

Arrow — Season 6 Episode 13
Kelimeler ve anlamları
646 kelime
Seviye
yay ve ok
Sahnedeok atmak için kullanılan bir alet
He used a bow and arrow
Yay ve ok kullandı
paylaşma
Sahnedebir şeyin bir kısmını başkalarına verme
They are sharing the cake
Keki paylaşıyorlar
paylaşma
bir şeyi başkalarıyla aynı anda kullanma
We are sharing the umbrella
Şemsiyeyi paylaşıyoruz
planlamak
Sahnedebir şey için hazırlık yapmak
We plan a trip
Bir gezi planlıyoruz
plan
Sahnedebir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
planlamak
Sahnedebir şeyi yapmaya niyet etmek
I plan to travel
Seyahat etmeyi planlıyorum
plan
bir şeyi yapma konusundaki fikir veya düzenleme
We have a plan for the weekend
Hafta sonu için bir planımız var
plan
bir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
yöntem
bir şeyi gerçekleştirme yolu
The company has a new plan
Şirketin yeni bir yöntemi var
niyet
bir şeyi yapma kararı
My plan is to work tomorrow
Niyetim yarın çalışmak
kroki
bir yerin düzenini gösteren çizim
I drew a plan of the room
Odanın krokisini çizdim
tasarı
bir şeyi yapma fikri
They had a secret plan
Gizli bir tasarıları vardı
memnun
Sahnedememnuniyet veya mutluluk duyan
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnun oldum
memnun
mutlu ve hoşnut
I am glad to see you
Seni gördüğüme memnunum
işe almak
Sahnedebirine iş vermek
They want to hire a new manager
Yeni bir yönetici işe almak istiyorlar
kiralamak
bir şeyi belirli bir süre kullanmak için para ödemek
We decided to hire a car for our holiday
Tatilimiz için bir araba kiralamaya karar verdik
işe alınan kişi
şirketin işe aldığı kimse
They welcomed the new hire
Yeni işe alınan kişiyi karşıladılar
işe almak
birine ücretli bir iş vermek
We need to hire more staff
Daha fazla personel işe almamız gerekiyor
bir gün
Sahnedegelecekte belli olmayan bir zaman
I will visit Japan one day
Bir gün Japonya'yı ziyaret edeceğim
bir gün
tek bir günü kapsayan
I will stay there for one day
Orada bir gün kalacağım
bir gün
gelecekteki belirsiz bir zamanda
One day I will visit Japan
Bir gün Japonya'yı ziyaret edeceğim
bir günlük
sadece bir gün süren
This was a one day trip
Bu bir günlük bir geziydi
bir günlük
sadece bir gün süren
This is a one day trip
Bu bir günlük bir gezi
tilki
Sahnedekabarık kuyruklu vahşi bir hayvan
The fox is clever
Tilki zekidir
çekici kimse
çok çekici bir insan için kullanılan gayriresmi ifade
She is such a fox
O çok çekici biri
Fox
önemli bir Amerikan muhafazakar haber televizyon kanalı
I watched the news on Fox
Haberleri Fox kanalında izledim
dışarı çıkarmak
Sahnedebir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
açığa çıkarmak
Sahnedegizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
tamamlamak
bir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı
bir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
üçlü
Sahnedeüç müzisyen veya şarkıcıdan oluşan grup
The jazz trio played all night
Caz üçlüsü bütün gece çaldı
üçlü
üç kişi veya şeyden oluşan grup
They formed a musical trio
Müzikal bir üçlü oluşturdular
Yeşil Ok
Sahnedeokçuluk ve dövüş sanatları kullanan kurgusal süper kahraman
Green Arrow fights crime in Star City
Yeşil Ok Star City'deki suçlarla savaşır
taktik
Sahnedebir amaca ulaşmak için planlanmış yöntem
This is a clever tactic
Bu zekice bir taktik
iğneli
Sahnedebirini hedef alan veya doğrudan yapılan
He made a pointed comment about her performance
Performansı hakkında iğneli bir yorum yaptı
doğrultulmuş
bir yöne doğru çevrilmiş
The gun was pointed at the door
Silah kapıya doğru doğrultulmuştu
kasıtlı
belli bir etki yaratmak için bilerek yapılan
She made a pointed remark about his lateness.
Onun gecikmesi hakkında kasıtlı bir yorum yaptı.
sivri
ucu keskin olan
The pencil has a pointed tip
Kalemin sivri bir ucu var
artık
Sahnedeartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
artık
artık gerçekleşmeyen veya var olmayan
I don't live here anymore
Artık burada yaşamıyorum
artık
bir şeyin eskisi gibi devam etmediğini belirtir
I don't go there anymore
Artık oraya gitmiyorum
artık
günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumları ifade eder
They don't play together anymore
Artık birlikte oynamıyorlar
müsaade isteyip ayrılmak
Sahnedebir yerden veya birinin yanından ayrılmak
It is time for us to take our leave
Artık müsaade isteyip ayrılma vaktimiz geldi
eski
Sahnededaha önce olan veya var olan
He is a former president
O eski bir başkandır
görüntüleme
Sahnedeteknoloji kullanılarak görüntü oluşturma süreci
Medical imaging helps doctors find diseases
Tıbbi görüntüleme, doktorların hastalıkları bulmasına yardımcı olur
hemvatan
Sahnedeaynı ülkeden olan kişi
He met a compatriot in London
Londra'da bir hemvatanıyla karşılaştı
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
adını söylemek
birinin ismini belirtmek
She named the winner
Kazananın adını söyledi
isim
bir kişiye veya şeye verilen ad
What is your name
İsmin ne
ad
bir şeyi tanımlamak için kullanılan sözcük
They gave a name to the product
Ürüne bir ad verdiler
gecikmiş
Sahnedenormal zamanından sonra olan
The flight was delayed
Uçuş gecikti
gecikmiş
planlanandan daha geç gerçekleşen
The train is delayed
Tren gecikti
ertelenmiş
daha ileri bir zamana bırakılan
The meeting was delayed
Toplantı ertelendi
gecikmiş
bir şeyin geç kalmış olma durumu
The flight is delayed
Uçuş gecikmiş
ertelemek
Sahnedebir şeyin daha geç olmasını sağlamak
They delayed the meeting
Toplantıyı ertelediler
gecikme
bir şeyin olması gerekenden daha geç gerçekleşmesi
There was a delay in our flight
Uçuşumuzda bir gecikme oldu
uzakta
Sahnedeburanın uzağında
The city is far away
Şehir çok uzakta
durmaksızın
durmadan veya ara vermeden
He was working away
Durmadan çalışıyordu
uzağa
bir şeyi başka bir yere taşımak
Put your toys away
Oyuncaklarını kaldır
uzakta
bir yerde bulunmama durumu
He is away for the weekend
O hafta sonu için uzakta
mezar
Sahnedeölülerin gömüldüğü yer
He visited his grandfather's grave
Büyükbabasının mezarını ziyaret etti
ciddi
çok önemli veya tehlikeli
His condition is very grave
Durumu çok ciddi
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
yanında kalmak
Sahnedebiriyle veya aynı yerde kalmaya devam etmek
I will stay with my friend tonight
Bu gece arkadaşımın yanında kalacağım
yanında kalmak
birinin yanında bulunmaya devam etmek
I will stay with my grandfather until he feels better
Kendini daha iyi hissedene kadar dedemin yanında kalacağım
evinde kalmak
bir süre için birinin evinde ikamet etmek
You can stay with us while you look for an apartment
Daire ararken bizim evimizde kalabilirsin
geçici olarak kalmak
kısa süreliğine birinin evinde barınmak
She is staying with her friends for the summer
Yaz boyunca arkadaşlarıyla geçici olarak kalıyor
birlikte yaşamak
aynı yerde biriyle beraber oturmak
They decided to stay with their parents after graduation
Mezuniyetten sonra ebeveynleriyle birlikte yaşamaya karar verdiler
aynı evde kalmak
başka biriyle aynı mekanda ikamet etmek
I stay with my sister in a small apartment
Kız kardeşimle küçük bir dairede aynı evde kalıyorum
akılda kalmak
birinin hafızasında yer etmeye devam etmek
That movie will stay with me for a long time
O film uzun süre aklımda kalacak
beraber kalmak
birinin yanından ayrılmamaya devam etmek
I want to stay with you during this difficult time
Bu zor zamanlarda seninle beraber kalmak istiyorum
misafir olmak
kısa bir süre için birinin evinde konaklamak
We will stay with our aunt for the weekend
Hafta sonu teyzemize misafir olacağız
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından diğerlerinden önce gelen
This is my first car
Bu benim ilk arabam
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
ilk
zaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
ilk olarak
diğerlerinden önce gerçekleşen veya gelen
First we will eat then we will go
İlk olarak yemek yiyeceğiz sonra gideceğiz
birinci
sayıca veya sıra olarak en başta olan
He came in first in the race
Yarışta birinci geldi
ilk defa
bir şeyin gerçekleştiği ilk sefer
I am here for the first time
Buraya ilk defa geliyorum
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
aptalca
Sahnedemantıklı veya bilge olmayan
That was a foolish mistake
Bu aptalca bir hataydı
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
kırık
Sahnedesert bir şeydeki çatlak veya kırılma
He has a fracture in his arm
Kolunda bir kırık var
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
beklemek
bir şeyin olacağını ummak ya da tahmin etmek
You are looking for trouble
Bela arıyorsun
aramak
kayıp bir şeyi ya da kişiyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
konuşma
Sahnedefikir veya bilgilerin sözlü olarak paylaşılması
We had a long talk
Uzun bir konuşma yaptık
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşabilmek
konuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
konuşma
bir konu üzerine yapılan resmi sözlü sunum
She gave a short talk about history
Tarih hakkında kısa bir konuşma yaptı
konuşmak
bir konu hakkında karşılıklı konuşmak
They need to talk about their plans
Planları hakkında konuşmaları gerekiyor
zihin
Sahnedekişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
rahatsız olmak
bir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
dikkat etmek
bir şeye odaklanmak veya özen göstermek
Please mind your step on the stairs
Lütfen merdivenlerde adımına dikkat et
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
gözaltı
Sahnedebir kişinin polis veya yetkililer tarafından tutulması
The suspect was taken into custody
Şüpheli gözaltına alındı
velayet
bir çocuğun bakımı üzerindeki yasal hak
She has custody of the children
Çocukların velayeti onda
velayet
bir çocuğun yasal olarak bakımını üstlenme hakkı
The mother won custody of the children
Anne çocukların velayetini kazandı
velayet
mahkeme tarafından karara bağlanan bir konu
They are fighting for custody of their child
Çocuklarının velayeti için savaşıyorlar
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
kişi
Sahnedeinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
birey
Sahnedetek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
şahıs
belirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
demek istemek
konuşurken bir şeyi açıklamak için kullanılan ifade
I mean to say that we are late
Geç kaldığımızı demek istiyorum
müthiş
çok iyi veya yetenekli
She plays a mean tennis match
O müthiş bir tenis maçı çıkarıyor
yani
konuşurken duraksamak veya açıklık getirmek için kullanılan söz
I mean it is not raining today
Yani bugün yağmur yağmıyor
anlamına gelmek
bir şeyin ne olduğunu belirtmek
A red light means stop
Kırmızı ışık dur anlamına gelir
yöntem
bir işi yapmanın yolu
They used a simple mean to fix it
Bunu düzeltmek için basit bir yöntem kullandılar
temsil etmek
bir fikri ifade etmek veya göstermek
The flag means our country
Bayrak ülkemizi temsil eder
ikna etmek
Sahnedebirini bir şeye inanmaya veya bir şeyi yapmaya razı etmek
I tried to convince him to come
Onu gelmeye ikna etmeye çalıştım
ikna etmek
birini bir şeyin doğruluğuna inandırmak
I convinced him to come
Onu gelmeye ikna ettim
ikna etmek
birini bir şey yapmaya razı etmek
I convinced him to join us
Onu bize katılması için ikna ettim
karşılaştırmak
Sahnedeiki veya daha fazla şey arasındaki benzerlik ve farkları incelemek
I will compare these two items
Bu iki eşyayı karşılaştıracağım
karşılaştırmak
benzerlikleri ve farklılıkları incelemek
Compare these two pictures.
Bu iki resmi karşılaştır.
karşılaştırmak
iki veya daha fazla şeyi benzerliklerini veya farklılıklarını görmek için incelemek
Please compare these two photos
Lütfen bu iki fotoğrafı karşılaştır
karşılaştırmak
benzerlik ve farklılıkları görmek için incelemek
Please compare these two pictures
Lütfen bu iki resmi karşılaştırın
video
Sahnedehareketli görüntülerin kaydedilmiş hali
I watched a funny video
Komik bir video izledim
videoya çekmek
hareketli görüntüleri kaydetmek
He wants to video the event
O etkinliği videoya çekmek istiyor
gücü yetmek
Sahnedebir şeyi satın almak veya yapmak için yeterli paraya sahip olmak
I cannot afford a new car
Yeni bir arabaya gücüm yetmez
sağlamak
bir şeyi vermek veya sunmak
The tree affords us shade
Ağaç bize gölge sağlar
gücü yetmek
bir şeye yetecek kadar para veya zamana sahip olmak
I cannot afford a new car
Yeni bir araba almaya gücüm yetmiyor
koordinat
Sahnedebir konumun yerini gösteren sayı dizisi
Enter the coordinates of the city
Şehrin koordinatlarını girin
koordine etmek
şeylerin birlikte çalışmasını sağlamak için düzenlemek
We need to coordinate our efforts
Çabalarımızı koordine etmemiz gerekiyor
koordine etmek
faaliyetleri veya insanları düzenlemek ve yönetmek
I need to coordinate the project team
Proje ekibini koordine etmem gerekiyor
yan hasar
Sahnedebir eylem sırasında meydana gelen istenmeyen zarar
The operation caused some collateral damage
Operasyon bir miktar yan hasara neden oldu
güney
Sahnedekuzeyin karşıtı olan yön
The birds fly south in winter
Kuşlar kışın güneye uçar
bozulmak
bir durumun ters gitmesi veya kötüye gitmesi
The business deal went south
İş anlaşması bozuldu
sinirlendirmek
Sahnedehafifçe kızdırmak veya rahatsız etmek
Stop making that noise, it annoys me
Şu gürültüyü yapmayı bırak, beni sinirlendiriyor
rahatsız etmek
birini hafifçe sinirlendirmek veya huzursuz etmek
He keeps annoying his sister
Kız kardeşini sürekli rahatsız ediyor
rahatsız etmek
birini hafifçe kızdırmak veya üzmek
His loud music annoyed the neighbors
Yüksek sesli müziği komşuları rahatsız etti
daha kötü
Sahnededaha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
daha kötü
daha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü
aksatmak
Sahnedebir şeyin normal şekilde gerçekleşmesini engellemek
Noise can interfere with your sleep
Gürültü uykunuzu aksatabilir
engel olmak
birinin yapmak istediği şeyi yapmasını önlemek
Loud music interferes with my studying
Yüksek sesli müzik ders çalışmama engel oluyor
harika
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
You did a terrific job
Harika bir iş çıkardın
kelimeler
Sahnedekonuşma veya yazının yapı taşları olan birimler
Please write three words on the paper
Lütfen kağıda üç kelime yazın
ifadeler
bir kişinin konuşurken dile getirdiği şeyler
I did not understand his words
Onun ifadelerini anlamadım
kelimeler
anlamı olan ve konuşulabilen veya yazılabilen dil birimleri
I wrote down these new words
Bu yeni kelimeleri yazdım
sözler
konuşma veya yazıda kullanılan dil birimleri
Please choose your words carefully
Lütfen sözlerini dikkatli seç
sözler
birinin söylediği şeyler
Please listen to my words
Lütfen sözlerimi dinle
sözler
insanların söyledikleri veya yazdıkları
Her words hurt me
Sözleri beni kırdı
yazı
yazılı veya sözlü dil
There are no words on this page
Bu sayfada yazı yok
kelimeler
insanların yazmak veya konuşmak için kullandığı dil birimleri
Count the words in this sentence
Bu cümledeki kelimeleri say
havaya uçurmak
Sahnedebir şeyi patlama ile yok etmek
They planned to blow up the old bridge
Eski köprüyü havaya uçurmayı planladılar
havaya uçurulmuş
patlama ile yok edilmiş veya hasar görmüş
Everyone looked at the blown up car
Herkes havaya uçurulmuş arabaya baktı
havaya uçurmak
bir şeyi şiddet ve gürültü ile patlatmak
The bridge was blown up during the war
Köprü savaş sırasında havaya uçuruldu
yaşamını sürdürmek
Sahnedeyaşamaya devam etmek
Plants cannot survive without water
Bitkiler susuz yaşayamaz
hayatta kalmak
tehlikeli bir olaydan sonra sağ kurtulmak
He survived the accident
Kazadan hayatta kaldı
hayatta kalmak
başka biri öldükten sonra yaşamaya devam etmek
He survived his wife by ten years
Eşinden on yıl daha fazla yaşadı
hava yoluyla taşımak
Sahnedeuçak veya helikopterle bir yerden bir yere nakletmek
The injured hiker was airlifted to the hospital
Yaralı yürüyüşçü hava yoluyla hastaneye taşındı
termobarik
Sahnedeyüksek ısı ve basınç yoluyla hasar veren silahlara ilişkin
The army tested a thermobaric weapon
Ordu termobarik bir silah test etti
termobarik silah
Sahnedeyakıt-hava patlamasıyla yüksek sıcaklık ve basınç oluşturan mühimmat
The thermobaric bomb creates a massive shockwave
Termobarik bomba büyük bir şok dalgası yaratır
bir yer
Sahnedebelirsiz bir yer
Let's go someplace quiet
Sessiz bir yere gidelim
bir yer
belirli olmayan bir yer
I want to go someplace quiet
Sessiz bir yere gitmek istiyorum
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
bir davayı mahkemede incelemek
The court will try him
Mahkeme onu yargılayacak
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
denemek
bir şeyi yapmak için çaba harcamak
Please try to open the door
Lütfen kapıyı açmayı dene
denemek
bir şeyi yapmak için çaba göstermek
I will try to finish this
Bunu bitirmeyi deneyeceğim
kıyafet denemek
üzerine olup olmadığını anlamak için giymek
Can I try this shirt
Bu gömleği deneyebilir miyim
denenmiş
tecrübe ile iyi sonuç verdiği kanıtlanmış
This is a tried method
Bu denenmiş bir yöntemdir
misafir
Sahnedebir etkinliğe davet edilen veya bir evde konaklayan kişi
We have a guest for dinner
Akşam yemeği için bir misafirimiz var
iddianame
Sahnedebirinin suçlu olduğuna dair resmi beyan
The grand jury issued an indictment
Büyük jüri bir iddianame hazırladı
iddianame
birinin suç işlediğine dair resmi suçlama
The court released the indictment
Mahkeme iddianameyi yayınladı
yüzle ilgili
Sahnedeyüze ait veya yüzle bağlantılı olan
He has facial expressions
Yüz ifadeleri var
cilt bakımı
yüz için yapılan güzellik bakımı
She got a facial yesterday
Dün cilt bakımı yaptırdı
dijital
Sahnedeanalog yerine dijital teknoloji kullanan
I have a digital watch
Dijital bir saatim var
başarısız olmak
Sahnedebaşarısız olmak
He failed the test
Sınavda başarısız oldu
bozulmak
bir şeyin düzgün çalışmayı bırakması
The engine failed during the trip
Motor yolculuk sırasında bozuldu
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Genellikle anahtarlarımı nereye koyduğumu unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
unutmak
bir şeyi aklından çıkarmak
Don't forget to buy milk
Süt almayı unutma
işaret
Sahnedebilgi veren bir işaret veya ses
The red light is a signal to stop
Kırmızı ışık durmak için bir işarettir
sinyal
radyo veya elektrik aracılığıyla gönderilen mesaj
I cannot get a signal here
Burada sinyal alamıyorum
sinyal
birine gönderilen mesaj veya işaret
He sent a signal for help
Yardım için bir sinyal gönderdi
işaret etmek
birine mesaj veya belirti göndermek
She signaled me to come here
Bana buraya gelmem için işaret etti
cesur
Sahnedetehlike veya acı ile yüzleşmeye hazır
She is a brave girl
O cesur bir kız
göğüs germek
zor veya tehlikeli bir durumla korkusuzca yüzleşmek
She braved the heavy rain to go out
Dışarı çıkmak için şiddetli yağmura göğüs gerdi
kontrol etmek
Sahnedebir şeyi yönetmek veya ona hükmetmek
He can control the robot
Robotu kontrol edebilir
kontrol
bir şeyi yönetme veya düzenleme eylemi
She lost control of the car
Arabanın kontrolünü kaybetti
kontrol
deney sonuçlarını karşılaştırmak için kullanılan standart
The scientists used a control for their experiment
Bilim insanları deneyleri için bir kontrol kullandılar
hatırlamak
Sahnedegeçmişte yaşanan bir şeyi zihne getirmek
I cannot recall his name
Onun ismini hatırlayamıyorum
hatırlamak
geçmişteki bir bilgiyi zihne getirmek
I cannot recall his name
Onun adını hatırlayamıyorum
geri çağırmak
kusurlu bir ürünü piyasadan toplatmak
The company will recall the cars
Şirket arabaları geri çağıracak
geri çağırmak
güvensiz olduğu için bir ürünü iade etmelerini istemek
The company will recall the faulty products
Şirket hatalı ürünleri geri çağıracak
hatırlamak
zihinde geçmişe ait bir şeyi yeniden canlandırmak
I can recall the event vividly
Olayı net bir şekilde hatırlayabiliyorum
bakmak
Sahnedegözleri bir yöne çevirmek
Please look at me
Lütfen bana bak
ele almak
bir konuyu değerlendirmek
We must look at this plan
Bu planı ele almalıyız
seyretmek
bir şeyi dikkatle izlemek
They look at the stars
Yıldızları seyrediyorlar
incelemek
detaylıca gözlemlemek
I looked at the painting
Resim tablosunu inceledim
bakmak
birini veya bir şeyi görmek için gözlerini ona çevirmek
Look at that bird
Şu kuşa bak
incelemek
bir şeyi dikkatlice araştırmak veya düşünmek
I need to look at the documents
Belgeleri incelemem gerekiyor
bakmak
bir şeyi görmek için gözlerini ona çevirmek
Look at the painting
Tabloya bak
duyarsız
Sahnedebaşkalarının duygularına karşı ilgisiz olan
He made a callous comment about the poor
Yoksullar hakkında duyarsız bir yorum yaptı
nasır
genellikle el veya ayaklarda oluşan kalın ve sert deri tabakası
I have a painful callous on my foot
Ayağımda acı verici bir nasır var
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlerle iletişim kurmak
I can speak English
İngilizce konuşabiliyorum
konuşmak
sözcükler ile iletişim kurmak
She can speak French
O Fransızca konuşabiliyor
şimdi konuşmak
şu anda konuşma eylemi
Please speak now
Lütfen şimdi konuş
konuşmak
ağzından kelimeler çıkarmak
The child is learning to speak
Çocuk konuşmayı öğreniyor
söylenen
sesli olarak ifade edilmiş
The spoken words were kind
Söylenen kelimeler nazikti
söylemek
kelimeleri sesli olarak dile getirmek
You must speak the truth
Gerçeği söylemelisin
konuşmak
birisiyle karşılıklı iletişim kurmak
We need to speak soon
Yakında konuşmamız lazım
konuşabilmek
bir dilde iletişim kurma becerisi
Do you speak Spanish
İspanyolca konuşabilir misin
söz
Sahnedebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
söz vermek
birine bir şeyi yapacağına dair güven vermek
I promise to be there on time
Zamanında orada olacağıma söz veriyorum
söz vermek
bir şeyi kesinlikle yapacağını söylemek
I promise to call you later
Seni sonra arayacağıma söz veriyorum
işaret etmek
bir şeyin olacağına dair belirtiler göstermek
Dark clouds promise rain
Kara bulutlar yağmura işaret ediyor
gelecek vaadi
gelecekte başarılı olacağını gösteren nitelik
The young student shows great promise
Genç öğrenci büyük gelecek vaat ediyor
yemin etmek
bir şeyi kesinlikle yapacağına dair ant içmek
I promise to keep your secret
Sırrını saklamaya yemin ederim
okumak
Sahnedeyazılı kelimeleri görüp anlamak
I read a book every month
Her ay bir kitap okurum
rol okumak
bir rol için metin okuyarak seçmelere katılmak
She will read for the part
Rol için seçmelere katılacak
almak
telsizle konuşurken birinin söylediklerini duymak ve anlamak
Do you read me
Beni alabiliyor musun
okumak
birinin düşüncelerini söylemeden anlamak
I can read your mind
Aklını okuyabiliyorum
tamamen
Sahnedebütünüyle veya tamamen
I am utterly exhausted
Tamamen bitkinim
mutlak
Sahnedetam veya sınırsız
He has absolute power
Onun mutlak gücü var
fark etmek
Sahnedebir şeyi gözlemlemek veya anlamak
I picked up a strange smell in the room
Odaya girince tuhaf bir koku fark ettim
toplamak
Sahnedeyere düşen veya dağınık eşyaları yerden kaldırmak
Please pick up your toys
Lütfen oyuncaklarını topla
iyileşmek
daha iyi hale gelmek veya artmak
The economy is starting to pick up
Ekonomi canlanmaya başlıyor
kapmak
bir şeyi fark ederek veya hızla öğrenmek
She picked up Spanish quickly
İspanyolcayı hızla kaptı
hızlanmak
bir şeyin gücünün veya hızının artması
The wind started to pick up
Rüzgar hızlanmaya başladı
almak
bir nesneyi yerden kaldırmak veya birini bir yerden almak
I will pick up my friend from the airport
Arkadaşımı havaalanından alacağım
tavlamak
birini romantik olarak etkilemeye çalışmak
He always tries to pick up women
Her zaman kadınları tavlamaya çalışır
gidip getirmek
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden almak
I will pick you up at seven
Seni saat yedide alacağım
ilişki başlatmak
biriyle yeni bir romantik birliktelik kurmak
He picked up a relationship with her
Onunla bir ilişki başlattı
bulmak
bir şeyi tespit etmek veya keşfetmek
They picked up a signal on the radar
Radarda bir sinyal buldular
tavlama
birini etkileyerek romantik bir ilişki başlatma girişimi
He is very good at the pick-up
O tavlama konusunda çok başarılıdır
aramak
birini telefonla aramak
I will pick you up later
Seni sonra arayacağım
devam etmek
ara verilmiş bir işe devam etmek
Let us pick up where we left off
Kaldığımız yerden devam edelim
teslim alma
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden alma işlemi
The package pick-up is at the front desk
Paket teslim alma yeri resepsiyondadır
hızlanmak
hız veya aktivitenin artması
The economy is starting to pick up
Ekonomi hızlanmaya başlıyor
telefonu açmak
bir telefon çağrısına cevap vermek
She did not pick up the phone
Telefona bakmadı
seçmek
bir gruptan bir şeyi tercih etmek
You can pick up any book you like
İstediğin herhangi bir kitabı seçebilirsin
devam etmek
bir duraksamadan sonra tekrar başlamak
Let us pick up where we left off
Kaldığımız yerden devam edelim
fark etmek
bir şeyi anlamak veya duymak
I picked up a strange noise
Garip bir ses fark ettim
almak
dışarıdayken birisi için bir şey edinmek
Can you pick up some milk on your way home
Eve gelirken biraz süt alabilir misin
birini almak
birisini gitmesi gereken yerden arabayla almak
The taxi picked up the passenger
Taksi yolcuyu aldı
yükselmek
bir şeyin güçlenmesi veya artması
Sales picked up in the summer
Satışlar yazın yükseldi
kapmak
pratik yaparak yeni bir beceri kazanmak
I picked up Spanish in Spain
İspanyolcayı İspanya'da kaptım
kaldırmak
bir nesneyi yerden yukarı kaldırmak
Please pick up your toys
Lütfen oyuncaklarını yerden kaldır
tanışmak
birisiyle tesadüfen karşılaşmak
I picked up new friends at the party
Partide yeni arkadaşlarla tanıştım
edinmek
bir şeyi ele geçirmek veya satın almak
I picked up a new dress yesterday
Dün yeni bir elbise edindim
üstlenmek
bir maliyetin sorumluluğunu almak
He picked up the costs of the repairs
Tamirat masraflarını üstlendi
ödemek
bir şeyin faturasını ödemek
I will pick up the bill tonight
Bu akşam hesabı ben ödeyeceğim
toparlanmak
bir başarısızlıktan sonra gücü geri kazanmak
She is slowly picking up after the illness
Hastalıktan sonra yavaşça toparlanıyor
ilişki kurmak
biriyle romantik bir bağa başlamak
He tried to pick her up at the bar
Barda onunla ilişki kurmaya çalıştı
yerden almak
bir nesneyi eline almak
Could you pick up that pen for me
Benim için şu kalemi yerden alabilir misin
devralmak
başka birinin bıraktığı bir görevi üstlenmek
I will pick up the project from here
Projeyi buradan ben devralacağım
davet etmek
Sahnedebirini gelmeye veya katılmaya çağırmak
I will invite him to join us
Onu bize katılmaya davet edeceğim
davet etmek
birini bir yere veya etkinliğe çağırmak
I will invite my friends to the party
Arkadaşlarımı partiye davet edeceğim
davet etmek
birini bir yere gitmeye veya bir şey yapmaya çağırmak
I invite you to my party
Seni partime davet ediyorum
davet
bir yere gitmek için yapılan sözlü veya yazılı çağrı
I received an invite
Bir davet aldım
davet etmek
birini bir etkinliğe veya yere çağırmak
I will invite my friends to the party
Arkadaşlarımı partiye davet edeceğim
davet
bir yere gitmek veya bir şey yapmak için yapılan sözlü veya yazılı istek
I received an invite to the wedding
Düğüne bir davet aldım
manzara
Sahnedegörülen şey veya görünüm
The waterfall is a wonderful sight
Şelale harika bir manzara
görme yetisi
görme yeteneği
Her sight is getting worse
Görme yetisi kötüleşiyor
fark etmek
birini veya bir şeyi aniden görmek
They sighted a ship in the distance
Uzakta bir gemi fark ettiler
sorumlu
Sahnedebir işten veya durumdan dolayı yükümlü olan
He is responsible for the project
Projeden o sorumlu
son
Sahnedesonunda olan veya gerçekleşen
This is the final chapter
Bu son bölümdür
final
Sahnedebir dersin sonunda yapılan sınav
I have a final tomorrow
Yarın bir final sınavım var
kesin
değiştirilemez olan
This is my final decision
Bu benim kesin kararım
final
bir yarışmadaki son oyun veya maç
They reached the final of the tournament
Turnuvanın finaline ulaştılar
son söz
bir konuda karar verme yetkisi
The manager has the final say on hiring
İşe alım konusunda son söz yöneticiye aittir
daha önce
Sahnedegeçmişteki bir zamanda
I saw him earlier today
Onu bugün daha önce gördüm
daha erken
beklenenden önce gerçekleşen veya gelen
The plane arrived earlier than expected
Uçak beklenenden daha erken vardı
daha önce
şimdiden daha önceki bir zamanda
I finished the work earlier today
İşi bugün daha önce bitirdim
daha önce
belirli bir zamandan önce gerçekleşen
We arrived earlier than our friends
Arkadaşlarımızdan daha önce geldik
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
en az
Sahnedebelirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
en azından
bir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en azından
hiç değilse biraz olsun
It is at least warm here
Burası en azından sıcak
ihlal
Sahnedebir kuralın veya yasanın çiğnenmesi eylemi
This is a clear violation of the rules
Bu, kuralların açık bir ihlalidir