

Arrow — 6. Sezon Bölüm 16
Kelimeler ve anlamları
732 kelime
Seviye
peynirli makarna
Sahnedemakarna ve eritilmiş peynirle yapılan bir yemek
I love eating mac and cheese
Peynirli makarna yemeyi seviyorum
peynirli makarna
makarna ve eritilmiş peynir sosuyla yapılan bir yemek
I love eating mac and cheese for dinner
Akşam yemeğinde peynirli makarna yemeyi seviyorum
sürtük
Sahnedebir kadın veya kişi için kullanılan kaba bir kelime
He called her a bitch
Ona sürtük dedi
sızlanmak
memnuniyetsizliğini veya rahatsızlığını dile getirmek
Stop bitching about the weather
Hava hakkında sızlanmayı bırak
dişi köpek
dişi köpek
The bitch is guarding her puppies
Dişi köpek yavrularını koruyor
zorlu iş
zor ve can sıkıcı durum veya görev
Solving this problem is a real bitch
Bu problemi çözmek çok zorlu bir iş
endişe
Sahnedebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
kaygılandırmak
Sahnedebirini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişelenmek
bir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
endişe
insanı kaygılandıran düşünceler veya durumlar
I have many worries about my future
Geleceğim hakkında birçok endişem var
bir kez
Sahnedetek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
bir zamanlar
Sahnedegeçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
olduğunda
Sahnedeolduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
keşfetmek
Sahnedebir şeyi ilk kez bulmak
They discovered a new planet
Yeni bir gezegen keşfettiler
keşfetmek
bilinmeyen bir şeyi ortaya çıkarmak
Scientists discovered a new planet
Bilim insanları yeni bir gezegen keşfetti
destekleyici
Sahnedeyardım veya teşvik veren
My family is very supportive
Ailem çok destekleyicidir
sonsuza dek
Sahnedebundan sonraki tüm zaman boyunca
They lived happily ever after
Onlar sonsuza dek mutlu yaşadılar
karanlık
Sahnedeışığın olmadığı durum
The room is very dark
Oda çok karanlık
karanlık
Sahnedeçoğunluk tarafından bilinmeyen veya görülmeyen
They have a dark past
Onların karanlık bir geçmişi var
koyu
açık olmayan renk
He has dark hair
Onun koyu renk saçları var
karamsar
mutsuz veya umutsuz
He had a dark thought
Karamsar bir düşüncesi vardı
adam öldürme
Sahnedebir insanı öldürme suçu
He was charged with homicide
Adam öldürmekten suçlandı
koridor
Sahnedebir binada odalara açılan uzun geçit
The bedroom is at the end of the hallway
Yatak odası koridorun sonunda
koridor
bir binanın içinde kapıların yanlarda olduğu uzun ve dar alan
I walked down the hallway
Koridorda yürüdüm
boyunu aşmak
Sahnedeüstesinden gelemeyeceği kadar zor bir durumda olmak
He realized he was in over his head
Boyunu aşan bir işe giriştiğini fark etti
öf
Sahnederahatsızlık veya sıkkınlık belirten ünlem
Ugh, I hate waking up early
Öf, erken uyanmaktan nefret ederim
ne halt
Sahnedebir soruyu vurgulamak veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
What the hell are you doing
Ne halt ediyorsun
bu da ne
şaşkınlık veya öfke belirtmek için kullanılan bir ifade
What the hell you broke it
Bu da ne sen onu kırdın
bu da ne
şaşkınlık hüsran veya kayıtsızlık ifade etmek için kullanılır
What the hell is that
Bu da ne
mümkün
Sahnedeyapılabilen veya gerçekleşebilen durum
It is possible to finish the work today
İşi bugün bitirmek mümkün
aday
seçilme ihtimali olan kişi
She is a possible for the role
O bu rol için bir aday
içecek
Sahnedeiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
sıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
aşağı inmek
Sahnededaha alçak bir konuma geçmek
Get down from the table
Masadan aşağı in
coşkuyla dans etmek
enerjik bir şekilde dans etmek veya eğlenmek
Let's get down on the dance floor
Hadi dans pistinde coşalım
çömelmek
vücudu daha alçak bir konuma getirmek
Please get down so I can see
Görebilmem için lütfen çömel
üzmek
birini depresif veya cesaretsiz hissettirmek
This bad weather gets me down
Bu kötü hava beni üzüyor
yazmak
bilgiyi kağıda geçirmek
Get down everything the teacher says
Öğretmenin söylediği her şeyi yaz
moralini bozmak
birinin kendisini üzgün hissetmesine neden olmak
This bad weather gets me down
Bu kötü hava moralimi bozuyor
kavramak
bir şeyi öğrenmeyi ve akılda tutmayı başarmak
It is hard to get down the rules of this game
Bu oyunun kurallarını kavramak zor
not etmek
bir şeyi kağıt üzerine yazmak
She tried to get down all the details of the meeting
Toplantıdaki tüm detayları not etmeye çalıştı
dans
bir tür dans veya eğlence
The party had a real get-down
Partide gerçekten harika bir dans vardı
aşağı inmek
yüksek bir yerden alçak bir yere hareket etmek
Get down from the chair
Sandalyeden aşağı in
rol
Sahnedefilm veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
parça
Sahnedebütünün bir kısmı
The engine has many parts
Motorun birçok parçası var
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
sevgili
Sahnedesevilen veya değer verilen
My dear friend is coming
Sevgili arkadaşım geliyor
eyvah
şaşkınlık veya üzüntü belirten ifade
Oh dear, I forgot my keys
Eyvah, anahtarlarımı unuttum
sayın
mektup veya e-posta başlangıcında kullanılan nezaket sözü
Dear Mr. Smith
Sayın Bay Smith
içeride
Sahnedebir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içinde
bir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
iç
bir yerin iç kısmı veya oraya girme imkanı
The key lets you inside the room
Anahtar odaya girmenizi sağlar
izlemek
Sahnedebir şeye dikkatle bakmak
I like to watch movies
Film izlemeyi severim
gözetmek
bir şeyi korumak veya kontrol etmek
Please watch my bag
Lütfen çantamı kolla
kol saati
bileğe takılan küçük saat
My watch is broken
Saatim bozuk
dikkat etmek
bir şeyi yaparken özenli ve dikkatli olmak
Watch your step on the stairs
Merdivenlerde adımına dikkat et
polis
Sahnedepolis teşkilatının bir üyesi
The cop stopped the car
Polis arabayı durdurdu
almak
bir şeyi ele geçirmek veya elde etmek
I copped a new shirt at the store
Mağazadan yeni bir gömlek aldım
ısısal
Sahnedeısıyla ilgili olan
The coat provides thermal protection
Ceket ısı koruması sağlar
versiyon
Sahnedebir şeyin belirli bir biçimi
This is the new version of the book
Bu, kitabın yeni versiyonu
mış gibi yapmak
Sahnedebir şey gerçek değilken gerçekmiş gibi davranmak
He pretended to be asleep
Uyuyormuş gibi yaptı
mış gibi yapmak
bir şey gerçekmiş gibi davranmak
The kids pretend to be superheroes
Çocuklar süper kahramanmış gibi yapıyor
rol yapmak
gerçek olmayan bir durumu doğruymuş gibi davranmak
The children like to pretend they are pirates
Çocuklar korsanmış gibi davranmayı severler
taklit etmek
bir şeyin gerçek olmadığını bilerek öyleymiş gibi yapmak
The child likes to pretend he is a superhero
Çocuk kahramanmış gibi yapmayı sever
sık sık
Sahnedebirçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
büyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
çok
büyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
tamam
Sahnededinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
onay veya kabullenme belirtmek için kullanılan ifade
All right I will go to the store
Tamam markete gideceğim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
hissetmek
bir duygu veya durumu deneyimlemek
I feel happy today
Bugün mutlu hissediyorum
rehin
Sahnedebir şartın yerine getirilmesi için tutsak edilen kişi
They took a hostage
Bir kişiyi rehin aldılar
rehine
istekleri yerine getirilene kadar tutsak tutulan kişi
The hostage was finally released
Rehine sonunda serbest bırakıldı
gerektirmek
Sahnedebir şeyin olması için gerekli olmak
This job requires a lot of patience
Bu iş çok sabır gerektiriyor
gerektirmek
bir şeyin zorunlu olduğunu belirtmek
This job requires experience
Bu iş tecrübe gerektiriyor
gerektirmek
bir şeyin olmasını zorunlu tutmak
This job requires a lot of experience
Bu iş çok fazla deneyim gerektirir
kurmak
Sahnedebir şeyi başlatmak veya oluşturmak
He founded a new company
Yeni bir şirket kurdu
bulmak
birinin veya bir şeyin nerede olduğunu öğrenmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
birinin veya bir şeyin nerede olduğunu öğrenmek
They found the lost dog
Kayıp köpeği buldular
karar vermek
yasal bir süreçte bir sonuca veya hükme ulaşmak
The court found that the agreement was invalid
Mahkeme sözleşmenin geçersiz olduğuna karar verdi
dönmek
Sahnedebir merkez nokta etrafında dönmek
He swivelled the chair around
Sandalyeyi kendi etrafında döndürdü
yanlış
Sahnedeahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
yanlış
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
düzine
Sahnedeon iki adetlik grup
I bought a dozen eggs
Bir düzine yumurta aldım
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
anladım
Sahnedekarşıdakinin ne dediğini anladığını belirtmek
Gotcha, I will do it
Anladım, yapacağım
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
konuşmak
birine sözlü olarak bir şeyleri anlatmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
konuşmak
biriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
sohbet etmek
biriyle karşılıklı konuşmak
We should talk to our neighbors
Komşularımızla sohbet etmeliyiz
mesaj atmak
Sahnedetelefonla yazılı mesaj göndermek
Please text me later
Daha sonra bana mesaj at
metin
Sahnedeyazılı bir eser veya içerik
Please read this text carefully
Lütfen bu metni dikkatlice oku
mesaj
telefondan gönderilen yazılı ileti
I sent him a text
Ona bir mesaj gönderdim
mesajlaşmak
telefondan yazılı bir ileti göndermek
I will text you later
Seni sonra mesajlayacağım
sorumluluk
Sahnedeyapmanız gereken işler
Doing homework is his responsibility
Ödev yapmak onun sorumluluğudur
sorumluluk
yerine getirilmesi gereken görev
It is my responsibility to finish the work
İşi bitirmek benim sorumluluğum
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
Sahnedebir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
saklamak
Sahnedebir şeyi gözlerden uzak bir yere koymak
The spy secreted the letter in his coat
Casus mektubu paltosuna sakladı
salgılamak
bir maddeyi üretip dışarı vermek
Our skin secretes sweat
Derimiz ter salgılar
en önemli nokta
Sahnededikkate alınması gereken en önemli şey
The bottom line is that we need more money
Asıl mesele daha fazla paraya ihtiyacımız olması
özetlemek
bir şeyin ana fikrini veya sonucunu kısaca belirtmek
Can you bottom-line the results for me
Sonuçları benim için özetleyebilir misin
net kâr
bir şirketin tüm giderleri ödedikten sonra kalan toplam kâr miktarı
We need to improve our bottom line
Net kârımızı artırmamız gerekiyor
nihai sonuç
bir konudaki en önemli veya temel nokta
The bottom line is that we must start now
Nihai sonuç şimdi başlamamız gerektiğidir
parmak
Sahnedeelin beş uzun kısmından her biri
I have a ring on my finger
Parmağımda bir yüzük var
suçlamak
birini bir suçtan sorumlu tutmak
She fingered him as the thief
Onu hırsız olarak o suçladı
gördü
Sahnedegözlerle algılamak
I saw a bird
Bir kuş gördüm
testereyle kesmek
dişli bir alet kullanarak kesmek
He sawed the wood
Odunu testereyle kesti
bahsi karşılamak
bir oyunda rakibin bahsine eşlik etmek
He saw the bet
Bahsi karşıladı
testere
kesmek için kullanılan dişli bıçaklı alet
Use the saw
Testereyi kullan
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I always forget his name
Onun adını her zaman unutuyorum
en kısa sürede
Sahnedemümkün olan en kısa zamanda
Please reply asap
Lütfen en kısa sürede cevap ver
oturmak
Sahnedebir sandalyeye veya benzeri bir yere oturmak
Please have a seat
Lütfen oturun
paylaşmak
Sahnedebir şeyi başkalarıyla kullanmak ya da onlara vermek
I will share my food with you
Yemeğimi seninle paylaşacağım
pay
bir şeyin bir parçası veya bölümü
This is your share
Bu senin payın
paylaşmak
bir özelliği başkasıyla aynı şekilde taşımak
We share the same hobby
Aynı hobiyi paylaşıyoruz
ortak kullanmak
bir nesneyi başkalarıyla birlikte kullanmak
I share a room with him
Odamı onunla ortak kullanıyorum
paylaşmak
bir şeyi başkalarıyla aynı anda birlikte kullanmak
We share the same office
Aynı ofisi paylaşıyoruz
birisi
Sahnedebilinmeyen veya belirtilmemiş bir kişi
Somebody is at the door
Kapıda biri var
biri
bilinmeyen bir kişi
I need somebody to help me
Bana yardım edecek birine ihtiyacım var
önemli biri
önemli veya yüksek statüye sahip kimse
She acts like she is really somebody
Gerçekten önemli biriymiş gibi davranıyor
en azından
Sahnedeen azı ile
At least three people came
En az üç kişi geldi
en az
Sahnedemiktar veya derece olarak en küçük
This is the least expensive room
Bu en az pahalı oda
en azından
olumsuz bir duruma rağmen olumlu bir şeyi vurgulamak için kullanılır
It was cold but at least we had a heater
Hava soğuktu ama en azından bir ısıtıcımız vardı
en ufak
en küçük derece veya miktarda
I am not in the least bit worried
En ufak bir endişe duymuyorum
batırmak
Sahnedebir şeyi kısa süreliğine bir sıvının içine sokmak
Dip the bread in the oil
Ekmeği yağa batır
Of
şaşkınlık hayal kırıklığı veya hafif bir rahatsızlık ifade etmek için kullanılan gayriresmi ünlem
Dip I missed the bus
Of otobüsü kaçırdım
alçalmak
kısa süreliğine aniden aşağı inmek
The temperature will dip tonight
Hava sıcaklığı bu gece düşecek
sos
yiyecekleri batırmak için kullanılan yoğun bir sos
I like eating chips with a dip
Cipsleri sosla yemeyi severim
posa
Sahnedebitki materyalinin yumuşak ve ıslak kütlesi
Orange juice with pulp is my favorite
Posalı portakal suyu favorimdir
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
zevk almak
Sahnedebir şeyden büyük keyif almak
I relish the challenge of this project
Bu projenin zorluğundan zevk alıyorum
turşu sosu
doğranmış meyve veya sebzelerden yapılan soğuk sos
I put relish on my hot dog
Sosisli sandviçime turşu sosu koydum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
düşünmek
bir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
yayılmak
Sahnedebir merkezden dışarıya doğru yayılmak
They fanned out to search the area
Alanı aramak için yayıldılar
sıklık
Sahnedebir şeyin belirli bir süre içinde gerçekleşme sayısı
The frequency of these meetings is high
Bu toplantıların sıklığı fazla
sıklık
bir şeyin ne kadar sık gerçekleştiği
The frequency of the rains increased
Yağmurların sıklığı arttı
frekans
iletişim için kullanılan radyo dalgası aralığı
Tune your radio to this frequency
Radyonu bu frekansa ayarla
karışık
Sahnededurumu veya çözümü zor olan
Their relationship is complicated
Onların ilişkisi karışık
karmaşık
anlaşılması veya çözülmesi zor olan
This machine is very complicated
Bu makine çok karmaşık
karmaşık
anlaşılması veya uğraşılması güç olan
This math problem is very complicated
Bu matematik problemi çok karmaşık
karmaşık
anlaşılması veya çözülmesi zor olan
This math problem is too complicated
Bu matematik problemi çok karmaşık
açıklamak
Sahnedebir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this
Bunu açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır kılmak için bilgi vermek
Please explain the rules to me
Lütfen kuralları bana açıkla
açıklamak
bir şeyi kolay anlaşılır kılmak için nedenlerini veya detaylarını vermek
Can you explain this rule
Bu kuralı açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this math problem to me
Bu matematik problemini bana açıklayabilir misin
duymak
Sahnedebirinin veya bir şeyin varlığından haberdar olmak
I have never heard of this artist
Bu sanatçıyı hiç duymadım
duymak
bir kişi veya olay hakkında bilgi sahibi olmak
I have heard of that famous author
O ünlü yazarı duydum
öğrenmek
bir şeyin varlığından haberdar olmak
Have you heard of the new concert
Yeni konseri duydun mu
şaşırtıcı bir şekilde
Sahnedeşaşkınlık uyandıran bir biçimde
The cake was surprisingly delicious
Kek şaşırtıcı derecede lezzetliydi
artık
Sahnedeartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
artık
artık gerçekleşmeyen veya var olmayan
I don't live here anymore
Artık burada yaşamıyorum
artık
bir şeyin eskisi gibi devam etmediğini belirtir
I don't go there anymore
Artık oraya gitmiyorum
artık
günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumları ifade eder
They don't play together anymore
Artık birlikte oynamıyorlar
evlenmek
Sahnedeevlilik bağıyla birleşmek
They decided to wed in June
Haziran ayında evlenmeye karar verdiler
red
Sahnedebir şeyi kabul etmeme eylemi
His refusal was unexpected
Onun reddi beklenmedikti
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
Sahnedebir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
mesele
Sahnedeçok önemli olan durum
It is a big deal
Bu büyük bir mesele
başa çıkmak
bir sorunu çözmek için harekete geçmek
I can deal with this
Bununla başa çıkabilirim
çok miktar
bir şeyin büyük miktarı
This task takes a great deal of time
Bu görev çok fazla zaman alıyor
yasa dışı ticaret yapmak
yasa dışı ürünlerin alım satımını yapmak
He was arrested for dealing drugs
Uyuşturucu ticaretinden tutuklandı
inmek
Sahnedebir araçtan veya yerden ayrılmak
I will get off the bus at the next stop
Bir sonraki durakta otobüsten ineceğim
bırakmak
birine yönelik bir davranışı durdurmak
Get off my back
Peşimi bırak
cezadan kurtulmak
bir şey için cezalandırılmaktan kaçınmak
He got off with a fine
Cezadan bir para cezasıyla kurtuldu
kapatmak
bir telefon görüşmesini bitirmek
I need to get off the phone now
Şimdi telefonu kapatmam gerekiyor
inmek
bir yerden veya taşıttan ayrılmak
Please get off the bus
Lütfen otobüsten inin
rahat bırakmak
birini rahatsız etmeyi durdurmak
Get off him now
Onu hemen rahat bırak
inmek
bir yerden ayrılmak veya uzaklaşmak
I need to get off the bus
Otobüsten inmem gerekiyor
votka
Sahnedetahıl veya patatesten yapılan sert ve şeffaf bir alkollü içki
He drinks vodka with orange juice
O, votkayı portakal suyuyla içer
votka
tahıl veya patatesten yapılan berrak ve sert alkollü içecek
He ordered a glass of vodka
Bir bardak votka sipariş etti
Votka
tahıl veya patatesten yapılan berrak alkollü içecek
He ordered a glass of vodka
Bir bardak votka sipariş etti
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
tekmelemek
Sahnedeayağıyla bir şeye vurmak
He kicked the ball
Topa tekme attı
kovmak
Sahnedebirini zorla bir yerden uzaklaştırmak
They kicked him out of the house
Onu evden kovdular
haz
güçlü bir zevk hissi
I get a kick out of this
Bundan keyif alıyorum
yormak
birini çok fazla yorgun düşürmek
This heavy work kicked me
Bu ağır iş beni çok yordu
davranış
Sahnedebir kişinin hareket etme veya davranma biçimi
His behavior was very good
Davranışı çok iyiydi
davranış
bir kişinin veya şeyin hareket etme biçimi
His behavior is polite
Davranışı çok kibar
güçlü
Sahnedebüyük güce veya etkiye sahip olan
He is a powerful leader
O güçlü bir lider
birden fazla
Sahnedebirden fazla olan
There are multiple options
Birden fazla seçenek var
kazanmak
Sahnedeçalışarak para veya ödül elde etmek
He earns a good salary
İyi bir maaş kazanıyor
kazanmak
çalışarak para elde etmek
I need to earn money
Para kazanmam gerekiyor
para kazanmak
emek karşılığında gelir sahibi olmak
She earns a salary
O maaş kazanıyor
ücret almak
yapılan işin bedelini tahsil etmek
He earns payment for his work
Yaptığı iş için ücret alıyor
şifre
Sahnedegizli bir yazı veya iletişim yöntemi
He used a cipher to hide his message
Mesajını gizlemek için bir şifre kullandı
bölüm
Sahnedebir organizasyonun bir parçası
He works in the sales department
Satış bölümünde çalışıyor
reyon
bir mağazanın veya organizasyonun bir kısmı
This is the clothing department
Burası giyim reyonu
bölüm
büyük bir kurumun belirli bir işi yapan parçası
She works in the marketing department
Pazarlama bölümünde çalışıyor
bölüm
belirli bir faaliyet veya ilgi alanı
He works in the sales department
O satış bölümünde çalışıyor
kanıt
Sahnedebir gerçeğin doğru olduğunu gösteren şey
Do you have any proof
Hiç kanıtın var mı
geçirmez
bir şeye karşı dayanıklı olan
This watch is waterproof
Bu saat su geçirmez
düzeltmek
hataları bulmak için dikkatlice okumak
You should proof your essay
Kompozisyonunu gözden geçirmelisin
küçük tatlılar
Sahnedeküçük porsiyonlardaki tatlı yiyecekler
We served mini desserts at the party
Partide küçük tatlılar servis ettik
çevrelemek
Sahnedebir şeyin her tarafını sarmak
The walls surround the city
Duvarlar şehri çevreler