

Arrow — Season 7 Episode 13
Kelimeler ve anlamları
624 kelime
Seviye
akşam yemeği
Sahnedegünün son öğünü
We had a light supper
Hafif bir akşam yemeği yedik
akşam yemeği
günün son ana öğünü
We ate supper together
Akşam yemeğini birlikte yedik
biraz
az miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
kimliği belirsiz
Sahnedekim olduğu veya ne olduğu bilinmeyen
The police found an unidentified package
Polis kimliği belirsiz bir paket buldu
benzer
Sahnedeneredeyse aynı olan
These two cars are similar
Bu iki araba benzer
bir kez
Sahnedetek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
bir zamanlar
Sahnedegeçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
olduğunda
olduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
ıh
Sahnedeçaba sarf ederken veya ani bir duygu gösterirken çıkarılan ses
Unh! This box is heavy
Ih! Bu kutu çok ağır
ı-ıh
hayır anlamında kullanılan ses
Unh I do not want to go
ı-ıh gitmek istemiyorum
hayır sesi
hayır demek için çıkarılan ses
She said unh to the question
Soruya hayır sesi ile karşılık verdi
sonuç
Sahnedebir şeyin sonucunda meydana gelen durum
The result was surprising
Sonuç şaşırtıcıydı
yol açmak
bir şeyin meydana gelmesine neden olmak
Heavy rain resulted in flooding
Şiddetli yağmur sele yol açtı
hmm
Sahnededüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Mmm, I am not sure
Hmm, emin değilim
mmm
yemek yerken alınan keyfi belirten ses
Mmm, this cake is delicious
Mmm, bu kek çok lezzetli
sakatlanma
Sahnedefiziksel hasar görme
The player suffered a knee injury
Oyuncu dizinden sakatlandı
yaralanma
vücudun uğradığı zarar
He has a serious injury
Ciddi bir yaralanması var
yara
vücutta oluşan fiziksel hasar
The injury is healing
Yara iyileşiyor
yaralanma
kaza veya saldırı sonucu vücutta oluşan hasar
He suffered a serious injury during the match
Maç sırasında ciddi bir yaralanma yaşadı
işaret
Sahnedebilgi veren sembol veya uyarı
A red flag is a sign of danger
Kırmızı bayrak tehlike işaretidir
imzalamak
bir belgeye ismini yazmak
Please sign the contract
Lütfen sözleşmeyi imzalayın
sözleşme imzalatmak
birini bir gruba veya kuruma dahil etmek için belgeye imza attırmak
The club decided to sign the talented player
Kulüp yetenekli oyuncu ile sözleşme imzalamaya karar verdi
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
gönderdi
Sahnedebir şeyi bir yere yollamak
I sent an email
Bir e-posta gönderdim
gönderdi
bir şeyi bir yere gitmesi için yola çıkarmak
I sent a letter to my friend
Arkadaşıma bir mektup gönderdim
tekmelemek
Sahnedeayağıyla bir şeye vurmak
He kicked the ball
Topa tekme attı
ölmek
yaşamayı bırakmak
He kicked the bucket
Öldü
haz
güçlü bir zevk hissi
I get a kick out of this
Bundan keyif alıyorum
kovmak
birini bir yerden zorla çıkarmak
They kicked him out
Onu kovdular
korumak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarardan uzak tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
hafta
Sahnedeyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
analiz
Sahnedebir şeyin dikkatli bir şekilde incelenmesi
The analysis of the data is complete
Verilerin analizi tamamlandı
izini sürüp bulmak
birini veya bir şeyi arayarak bulmak
I finally tracked down the book
Sonunda kitabın izini sürüp buldum
izini bulmak
birini veya bir şeyi arayarak bulmak
The police tracked down the thief
Polis hırsızın izini buldu
ucube
Sahnedeçok garip veya alışılmadık kişi
He is a total freak
O tam bir ucube
paniklemek
aşırı derecede korkmak veya üzülmek
Don't freak out
Panikleme
tuhaf
çok garip veya normal olmayan
It was a freak accident
Bu tuhaf bir kazaydı
neon
Sahnedeçok parlak ve dikkat çekici renk
She wore a neon yellow shirt
Neon sarı bir gömlek giydi
neon ışık
parlak ve renkli gazlı lamba
The street is full of neon lights
Sokak neon ışıklarla dolu
-sa bile
bir şey ne olursa olsun gerçekleşeceğini belirtmek için kullanılır
I will go even if it rains
Yağmur yağsa bile gideceğim
yalancı
Sahnededoğru olmayan şeyler söyleyen kişi
He is a liar
O bir yalancı
para
Sahnedebir şeyler satın almak için kullanılan madeni veya kağıt ödeme araçları
I have some money
Biraz param var
nefret edenler
Sahnedebirinden veya bir şeyden şiddetle nefret eden kişiler
Ignore the haters
Nefret edenleri görmezden gel
farklı bir şekilde
Sahnedeaynı şekilde değil, başka bir biçimde
We think differently
Farklı düşünüyoruz
plan
Sahnedebir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
planlamak
bir şey için hazırlık yapmak
We plan a trip
Bir gezi planlıyoruz
planlamak
bir şeyi yapmaya niyet etmek
I plan to travel
Seyahat etmeyi planlıyorum
plan
gelecekteki bir olay için yapılan hazırlıklar
We have a plan for the weekend
Hafta sonu için bir planımız var
karaciğer
Sahnedevücudun içindeki büyük bir organ
The liver cleans the blood
Karaciğer kanı temizler
geri dönmek
bir yere veya bir aktiviteye tekrar dönmek
I need to get back to work
İşe geri dönmem gerekiyor
en iyi arkadaş
en çok sevilen ve güvenilen kişi
She is my best friend
O benim en iyi arkadaşım
en iyi arkadaş
en yakın arkadaş
She is my best friend
O benim en iyi arkadaşım
serbest bırakmak
Sahnedebir şeyi serbest bırakmak veya salıvermek
Please release the bird
Lütfen kuşu serbest bırakın
feragatname
resmi bir izin veya sorumluluktan kurtulma belgesi
Sign the release form
Feragatnameyi imzalayın
rahatlama
stres veya gerginlikten kurtulma hissi
Crying brought her a sense of release
Ağlamak ona bir rahatlama hissi getirdi
iyileşmek
daha iyi hale gelmek veya artmak
The economy is starting to pick up
Ekonomi canlanmaya başlıyor
kaldırmak
bir şeyi yerden kaldırmak veya tutmak
Please pick up your clothes
Lütfen kıyafetlerini yerden kaldır
tavlamak
biriyle ilişki kurmak için konuşmaya başlamak
He tried to pick up a girl
Bir kızı tavlamaya çalıştı
kapmak
bir şeyi fark ederek veya hızla öğrenmek
She picked up Spanish quickly
İspanyolcayı hızla kaptı
almak
bir şeyi elde etmek veya satın almak
I will pick up some milk on my way home
Eve dönerken biraz süt alacağım
fark etmek
bir şeyi gözlemlemek veya anlamak
I picked up a strange smell in the room
Odaya girince tuhaf bir koku fark ettim
hızlanmak
bir şeyin gücünün veya hızının artması
The wind started to pick up
Rüzgar hızlanmaya başladı
takım arkadaşı
Sahnedebir takımda birlikte çalıştığınız veya oynadığınız kişi
He is my favorite teammate
O benim en sevdiğim takım arkadaşım
çekmek
Sahnedebir şeyi kendine doğru hareket ettirmek
Pull the door to open it
Açmak için kapıyı çek
oyun oynamak
Sahnededürüst olmayan veya muzip bir şey yapmak
He tried to pull a trick on me
Bana bir oyun oynamaya çalıştı
nüfuz
insanlar üzerindeki özel güç veya etki
He has a lot of pull with the boss
Patron üzerinde çok nüfuzu var
kas çekilmesi
kasın aşırı gerilmesi sonucu oluşan yaralanma
I have a muscle pull in my leg
Bacağımda kas çekilmesi var
olasılık
Sahnedegerçekleşebilecek olan şey
There is a possibility of rain
Yağmur yağma olasılığı var
seçenek
yapılabilecek veya olabilecek alternatif
We are considering every possibility
Her seçeneği değerlendiriyoruz
ihtimal
meydana gelebilen durum
There is a possibility of success
Başarı ihtimali var
gecekondu mahallesi
Sahnedeşehrin yoksul insanların yaşadığı bakımsız ve kalabalık bölgesi
They lived in a slum for many years
Yıllarca bir gecekondu mahallesinde yaşadılar
kabul edilmek
bir okula veya gruba kabul edilmek
She got into a great college
Harika bir koleje kabul edildi
ilgi duymaya başlamak
bir şeye ilgi duymaya başlamak
I got into yoga recently
Son zamanlarda yogaya ilgi duymaya başladım
binmek
bir aracın içine girmek
Get into the car
Arabaya bin
alışkanlık edinmek
bir şeyi düzenli olarak yapmaya başlamak
I want to get into running
Koşmaya alışkanlık edinmek istiyorum
etkilemek
birinin davranışını veya ruh halini değiştirmek
What has gotten into him today
Bugün ona ne oldu böyle
başını belaya sokmak
birini zor veya sorunlu bir duruma düşürmek
His bad choices got him into trouble
Kötü seçimleri başını belaya soktu
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
canlı yayına geçmek
gerçek zamanlı olarak izleyicilere video veya ses iletmeye başlamak
The streamer decided to go live on YouTube
Yayıncı YouTube'da canlı yayına geçmeye karar verdi
zengin
maddi durumu iyi olan
They are a very well off family
Onlar çok zengin bir aile
inanç
Sahnedebir kişiye veya şeye duyulan güçlü güven
I have faith in you
Sana güveniyorum
inanç
birine veya bir şeye duyulan güçlü güven
I have faith in you
Sana inancım tam
kavramak
bir şeyin doğasını veya durumunu anlamak
I need to get a feel for the new job
Yeni işi kavramam gerekiyor
halinden anlamak
birine karşı sempati veya acıma hissetmek
I really feel for her
Onun halinden gerçekten anlıyorum
boğaz
Sahnedeağızdan mideye giden iç geçit
My throat is sore
Boğazım ağrıyor
boğaz
boynun ön kısmındaki kanal
Something is stuck in my throat
Boğazıma bir şey kaçtı
boğaz
boynun ön kısmında yiyecek ve hava geçişini sağlayan bölge
My throat is sore today
Bugün boğazım ağrıyor
savunmacı
Sahnedeeleştirilere karşı kendini korumaya çalışan
Stop being so defensive
Bu kadar savunmacı olmayı bırak
gibi gelmek
doğru veya olası görünmek
That sounds like a good idea
Bu iyi bir fikir gibi geliyor
yarım
Sahnedebütünü oluşturan iki eşit parçadan biri
He ate half the apple
Elmanın yarısını yedi
yarı
tam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
açıkça
Sahnedekolayca görülebilen veya anlaşılabilen bir şekilde
He is obviously lying
Açıkça yalan söylüyor
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe he is home
Onun evde olduğunu sanıyorum
inanmak
bir şeyin gerçek olduğunu düşünmek
I believe the news
Haberlere inanıyorum
güvenmek
birine veya bir şeye güvenmek
I believe in you
Sana güveniyorum
ikram etmek
Sahnedebirine bir şeyi alma şansı vermek
He offered me some water
Bana biraz su ikram etti
teklif etmek
birinin kabul etmesi veya reddetmesi için bir şey sunmak
They offered him a new job
Ona yeni bir iş teklif ettiler
teklif
bir şeyin yapılması veya verilmesi yönündeki öneri
He accepted the job offer
İş teklifini kabul etti
sunmak
birine bir şey vermek veya uzatmak
He offered his hand to her
Elini ona uzattı
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
bizden biri
belirli bir gruba dahil olan kişi
He is one of our own
O bizden biri
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
davranmak
Sahnedebirine karşı belirli bir şekilde hareket etmek
She treats everyone with kindness
Herkese nezaketle davranır
tedavi etmek
birine tıbbi bakım sağlamak
The doctor treated the wound
Doktor yarayı tedavi etti
ödül
haz veren şey
This chocolate is a special treat
Bu çikolata özel bir ödül
ısmarlamak
birinin yiyecek veya içecek masrafını karşılamak
I will treat you to lunch today
Bugün öğle yemeğini ben ısmarlayacağım
düşürmek
Sahnedebir şeyi elinden kaçırıp yere inmesini sağlamak
Be careful not to drop the plate
Tabağı düşürmemeye dikkat et
bırakmak
Sahnedebir şeyle ilgilenmeyi veya konuşmayı sonlandırmak
Please drop the subject now
Lütfen şimdi bu konuyu bırak
damla
çok küçük miktarda sıvı
Put one drop of oil in the pan
Tavaya bir damla yağ koy
bırakmak
bir şeyi belirli bir yere bırakmak
I will drop you off at school
Seni okula bırakacağım
hiç kimse
hiçbir kişi
No one is home
Evde kimse yok
hiç kimse
hiçbir kişi
No one knows the answer
Cevabı hiç kimse bilmiyor
yarın
Sahnedebugünden sonraki gün
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
yarın
bugünden sonraki gün
I will call you tomorrow
Seni yarın arayacağım
ertesi gün
bugünün ardındaki gün
We left on the next day
Ertesi gün yola çıktık
gelecek
zamanın ilerisi
Hope for a better tomorrow
Daha iyi bir gelecek için umut et
izini sürmek
Sahnedebir şeyin kökenini veya gelişimini bulmak
She traced the family history
Aile tarihinin izini sürdü
iz
Sahnedegeride bırakılan küçük bir işaret veya belirti
There was no trace of the thief
Hırsızdan hiçbir iz yoktu
kopyalamak
bir nesnenin şeklini takip ederek çizmek
I traced the flower on the paper
Kağıttaki çiçeği kopyaladım
iz
bir şeyden geriye kalan çok küçük miktar
There is a trace of perfume on her
Üzerinde parfüm izi var
boşaltmak
Sahnedebir çanta veya kaptaki eşyaları çıkarmak
I need to unpack my suitcase
Bavulumu boşaltmam gerekiyor
ayrıntılı incelemek
bir konuyu detaylı bir şekilde analiz edip tartışmak
We need to unpack this complex issue
Bu karmaşık konuyu ayrıntılı olarak incelememiz gerekiyor
özlemek
Sahnedebirinin yokluğunu hissedip üzülmek
I miss my family
Ailemi özlüyorum
kaçırmak
bir şeye yetişememek veya orada olmamak
I missed the bus
Otobüsü kaçırdım
ıskalamak
hedefi vuramamak veya tutturamamak
He missed the target
Hedefi ıskaladı
hanımefendi
genç kadın veya kız çocuk
Miss Taylor is my teacher
Bayan Taylor benim öğretmenim
geçen
Sahnedeşu andan hemen önce olan
I saw her last week
Onu geçen hafta gördüm
sürmek
belirli bir süre boyunca devam etmek
The movie lasts two hours
Film iki saat sürüyor
son
diğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
hayran mektupları
hayranların ünlü birine gönderdiği mektuplar
The actor receives a lot of fan mail
Oyuncu çok fazla hayran mektubu alıyor
niyet etmek
Sahnedebir şeyi hedef olarak belirlemek
I intend to visit London next year
Gelecek yıl Londra'yı ziyaret etmeyi planlıyorum
mahkum
Sahnedebir suçtan dolayı suçlu bulunan kişi
The convict escaped from prison
Mahkum hapishaneden kaçtı
mahkum etmek
birinin suçlu olduğuna karar vermek
The jury convicted him
Jüri onu mahkum etti
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
farklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
incitmek
Sahnedebirine veya bir şeye fiziksel ya da duygusal zarar vermek
Don't hurt your brother
Kardeşini incitme
incinmiş
fiziksel veya duygusal acı hissetmek
He felt deeply hurt
Derinden incinmiş hissetti
kırgın
üzgün veya alınmış hissetmek
She felt hurt by his words
Onun sözleri yüzünden kırgın hissetti
acıtmak
birine fiziksel acı vermek
Don't hurt your knee
Dizini acıtma
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
Görüşürüz
birine veda ederken kullanılan ifade
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
uçmak
Sahnedehavada hareket etmek
Birds fly in the sky
Kuşlar gökyüzünde uçar
fermuar
pantolonların önündeki kapama kısmı
His fly is open
Fermuarı açık
sinek
iki kanatlı küçük uçan böcek
A fly is in the room
Odada bir sinek var
tutmak
kabul görmek veya başarılı olmak
That idea will not fly
Bu fikir tutmayacak
imkansız
Sahnedeyapılması mümkün olmayan
That is impossible
Bu imkansız
konum
Sahnedebir kişinin veya nesnenin yerleşim şekli
Change your position
Konumunu değiştir
pozisyon
Sahnedeücret karşılığı yapılan iş rolü
She applied for the position
O bu pozisyona başvurdu
tutum
bir konu hakkındaki görüş veya fikir
What is your position on this issue
Bu konu hakkındaki görüşünüz nedir
konumlandırmak
bir şeyi belirli bir yere koymak
Please position the camera carefully
Lütfen kamerayı dikkatlice konumlandırın
çalmak
Sahnedebir cihazdan müzik veya ses çıkarmak
She is playing the piano
O piyano çalıyor
oynamak
eğlence veya iş için bir etkinliğe katılmak
He is playing football
O futbol oynuyor
çalma
bir enstrüman veya ses ile müzik yapma eylemi
She is playing the guitar
Gitar çalıyor
oynama
bir oyunu veya faaliyeti gerçekleştirme eylemi
He loves playing video games
O video oyunları oynamayı seviyor
o zamandan beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have lived here ever since I was a child
Çocukluğumdan beri burada yaşıyorum
ziyaret etmek
Sahnedebirini görmeye gitmek ve onunla vakit geçirmek
I will visit my grandmother
Babaannemi ziyaret edeceğim
ziyaret etmek
bir yere belirli bir süre kalmak için gitmek
I will visit my grandmother tomorrow
Yarın büyükannemi ziyaret edeceğim
musallat olmak
birine kötü bir durum veya sıkıntı vermek
The sickness visited the small town
Hastalık küçük kasabaya musallat oldu
uzaklaşmak
bir yerden veya durumdan uzaklaşmak
He decided to walk away
Uzaklaşmaya karar verdi
ıh ıh
hayır demenin gayriresmi yolu
Do you want more? Uh uh
Daha ister misin? Ih ıh
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
Vay
şaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
hariç
Sahnedebir şeyi dahil etmeden
Everyone came except him
O hariç herkes geldi
ancak
bir durumu belirtirken karşıtlık bildirmek için kullanılır
I would go except I am tired
Giderdim ancak yorgunum
hariç
dahil etmemek
Everyone except Tom came
Tom hariç herkes geldi
mülkiyet
Sahnedebir şeye sahip olma durumu
He has full ownership of the company
Şirketin tam mülkiyetine sahip
etkilemek
birinin üzerinde etkili olmak
The medicine is starting to work on him
İlaç onun üzerinde etkisini göstermeye başladı
üzerinde çalışmak
bir şeye zaman ve emek harcamak
I need to work on my English
İngilizcem üzerinde çalışmam gerekiyor
üzerinde çalışmak
bir şey üzerinde emek harcamak
I am working on a new project
Yeni bir proje üzerinde çalışıyorum
tedavi etmek
tıbbi bakım sağlamak
The doctors are working on the patient
Doktorlar hastayı tedavi ediyor
katil
Sahnedebirini veya bir şeyi öldüren kimse
He is a famous dragon slayer
O meşhur bir ejderha katili
geri almak
kaybedilen bir şeyi yeniden elde etmek
I want to get back my book
Kitabımı geri almak istiyorum
geri dönmek
bir yere veya bir aktiviteye tekrar gitmek
I will get back to work
İşe geri döneceğim
barışmak
bir sorun yaşadıktan sonra biriyle arayı düzeltmek
They decided to get back together
Tekrar bir araya gelmeye karar verdiler
kabullenmek
değiştirilemeyen bir durumu kabul etmek
I can live with that
Bunu kabullenebilirim
birlikte yaşamak
biriyle aynı evde kalmak
I live with my brother
Kardeşimle birlikte yaşıyorum
kesinlikle
Sahnedeşüphe olmadan veya kesin olarak
I will certainly help you
Sana kesinlikle yardım edeceğim