

Arrow — Season 6 Episode 10
Kelimeler ve anlamları
751 kelime
Seviye
nehir kıyısı
Sahnedebir nehrin yanındaki toprak alan
We sat on the river bank
Nehir kıyısında oturduk
banka
yapay döllenme için spermlerin saklandığı yer
He went to the sperm bank
Sperm bankasına gitti
banka
paranın saklandığı finansal kurum
I have a bank account
Bir banka hesabım var
yana yatmak
bir yana doğru eğilmek
The plane banked to the left
Uçak sola doğru yattı
esas almak
bir şeyi temel alarak karar vermek veya hareket etmek
I am going off of his advice
Onun tavsiyesini esas alıyorum
tanımak
Sahnedebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
görevden ayrılmak
bir görevden veya mevkiden ayrılmak
The CEO decided to stand down
CEO görevden ayrılmaya karar verdi
geri çekilmek
çatışmayı veya eylemi durdurmak
The soldiers were ordered to stand down
Askerlere geri çekilmeleri emredildi
büyük ölçüde
Sahnedeçok büyük bir miktarda veya derecede
The two products are vastly different
İki ürün büyük ölçüde farklı
para
Sahnedebir şeyler satın almak için kullanılan madeni veya kağıt ödeme araçları
I have some money
Biraz param var
en iyi
Sahnedeen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
ana
Sahnedeen önemli veya merkezi olan
The main goal is to win
Ana hedef kazanmaktır
ana hat
su veya gaz taşıyan büyük boru hattı
They fixed the water main
Su ana hattını tamir ettiler
ana cadde
kasabalardaki başlıca yol adı
She lives on Main Street
O Ana Caddede yaşıyor
anlatabilmek
birinin sizi anlamasını sağlamak
I just can't get through to him
Ona bir türlü anlatamıyorum
anlatabilmek
birine bir şeyi başarıyla açıklayabilmek
I finally got through to her
Sonunda ona derdimi anlatabildim
ortak
Sahnedeiş veya etkinlikte birlikte çalışılan kimse
He is my business partner
O benim iş ortağım
ortak
bir işletmenin sahipliğini paylaşan kişi
He is my business partner
O benim iş ortağım
partner
bir etkinliği birlikte yaptığınız kişi
Find a partner for the dance
Dans için bir partner bul
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki içinde olduğunuz kimse
She lives with her partner
O hayat arkadaşıyla yaşıyor
gezinmek
Sahnedeyavaş ve rahat bir şekilde yürümek
They took a stroll in the park
Parkta gezintiye çıktılar
zeki
Sahnedehızlı zekaya sahip olan
He is a smart student
O zeki bir öğrenci
akıllı
Sahnedemantıklı ve doğru karar veren
It was a smart choice
Bu akıllıca bir seçimdi
sızlamak
keskin bir acı vermek
My eyes began to smart
Gözlerim sızlamaya başladı
akılsız
kötü muhakeme gösteren
That was not a smart decision
Bu akılsızca bir karardı
fazla mesai
Sahnedeolağan süreyi aşan ek süre
I worked overtime yesterday
Dün fazla mesai yaptım
fazla mesai
Sahnedenormal çalışma saatlerini aşan çalışma karşılığında alınan ücret
He earned extra money by working overtime
Fazla mesai yaparak ekstra para kazandı
vicdan
Sahnedebir şeyin doğru mu yoksa yanlış mı olduğunu söyleyen zihin kısmı
My conscience told me to tell the truth
Vicdanım bana doğruyu söylememi söyledi
onun
Sahnedeaz önce bahsedilen şeyin
The contract and the terms thereof
Sözleşme ve onun şartları
hazırlamak
bir şeyi yapmaya hazır hale getirmek
They need to tee up the meeting for next week
Toplantıyı gelecek hafta için hazırlamaları gerekiyor
biliyorsun
dinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
vazgeçmek
denemeyi bırakmak veya teslim olmak
Don't give up on your dreams
Hayallerinden vazgeçme
ateş etmek
Sahnedesilahtan kurşun çıkarmak
He knows how to shoot
O ateş etmeyi bilir
hay aksi
hafif kızgınlık veya hayal kırıklığı belirten ünlem
Shoot, I forgot my keys
Hay aksi, anahtarlarımı unuttum
sürgün
bitkinin gövdesinden çıkan yeni filiz
The plant has a new shoot
Bitkinin yeni bir sürgünü var
çekmek
film reklam veya video için görüntü kaydetmek
They are shooting a movie
Bir film çekiyorlar
şekil
Sahnedebir şeyin görünür yapısı
The ice took a strange form
Buz garip bir şekil aldı
form
doldurulması gereken boşlukları olan kağıt
Fill out this form
Bu formu doldurun
oluşturmak
bir şeyi meydana getirmek veya yapmak
They will form a committee
Onlar bir komite oluşturacak
biçim
bir şeyin türü veya çeşidi
Ice is a form of water
Buz bir su biçimidir
harika
Sahnedeçok iyi veya havalı
That new song is dope
Bu yeni şarkı harika
uyuşturucu
zihni etkileyen yasa dışı madde
He was arrested for selling dope
Uyuşturucu sattığı için tutuklandı
aptal
zekası az olan kimse
Don't act like such a dope
Öyle aptal gibi davranma
tüyo
gizli veya içeriden alınan özel bilgi
I got the inside dope on the meeting
Toplantıyla ilgili tüyoyu aldım
duymak
Sahnedebir bilgi edinmek
I heard the news
Haberi duydum
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
tamam
yeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
sponsor
Sahnedebir etkinliği veya faaliyeti desteklemek için para veren kişi veya kuruluş
The company is a sponsor of the team
Şirket takımın bir sponsoru
sponsor olmak
bir etkinliğe veya faaliyete maddi destek sağlamak
The company will sponsor the local marathon
Şirket yerel maratona sponsor olacak
kanunsuz infaz karşıtı
yasal yetkisi olmadan suçla mücadele edenlere karşı olan
The mayor adopted an anti vigilante policy
Belediye başkanı kanunsuz infaz karşıtı bir politika benimsedi
kanunsuz infaz karşıtı
yasal yetkisi olmadan suçla mücadele edenlere muhalif olan kimse
The activist is a clear anti vigilante
Aktivist açık bir kanunsuz infaz karşıtıdır
hasta
Sahnedekendini iyi hissetmeyen
I feel sick today
Bugün hasta hissediyorum
müthiş
çok iyi veya etkileyici argo
That car is sick
Bu araba müthiş
iğrenç
tiksinme duygusu uyandıran
This is a sick joke
Bu iğrenç bir şaka
aşağılık
bir kişi için kullanılan kaba ifade
You are a sick person
Sen aşağılık bir insansın
sıklık
Sahnedebir şeyin belirli bir süre içinde gerçekleşme sayısı
The frequency of these meetings is high
Bu toplantıların sıklığı fazla
sıklık
bir şeyin ne kadar sık gerçekleştiği
The frequency of the rains increased
Yağmurların sıklığı arttı
frekans
iletişim için kullanılan radyo dalgası aralığı
Tune your radio to this frequency
Radyonu bu frekansa ayarla
ılık
Sahnedeorta derecede sıcak
The weather is warm today
Bugün hava ılık
sıcakkanlı
nazik ve ilgili
She is a warm person
O sıcakkanlı bir insandır
ısıtmak
bir şeyi sıcak hale getirmek
I need to warm the milk
Sütü ısıtmam gerekiyor
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
yük listesi
Sahnedekargo veya yolcuların listelendiği belge
The captain checked the ship's manifest before departing
Kaptan yola çıkmadan önce geminin yük listesini kontrol etti
ortaya çıkmak
görünür veya belirgin hale gelmek
The symptoms manifest themselves slowly
Semptomlar kendilerini yavaşça gösterir
getiren
Sahnedebir şeyi getiren kimse
He is the bringer of good news
O iyi haberleri getiren kişidir
alan
Sahnedeaçık arazi parçası
There is a field behind the house
Evin arkasında bir alan var
alan
Sahnedebelirli bir uzmanlık veya faaliyet dalı
He is a leader in his field
Alanında bir liderdir
tarla
ekim yapılan veya spor oynanan açık arazi
The farmer is in the field
Çiftçi tarlada
yanıtlamak
soru veya istekleri cevaplandırmak
The CEO fielded several tough questions
CEO birçok zor soruyu yanıtladı
yakında
Sahnedekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
ay
Sahnedeotuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
bağlantı
Sahnedeinsanlar veya şeyler arasındaki ilişki
there is a strong association between smoking and illness
sigara içmek ve hastalık arasında güçlü bir bağlantı var
dernek
ortak bir ilgi alanı olan kişilerin kurduğu organizasyon
He joined the tennis association
Tenis derneğine katıldı
dernek
ortak çıkarı olan insanlar grubu
she is a member of a local hiking association
o yerel bir yürüyüş derneğinin üyesidir
gereksizce uzatmak
Sahnedebir konuyu gereğinden fazla konuşmak ya da tartışmak
I will not belabor the point
Konuyu gereksizce uzatmayacağım
üç
Sahnedeüç sayısı
I have three apples
Üç elmam var
depolama
Sahnedeeşyaların daha sonra kullanılmak üzere saklanması
I need more storage for my files
Dosyalarım için daha fazla depolama alanına ihtiyacım var
web sitesi
internet üzerinde web sayfalarının bulunduğu yer
Please visit our web site
Lütfen web sitemizi ziyaret edin
dönem
Sahnedebelirli bir zaman aralığı
This was a difficult period in my life
Bu hayatımdaki zor bir dönemdi
nokta
yazı sonunda kullanılan küçük yuvarlak işaret
Put a period at the end of the sentence
Cümlenin sonuna nokta koy
adet
kadın vücudundan gerçekleşen aylık kanama
She is on her period
Adet döneminde
konuşma
Sahnedefikir veya bilgilerin sözlü olarak paylaşılması
We had a long talk
Uzun bir konuşma yaptık
ikna etmek
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşabilmek
konuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
konuşma
sözlü olarak ifade edilen düşünceler
The talk was very interesting
Konuşma çok ilginçti
ceset
Sahnedeölü insan vücudu
They found the corpse in the woods
Cesedi ormanda buldular
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
büyümek
Sahnedeboyut veya boy olarak artmak
The plant grew taller
Bitki daha fazla uzadı
büyümek
yaşça büyümek
Children grow quickly
Çocuklar hızlı büyür
olmak
bir şeye dönüşmek veya bir duruma gelmek
He grew tired
Yorulmaya başladı
yetiştirmek
bitki veya saç gibi şeylerin gelişmesini sağlamak
They grow tomatoes in the garden
Bahçede domates yetiştiriyorlar
endişeli
Sahnedehuzursuz veya kaygılı olma durumu
He is worried about his health
Sağlığı konusunda endişeli
endişelendirmek
Sahnedebirini huzursuz veya mutsuz etmek
His bad grades worry his parents
Kötü notları ailesini endişelendiriyor
endişe
bir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelenmek
huzursuz veya kaygılı hissetmek
I worry about my upcoming test
Yaklaşan sınavım hakkında endişeleniyorum
yine de
Sahnedeher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
bastırmak
Sahnedebir şeyi hareket ettirmek için baskı uygulamak
Push the button
Düğmeye bas
zorlamak
birini bir şey yapmaya teşvik etmek
My parents push me to study
Ailem beni ders çalışmaya zorluyor
uyuşturucu satmak
yasadışı uyuşturucu maddeleri insanlara satmaya çalışmak
He was caught pushing drugs on the street
Sokakta uyuşturucu satarken yakalandı
üç vuruşla elenme
Sahnedebeyzbolda vurucunun vuruş hakkını kaybederek oyun dışı kalması
The batter suffered a strikeout
Vurucu üç vuruşla elendi
üç vuruşla eleme
beyzbolda atıcının vurucuyu üç vuruş sonunda oyun dışı bırakması
The pitcher recorded a strikeout
Atıcı vurucuyu üç vuruşla eledi
oyun
Sahnedebir oyun veya spor türü
I love this game
Bu oyunu seviyorum
yetenek
bir konuda doğal beceri
Her game is improving
Yeteneği gelişiyor
strateji
uzun vadeli hedeflere ulaşmak için planlanan hareketler bütünü
He plays a long game to win the election
Seçimi kazanmak için uzun vadeli bir strateji izliyor
istekli
bir şeyi denemeye veya yapmaya hazır olma
Are you game for a long hike
Uzun bir doğa yürüyüşüne var mısın
uyumak
Sahnedegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
sorun
Sahnedebaşa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
problem
zorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
emsal
Sahnedegelecek için rehber olarak kullanılan önceki bir olay
This court case set a legal precedent
Bu dava hukuki bir emsal oluşturdu
yaşam koçu
insanların kişisel veya profesyonel hayatlarını iyileştirmelerine yardımcı olan kişi
I hired a life coach to help me reach my goals
Hedeflerime ulaşmama yardımcı olması için bir yaşam koçu tuttum
tencere veya saksı
Sahnedeyemek pişirmek veya bitki yetiştirmek için kullanılan kap
Put the pot on the stove
Tencereyi ocağa koy
esrar
uyuşturucu olarak içilen bir bitki
He was caught with pot
Esrarla yakalandı
lazımlık
tuvalet ihtiyacı için kullanılan kap
The toddler is learning to use the pot
Çocuk lazımlığı kullanmayı öğreniyor
aksaklık
Sahnedeküçük bir sorun veya hata
There is a glitch in the system
Sistemde bir aksaklık var
aksaklık
bir makinenin veya sistemin düzgün çalışmasını engelleyen küçük sorun
There was a small glitch in the software
Yazılımda küçük bir aksaklık vardı
girmek
bir sürece başlamak
The car will go into production soon
Araba yakında üretime girecek
girmek
bir yerin içine girmek
She went into the room
Odaya girdi
girmek
bir işe veya alana dahil olmak
She wants to go into politics
Siyasete girmek istiyor
detaylandırmak
bir konuyu derinlemesine incelemek
We cannot go into the details now
Detayları şimdi inceleyemeyiz
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
yöntemler
Sahnedebir şeyi yapma şekli veya metodu
There are many ways to cook pasta
Makarna pişirmenin birçok yöntemi var
yönler
bir yere giden farklı doğrultular
Look both ways before crossing the road
Yoldan karşıya geçmeden önce iki yöne de bak
mesafeler
iki yer arasındaki uzaklık
It is a long ways off
Buradan epey uzak
sadakat
Sahnedegüçlü bir destek veya görev duygusu
He pledged his allegiance to the king
Krala sadakat yemini etti
rulet
Sahnedetopun bir çark üzerinde döndüğü bir kumar oyunu
People play roulette in casinos
İnsanlar kumarhanelerde rulet oynar
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
Sahnedefarklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
bir davayı mahkemede incelemek
The court will try him
Mahkeme onu yargılayacak
yerleştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeyin içine yerleştirmek
The doctor will implant a chip
Doktor bir çip yerleştirecek
devam etmek
bir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
olmak
meydana gelmek veya gerçekleşmek
What is going on here
Burada neler oluyor
çıkmak
bir yolculuğa veya tatile gitmek
They go on a vacation every summer
Her yaz tatile çıkarlar
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
katılmak
bir etkinliğe veya faaliyete dahil olmak
We decided to go on the tour
Tura katılmaya karar verdik
açılmak
bir cihazın veya ışığın çalışmaya başlaması
The heater goes on at night
Isıtıcı gece açılır
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
saman yığını
Sahnedebüyük bir saman yığını
The horse slept near the haystack
At saman yığınının yanında uyudu
zor
Sahnedekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
Sahnedeyumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sert
alkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
sıkı
çok çaba veya enerji ile
He works hard every day
O her gün sıkı çalışıyor
truva atı
Sahnedediğer yazılımların içine gizlenen zararlı bilgisayar programı
My computer was infected by a Trojan
Bilgisayarıma bir truva atı bulaştı
suç
Sahnedeyasaya aykırı olan eylem
Stealing is a crime
Hırsızlık bir suçtur
hediye
Sahnedebirine verilen şey
I bought a present for her
Onun için bir hediye aldım
şimdiki zaman
şu an gerçekleşmekte olan zaman
Focus on the present
Şimdiki zamana odaklan
mevcut
şu anki yerde bulunma durumu
All students are present
Tüm öğrenciler burada
sunmak
bir şeyi bir kitleye göstermek veya tanıtmak
He will present his project
Projesini sunacak
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
erişim
Sahnedebir yere girme veya bir şeyi kullanma imkanı
I have access to the building
Binaya erişimim var
hareket halinde
bir yerden bir yere gitme durumu
We are on the move all day
Gün boyu hareket halindeyiz
süvari birliği
Sahnedeatlı askerlerden oluşan askeri birlik
The cavalry charged at the enemy
Süvari birliği düşmana saldırdı
süvari
at üzerinde savaşan askerler
The cavalry charged into battle
Süvariler savaşa hücum etti
süvariler
at üzerinde savaşan askerler
The cavalry rode across the field
Süvariler tarladan at sürerek geçti
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
Sahnedeiki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
hafifçe fırlatmak
bir şeyi hafif bir hareketle atmak
He evened the paper plane into the bin
Kağıt uçağı çöp kutusuna hafifçe fırlattı
hakkında konuşmak
bir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
gitmek
Sahnedebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school
Okula giderim
çalışmak
işlemek veya faaliyet göstermek
This watch doesn't go
Bu saat çalışmıyor
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to start my diet tomorrow
Yarın diyetime başlamaya niyetliyim
gitmek
bir durumun veya sürecin belirli bir şekilde ilerlemesi
The party went well
Parti iyi gitti
de değil
Sahnedeolumsuz bir ifadenin başkası için de geçerli olduğunu belirtir
I don't like it. Neither do I
Sevmiyorum. Ben de sevmiyorum
hiçbiri
iki seçenekten hiçbirini değil
Neither book is good
İki kitap da iyi değil
hiçbiri
iki kişiden veya şeyden hiçbiri
Neither of the students is here
Öğrencilerin hiçbiri burada
ikisi de değil
iki durumdan hiçbiri
The box is neither big nor small
Kutu ne büyük ne de küçük
stadyum
Sahnedespor etkinlikleri için kullanılan büyük yapı
The stadium is very big
Stadyum çok büyük
devasa
Sahnedeboyut veya miktar olarak çok büyük
The building is massive
Bina devasa