya şirket
It is a large manufacturing concern
Bu büyük bir üretim firmasıdır
mesele
ele almanız gereken iş veya görev
That is none of your concern
Bu senin meselen değil
öhöm
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için çıkarılan ses
Ahem, may I have your attention please
Öhöm, lütfen dikkatinizi çekebilir miyim
dikkat sesi
Sahnedebirini uyarmak veya sözünü kesmek için çıkarılan ses
She used an ahem to interrupt him
Onu durdurmak için dikkat sesi çıkardı
öhö
boğazı temizlemek için çıkarılan ses
Ahem she cleared her throat
Öhö diyerek boğazını temizledi
ehem
nezaketle dikkat çekmek için çıkarılan ses
Ahem please listen to me
Ehem lütfen beni dinleyin
amaç
Sahnedebir kişinin ulaşmak istediği hedef veya niyet
My aim is to learn English
Amacım İngilizce öğrenmek
nişan almak
bir şeyi belirli bir hedefe doğru yöneltmek
He aimed at the target
Hedefe nişan aldı
amaçlamak
birini memnun etmek için bir şeyler yapmaya çalışmak
We aim to please our customers
Müşterilerimizi memnun etmeyi amaçlıyoruz
hata
Sahnedeyanlış bir şeyin sorumluluğu
It was my fault
Benim hatamdı
fay
yer kabuğundaki büyük kırık
There is a fault line under this city
Bu şehrin altında bir fay hattı var
kusur
bir kişinin karakterindeki kötü veya zayıf özellik
Everyone has a personal fault
Herkesin kişisel bir kusuru vardır
bir yerde
Sahnedebelirlenmemiş veya bilinmeyen bir yer
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yere bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir konum
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
her zaman
sürekli veya çok sık
He talks all the time
O her zaman konuşur
velayet
Sahnedebir çocuğun bakımı üzerindeki yasal hak
She has custody of the children
Çocukların velayeti onda
gözaltı
Sahnedebir kişinin polis veya yetkililer tarafından tutulması
The suspect was taken into custody
Şüpheli gözaltına alındı
velayet
bir çocuğun yasal olarak bakımını üstlenme hakkı
The mother won custody of the children
Anne çocukların velayetini kazandı
kurmak
Sahnedebir şeyi kullanıma hazır hale getirmek için yerleştirmek
I need to install the new software
Yeni yazılımı kurmam gerekiyor
şirket
Sahnedemal veya hizmet satan kuruluş
He works for a big company
Büyük bir şirkette çalışıyor
misafir
Sahnedesizi ziyaret eden veya sizinle olan kişiler
I have company tonight
Bu akşam misafirim var
Company
popüler bir Amerikan televizyon programı
I watched the show Company
Company programını izledim
hedef
Sahnedeulaşılması planlanan şey
Our main objective is success
Ana hedefimiz başarıdır
tarafsız
kişisel duygulardan etkilenmeyen
A judge must be objective
Bir hakim tarafsız olmalıdır
ıh
Sahnedeçaba sarf ederken veya ani bir duygu gösterirken çıkarılan ses
Unh! This box is heavy
Ih! Bu kutu çok ağır
ı-ıh
hayır anlamında kullanılan ses
Unh I do not want to go
ı-ıh gitmek istemiyorum
hayır sesi
hayır demek için çıkarılan ses
She said unh to the question
Soruya hayır sesi ile karşılık verdi
başlangıç sermayesi
yeni bir projeyi veya işletmeyi başlatmak için kullanılan para
They need seed money to start the company
Şirketi kurmak için başlangıç sermayesine ihtiyaçları var
karpal tünel sendromu
bilek ve elde görülen ağrılı bir tıbbi durum
She has carpal tunnel syndrome
Onun karpal tünel sendromu var
bir süre daha kalmak
bir yerde ayrılmadan kalmaya devam etmek
Please stick around for a few minutes
Lütfen birkaç dakika daha burada kalın
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
engellemek
Sahnedebir şeyin hareket etmesini önlemek
The fallen tree blocks the road
Devrilmiş ağaç yolu engelliyor
kütle
bir şeyin büyük katı parçası
He used a block of ice
Bir buz kütlesi kullandı
blok
iki kavşak arasındaki sokak bölümü
Walk one block and turn left
Bir blok yürüyün ve sola dönün
kütük
infaz için kullanılan ahşap platform
The prisoner knelt on the block
Mahkum kütüğün önünde diz çöktü
devam etmek
bir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
olmak
meydana gelmek veya gerçekleşmek
What is going on here
Burada neler oluyor
çıkmak
bir yolculuğa veya tatile gitmek
They go on a vacation every summer
Her yaz tatile çıkarlar
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
katılmak
bir etkinliğe veya faaliyete dahil olmak
We decided to go on the tour
Tura katılmaya karar verdik
açılmak
bir cihazın veya ışığın çalışmaya başlaması
The heater goes on at night
Isıtıcı gece açılır
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
analiz
Sahnedebir şeyin dikkatli bir şekilde incelenmesi
The analysis of the data is complete
Verilerin analizi tamamlandı
düşünmek
bir konu hakkında fikir yürütmek
I need to think of a solution
Bir çözüm düşünmem gerekiyor
hatırlamak
birini veya bir şeyi zihne getirmek
I often think of my home
Sık sık evimi hatırlarım
aklına gelmek
bir fikir üretmek ya da bir şeyi hatırlamak
I can think of a better name
Daha iyi bir isim aklıma geliyor
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
farklı
Sahnedeaynı olmayan
We are different
Biz farklıyız
farklı
aynı olmayan veya benzerlik göstermeyen
These two books are different
Bu iki kitap birbirinden farklı