

Arrow — Season 7 Episode 9
Kelimeler ve anlamları
679 kelime
Seviye
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba göstermek
He attempted to open the door
Kapıyı açmaya çalıştı
denemek
bir şeyi yapmaya çalışmak
I attempted to fix the car
Arabayı tamir etmeyi denedim
ozan
Sahnedeşiirler yazan kişi
The bard sang a song
Ozan bir şarkı söyledi
zor
Sahnedeyapılması veya baş edilmesi kolay olmayan
This is a tough question
Bu zor bir soru
sert
birine karşı talepkar veya katı olan
My teacher is very tough
Öğretmenim çok serttir
dayanıklı
çok güçlü veya cesur olan
He is a tough man
O dayanıklı bir adamdır
kötü şans
kötü bir durumu önemsemediklerini belirtmek için kullanılır
Tough luck for you
Senin için kötü şans
sevimli
Sahnedeşirin veya sempatik görünen
The puppy is very cute
Yavru köpek çok sevimli
ukala
ukalalık yaparak saygısız veya sinir bozucu davranan
Don't get cute with me
Bana ukalalık yapma
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
vücutlar
Sahnedeinsan veya hayvanın fiziksel yapısı
Exercise is good for our bodies
Egzersiz vücutlarımız için iyidir
kuruluşlar
ortak bir amaç için birlikte çalışan insan grupları
International bodies work together for peace
Uluslararası kuruluşlar barış için birlikte çalışır
bedenler
insan veya hayvanın fiziksel yapısının bütünü
We should take care of our bodies
Bedenlerimize iyi bakmalıyız
sıralamak
Sahnedenesneleri gruplara ayırmak veya düzenlemek
Please sort these books
Lütfen bu kitapları sırala
tür
benzer özelliklere sahip grup
What sort of food is this
Bu ne tür bir yemek
yürekten
Sahnedegerçek ve derin duygularla yapılan
He gave a heartfelt apology
Yürekten bir özür diledi
ilgilenmek
bir durumla ilgilenmek veya onu çözmek için önlem almak
I will deal with this problem tomorrow
Bu sorunla yarın ilgileneceğim
giymek
vücuda kıyafet geçirmek
Put on your coat before you leave
Dışarı çıkmadan önce montunu giy
düzenlemek
bir etkinlik tertip etmek
They decided to put on a concert
Bir konser düzenlemeye karar verdiler
üzerine koymak
bir şeyi bir yüzeyin üstüne bırakmak
Put the plate on the table
Tabağı masanın üzerine koy
numara
bir şeyi taklit etme veya sahte davranış
His sadness was just a put-on
Onun üzüntüsü sadece bir numaraydı
zaaf
Sahnedebir kişinin belirli bir zayıflığı veya hassas noktası
Chocolate is my kryptonite
Çikolata benim zaafım
göz önü
insanların dikkatini çeken tanınmışlık durumu
The actor stayed out of the public eye
Aktör göz önünden uzak durdu
büyütmek
Sahnedebir çocuğu yetişkin olana kadar bakmak
She raised three children
Üç çocuk büyüttü
toplamak
bir grup insanı bir araya getirmek
They raised an army
Bir ordu topladılar
artırmak
bir şeyi daha yüksek veya daha büyük yapmak
The shop raised the prices
Mağaza fiyatları artırdı
gündeme getirmek
bir konuyu konuşulması için başlatmak
They raised an important issue
Önemli bir konuyu gündeme getirdiler
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
benzemek
bir şeye benzer olmak
His words meet his actions
Sözleri davranışlarına benziyor
karşılamak
bir gereksinimi yerine getirmek
We must meet the requirements
Gereksinimleri karşılamalıyız
buluşma
insanların bir araya geldiği etkinlik
They organized a school meet
Okul için bir buluşma düzenlediler
söylemek
Sahnedekelimelerle ifade etmek veya konuşmak
What did you say?
Ne söyledin?
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
diyelim
bir şeye örnek vermek için kullanılan ifade
Say we meet at noon
Diyelim ki öğlen buluşalım
sözü geçen
daha önce bahsedilmiş olan
The say project is cancelled
Sözü geçen proje iptal edildi
hava
Sahnedegenel bir his veya ortam
This room has a cool vibe
Bu odanın çok hoş bir havası var
etkilemek
birini belli bir şekilde etkilemek
She vibes with her colleagues
O çalışma arkadaşları üzerinde iyi bir etki bırakıyor
hissetmek
belirli bir ruh halini deneyimlemek
I am really vibing this music
Bu müziği gerçekten hissediyorum
keyif yapmak
rahatlayıp anın tadını çıkarmak
They are just vibing at the beach
Sahilde keyif yapıyorlar
tam
Sahnedeher şeyi kapsayan
It was a total failure
Tam bir başarısızlıktı
tamamen
bütünüyle bir şekilde
I totally agree with you
Sana tamamen katılıyorum
pert etmek
bir araca onarılamayacak kadar hasar vermek
He totaled his car
Arabasını pert etti
toplam
bütün miktar veya sayı
The total is fifty
Toplam elli ediyor
şirket
Sahnedemal veya hizmet satan kuruluş
He works for a law firm
Bir hukuk firmasında çalışıyor
sert
yumuşak olmayan veya esnemeyen
The mattress is very firm
Yatak çok sert
kararlı
fikrini veya kararını değiştirmeyen
She remained firm in her decision
Kararında kararlı kaldı
firma
ticari bir kuruluş
She works for a law firm
O bir hukuk firmasında çalışıyor
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
tamam
Sahnedeanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
çalışmak
bir kurumda veya kişiye bağlı olarak görev yapmak
I work for a global company
Küresel bir şirkette çalışıyorum
uymak
bir durumun veya planın birine uygun olması
This schedule works for me
Bu program bana uyuyor
uğruna çalışmak
bir hedefi gerçekleştirmek için çaba göstermek
We are working for a better future
Daha iyi bir gelecek için çalışıyoruz
gelişim
Sahnedebüyüme veya iyileşme süreci
The city has seen rapid development
Şehir hızlı bir gelişim gösterdi
gelişme
yeni ve ilginç bir olay
There is a new development in the case
Davada yeni bir gelişme oldu
anlamını açıklamak
Sahnedebir kelimenin ne anlama geldiğini söylemek
Please define this term
Lütfen bu terimi tanımlayın
tanımlamak
bir şeyin temel özelliklerini belirtmek
These values define our culture
Bu değerler kültürümüzü tanımlar
tanımlamak
bir şeyin ne olduğunu açıklamak
Can you define this word
Bu kelimeyi tanımlayabilir misin
tanımlamak
bir kelimenin veya fikrin anlamını açıklamak
Can you define this word
Bu kelimeyi tanımlayabilir misin
teknik detay
Sahnedekuralların veya yasaların küçük bir parçası
They won the game on a technicality
Oyunu bir teknik detay sayesinde kazandılar
teknik ayrıntı
bir kural veya yasadaki küçük bir ayrıntı
He was released on a technicality
Teknik bir ayrıntı nedeniyle serbest bırakıldı
usul kuralı
hukuki bir kararı etkileyen küçük kural veya ayrıntı
The case was dismissed on a technicality
Dava bir usul kuralı nedeniyle reddedildi
teknik ayrıntı
bir kural veya yasadaki küçük belirli bir nokta
He won the case on a technicality
Davayı bir teknik ayrıntı sayesinde kazandı
bir şekilde
Sahnedenasıl olduğu bilinmeyen bir şekilde
I will finish it somehow
Onu bir şekilde bitireceğim
gizem
Sahnedeanlaşılması veya açıklanması zor olan şey
Solving the crime was a real mystery
Suçu çözmek gerçek bir bilmeceydi
gizem
bilinmeyen veya açıklanamayan şey
It is a mystery
Bu bir gizem
gizem
açıklanması veya anlaşılması zor olan olay
The cause of the accident remains a mystery
Kazanın sebebi bir gizem olarak kalmaya devam ediyor
sır
kimsenin bilmediği veya gizli tutulan şey
He keeps his past a total mystery
Geçmişini tamamen bir sır olarak saklıyor
soğuk
Sahnedenezaket veya sevgi göstermeyen
He is a cold person
O soğuk bir insandır
soğuk
Sahnededüşük sıcaklık
The winter cold is harsh
Kış soğuğu serttir
soğuk algınlığı
burun akıntısı ve öksürükle seyreden hastalık
I have a cold
Soğuk algınlığına yakalandım
hazırlıksız
bir konu hakkında yeterli bilgiye veya deneyime sahip olmama durumu
She went into the interview cold
Görüşmeye hazırlıksız gitti
sınıflandırmak
Sahnedeşeyleri ayrı gruplara veya kategorilere ayırmak
He likes to compartmentalize his tasks by priority
Görevlerini önceliğe göre sınıflandırmayı sever
bölümlere ayırmak
şeyleri ayrı parçalara ayırmak
It is hard to compartmentalize his professional and personal life
Profesyonel ve özel hayatını bölümlere ayırmak zordur
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
söyledi
Sahnedebirine bilgi vermek
He told me the secret
Bana sırrı söyledi
anlattı
bir şeyi detaylarıyla bildirmek
She told a story
Bir hikaye anlattı
söyledi
birine bir şeyi anlatmak veya bildirmek
She told me a secret
Bana bir sır söyledi
gelmek
bir yere ait olmak veya orada doğmuş olmak
I come from Turkey
Ben Türkiye'den geliyorum
bir şey
tek bir neden veya örnek vermek için kullanılır
One thing I like about this house is the garden
Bu evle ilgili sevdiğim bir şey bahçesidir
yazık
Sahnedeüzücü veya pişmanlık verici durum
It is a shame that you cannot come
Gelemeyecek olman ne yazık
utanç
yanlış bir şey yaptığınızda hissedilen acı verici duygu
He felt a deep sense of shame
Derin bir utanç hissetti
ayıplamak
birinin yaptığı bir davranış yüzünden onu kötü hissettirmek
They shamed him for lying
Yalan söylediği için onu ayıpladılar
utandırmak
birinin kendini mahcup veya aptal hissetmesine yol açmak
He shamed her in front of everyone
Herkesin önünde onu utandırdı
heh
Sahnedegülmeyi temsil eden bir ses
Heh, you are right
Heh, haklısın
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durdurmak
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the fire
Yangını durdurmalıyız
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
yük
Sahnedeağır bir ağırlık veya sorumluluk
It is a heavy burden
Bu ağır bir yüktür
öz
Sahnedebir şeyin merkezi veya en önemli parçası
Trust is at the core of friendship
Güven, arkadaşlığın özüdür
örnek çıkarmak
bir şeyden uzun ve ince bir örnek parçası çıkarmak
Scientists cored the ice to test it
Bilim insanları test etmek için buzdan örnek çıkardılar
ne kadar
miktar veya fiyat sormak için kullanılan ifade
How much is this
Bu ne kadar
tahmin etmek
Sahnededoğru değere yakın bir sayı hesaplamak
Can you approximate the total cost
Toplam maliyeti tahmin edebilir misin
devam etmek
bir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
olmak
meydana gelmek veya gerçekleşmek
What is going on here
Burada neler oluyor
çıkmak
bir yolculuğa veya tatile gitmek
They go on a vacation every summer
Her yaz tatile çıkarlar
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
katılmak
bir etkinliğe veya faaliyete dahil olmak
We decided to go on the tour
Tura katılmaya karar verdik
açılmak
bir cihazın veya ışığın çalışmaya başlaması
The heater goes on at night
Isıtıcı gece açılır
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
şaka yapmak
Sahnedeciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
çocuk
genç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
değiştirmek
Sahnedebir şeyi farklı hale getirmek
He is changing the plan
Planı değiştiriyor
ilginç bir şekilde
Sahnedeilgi çekici bir biçimde
Interestingly, she agreed with me
İlginç bir şekilde, bana katıldı
saman
Sahnedetahıl bitkilerinin kurutulmuş sapları
The horse ate the straw
At saman yedi
pipet
içecekleri içmek için kullanılan ince boru
Can I have a straw please
Lütfen bir pipet alabilir miyim
tıbbi
Sahnedehastalık veya yaralanmanın tedavisi ile ilgili olan
She needs medical help
Tıbbi yardıma ihtiyacı var
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
serbest bırakmak
Sahnedebir şeyi serbest bırakmak veya salıvermek
Please release the bird
Lütfen kuşu serbest bırakın
feragatname
resmi bir izin veya sorumluluktan kurtulma belgesi
Sign the release form
Feragatnameyi imzalayın
rahatlama
stres veya gerginlikten kurtulma hissi
Crying brought her a sense of release
Ağlamak ona bir rahatlama hissi getirdi
versiyon
Sahnedebir şeyin belirli bir biçimi
This is the new version of the book
Bu, kitabın yeni versiyonu
taşımak
Sahnedebir şeyi bir yerden başka bir yere götürmek
Please carry the boxes
Lütfen kutuları taşı
yayınlamak
televizyon veya radyo programlarını iletmek
The station carries the game live
İstasyon maçı canlı yayınlıyor
taşımak
vücudunda bebek büyütmek
She carried twins
İkiz bebek taşıdı
desteklemek
zor bir durumda birine yardım etmek
Her friends carried her through the crisis
Arkadaşları kriz boyunca ona destek oldu
modası geçmiş
geçmişteki tarzları veya yöntemleri takip eden
Her dress is very old fashioned
Onun elbisesi çok modası geçmiş
old fashioned
viski bitter ve şeker ile yapılan klasik bir alkollü kokteyl
He ordered an old fashioned at the bar
Barda bir tane old fashioned sipariş etti
eski moda
modern veya güncel olmayan
That dress looks very old fashioned
O elbise çok eski moda görünüyor
eski moda
geçmiş bir dönemin tarzında olan
My grandfather has old fashioned ideas
Büyükbabamın eski moda fikirleri var
yenmek
Sahnedebirini veya bir şeyi mağlup etmek
They beat the champion
Şampiyonu yendiler
vuruş
müzikteki ritim birimi veya kalp atışı
Follow the beat
Ritmi takip et
devriye bölgesi
bir polisin veya görevlinin düzenli olarak dolaştığı bölge
The officer walked his beat every evening
Memur her akşam devriye bölgesinde yürürdü
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
bizden biri
belirli bir gruba dahil olan kişi
He is one of our own
O bizden biri
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
yorum
Sahnedebir olay hakkında yapılan sözlü veya yazılı değerlendirme
He provided a commentary on the movie
Film hakkında bir yorum yaptı
anlatım
bir olay sırasında yapılan sözlü açıklama
The game had an excellent commentary
Oyunun harika bir anlatımı vardı
izin vermek
Sahnedebirinin bir şeyi yapmasına izin vermek
Please allow me to explain
Lütfen açıklama yapmama izin verin
izin vermek
bir şeyin yapılmasına onay vermek
They allowed us to go home
Eve gitmemize izin verdiler
korkarım ki
Sahnedekötü bir durumdan dolayı üzüntü veya endişe duyma
I am afraid I cannot help you
Korkarım ki size yardım edemem
korkmuş
korku hissetme
She is afraid of spiders
O örümceklerden korkar
istihdam
Sahnedebir işte çalışma durumu
She found employment at a local bank
O yerel bir bankada iş buldu
atış
Sahnedesilahla ateş etmek
He fired a shot
Bir el ateş etti
fotoğraf
fotoğraf makinesi ile çekilen görüntü
That is a great shot
Bu harika bir fotoğraf
mahvolmuş
tamamen bozulmuş veya yok olmuş
My car engine is shot
Arabamın motoru mahvolmuş
tek
küçük miktarda güçlü alkollü içecek
He ordered a shot of tequila
Bir tek tekila sipariş etti
gökkuşağı
Sahnedegökyüzünde oluşan renkli yay
Look at the beautiful rainbow
Güzel gökkuşağına bak
desen
Sahnedetekrarlanan dekoratif şekil veya resim
The fabric has a floral pattern
Kumaşın çiçekli bir deseni var
kalıp
Sahnedebir şeyi yapmanın düzenli yolu
I noticed a pattern in his behavior
Davranışlarında bir kalıp fark ettim
farklı
Sahnedeaynı olmayan
We are different
Biz farklıyız
farklı
aynı olmayan veya benzerlik göstermeyen
These two books are different
Bu iki kitap birbirinden farklı
boyutsal
Sahnedeuzunluk genişlik veya yükseklik gibi ölçülerle ilgili
The engineers analyzed the dimensional properties of the object
Mühendisler nesnenin boyutsal özelliklerini incelediler
boyutlu
belirli bir yöndeki ölçülebilir kapsama sahip olan
This is a three dimensional object
Bu üç boyutlu bir nesnedir
ölçüsel
uzunluk genişlik veya yükseklik gibi ölçülebilir bir özellik içeren
The dimensional changes were measured precisely
Ölçüsel değişiklikler hassas bir şekilde ölçüldü
boyutsal
uzay veya diğer soyut niteliklerin ölçümleri ile ilgili olan
This creates a complex dimensional model
Bu karmaşık bir boyutsal model oluşturuyor
hızlanmak
Sahnedehızlı gitmek veya bir şeyi hızlandırmak
Don't speed on the highway
Otobanda hız yapma
hız
Sahnedehızlı olma durumu veya hareket hızı
The car traveled at high speed
Araba yüksek hızla gitti
hız
bir şeyin hareket etme oranı
The car gained speed
Araba hız kazandı
hızlandırmak
bir şeyin daha çabuk gerçekleşmesini sağlamak
We need to speed up the process
Süreci hızlandırmamız gerekiyor
canı istemek
bir şeyi yapma isteği duymak
I feel like going for a walk
Yürüyüşe çıkasım var
gibi hissetmek
bir durumda veya rolde olduğunu düşünmek
Sometimes I feel like a child
Bazen kendimi çocuk gibi hissediyorum
gibi gelmek
bir durumun gerçekleşeceği izlenimine kapılmak
It feels like it is going to snow
Kar yağacak gibi geliyor
istek duymak
bir şeyi yapmayı arzulamak
I feel like having coffee now
Şu an kahve içmeye istek duyuyorum
an
Sahnedeçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
kısa süre
Sahnedeaz bir zaman aralığı
It took a short moment
Kısa bir süre aldı
an
çok kısa süre
It happened in a moment
Bir anda oldu
an
çok kısa bir zaman dilimi
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
ürkütmek
birini çok endişelendirmek veya korkutmak
You freak me out when you drive so fast
Bu kadar hızlı sürdüğünde beni ürkütüyorsun
dehşete düşürmek
birini aşırı derecede korkutmak veya üzmek
The sudden noise freaked the baby out
Ani gürültü bebeği dehşete düşürdü
paniklemek
aşırı derecede korkmak veya üzülmek
She freaked out when she lost her keys
Anahtarlarını kaybettiğinde panikledi
panikleme
ani ve şiddetli bir duygu patlaması
She had a major freak out in front of everyone
Herkesin önünde büyük bir panikleme yaşadı
bir zamanlar
Sahnedegeçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
bir kez
tek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
olduğunda
olduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
dahil etmek
birini bir gruba veya konuşmaya eklemek
Please loop me in on the email chain
Lütfen beni de e-posta zincirine dahil edin
bölüm
Sahnedebir organizasyonun bir parçası
He works in the sales department
Satış bölümünde çalışıyor
reyon
bir mağazanın veya organizasyonun bir kısmı
This is the clothing department
Burası giyim reyonu
bölüm
büyük bir kurumun belirli bir işi yapan parçası
She works in the marketing department
Pazarlama bölümünde çalışıyor
normal
Sahnedealışılmış, sıradan veya garip olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
normal
alışılagelmiş veya tuhaf olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
bedel
Sahnedebir şeyin neden olduğu zarar veya acı
The war took a heavy toll
Savaş ağır bir bedel ödetti
geçiş ücreti
yol veya köprü kullanımı için ödenen para
You must pay the toll here
Burada geçiş ücretini ödemelisiniz
ölü sayısı
bir olayda ölen toplam insan sayısı
The death toll rose to ten
Ölü sayısı ona yükseldi
çalmak
büyük bir çanın ses çıkarmasını sağlamak
The church bell began to toll
Kilise çanı çalmaya başladı
bölge
Sahnedebelirli bir alan veya bölüm
He lives in this precinct
O bu bölgede yaşıyor
polis bölgesi
şehrin tek bir karakol tarafından denetlenen bölümü
The suspect was taken to the local precinct
Şüpheli yerel polis bölgesine götürüldü
seçim bölgesi
insanların seçimlerde oy kullandığı alan
I walked to my precinct to cast my vote
Oyumu kullanmak için seçim bölgeme yürüdüm
inşa etmek
Sahnedeparçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They are building a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
bina
Sahnededuvarları ve çatısı olan yapı
This building is very tall
Bu bina çok yüksek
inşa etme
bir şeyi yapma veya geliştirme etkinliği
Building a house takes time
Bir ev inşa etmek zaman alır
nanopartiküller
nanometre ölçeğinde çok küçük madde parçacıkları
These nano particulates are harmful to breathe
Bu nanopartiküllerin solunması zararlıdır
aynı fikirde olmak
biriyle aynı görüşe sahip olmak
I agree with you
Sana katılıyorum
iyi gelmek
birinin sağlığına veya ruh haline iyi etkileri olmak
This climate doesn't agree with me
Bu iklim bana iyi gelmiyor
büro
Sahnedebir devlet dairesi veya ofisi
He works at the federal bureau
Federal büroda çalışıyor
şifonyer
giysileri koymak için çekmeceleri olan mobilya
I put my clothes in the bureau
Kıyafetlerimi şifonyere koydum
kıyaslamak
Sahnedebenzerlik veya farklarını bulmak için değerlendirmek
You should compare the prices before you buy
Satın almadan önce fiyatları kıyaslamalısın
çıpa
Sahnedegemiyi sabit tutan ağır nesne
The ship dropped its anchor
Gemi çıpasını attı
sabitlemek
Sahnedebir şeyi bulunduğu yere sıkıca bağlamak
The heavy shelf is anchored to the wall
Ağır raf duvara sabitlenmiş
haber spikeri
bir TV veya radyo programının ana sunucusu olmak
He anchors the evening news
Akşam haberlerini o sunuyor
dayanak
istikrar ve duygusal destek sağlayan kişi
She was my anchor during hard times
Zor zamanlarımda o benim dayanağımdı
gaza basmak
bir aracı hızlandırmak için gaz pedalına sonuna kadar basmak
We are late, floor it!
Geç kaldık, gaza bas!
ikram etmek
Sahnedebirine bir şeyi alma şansı vermek
He offered me some water
Bana biraz su ikram etti
teklif etmek
birinin kabul etmesi veya reddetmesi için bir şey sunmak
They offered him a new job
Ona yeni bir iş teklif ettiler
teklif
bir şeyin yapılması veya verilmesi yönündeki öneri
He accepted the job offer
İş teklifini kabul etti
sunmak
birine bir şey vermek veya uzatmak
He offered his hand to her
Elini ona uzattı
bir kez
Sadece bir kez gerçekleşen
I saw him one time
Onu bir kez gördüm
bir defalık
Tek seferlik olan
This is a one time offer
Bu bir defalık bir tekliftir
bir seferlik
bir kez gerçekleşmiş veya yapılmış olan
This is a one time payment
Bu bir seferlik bir ödemedir
yerine
bir şeyin yerine
I will have tea instead of coffee
Kahve yerine çay içeceğim
yerine
başka bir şeyin yerine
I had tea instead of coffee
Kahve yerine çay içtim