

Arrow — Season 6 Episode 7
Kelimeler ve anlamları
852 kelime
Seviye
farkında
Sahnedeçevresinde olup bitenlerin farkında olan
She was conscious of the noise
Gürültünün farkındaydı
seçim
Sahnedebir şeyi seçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçkin
çok iyi kalitede olan
We were served choice wine
Bize seçkin bir şarap ikram edildi
seçim
birinin en çok tercih ettiği şey
This blue dress is my choice
Bu mavi elbise benim seçimim
yerleştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeyin içine yerleştirmek
The doctor will implant a chip
Doktor bir çip yerleştirecek
dışlamak
Sahnedebirini bir gruptan uzaklaştırmak veya dışarıda bırakmak
They froze him out of the group
Onu gruptan dışladılar
dışlama
birini bir grubun dışında tutma eylemi
The freeze out was intentional
Dışlama kasıtlıydı
oralarda bir yerlerde
Sahnededünyada veya bir yerde mevcut olan
There are many opportunities out there
Oralarda bir yerlerde birçok fırsat var
sıra dışı
tuhaf veya alışılmadık
His ideas are a bit out there
Fikirleri biraz sıra dışı
piyasada
halkın erişimine açık veya mevcut olan
Many good job offers are out there
Piyasada birçok iyi iş teklifi var
baskı altında yapılmış
Sahnedeyoğun stres altında hızla tamamlanan
The proposal was pressure cooked in just one hour
Teklif sadece bir saat içinde baskı altında hazırlandı
mış gibi yapmak
Sahnedebir şey gerçek değilken gerçekmiş gibi davranmak
He pretended to be asleep
Uyuyormuş gibi yaptı
mış gibi yapmak
bir şey gerçekmiş gibi davranmak
The kids pretend to be superheroes
Çocuklar süper kahramanmış gibi yapıyor
rol yapmak
gerçek olmayan bir durumu doğruymuş gibi davranmak
The children like to pretend they are pirates
Çocuklar korsanmış gibi davranmayı severler
taklit etmek
bir şeyin gerçek olmadığını bilerek öyleymiş gibi yapmak
The child likes to pretend he is a superhero
Çocuk kahramanmış gibi yapmayı sever
kocaman
Sahnedeboyut veya miktar olarak çok büyük
He lives in a huge house
Kocaman bir evde yaşıyor
büyük
son derece önemli veya etkili olan
This is a huge decision for us
Bu bizim için büyük bir karar
özlemek
Sahnedebirinin yokluğunu hissedip üzülmek
I miss my family
Ailemi özlüyorum
kaçırmak
bir şeye yetişememek veya orada olmamak
I missed the bus
Otobüsü kaçırdım
ıskalamak
hedefi vuramamak veya tutturamamak
He missed the target
Hedefi ıskaladı
hanımefendi
genç kadın veya kız çocuk
Miss Taylor is my teacher
Bayan Taylor benim öğretmenim
harika
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
You did a terrific job
Harika bir iş çıkardın
fotoğraf
Sahnedekamera ile çekilen resim
I took a photo
Bir fotoğraf çektim
fotoğraf
kamera ile çekilen basılı veya dijital görüntü
I took a photo of the cat
Kedinin bir fotoğrafını çektim
terörist
Sahnedesiyasi hedefler için şiddet kullanan kişi
The police arrested the terrorist
Polis teröristi tutukladı
terörist
siyasi amaçlar doğrultusunda şiddete başvuran kimse
He was labeled as a terrorist
O, bir terörist olarak damgalandı
sinir
Sahnedevücutta hisleri ve mesajları taşıyan iplik benzeri kısım
He damaged a nerve in his leg
Bacağındaki bir siniri zedeledi
cesaret
zor veya korkutucu bir şeyi yapma yeteneği
I don't have the nerve to do it
Bunu yapacak cesaretim yok
gerginlik
endişe veya huzursuzluk hissi
She felt a lot of nerve before the performance
Performans öncesinde çok gerginlik hissetti
soğukkanlılık
sakin kalma ve öfkelenmeme yeteneği
He kept his nerve during the crisis
Kriz anında soğukkanlılığını korudu
anladım
Sahnedebir şeyi anlamak
I got it
Anladım
ayaklar
Sahnedevücudun üzerinde durulan kısımları
My feet are cold
Ayaklarım soğuk
fit
Sahnede12 inç değerindeki uzunluk ölçü birimi
The wall is ten feet high
Duvar on fit yüksekliğinde
fit
12 inç uzunluğa eşit ölçü birimi
The room is 10 feet wide
Oda 10 fit genişliğindedir
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
arkasına yaslanmak
Sahnedearkaya doğru yaslanıp rahatlamak
Just lay back and relax
Sadece arkana yaslan ve rahatla
geriye dönük takip etmek
Sahnedebir yolu takip ederek başlangıç noktasına varmak
Researchers backtrace the data to the original server
Araştırmacılar veriyi orijinal sunucuya kadar geriye dönük takip ettiler
geri izlemek
bir şeyin kökenine ulaşmak için geriye doğru gitmek
The detective had to backtrace the criminal's steps
Dedektif suçlunun adımlarını geriye doğru izlemek zorundaydı
kökene inmek
bir olayın başlangıç noktasını ortaya çıkarmak
It is hard to backtrace the rumour to its source
Söylentinin kökenine inmek zordur
güvenilirlik
Sahnedegüvenilmeye veya inanılmaya değer olma özelliği
The witness lost her credibility in court
Tanık mahkemede güvenilirliğini yitirdi
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
tarif edilemez
Sahnedebetimlenemeyecek kadar büyük veya aşırı
She felt unspeakable joy
Tarif edilemez bir mutluluk hissetti
beklenti
Sahnedebir şeyi heyecanla bekleme hissi
There was a lot of anticipation before the concert
Konser öncesinde büyük bir beklenti vardı
tehlikeden uzak
Sahnedetehlike veya sorundan arınmış
You are in the clear now
Artık tehlikeden uzaksın
hareket
Sahnedebir konumun veya yerin değiştirilmesi eylemi
The sudden movement scared the bird
Ani hareket kuşu korkuttu
hareket
ortak bir amaç için birlikte çalışan insan grubu
They started a new social movement
Yeni bir sosyal hareket başlattılar
dışkılama
vücuttan atıkların çıkarılması eylemi
The doctor asked about his bowel movement
Doktor dışkılaması hakkında sordu
yıkım
Sahnedebir şeyi yok etme veya yıkma eylemi
The storm caused a lot of destruction
Fırtına çok fazla yıkıma neden oldu
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
tek
eşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
sadece
daha fazlası olmayan
I have only two dollars
Sadece iki dolarım var
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
kanıt
Sahnedebir gerçeğin doğru olduğunu gösteren şey
Do you have any proof
Hiç kanıtın var mı
geçirmez
bir şeye karşı dayanıklı olan
This watch is waterproof
Bu saat su geçirmez
düzeltmek
hataları bulmak için dikkatlice okumak
You should proof your essay
Kompozisyonunu gözden geçirmelisin
doğru yol
Sahnedebir işi yapmanın en uygun veya kabul edilebilir şekli
This is the right way to do it
Bunu yapmanın doğru yolu bu
bilgisayar korsanı
Sahnedebilgisayarlara yasadışı yollarla erişim sağlayan kişi
The hacker hacked the system
Bilgisayar korsanı sisteme sızdı
siber saldırgan
bilgisayar sistemlerine izinsiz giren kimse
A hacker broke into the secure network
Siber saldırgan güvenli ağa izinsiz girdi
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
durdurmak
bir süreci veya çalışmayı sona erdirmek
The company killed the project
Şirket projeyi durdurdu
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
iyi haber
Sahnedesevindirici bir bilgi
I have some good news for you
Senin için iyi bir haberim var
yığın
Sahnedebir şeyden oluşan çok büyük miktar
There is a mountain of laundry
Bir yığın çamaşır var
dağ
yer kabuğundaki büyük doğal yükselti
I climbed a high mountain
Yüksek bir dağa tırmandım
yerini bulmak
Sahnedebir şeyin nerede olduğunu keşfetmek
I cannot locate my keys
Anahtarlarımın yerini bulamıyorum
yerleşmek
belirli bir yerde bulunmak
The company is located in London
Şirket Londra'da yer alıyor
bağlantı
Sahnedeiki veya daha fazla şeyi birbirine bağlayan şey
There is a link between the two events
İki olay arasında bir bağlantı var
bağlamak
iki şeyi birbirine bağlamak veya birleştirmek
The bridge links the two cities
Köprü iki şehri birbirine bağlıyor
minnettar
Sahnedeşükran duyan veya teşekkür eden
I am thankful for your help
Yardımın için minnettarım
alarm
Sahnedetehlikeyi bildiren yüksek sesli uyarı sinyali
The fire alarm rang
Yangın alarmı çaldı
alarm
Sahnedeinsanları uyarmak için yüksek ses çıkaran cihaz
He set the alarm for seven
Alarmı yediye kurdu
endişelendirmek
birini korkutmak veya endişeye sevk etmek
Don't alarm the children
Çocukları endişelendirme
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
giymek veya takmak
Sahnedevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
yormak
birini aşırı derecede yormak
The hard work began to wear him
Zor iş onu yormaya başladı
giysi
vücudu örtmek için kullanılan eşyalar
This shop sells sports wear
Bu mağaza spor giysileri satıyor
giymek
üzerinde kıyafet bulunması
I wear a coat in winter
Kışın palto giyerim
giymek
vücudun kıyafetle kaplı olması
She wears a beautiful dress
O güzel bir elbise giyiyor
giymek
üzerinde bir giysi bulundurmak
He wears a blue shirt
O mavi bir gömlek giyiyor
takmak
vücudunda aksesuar veya benzeri bir şey taşımak
You should wear a mask
Bir maske takmalısın
giymek
bir kıyafeti üzerine geçirmek
Wear your jacket before leaving
Çıkmadan önce ceketini giy
giymek
vücuduna kıyafet geçirmek
She wears her new shoes
O yeni ayakkabılarını giyiyor
sözlü
Sahnedekonuşma yoluyla ifade edilen
Spoken English is different from written English
Sözlü İngilizce, yazılı İngilizceden farklıdır
konuşulan
ağız yoluyla sesler çıkarılarak ifade edilen
English is a spoken language
İngilizce konuşulan bir dildir
konuşmuş
bir konu hakkında söz söylemiş olan
He has spoken about this issue
O bu konu hakkında konuşmuş
Sayın Hakim
SahnedeBir hakime hitap ederken kullanılan saygılı ifade
Your Honor may I speak
Sayın Hakim konuşabilir miyim
uyandırmak
Sahnedebirini uykudan uyandırmak
Wake up your sister
Kız kardeşini uyandır
uyanmak
Sahnedeuykudan çıkıp bilincin yerine gelmesi
I wake up at seven
Saat yedide uyanırım
uyanma
uykudan uyanma eylemi
My early wake-up made me tired
Erken uyanmam beni yordu
iyileştirmek
Sahnedebir hastalığı veya sorunu ortadan kaldırmak
The medicine cured her
İlaç onu iyileştirdi
iyileştirmek
hasta birini sağlıklı hale getirmek
The doctor cured the patient
Doktor hastayı iyileştirdi
tuzlayarak saklamak
gıdayı tuz veya dumanla korumak
They cure the meat with salt
Eti tuzlayarak saklarlar
çare
sağlığı geri kazandıran şey
They found a cure for the flu
Gribe bir çare buldular
arkasını dönmek
Sahnedeyönünü değiştirip ters tarafa bakmak
Turn around and look at me
Arkana dön ve bana bak
tersine çevirmek
kötü giden bir durumu iyileştirmek
The new manager turned the business around
Yeni müdür işletmeyi düzeltti
düzeltmek
kötü bir durumu çok daha iyi hale getirmek
The new plan will turn around the company
Yeni plan şirketi düzeltecek
dönüş
yön veya fikirde yaşanan tam bir değişiklik
The sudden turnaround in his opinion was surprising
Onun fikrindeki ani dönüş şaşırtıcıydı
genel merkez
Sahnedebir şirketin veya kuruluşun yönetildiği ana bina
The company has a headquarter in London
Şirketin Londra'da bir genel merkezi var
bileşik
Sahnedefarklı maddelerin birleşimi
Water is a chemical compound
Su kimyasal bir bileşiktir
yerleşke
ortak bir amacı olan bina grubu
They live in a secure compound
Güvenli bir yerleşkede yaşıyorlar
bileşik yay
ok atmak için kullanılan mekanik bir yay türü
He aims with his compound
O bileşik yayıyla nişan alıyor
birleştirmek
iki veya daha fazla şeyi bir araya getirmek
They compound various ingredients to make the medicine
İlacı yapmak için çeşitli malzemeleri birleştiriyorlar
düşünmek
Sahnedebir konu üzerinde dikkatlice düşünmek
I will consider your offer
Teklifinizi düşüneceğim
saymak
bir şeyi belli bir şekilde görmek veya kabul etmek
I consider him a friend
Onu bir arkadaşım olarak görüyorum
dikkate almak
bir karar verirken belirli bir durumu düşünmek
You should consider the cost before buying it
Satın almadan önce maliyeti dikkate almalısın
içinde
Sahnedebelirli bir zaman veya mekanın içinde
I will arrive within an hour
Bir saat içinde varacağım
belki
Sahnedebir şeyin doğru olabileceğini belirtmek için kullanılır
This is possibly the best way
Bu muhtemelen en iyi yol
ürkütücü
Sahnedekorku veya huzursuzluk hissi veren
This old house is creepy
Bu eski ev ürkütücü
tüyler ürpertici
korkutucu veya rahatsız edici
He is a creepy man
O tüyler ürpertici bir adam
ürpertici
hafif bir korku veya rahatsızlık hissi veren
That old house looks really creepy
O eski ev gerçekten ürpertici görünüyor
buradan çık
Sahnedebir yerden ayrılmak
Please get out of here
Lütfen buradan çık
yaymak
Sahnedebir şeyin daha fazla kişiye ulaşmasını sağlamak
They spread the news quickly
Haberi hızla yaydılar
yaymak
bir bilgiyi veya haberi pek çok kişiye ulaştırmak
They spread the news to everyone
Haberi herkese yaydılar
yemek sofrası
bir öğün için hazırlanmış çok çeşitli yemekler
They prepared a huge spread for the party
Parti için büyük bir yemek sofrası hazırladılar
açmak
bir şeyin parçalarını birbirinden ayırmak
He spread his fingers wide
Parmaklarını genişçe açtı
referandum
Sahnedehalkın doğrudan oy kullanarak bir siyasi konuyu karara bağlaması
The country will hold a referendum next month
Ülke gelecek ay referanduma gidecek
sağlamak
Sahnedebirinin ihtiyacı olan bir şeyi vermek
The company provides free food
Şirket ücretsiz yemek sağlıyor
sağlamak
ihtiyaç duyulan bir şeyi vermek
The company provides free water
Şirket ücretsiz su sağlıyor
şartıyla
bir durumun gerçekleşmesi için gereken koşulu belirtir
You can go out provided you finish your homework
Ödevini bitirmen şartıyla dışarı çıkabilirsin
sağlamak
ihtiyaç duyulan bir şeyi vermek veya sunmak
The hotel provides free breakfast
Otel ücretsiz kahvaltı sağlıyor
korkunç bir şekilde
Sahnedeçok kötü veya şoke edici bir biçimde
The house was horrifically damaged
Ev korkunç bir şekilde hasar görmüştü
değerlendirme
Sahnedebir şey üzerine dikkatlice düşünme
This project requires careful consideration
Bu proje dikkatli bir değerlendirme gerektiriyor
çözmek
Sahnededüşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure it out
Bunu çözemiyorum
rakam
bir sayıyı temsil eden sembol
The figure is written here
Rakam burada yazılı
şekil
bir kişinin veya şeyin biçimi
It is a strange figure
Bu tuhaf bir şekil
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please continue reading
Lütfen okumaya devam et
sürmek
olmaya veya gerçekleşmeye devam etmek
The rain continued all day
Yağmur tüm gün sürdü
sürdürmek
bir şeyi kararlılıkla yapmaya devam etmek
He continued his studies
Çalışmalarını sürdürdü
devam etmek
bir eylemi kesintisiz sürdürmek
They decided to continue the meeting
Toplantıya devam etmeye karar verdiler
yakında
Sahnedekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
biliyordu
Sahnedebir durumu kavramış olmak
He knew the truth
Gerçeği biliyordu
biliyordu
bir konuda bilgi sahibi olmak
I knew the answer
Cevabı biliyordum
çığlık atmak
Sahnedeyüksek sesle ve tiz bir şekilde bağırmak
She started to scream
Çığlık atmaya başladı
çığlık atmak
yüksek sesle bağırmak
She started to scream
O çığlık atmaya başladı
haykırmak
bir şeyi çok açık bir şekilde ifade etmek
His behavior screams guilt
Davranışları suçluluk haykırıyor
sevgili
Sahnedesevilen veya değer verilen
My dear friend is coming
Sevgili arkadaşım geliyor
eyvah
şaşkınlık veya üzüntü belirten ifade
Oh dear, I forgot my keys
Eyvah, anahtarlarımı unuttum
sayın
mektup veya e-posta başlangıcında kullanılan nezaket sözü
Dear Mr. Smith
Sayın Bay Smith
ağır
Sahnedehoş olmayan şekilde güçlü veya zalimce
The winter here is very harsh
Buradaki kış çok şiddetlidir
sert
kaba veya öfkeli bir şekilde konuşmak
He was very harsh with his staff
Personeline karşı çok sertti
acımasız
birinin keyfini veya eğlencesini bozacak şekilde davranmak
That was a harsh comment
Bu acımasızca bir yorumdu
söylemek
Sahnedebir şeyi sözlü olarak ifade etmek
She says hello to her teacher
Öğretmenine merhaba diyor
yazmak
bir metnin bir şeyi belirtmesi
The sign says stop
Tabelada dur yazıyor
ileri sürmek
bir düşünceyi veya inancı dile getirmek
He says that this is a bad idea
Bu fikrin kötü olduğunu ileri sürüyor
söylemek
birine sözlü olarak bilgi vermek
He says hello to everyone
O herkese merhaba söylüyor
ifade etmek
bir düşünceyi sözcüklerle aktarmak
She says she is happy
O mutlu olduğunu ifade ediyor
demek
bir şeyi yazı veya sözle belirtmek
The sign says stop
Tabela dur diyor
anlatmak
sözcüklerle bir olayı aktarmak
He says a short story
O kısa bir hikaye anlatıyor
belirtmek
bir şeyi sözcüklerle dile getirmek
The report says the truth
Rapor gerçeği belirtiyor
kadar
Sahnedebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
kadar
belirli bir zamana kadar
We stayed until noon
Öğlene kadar kaldık
kadar
bir eylem gerçekleşene dek
Do not leave until I return
Ben dönene kadar ayrılma
heh
Sahnedegülmeyi temsil eden bir ses
Heh, you are right
Heh, haklısın
doğum belgesi
Sahnedebir kişinin doğduğunu kanıtlayan resmi belge
I need my birth certificate for the application
Başvuru için doğum belgeme ihtiyacım var
doğum belgesi
bir kişinin doğum bilgilerini kanıtlayan resmi belge
I need my birth certificate for the application
Başvuru için doğum belgeme ihtiyacım var
itiraf etmek
Sahnedeyanlış bir şey yaptığını kabul etmek
He owned up to his mistake
Hatasını itiraf etti
itiraf etmek
yaptığı bir hatayı veya suçu kabul etmek
He finally owned up to his mistake
Sonunda hatasını itiraf etti
sistem
Sahnedebirbiriyle bağlantılı parçalar veya prosedürler bütünü
The school has a new system
Okulun yeni bir sistemi var
vücut sistemi
insan vücudu ve işleyişi
Her immune system is very strong
Bağışıklık sistemi çok güçlü
sistem
bir şeyi yapma yöntemi
We need a better system to organize our files
Dosyalarımızı düzenlemek için daha iyi bir sisteme ihtiyacımız var
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
neden olmak
Sahnedebir olayın gerçekleşmesine yol açmak
The rain caused the flood
Yağmur sele neden oldu
dava
insanların desteklediği bir amaç veya hareket
She works for a good cause
İyi bir dava için çalışıyor
sağlamak
birinin bir işi yapmasına yol açmak
That caused him to change his mind
Bu onun fikrini değiştirmesini sağladı
çünkü
bir durumun nedenini belirtmek için kullanılır
I am staying here 'cause I am tired
Burada kalıyorum çünkü yorgunum
dağılmak
Sahnedefarklı yönlere doğru dağılmak
The crowd began to disperse
Kalabalık dağılmaya başladı
dağılmak
farklı yönlere doğru yayılmak
The crowd started to disperse
Kalabalık dağılmaya başladı
sorumluluk
Sahnedebirinden devralınan görev veya rol
She took up the mantle of leadership
Liderlik sorumluluğunu üstlendi
pelerin
omuzlara örtülen bol giysi
She wore a velvet mantle
Kadife bir pelerin giydi
manto
yer kabuğu ile çekirdek arasındaki katman
Heat flows from the mantle
Isı mantodan yayılır
şömine rafı
şöminenin üzerindeki raf
There are candles on the mantle
Şömine rafında mumlar var
başa çıkmak
Sahnedebir işi veya sorunu yönetmek için harekete geçmek
I will deal with the problem tomorrow
Sorunla yarın başa çıkacağım
ilgili olmak
belirli bir konu hakkında konuşmak veya konuyla ilgilenmek
This book deals with ancient history
Bu kitap antik tarih ile ilgili
muhatap olmak
bir kişiyle iş yapmak veya iletişim kurmak
I do not like dealing with rude people
Kaba insanlarla muhatap olmayı sevmiyorum
-sa bile
Sahnedebir şey ne olursa olsun gerçekleşeceğini belirtmek için kullanılır
I will go even if it rains
Yağmur yağsa bile gideceğim
rahatsızlık
Sahnedetıbbi bir sorun veya hastalık
He has a heart condition
Kalp rahatsızlığı var
şart
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesi için gereken durum
I accept the condition
Şartı kabul ediyorum
durum
bir şeyin içinde bulunduğu hâl
The car is in good condition
Araba iyi durumda
koşullandırmak
birini belirli şekilde davranmaya alıştırmak
The dog was conditioned to sit
Köpek oturmaya koşullandırıldı
mahkum
Sahnedetutuklu veya hapsedilmiş kişi
The prisoner escaped from jail
Mahkum hapishaneden kaçtı
önemsemek
Sahnedebir konu veya kişi hakkında endişelenmek
I care about my grades
Notlarımı önemsiyorum
önemsemek
birine değer vermek veya onu sevmek
I care about my friends
Arkadaşlarımı önemsiyorum
sahte
Sahnedegerçek olmayan veya hakiki olmayan
This is a fake diamond
Bu sahte bir elmas
numara yapmak
gerçek olmadığı halde gerçekmiş gibi göstermek
He faked a cough
Öksürme numarası yaptı
sahte
gerçek olmayan
This is a fake diamond
Bu sahte bir elmas
dokunmak
Sahnedefiziksel temas ile bir şeyi algılamak
She feels the soft fabric
Yumuşak kumaşa dokunuyor
hissettirmek
bir yerin veya durumun genel izlenimini vermek
The house feels cozy
Ev rahat hissettiriyor
hissediyor
bir şeyin olduğuna dair duygu veya inanca sahip olmak
He feels that it will rain soon
Yakında yağmur yağacağını hissediyor
dengesiz hissettirmek
sabit veya dengeli olmayan bir durum hissi uyandırmak
This wobbly chair feels unbalanced
Bu sallanan sandalye dengesiz hissettiriyor