

Arrow — Season 6 Episode 22
Kelimeler ve anlamları
652 kelime
Seviye
şehit
Sahnedebir dava veya inanç uğruna ölen kişi
He died as a martyr
Şehit olarak öldü
şehit
inançları uğruna ölen kimse
He died as a martyr for his cause
Davası uğruna şehit oldu
seçmek
bir şeyi almaya veya yapmaya karar vermek
I will go for the cake
Keki seçeceğim
satılmak
belirli bir fiyata sahip olmak
These shoes go for fifty dollars
Bu ayakkabılar elli dolara satılıyor
geçerli olmak
bir durumun birisi veya bir şey için geçerli olması
The same rule goes for everyone
Aynı kural herkes için geçerlidir
dışarı çıkmak
bir aktivite yapmak amacıyla evden ayrılmak
I go for a run in the morning
Sabahları koşuya çıkarım
uzak
Sahnedemesafesi çok olan
The station is far
İstasyon uzak
çok
büyük ölçüde
He is far better than me
O benden çok daha iyi
şimdiye kadar
şu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
bizden biri
belirli bir gruba dahil olan kişi
He is one of our own
O bizden biri
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
yatak odası
Sahnedeuyumak için kullanılan oda
My bedroom is small
Yatak odam küçük
dinamik
Sahnedeenerji ve hareketlilik dolu olan
She is a dynamic person
O dinamik bir insan
dinamik
insanların veya şeylerin birbirini etkileme biçimi
The team has a great dynamic
Ekibin harika bir dinamiği var
daha az miktarda
Sahnededaha küçük bir miktar veya sayı
I want less water
Daha az suya ihtiyacım var
kutsamak
tanrıdan korumasını veya yardım etmesini istemek
May God bless you
Tanrı seni kutsasın
sayısız
sayılamayacak kadar çok
The stars are endless
Yıldızlar sayısızdır
siz eki
bir şeyin bulunmadığını belirten son ek
She is fearless
O korkusuz
düzen
Sahnedeşeylerin yerleştirilme veya birbirini takip etme şekli
Put the books in alphabetical order
Kitapları alfabetik sıraya koy
emir
bir şeyi yapılması için verilen talimat
The captain gave a strict order
Kaptan kesin bir emir verdi
amaç
bir şeyin yapılma hedefi
He studied in order to learn
Öğrenmek amacıyla ders çalıştı
tarikat
aynı dini kurallara bağlı topluluk
He joined a religious order
Dini bir tarikata katıldı
yakıp yıkmak
Sahnedebir şeyi ateşle yok etmek
They torched the building
Binayı ateşe verdiler
meşale
ışık vermek için yakılan sopa
He carried a torch
Elinde bir meşale taşıyordu
ateşe vermek
bir şeyi kasıtlı olarak yakmak
They threatened to torch the building
Binayı ateşe vermekle tehdit ettiler
pürmüz
kaynak yapma veya kesme için sıcak alev çıkaran alet
He used a torch to cut the metal
Metali kesmek için pürmüz kullandı
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
otuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
eklemek
bir şeyi başka bir şeye dahil etmek
Put in some salt
Biraz tuz ekle
telefon etmek
bir telefon araması yapmak
I will put in a call
Bir telefon araması yapacağım
harcamak
bir şeye zaman veya emek vermek
She put in a lot of work
Çok emek verdi
yerleştirmek
bir şeyi belirli bir konuma koymak
Please put in the new batteries
Lütfen yeni pilleri yerleştirin
başvuruda bulunmak
resmi bir yazılı talepte bulunmak
She put in a request for more time
Daha fazla zaman için başvuruda bulundu
söze karışmak
bir tartışmaya görüş veya yorum eklemek
She put in a suggestion during the meeting
Toplantı sırasında bir öneride bulundu
devam etmek
bir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
olmak
meydana gelmek veya gerçekleşmek
What is going on here
Burada neler oluyor
çıkmak
bir yolculuğa veya tatile gitmek
They go on a vacation every summer
Her yaz tatile çıkarlar
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
katılmak
bir etkinliğe veya faaliyete dahil olmak
We decided to go on the tour
Tura katılmaya karar verdik
açılmak
bir cihazın veya ışığın çalışmaya başlaması
The heater goes on at night
Isıtıcı gece açılır
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
konum
Sahnedebelirli bir yer veya pozisyon
What is your current location?
Şu anki konumun nedir?
sohbet
Sahnedekişiler arasındaki karşılıklı konuşma
We had a long conversation
Uzun bir sohbet ettik
uğruna
Sahnedebir amaç veya fayda için
I did it for her sake
Bunu onun uğruna yaptım
in
Sahnedevahşi bir hayvanın yaşadığı veya saklandığı yer
The bear slept in its den
Ayı ininde uyudu
çalışma odası
evde dinlenmek veya çalışmak için kullanılan oda
He is reading in the den
Çalışma odasında kitap okuyor
yuva
yasa dışı faaliyetlerin yapıldığı gizli yer
The police raided the gambling den
Polis kumar yuvasına baskın düzenledi
yetki
Sahnedeemir verme veya karar alma hakkı
He has the authority to sign the contract
Sözleşmeyi imzalama yetkisi var
kurum
resmi güce sahip kuruluş
The housing authority manages the apartments
Konut kurumu daireleri yönetiyor
otorite
belirli bir konuda bilgisine güvenilen kişi veya kurum
She is an authority on modern art
O modern sanat konusunda bir otoritedir
yetkili
karar verme veya kuralları uygulama gücüne sahip kişi
You should talk to the authority in charge
Sorumlu yetkiliyle konuşmalısın
suç istatistik sistemi
Sahnedesuç verilerini izleyen ve analiz eden bir sistem
The police department uses Compstat to reduce crime rates
Polis departmanı suç oranlarını azaltmak için Compstat kullanıyor
hmm
Sahnededüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Hmm, let me think
Hmm, bir düşüneyim
geriye doğru izlemek
bir şeyin kökenini geçmişe giderek bulmak
They had to back trace the call
Aramayı kaynağına kadar geriye doğru izlemeleri gerekti
izini sürmek
bir şeyin izlediği yolu takip ederek başlangıca ulaşmak
I had to back trace my path
Yolumu bulmak için izimi sürmem gerekti
son derece
Sahnedeçok büyük ölçüde
I enjoyed the movie immensely
Filmi son derece beğendim
tavsiye
Sahnedene yapılması gerektiği hakkında verilen fikir veya öneri
I need some advice
Biraz tavsiyeye ihtiyacım var
yana
Sahnedebir tarafa veya kenara doğru
Please step aside
Lütfen kenara çekil
hariç
dahil etmeden
Aside from the weather it was a great trip
Hava durumu dışında harika bir geziydi
kenara
yan tarafa doğru
Please step aside
Lütfen kenara çekilin
bölge
Sahnedebelirli bir alan veya bölüm
He lives in this precinct
O bu bölgede yaşıyor
polis bölgesi
şehrin tek bir karakol tarafından denetlenen bölümü
The suspect was taken to the local precinct
Şüpheli yerel polis bölgesine götürüldü
seçim bölgesi
insanların seçimlerde oy kullandığı alan
I walked to my precinct to cast my vote
Oyumu kullanmak için seçim bölgeme yürüdüm
yüksek sesli
Sahnedeçok ses çıkaran
The music is too loud
Müzik çok yüksek sesli
yüksek sesle
güçlü ve kolay duyulabilir bir şekilde
Please speak loud
Lütfen yüksek sesle konuş
gürültülü
çok ses çıkaran
The party was very loud
Parti çok gürültülüydü
yüksek sesli
kolayca duyulan bir ses çıkaran
The music is too loud
Müzik çok yüksek sesli
hamle
Sahnedeyapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
film
sinemada veya televizyonda gösterilen bir hikaye
I watched a great movie last night
Dün gece harika bir film izledim
göndermek
Sahnedebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
Sahnedebir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
belki
Sahnedeihtimalle veya olabilir anlamında
Perhaps it will rain today
Belki bugün yağmur yağar
gözaltı
Sahnedebir kişinin polis veya yetkililer tarafından tutulması
The suspect was taken into custody
Şüpheli gözaltına alındı
velayet
bir çocuğun bakımı üzerindeki yasal hak
She has custody of the children
Çocukların velayeti onda
velayet
bir çocuğun yasal olarak bakımını üstlenme hakkı
The mother won custody of the children
Anne çocukların velayetini kazandı
aynı fikirde olmak
Sahnedeaynı görüşe veya karara sahip olmak
I agree with your decision
Kararına katılıyorum
hemfikir olmak
biriyle aynı görüşü paylaşmak
We agree on this point
Bu noktada hemfikiriz
onaylamak
aynı şekilde düşündüğünü söylemek
He agreed with me
Beni onayladı
katılmak
aynı görüşe sahip olmak
Do you agree
Katılıyor musun
kumar oynamak
Sahnedebir oyun veya olay üzerine para riske atmak
He likes to gamble on horse races
At yarışlarında kumar oynamayı sever
kumar oynamak
para kazanmak amacıyla şans oyunlarına katılmak
He likes to gamble on cards
Kart oyunlarında kumar oynamayı sever
riske atmak
bir şeyi tehlikeye sokmak
He decided to gamble his life on this mission
Bu görev için hayatını riske atmaya karar verdi
engellemek
Sahnedebir şeyin hareket etmesini veya geçmesini durdurmak
The fallen tree obstructs the road
Devrilen ağaç yolu engelliyor
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
durdurmak
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the fire
Yangını durdurmalıyız
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
önermek
Sahnedebir fikri değerlendirilmesi için sunmak
I suggest we go home
Eve gitmemizi öneririm
işaret etmek
bir şeyi göstermek veya ima etmek
The evidence suggests he is guilty
Kanıtlar onun suçlu olduğunu gösteriyor
kaybetme
Sahnedebir şeye artık sahip olmamak
He is losing weight
O kilo kaybediyor
yenilme
bir yarışmayı veya oyunu kaybetme durumu
They are losing the match
Takımımız maçı kaybediyor
yitirme
bir şeyin yerini bulamamak
She is always losing her keys
O her zaman anahtarlarını yitiriyor
kaybetme
bir şeye artık sahip olamamak
He is losing his keys
O anahtarlarını kaybediyor
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
hemen şimdi
tam olarak bu anda
I must go right now
Hemen şimdi gitmem gerekiyor
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
öneri
Sahnededeğerlendirilmesi için sunulan fikir veya plan
Do you have any suggestions
Hiç öneriniz var mı
kolay
Sahnedezor olmayan
This test is very easy
Bu sınav çok kolay
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
halletmek
bir sorunu veya durumu çözmek
I will take care of the dishes
Bulaşıkları ben halledeceğim
ilgilenmek
birinin veya bir şeyin sorumluluğunu almak
She takes care of the children
O çocuklarla ilgileniyor
bakmak
birine veya bir şeye göz kulak olmak
He takes care of his garden
O bahçesine bakıyor
bakımını yapmak
birinin veya bir şeyin bakımını gerçekleştirme
You must take care of your bike
Bisikletinin bakımını yapmalısın
olmadan
Sahnedebir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
olmadan
bir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
yok olmak
varlığı sona ermek veya daha az yaygın hale gelmek
Many species are dying out
Birçok tür yok oluyor
uygun
Sahnedeyeterli veya tatmin edici
The price is ok
Fiyat uygun
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
OK I will do it
Tamam bunu yapacağım
çok miktar
büyük sayıda veya miktarda olan
I have an ok of work to do
Yapacak çok miktarda işim var
çok
büyük bir derecede
This song is ok good
Bu şarkı çok iyi
en azından
bir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en az
belirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
daha zeki
Sahnededaha hızlı kavrayan
You are smarter than me
Benden daha zekisin
daha akıllı
daha yüksek zeka seviyesine sahip
She is smarter than her brother
O erkek kardeşinden daha akıllı
daha akıllıca
daha iyi bir yargılama ile
Work smarter not harder
Daha çok değil daha akıllıca çalış
daha akıllı
iyi karar verme yeteneğine sahip
You are much smarter than him
Sen ondan çok daha akıllısın
dikkatlice
Sahnededetaylara dikkat ederek
Read the instructions carefully
Talimatları dikkatlice okuyun
dakiklik
Sahnedezamanında olma alışkanlığı
Punctuality is important for this job
Bu iş için dakiklik önemlidir
gücenme
Sahnedebirini kızdıran veya üzen durum
No offense intended
Seni gücendirmek istemedim
suç
yasa dışı bir eylem
It was a serious offense
Bu ciddi bir suçtu
saldırı
birine veya bir şeye saldırma eylemi
The army prepared a strong offense
Ordu güçlü bir saldırı hazırladı
kurtulmak
bir yerden başarıyla ayrılmak
They barely made it out of the building
Binadan ucu ucuna kurtuldular
başarmak
zor bir durumu atlatmak veya başarmak
I don't know if he will make it out
Başarıp başaramayacağını bilmiyorum
seçebilmek
zor görülen veya duyulan bir şeyi anlamak
I can't make out the words
Kelimeleri seçemiyorum
adına düzenlemek
bir çek veya belgeyi belirli bir kişi veya kurum adına hazırlamak
Please make the check out to the company
Lütfen çeki şirket adına düzenleyin
federal
Sahnedebir ülkenin merkezi hükümetiyle ilgili
The federal government passed a new law
Federal hükümet yeni bir yasa çıkardı
tanımak
Sahnedebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
hadi
Sahnedebir öneride bulunmak için kullanılan ifade
Let us go home
Hadi eve gidelim
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
önemsemek
birine veya bir şeye değer vermek ya da onun için endişelenmek
I care about my friends
Arkadaşlarımı önemsiyorum
kontrol altında
bir şeyi yönetebilmek veya kontrol edebilmek
The situation is under control
Durum kontrol altında
kontrol altında
yönetilen veya düzenli bir durumda olma
The situation is under control
Durum kontrol altında
yüz ifadesi
Sahnededuyguları belli eden yüz görünümü
He had a sad expression
Üzgün bir yüz ifadesi vardı
ifade
belli bir anlamı ileten söz veya söz öbeği
This is a common expression
Bu yaygın bir ifadedir
otostop çekmek
Sahnedebirinin aracında ücretsiz yolculuk etmek
We tried to hitch a ride to the city
Şehre gitmek için otostop çekmeye çalıştık
bağlamak
bir şeyi başka bir şeye tutturmak
He hitched the trailer to the car
Römorku arabaya bağladı
pürüz
küçük bir problem veya zorluk
The plan went off without a hitch
Plan hiçbir pürüz çıkmadan gerçekleşti
öhöm
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için çıkarılan ses
Ahem, may I have your attention please
Öhöm, lütfen dikkatinizi çekebilir miyim
öhö
boğazı temizlemek için çıkarılan ses
Ahem she cleared her throat
Öhö diyerek boğazını temizledi
ehem
nezaketle dikkat çekmek için çıkarılan ses
Ahem please listen to me
Ehem lütfen beni dinleyin
dikkat sesi
birini uyarmak veya sözünü kesmek için çıkarılan ses
She used an ahem to interrupt him
Onu durdurmak için dikkat sesi çıkardı
görür görmez
birini veya bir şeyi görür görmez hemen
He was ordered to shoot on sight
Görür görmez ateş etmesi emredildi
benzemek
dış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
gibi görünmek
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
kontrol etme
Sahnedebir şeyi yönetme veya düzenleme eylemi
Controlling the temperature is important
Sıcaklığı kontrol etmek önemlidir
baskıcı
başkalarının ne yapacağına karar vermeye çalışan
He is a controlling partner
O baskıcı bir partner
kontrol etme
bir makineyi veya hareketi yönlendirme
She is controlling the robot
O robotu kontrol ediyor
yönetme
bir kurumun işleyişini idare etme
He is controlling the business
O işi yönetiyor
biliyorsun
dinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
şimdi
Sahnedeşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
bak
dikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
tam olarak
Sahnedetam ve kesin bir şekilde
The meeting starts at 9:00 precisely
Toplantı tam olarak saat 9:00'da başlıyor
sıyrılmak
bir sorumluluktan veya işten kurtulmak
I want to get out of this meeting
Bu toplantıdan sıyrılmak istiyorum
çıkmak
bir yerden veya araçtan ayrılmak
Get out of the car
Arabadan çık
elde etmek
birinden veya bir şeyden fayda veya bilgi almak
What did you get out of the course
Kurstan ne elde ettin
çıkarmak
bir şeyi bir şeyin içinden almak
Please get the book out of the bag
Lütfen kitabı çantadan çıkar
çıkmak
bir yerden veya araçtan dışarı gitmek
Please get out of the car
Lütfen arabadan çık
elde etmek
bir şeyi başka bir kaynaktan oluşturmak
We get electricity out of coal
Kömürden elektrik elde ederiz
sıcak
Sahnedeyüksek sıcaklıkta olan
The coffee is hot
Kahve sıcak
popüler
şu an çok ilgi gören
This game is hot
Bu oyun çok popüler
hevesli
bir şeyi yapmaya çok istekli olan
He is hot to start his new job
Yeni işine başlamak için çok hevesli
harika
çok iyi veya etkileyici olan
This new movie is hot
Bu yeni film harika
doldurmak
Sahnedebir kabın içini doldurmak
Fill the bottle with water
Şişeyi suyla doldur
doyma miktarı
doyana kadar yenen yemek
Eat your fill
Doyana kadar ye
doldurmak
bir işteki boşluğu doldurmak
Fill the position
Pozisyonu doldur
korkuyla dolmak
aşırı derecede korkmak
He was filled with dread
İçi korkuyla doldu
tutmak
toplamı belli bir miktara ulaşmak
The bill comes to ten dollars
Fatura on dolar tutuyor
varmak
bir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
söz konusu olmak
belirli bir konuyla ilgili olmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirme söz konusu olduğunda en iyisi odur
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
varmak
belirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
gelince
bir konu hakkında konuşmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirmeye gelince o en iyisidir
başvurmak
yardım veya bir şey istemek için birine gitmek
She came to me for advice
Tavsiye almak için bana başvurdu
kendine gelmek
bayıldıktan sonra tekrar bilinç kazanmak
He finally came to after the accident
Kazadan sonra sonunda kendine geldi
yardımına gelmek
birine destek ya da yardım sunmak
She came to his aid when he fell
Düştüğünde onun yardımına geldi
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
devam etmek
bir sonraki şeye geçmek
It is time to move on
Devam etme zamanı geldi
yeni konuya geçmek
başka bir konuya geçmek
Let's move on to the next topic
Hadi bir sonraki konuya geçelim
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
açmak
bir konudan bahsetmeye başlamak
Do not bring up the problem
Problemi açma
bir araya getirmek
ayrı parçaları birleştirip tek bir bütün oluşturmak
We need to bring these parts together
Bu parçaları bir araya getirmemiz gerekiyor
ya hep ya hiç
tamamen başarılı olma ya da tamamen başarısız olma durumu
It is an all or nothing situation
Bu ya hep ya hiç durumudur
taşınmak
yeni bir eve veya konuta yerleşmek
We move in next week
Gelecek hafta taşınıyoruz
içeri girmek
bir yere grup halinde girmek
The team decided to move in
Takım içeri girmeye karar verdi
oturmaya hazır
hemen yerleşmeye veya kullanılmaya uygun olan
The house is move in ready
Ev oturmaya hazır
devre dışı
bir durumun ya da ilişkinin artık parçası olmayan
He is out of the picture now
O artık devre dışı
giriş
Sahnedebir yere girme eylemi
Entry is forbidden here
Buraya giriş yasaktır
girdi
bir liste veya hesapta yazılı olan öğe
There is a new entry in the list
Listede yeni bir girdi var
çatışma
Sahnedesilahlarla yapılan savaş
The police were caught in a firefight
Polisler bir çatışmanın ortasında kaldı
çatışma
silahlı gruplar arasındaki mücadele
The soldiers were involved in a brief firefight
Askerler kısa bir çatışmaya girdiler
alt etmek
birini veya bir şeyi yenmek ya da etkisiz hale getirmek
The boxer took down his opponent
Boksör rakibini alt etti
indirmek
bir şeyi yüksek bir konumdan aşağı indirmek veya kaldırmak
Please take down the decorations
Lütfen süslemeleri indir
sökmek
bir şeyi kurulu olduğu yerden kaldırmak veya parçalarına ayırmak
They took down the tent
Çadırı söktüler
not almak
birinin söylediği bilgileri yazmak
She took down his phone number
Telefon numarasını not aldı
çevre
Sahnedebir alanın dış sınırı
The perimeter of the garden is 50 meters
Bahçenin çevresi 50 metredir
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
iyileştirmek
Sahnedebir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
kontrol
Sahnedekısa bir tıbbi muayene
I have a medical checkup tomorrow
Yarın tıbbi bir kontrolüm var
ön almak
bir avantaj sağlamak için bir işe diğerlerinden önce başlamak
I want to get a jump on my work
İşimde ön almak istiyorum
tüzük
Sahnedehaklar veya kurallar veren resmi belge
The organization signed a new charter
Kuruluş yeni bir tüzük imzaladı
kurucu
ilk veya orijinal olan
He is a charter member of the club
O kulübün kurucu bir üyesidir
kiralık
özel kullanım için kiralanan
They traveled on a charter boat
Kiralık bir tekne ile seyahat ettiler
kontrol etmek
Sahnedebir şeyi yönetmek veya ona hükmetmek
He can control the robot
Robotu kontrol edebilir
kontrol
bir şeyi yönetme veya düzenleme eylemi
She lost control of the car
Arabanın kontrolünü kaybetti
kontrol
deney sonuçlarını karşılaştırmak için kullanılan standart
The scientists used a control for their experiment
Bilim insanları deneyleri için bir kontrol kullandılar