

Arrow — Season 6 Episode 12
Kelimeler ve anlamları
647 kelime
Seviye
özellikle
Sahnedeaçık ve kesin bir şekilde
I specifically told you not to go
Gitmemeni özellikle söylemiştim
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
hayat arkadaşı
Sahnedeevli olduğunuz veya romantik bir ilişki içinde olduğunuz kimse
She lives with her partner
O hayat arkadaşıyla yaşıyor
ortak
bir işletmenin sahipliğini paylaşan kişi
He is my business partner
O benim iş ortağım
partner
bir etkinliği birlikte yaptığınız kişi
Find a partner for the dance
Dans için bir partner bul
ortak
iş veya etkinlikte birlikte çalışılan kimse
He is my business partner
O benim iş ortağım
ifade
Sahnedebir birim oluşturan sözcük grubu
I don't know this phrase
Bu ifadeyi bilmiyorum
tamamen
Sahnedebütünüyle veya tamamen
I clean forgot the date
Tarihi tamamen unuttum
temiz
kirli veya lekeli olmayan
The glass is clean
Bardak temiz
temiz
yasadışı veya dürüst olmayan işlere karışmamış
He has a clean record
Onun sicili temiz
temiz
yasa dışı uyuşturucu veya alkol kullanmayan
He has been clean for three years
O üç yıldır temiz
hurda
Sahnededüşük kaliteli veya değersiz şeyler
Throw away all this junk
Tüm bu hurdaları çöpe at
hurdaya çevirmek
bir şeyi kullanılamayacak duruma getirmek
He junked his bike in the accident
Bisikletini kazada hurdaya çevirdi
atmak
bir şeyi elden çıkarmak
She decided to junk her old clothes
Eski kıyafetlerini atmaya karar verdi
uyuşturucu
özellikle eroin gibi yasa dışı maddeler
He bought some junk on the street
Sokakta biraz uyuşturucu satın aldı
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
özür
Sahnedeüzgün olduğunu belirten sözler
Please accept my apologies
Lütfen özürlerimi kabul edin
muktedir
Sahnedebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
vadi
Sahnedetepeler veya dağlar arasındaki alçak arazi
The village is in a beautiful valley
Köy güzel bir vadide
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
önemsemek
bir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
çok
büyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hadi
bir öneride bulunmak için kullanılan ifade
Let us go home
Hadi eve gidelim
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
dijital
Sahnedeanalog yerine dijital teknoloji kullanan
I have a digital watch
Dijital bir saatim var
göz atmak
bir şeye bakmak
Take a look at this photo
Bu fotoğrafa bir göz at
incelemek
bir şeyi belirli bir şekilde değerlendirmek
Let us take a look at the problem
Problemi inceleyelim
sürmek
Sahnedebir şeyin belirli bir süre devam etmesi
The play runs for two hours
Oyun iki saat sürüyor
koşmak
yürümekten daha hızlı hareket etmek
I run every morning
Her sabah koşarım
yönetmek
bir işin veya kurumun başında olmak
She runs a small business
Küçük bir işletme yönetiyor
yani
söylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
derin
Sahnedeyüzeyden çok aşağıya inen
The ocean is very deep
Okyanus çok derindir
kalın
düşük tona sahip olan
He has a deep voice
Onun kalın bir sesi var
yoğun
çok güçlü veya şiddetli
She felt a deep sadness
Yoğun bir üzüntü hissetti
zengin
çok parası olan
He has deep pockets
Onun çok parası var
duygusal
Sahnedesevgi veya üzüntü gibi güçlü duygulara sahip olan
She is very sentimental about her old photos
Eski fotoğrafları konusunda çok duygusaldır
dışarıda
bir yerin veya iç kısmın uzağında
It is cold out there
Dışarısı soğuk
oralarda
dünyanın herhangi bir yerinde mevcut olan
There are many options out there
Oralarda birçok seçenek var
sıra dışı
tuhaf veya alışılmadık
His ideas are a bit out there
Fikirleri biraz sıra dışı
oralarda bir yerlerde
dünyada veya bir yerde mevcut olan
There are many opportunities out there
Oralarda bir yerlerde birçok fırsat var
sürmek
Sahnedebelirli bir süre boyunca devam etmek
The movie lasts two hours
Film iki saat sürüyor
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
Sahnedeşu andan hemen önce olan
I saw her last week
Onu geçen hafta gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
federal
Sahnedebir ülkenin merkezi hükümetiyle ilgili
The federal government passed a new law
Federal hükümet yeni bir yasa çıkardı
ajan
Sahnedegizli bir örgüt için çalışan kimse
the operative went on a secret mission
ajan gizli bir göreve gitti
asıl
Sahnedebir ifadenin en önemli veya ilgili kısmı
the operative word in the contract is free
sözleşmedeki asıl kelime ücretsiz
elle
Sahnedemakine yardımı olmadan el ile yapılan
You must start the engine manually
Motoru elle çalıştırmalısın
içe çökmek
Sahnedeaniden içe doğru patlamak veya çökmek
The star began to implode
Yıldız içe çökmeye başladı
sorgulama
Sahnedekendi kendine sorular sormak
I am wondering why they left
Neden gittiklerini sorguluyorum
merak etmek
bir şeyi merak etmek veya kendi kendine sormak
I am wondering why she is late
Neden geç kaldığını merak ediyorum
merak etme
zihninde bir şeyi öğrenmeyi arzulamak
I was wondering about the result
Sonucu merak ediyordum
merak etmek
bir şeyi bilmek veya öğrenmek istemek
I am wondering what time it is
Saat kaç diye merak ediyorum
beklenmedik
Sahnedebeklenmeyen veya tahmin edilmeyen
He received an unexpected gift
Beklenmedik bir hediye aldı
tehdit
Sahnedezarar verebilecek kişi veya şey
The storm is a threat to the city
Fırtına şehir için bir tehdit
rehin
Sahnedebir şartın yerine getirilmesi için tutsak edilen kişi
They took a hostage
Bir kişiyi rehin aldılar
maske
Sahnedeyüzü örtmek için kullanılan araç
He is wearing a mask
O bir maske takıyor
gizlemek
Sahnedebir şeyi örtmek veya saklamak
She tried to mask her sadness
Üzüntüsünü gizlemeye çalıştı
gizlemek
bir şeyi örtmek veya saklamak
He tried to mask his nervousness
Sinirini gizlemeye çalıştı
Maske
1994 yapımı Amerikan komedi dram filmi
I really like the movie Mask
Maske filmini gerçekten seviyorum
sözde
Sahnedeöyle olduğu sanılan veya söylenen
He is supposedly the best player
Sözde en iyi oyuncu o
kendi başına
Sahnedetek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
bizden biri
belirli bir gruba dahil olan kişi
He is one of our own
O bizden biri
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
söylemek
Sahnedekelimelerle ifade etmek veya konuşmak
What did you say?
Ne söyledin?
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
diyelim
bir şeye örnek vermek için kullanılan ifade
Say we meet at noon
Diyelim ki öğlen buluşalım
sözü geçen
daha önce bahsedilmiş olan
The say project is cancelled
Sözü geçen proje iptal edildi
ganimet
Sahnedebir kişinin topladığı veya kazandığı çok sayıda şey
Look at my shopping haul
Alışveriş ganimetlerime bak
çekmek
ağır bir şeyi çaba sarf ederek çekmek
They had to haul the boat ashore
Tekneyi kıyıya çekmek zorunda kaldılar
güvenli
Sahnedetehlikeli veya riskli olmayan
You are safe here
Burada güvendesin
çelik kasa
değerli eşyaları korumak için kullanılan metal kutu
The documents are in the safe
Belgeler çelik kasada
güvenilir
bir işi iyi yapacağına inanılan
She is a safe choice for the job
O bu iş için güvenilir bir seçenek
parça
Sahnedebir şeyden kalan küçük parça
There is a scrap of paper on the desk
Masanın üzerinde bir kağıt parçası var
iptal etmek
bir plan veya projeden vazgeçmeye karar vermek
They decided to scrap the plan
Planı iptal etmeye karar verdiler
kavga etmek
küçük bir kavga veya tartışma yaşamak
The two boys had a scrap
İki çocuk küçük bir kavga etti
hurda
yeniden kullanılabilecek atık malzeme
He sells scrap metal
Hurda metal satıyor
sonunda
Sahnedeuzun bir süre veya gecikmeden sonra
He eventually arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir süre sonra veya sonunda
He eventually found his keys
Sonunda anahtarlarını buldu
durum
Sahnedebir durumu etkileyen koşullar
It was a difficult circumstance
Zor bir durumdu
oldukça
Sahnedeorta derecede
It is rather cold today
Bugün hava oldukça soğuk
tercih etmek
bir şeyi diğerine tercih etmek için kullanılır
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
tercih etmek
bir şeyi diğerinden daha çok istemek veya seçmek
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I search for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
işlemek
Sahnedebir şeyi sistematik olarak ele almak
The computer processes the data
Bilgisayar verileri işler
işleme
bir şeyi sistematik olarak ele alma eylemi
Data processing takes time
Veri işleme zaman alır
süreç
bir sonuca ulaşmak için izlenen adımlar dizisi
It is a long process
Bu uzun bir süreç
işlemek
bir bilgiyi zihinde değerlendirmek
I need some time to process the information
Bu bilgiyi işlemek için biraz zamana ihtiyacım var
bir an
Sahnedeçok kısa bir süre
Give me a minute
Bana bir dakika ver
dakika
Sahnede60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
sıvı
Sahnedeakışkan olan ve katı olmayan madde
Water is a liquid
Su bir sıvıdır
likit
borçları ödemek için hazır paraya sahip olan
The company is liquid enough to pay its debts
Şirket borçlarını ödeyecek kadar likit durumda
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birinin fikrini öğrenmek
I ask for your advice
Tavsiyeni soruyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
nanotermit
Sahnedenano ölçekli bir patlayıcı madde
The investigation focused on traces of nanothermite
Soruşturma nanotermit izleri üzerinde yoğunlaştı
değerlendirmeye almak
bir karar vermeden önce bir şeyi dikkatle düşünmek
The manager took my proposal under advisement
Müdür teklifimi değerlendirmeye aldı
acı
Sahnedeyaralanma veya hastalık sonucu oluşan kötü his
He felt a sharp pain
Keskin bir acı hissetti
baş belası
sinir bozucu kimse veya bir şey
Stop being a pain
Baş belası olmayı bırak
ızdırap
fiziksel veya duygusal hoş olmayan his
Love can cause pain
Aşk acı verebilir
üzmek
birinin duygusal olarak acı çekmesine veya kederlenmesine neden olmak
It pains me to see you so sad
Seni bu kadar üzgün görmek beni üzüyor
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
varsaymak
bir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
iletmek
Sahnedebilgiyi elektronik olarak göndermek
The tower transmits signals
Kule sinyalleri iletir
bulaştırmak
bir hastalığı bir kişiden veya hayvandan diğerine geçirmek
Mosquitoes transmit malaria
Sivrisinekler sıtmayı bulaştırır
tür
Sahnedekategori veya sınıf
What type of music do you like
Ne tür müzik seversin
tip
benzer özelliklere sahip grup
He is a weird type of person
O tuhaf bir tip
yazmak
klavye ile yazı yazmak
I am typing an email
Bir e-posta yazıyorum
gruplandırmak
kan gibi biyolojik örnekleri ayırmak
The doctor typed his blood
Doktor kan grubunu belirledi
kendi adına konuşmak
bir şeyin niteliklerini veya karakterini ortaya koymak
The results speak for themselves
Sonuçlar kendi adına konuşuyor
emin
Sahnedehiç şüphesi olmayan
I am certain that he is right
Onun haklı olduğundan eminim
belirli
bilinen ancak belirtilmemiş
Certain animals live in the desert
Belirli hayvanlar çölde yaşar
kesin
gerçekleşmesi kaçınılmaz olan
Success is certain
Başarı kesindir
zihin
Sahnedekişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
rahatsız olmak
bir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
dikkat etmek
bir şeye odaklanmak veya özen göstermek
Please mind your step on the stairs
Lütfen merdivenlerde adımına dikkat et
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
yola çıkmak
bir yerden ayrılmak
I think it's time to head out
Sanırım yola çıkma vakti geldi
eskiden yapmak
geçmişte düzenli olarak yapılan ama artık yapılmayan eylemler için kullanılır
I used to swim every day
Eskiden her gün yüzerdim
alışkın
bir durumu önceden deneyimlediği için ona aşina olma
I am used to the cold weather
Soğuk havaya alışkınım
harika
Sahnedehayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
inanılmaz
büyük bir şaşkınlık veya hayranlık yaratan
It was an amazing sight
İnanılmaz bir manzaraydı
harika
çok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
şeyler
Sahnedegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
eşyalar
kişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
istikrarlı
Sahnedeher zaman aynı şekilde olan
Her performance is consistent
Performansı istikrarlı
yukarı
Sahnededaha yüksek bir konuma doğru
Look up
Yukarı bak
var olmak
bir şeye katılmaya hazır olmak
Are you up for a game
Bir oyuna var mısın
var
bir şeye katılmaya istekli veya hevesli
Are you up for it
Buna var mısın
uygun
Sahnededurum için doğru veya uygun olan
Please use the proper tools
Lütfen uygun araçları kullanın
uygun
bir durum için doğru veya yerinde olan
You should wear proper clothes for the meeting
Toplantı için uygun kıyafetler giymelisin
terbiyeli
toplumsal kurallara uyan ve nazik olan
He is a very proper young man
O çok terbiyeli bir genç adam
bir zamanlar
Sahnedegeçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
olduğunda
Sahnedeolduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
bir kez
tek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
gözden kaybolmak
Sahnedegörünmez hale gelmek veya bulunamamak
The sun disappeared behind the clouds
Güneş bulutların arkasında kayboldu
göre
birinin veya bir kaynağın belirttiğine dayanarak
According to the report it will be sunny
Raporlara göre hava güneşli olacak
uyarınca
bir kurala veya plana uygun şekilde
We acted according to the rules
Kurallar uyarınca hareket ettik
göre
birinin söylediğine veya bildirdiğine dayanarak
According to the news it will rain
Habere göre yağmur yağacak
-e göre
bir şeye uygun olarak
We acted according to the rules
Kurallara göre hareket ettik
gösteri
Sahnedeeğlendirmek veya etkilemek için yapılan eylem
He performed a daring stunt
Cesur bir gösteri yaptı
engellemek
bir şeyin büyümesini veya gelişmesini durdurmak
Poor diet can stunt growth
Kötü beslenme büyümeyi engelleyebilir
gösteri hareketi
insanları eğlendirmek amacıyla yapılan tehlikeli veya sıra dışı eylem
He performed a dangerous stunt for the movie
Film için tehlikeli bir gösteri hareketi yaptı
sürükleyici
Sahnededikkati sürekli canlı tutan
The speech was quite interesting
Konuşma oldukça sürükleyiciydi
ilginç
merak uyandıran
The book is very interesting
Kitap çok ilginç
merak uyandırıcı
öğrenme isteği doğuran
The result was interesting
Sonuç merak uyandırıcıydı
ilginç
dikkat çekici veya merak uyandıran
That was an interesting movie
Bu ilginç bir filmdi
itiraf etmek
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu söylemek
He admitted his mistake
Hatasını itiraf etti
kabul etmek
bir yere girmeye izin vermek
The club admits members only
Kulüp sadece üyeleri kabul eder
bekar
Sahnedeevli veya bir ilişkisi olmayan
She is currently single
O şu anda bekar
tek banknot
bir dolarlık kağıt para
He paid with a single
Tek bir banknotla ödeme yaptı
tek
sadece bir tane olan
I need a single sheet of paper
Tek bir kağıda ihtiyacım var
tek vuruş
beyzbolda vurucunun birinci kaleye ulaşmasını sağlayan vuruş
The player hit a single
Oyuncu tek vuruş yaptı
hemfikir
Sahnedeaynı görüşe veya karara sahip olmak
We agreed on the plan
Plan üzerinde anlaştık
katıldı
aynı düşüncede olduğunu belirtmek
I agreed with his idea
Onun fikrine katıldım
pasaklı
Sahnedeçok dağınık veya kirli olan kişi
Stop being such a slob
Bu kadar pasaklı olmayı bırak
pasaklı
tembel ve düzensiz kimse
Stop being such a slob and clean your room
Pasaklı olmayı bırak ve odanı temizle
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
naziklik
Sahnedearkadaş canlısı ve yardımsever olma özelliği
Thank you for your kindness
Nazikliğiniz için teşekkür ederim
eksik olmak
Sahnedegerekli olan bir şeye sahip olmama
We lack the money to buy a car
Araba almak için paramız eksik
eksiklik
bir şeyin olmaması durumu
There is a lack of water
Su eksikliği var
beraber
Sahnedeaynı yerde veya aynı zamanda
We study together
Birlikte çalışıyoruz
düzenli
Sahnedemantıklı ve planlı bir şekilde
She is a very together person
O çok düzenli bir insandır
barışmış
bir ayrılığın ardından tekrar sevgili olmak
They got back together recently
Yakın zamanda tekrar barıştılar
toplamda
sayıların toplamını hesaplamak
How much is it all together
Hepsi toplamda ne kadar
ateş etmek
Sahnedesilahtan kurşun çıkarmak
He fired the gun
Silahı ateşledi
kovmak
birini işten çıkarmak
The boss fired him
Patron onu kovdu
ateş
yanma sonucu oluşan sıcak alevler
The fire is hot
Ateş sıcaktır
tutuşturmak
bir şeyin yanmasını başlatmak
He fired the furnace
Fırını tutuşturdu
alan
Sahnedebir kimsenin uzman olduğu veya sorumlu olduğu faaliyet alanı
This topic is outside my domain
Bu konu benim alanımın dışında
deniz aşırı
Sahnedekıyıdan uzakta veya yabancı bir ülkede bulunan
The company has offshore accounts
Şirketin deniz aşırı hesapları var
sürpriz
Sahnedebeklenmedik bir durum anında söylenen söz
Surprise! I am here
Sürpriz! Buradayım
sürpriz
Sahnedebeklenmedik şekilde gerçekleşen
It was a surprise visit
Sürpriz bir ziyaretti
şaşırtmak
birini şaşkına çevirmek
You surprise me
Beni şaşırtıyorsun
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen olay
That party was a big surprise
O parti büyük bir sürprizdi
ani
Sahnedebeklenmedik bir şekilde hızla gerçekleşen
There was a sudden change
Ani bir değişiklik oldu
dinamit
Sahnedepatlamalar yaratmak için kullanılan güçlü bir madde
The miners used dynamite to break the rock
Madenciler kayayı kırmak için dinamit kullandı
harika
çok iyi veya etkileyici
That performance was dynamite
O performans harikaydı
tam burada
tam olarak bu noktada veya yerde
I will wait for you right here
Seni tam burada bekleyeceğim
son
Sahnedesonunda olan veya gerçekleşen
This is the final chapter
Bu son bölümdür
final
bir dersin sonunda yapılan sınav
I have a final tomorrow
Yarın bir final sınavım var
kesin
değiştirilemez olan
This is my final decision
Bu benim kesin kararım