

Arrow — Season 7 Episode 16
Kelimeler ve anlamları
671 kelime
Seviye
tamamlanmamış ayrıntı
Sahnedebitirilmemiş veya halledilmemiş küçük bir parça
I need to tie up some loose ends
Bazı tamamlanmamış ayrıntıları halletmem gerekiyor
çözülmemiş mesele
bitirilmemiş veya açıklanmamış bir durum
The story has a few loose ends
Hikayede birkaç çözülmemiş mesele var
yarım kalan iş
bir planın veya durumun henüz bitmemiş olan kısmı
We still have a loose end
Hala bir yarım kalan işimiz var
kimlik
Sahnedebelirli bir kişi olma durumu
The police confirmed his identity
Polis onun kimliğini doğruladı
kimlik
bir kişiyi veya şeyi o yapan özellikler
She is trying to discover her true identity
O gerçek kimliğini keşfetmeye çalışıyor
eşitlik
iki ifadenin birbirine eşit olduğunu gösteren matematiksel ifade
This expression is a simple equality
Bu ifade basit bir eşitliktir
kanarya
Sahnedeşarkı söyleyen küçük sarı bir kuş
The canary sings beautifully
Kanarya güzel şarkı söyler
oymacı
Sahnedesert malzemelerden şekiller kesen kişi
The wood carver made a beautiful bird
Ahşap oymacısı güzel bir kuş yaptı
mahvetmek
Sahnedebir şeyi artık kullanılamayacak kadar bozmak
The rain ruined my clothes
Yağmur kıyafetlerimi mahvetti
harabe
yok olmuş bir yapının kalıntıları
We visited the ancient ruins
Eski harabeleri ziyaret ettik
mahvetmek
bir şeye büyük zarar vermek
The rain ruined our plans
Yağmur planlarımızı mahvetti
yıkım
tamamen yok olma veya başarısız olma durumu
The war brought total ruin
Savaş tam bir yıkım getirdi
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
her zamanki
Sahnedenormal olan veya düzenli olarak gerçekleşen
I'll have my usual coffee
Her zamanki kahvemi alacağım
yaygın
çoğu zaman gerçekleşen durum
It is usual to see rain
Burada yağmur görmek yaygındır
normal
standart ve alışılmış olan
It was just a normal day
Sadece normal bir gündü
her zamanki
kişinin genellikle tercih ettiği şey
I will order my usual
Her zamankinden sipariş edeceğim
amut
Sahnedeeller üzerinde dengede durma pozisyonu
She practiced her handstand in the gym
Spor salonunda amut çalıştı
Bombardıman
Sahnedepatlayıcılar kullanarak zarar verme eylemi
The city suffered heavy bombing
Şehir ağır bir bombardıman yaşadı
Patlatma
bir patlayıcı düzeneğini çalıştırma işlemi
They planned the bombing carefully
Patlatmayı dikkatlice planladılar
etkinlik
eğlence amacıyla yapılan eylem veya hobi
Skateboarding is his favorite bombing
Kaykay yapmak onun en sevdiği etkinlik
zor
Sahnedekolay olmayan; çaba gerektiren
This exam is very difficult
Bu sınav çok zor
kutsallık
Sahnedekutsal olma durumu veya çok önemli olma niteliği
They believe in the sanctity of life
Yaşamın kutsallığına inanıyorlar
terörist
Sahnedesiyasi hedefler için şiddet kullanan kişi
The police arrested the terrorist
Polis teröristi tutukladı
terörist
siyasi amaçlar doğrultusunda şiddete başvuran kimse
He was labeled as a terrorist
O, bir terörist olarak damgalandı
küçük bir parça
Sahnedebir bütünün küçük bir parçası
Only a fraction of the students passed
Öğrencilerin sadece küçük bir kısmı geçti
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
gizli
Sahnedegörülmeyecek şekilde saklanmış
The key is hidden in the box
Anahtar kutunun içinde gizli
gizli
başkaları tarafından görülmeyen
They found a hidden room in the house
Evde gizli bir oda buldular
tanımak
Sahnedebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
gösteriş budalası
Sahnedebaşkalarını etkilemeye çalışan kimse
He is such a show off
O tam bir gösteriş budalası
gösteriş meraklısı
yeteneklerini sergileyerek dikkat çekmeye çalışan kişi
He is such a show off
O tam bir gösteriş meraklısı
hava atmak
bir şeyi sergileyerek başkalarını etkilemeye çalışmak
Stop showing off
Hava atmayı bırak
sergilemek
bir şeyi birine göstermek
She wanted to show off her new dress
Yeni elbisesini sergilemek istedi
hava atmak
insanların beğenisini kazanmak için bir şeyi gururla göstermek
He likes to show off his new car
O yeni arabasıyla hava atıyor
gösterişçi
başkalarını etkilemek için becerilerini veya sahip olduklarını sergileyen kimse
He is such a show-off
O tam bir gösterişçi
fırsat
Sahnedeuygun bir zaman veya durum
This is a great opportunity
Bu harika bir fırsat
fırsat
bir şeyi yapabilme imkanı sağlayan iyi durum
This job is a great opportunity
Bu iş harika bir fırsat
gömmek
Sahnedebir nesneyi çevreleyen bir kütlenin içine sıkıca yerleştirmek
The fossil was embedded in the rock
Fosil kayanın içine gömülmüştü
sürü
Sahnedehayvanlardan oluşan büyük grup
A herd of cows is in the field
Tarlada bir inek sürüsü var
gütmek
bir hayvan grubunu bir arada hareket ettirmek
The farmer herds the sheep
Çiftçi koyunları gütüyor
melek yatırımcı
Sahnedeyeni kurulan işlere sermaye desteği sağlayan kişi
She is looking for an angel investor
O bir melek yatırımcı arıyor
korumak
Sahnedegüvenliği sağlamak için gözetlemek
The dog guards the house
Köpek evi korur
koruma
Sahnedebir yeri veya kişileri koruyan kişi
The guard is at the door
Koruma kapıda duruyor
tetikte olma
tehlikeden kaçınmak için dikkatli olma durumu
You must keep your guard up
Tetikte olmalısın
yoğun bir şekilde
Sahnedebüyük bir ölçüde
It is raining heavily
Şiddetli yağmur yağıyor
ağır şekilde
büyük ölçüde veya şiddetli bir biçimde
It is raining heavily outside
Dışarıda ağır şekilde yağmur yağıyor
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
durdurmak
bir süreci veya çalışmayı sona erdirmek
The company killed the project
Şirket projeyi durdurdu
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
yardıma koşmak
Sahnedebirini zor bir durumdan kurtarmak için yardım etmek
She came to the rescue when my car broke down
Arabam bozulduğunda yardıma koştu
kıyafet
Sahnedevücudu örtmek için giyilen şeyler
She bought new clothing
Yeni kıyafetler satın aldı
dayalı
Sahnedebir şeyden yola çıkılarak geliştirilen veya oluşturulan
The movie is based on a book
Film bir kitaba dayalıdır
temelli
belirli bir temele veya esasa sahip olan
It is a fact based argument
Bu gerçek temelli bir tartışmadır
merkezli
bir yerde bulunan veya faaliyet gösteren
The company is based in London
Şirket Londra merkezlidir
çalışmak
Sahnedebir iş veya aktivite yapmak
I am working now
Şu an çalışıyorum
uygulanabilir
gerçek durumlarda etkili bir şekilde kullanılabilen
We need a working solution
Uygulanabilir bir çözüme ihtiyacımız var
çalışmak
bir makinenin veya sistemin görevini yapması
The system is working well
Sistem iyi çalışıyor
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
ceza almak
yanlış bir davranışın sonucunda cezalandırılmak
You will get it if you do that
Bunu yaparsan cezanı çekersin
elde etmek
bir şeye sahip olmak veya onu kazanmak
I hope I get it soon
Umarım onu yakında elde ederim
halletmek
bir işi tamamlamak
I will get it done today
Onu bugün halledeceğim
kendi başına
Sahnedetek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
bizden biri
belirli bir gruba dahil olan kişi
He is one of our own
O bizden biri
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
dün gece
Sahnedebugünden önceki gece
I went to the cinema last night
Dün gece sinemaya gittim
dün gece
bugünden önceki gece
I slept well last night
Dün gece iyi uyudum
daha zor
Sahnedezor veya sıkıntılı olan durum
Life is rougher these days
Bugünlerde hayat daha zor
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
alt bölüm
Sahnedebir şeyin daha alt kısmı
The file is in the sublevel of the folder
Dosya klasörün alt bölümünde bulunuyor
alt seviye
Sahnedeana katın altındaki düzey
Please go to the parking sublevel
Lütfen park etme alt seviyesine gidin
benziyor
Sahnedebir şeyin görünüşünün başka bir şeye benzemesi
That cloud looks like a rabbit
O bulut bir tavşana benziyor
benziyor
görünüş olarak benzer olmak
He looks like his father
Babasına benziyor
saat
Sahnedesaatleri belirtmek için kullanılır
It is five o'clock
Saat beş
saat
günün saatini belirtmek için kullanılır
Classes start at nine oclock
Dersler saat dokuzda başlar
saat
tam saati belirtmek için sayıdan sonra kullanılan ifade
It is ten o'clock
Saat on
bir avuç
Sahnedeaz miktarda veya sayıda olan şey
Only a handful of people came
Sadece birkaç kişi geldi
zor biri
yönetilmesi zor olan kişi veya şeyler
The toddlers are a handful
Küçük çocuklar oldukça zorlayıcı
ihlal etmek
Sahnedebir kurala veya yasaya aykırı davranmak
He violated the law
Yasayı ihlal etti
çiğnemek
bir yasayı veya kuralı hiçe saymak
You should not violate the rules
Kuralları çiğnememelisin
ihlal etmek
birinin gizliliğine veya haklarına müdahale etmek
This violates my privacy
Bu benim gizliliğimi ihlal ediyor
ihlal etmek
bir kuralı veya yasayı çiğnemek
He did not violate the rules
Kuralları ihlal etmedi
hiç kimse
Sahnedehiçbir kişi
No one is home
Evde kimse yok
hiç kimse
hiçbir kişi
No one knows the answer
Cevabı hiç kimse bilmiyor
hiç kimse
tek bir kişi bile değil
No one is at home
Evde hiç kimse yok
kusursuz
Sahnedehiçbir hatası veya kusuru olmayan
Her English is impeccable
İngilizcesi kusursuz
zorla girmek
Sahnedebir yere veya araca zor kullanarak girmek
Someone tried to break into my car
Birisi arabama zorla girmeye çalıştı
zorla girmek
bir binaya güç kullanarak yasa dışı şekilde girmek
Someone tried to break into the house
Birisi eve zorla girmeye çalıştı
izinsiz girmek
bir yere yetkisi veya izni olmadan girmek
They broke into the office at night
Geceleyin ofise izinsiz girdiler
yapmak
Sahnedebir işi yerine getirmek
What are you doing
Ne yapıyorsun
yapma
bir şeyi gerçekleştirme eylemi
Success comes from doing
Başarı yapmaktan gelir
yapma
bir eylemi gerçekleştirme
I am doing my homework
Ödevimi yapıyorum
yapmak
bir eylemi gerçekleştirmek
She is doing her homework
O ödevini yapıyor
erişim
Sahnedebir yere girme veya bir şeyi kullanma imkanı
I have access to the building
Binaya erişimim var
erişmek
bir yere veya sisteme girmek
You can access the files here
Dosyalara buradan erişebilirsin
yıldız ışığı
Sahnedeyıldızlardan gelen ışık
We walked home under the starlight
Eve yıldız ışığı altında yürüdük
birleşik
Sahnedetek bir bütün haline getirilmiş
They formed a unified team to solve the problem
Sorunu çözmek için birleşik bir ekip oluşturdular
aşağıda
Sahnededaha alçakta veya uzakta bulunan bir yer
The station is down there
İstasyon aşağıda
aşağısı
vücudun alt kısmı
It hurts down there
Aşağısı acıyor
eski
Sahnededaha önce olan veya var olan
He is a former president
O eski bir başkandır
zıt
Sahnedebaşka bir şeyden mümkün olduğunca farklı olan şey
Black is the opposite of white
Siyah, beyazın zıttıdır
karşı
bir şeyin diğer tarafında bulunan
They sat opposite each other
Birbirlerinin karşısında oturdular
mevkidaş
farklı bir grupta aynı işi yapan kişi
I met my opposite at the conference
Konferansta mevkidaşımla tanıştım
deh
Sahnedeatı hızlandırmak için kullanılan ses
Hyah! Go faster!
Deh! Daha hızlı git!
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
ne kadar
bir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
hoşlanmayan kişi
Sahnedebirinden veya bir şeyden hoşlanmayan kimse
He is a fan of no one here
Buradaki kimseden hoşlanmıyor
vantilatör
havayı hareket ettiren kanatlı makine
Turn on the fan
Vantilatörü aç
yellemek
hava akımı oluşturmak için sallamak
She fanned herself with a book
Kitapla kendini yelledi
hayran
birini veya bir şeyi çok seven kişi
He is a big fan of jazz
O, cazın büyük bir hayranıdır
yetenek
Sahnedebir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
göz
görmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
varmak
belirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
zihninde belirmek
aniden zihnine girmek
The thought came to him
Düşünce zihninde belirdi
kendine gelmek
baygınlıktan sonra tekrar bilincini kazanmak
He came to after the accident
Kazadan sonra kendine geldi
dağınık ve uzun
Sahnedenet bir yönü olmadan karmaşık şekilde konuşmak veya yazmak
He gave a rambling speech
Dağınık ve uzun bir konuşma yaptı
dağınık
uzun süren ve konudan konuya atlayan anlamsız konuşma
He gave a rambling speech
Dağınık bir konuşma yaptı
saçma sapan konuşma
uzun ve karmaşık anlamsız konuşma
I stopped listening to his rambling
Onun saçma sapan konuşmasını dinlemeyi bıraktım
dağınık
uzun süre karışık ve plansız konuşma hali
The professor gave a rambling speech
Profesör dağınık bir konuşma yaptı
berbat olmak
Sahnedeçok kötü veya nahoş olmak
This movie sucks
Bu film berbat
emmek
vakum kullanarak bir şeyi ağza çekmek
The baby sucks its thumb
Bebek parmağını emiyor
emmek
bir sıvıyı ağız yoluyla içine çekmek
The baby likes to suck milk
Bebek süt emmeyi sever
oral seks yapmak
cinsel uyarım sağlamak için birinin cinsel organlarını ağızla uyarmak
She sucked him
Ona oral seks yaptı
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
dönüşmek
bir şeyden başka bir şeye geçmek
Water will become ice
Su buza dönüşecek
çevrelemek
Sahnedebir şeyin her tarafını sarmak
The walls surround the city
Duvarlar şehri çevreler
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
temizlik
Sahnedebir yerin temizlenmesi süreci
The room needs a cleaning
Odanın temizliğe ihtiyacı var
temiz
kirden veya lekeden arınmış
This room is very clean
Bu oda çok temiz
düzenleme
bir yeri toplu ve düzenli hale getirme
She is cleaning the living room
O oturma odasını düzenliyor
hak etmek
Sahnedebir şeyi elde etmeye değer olmak
You deserve to be happy
Mutlu olmayı hak ediyorsun
hak etmek
bir şeye layık olmak
You deserve a break
Bir molayı hak ediyorsun
sevmek
Sahnedebirine karşı güçlü sevgi ve şefkat duymak
I love my family
Ailemi seviyorum
çok sevmek
bir şeyi veya birini çok fazla sevmek
I love chocolate
Çikolatayı çok severim
çok istemek
bir şeyi çok fazla istemek
I would love a cup of coffee
Bir fincan kahve çok isterdim
sevişmek
cinsel ilişkiye girmek
They made love
Seviştiler
ortaya çıkarmak
Sahnedebir şeyi görünür veya bilinir hale getirmek
The report will expose the truth
Haber bülteni gerçeği ortaya çıkaracak
açıkta bırakmak
bir şeyi örtüsüz veya korumasız bırakmak
Do not expose your skin to the sun
Cildini güneşte açıkta bırakma
yerini bulmak
Sahnedebir şeyin nerede olduğunu keşfetmek
I cannot locate my keys
Anahtarlarımın yerini bulamıyorum
yerleşmek
belirli bir yerde bulunmak
The company is located in London
Şirket Londra'da yer alıyor
kaynak
Sahnedebir şeyin çıktığı veya başladığı yer veya şey
The sun is the source of energy
Güneş enerji kaynağıdır
temin etmek
bir yerden veya kişiden bir şey elde etmek
We source materials from this factory
Malzemeleri bu fabrikadan temin ediyoruz
daha önce
Sahnededaha önceki bir zamanda
She previously worked here
O daha önce burada çalışmıştı
daha önce
şimdiden önceki bir zamanda
I met her previously
Onunla daha önce tanıştım
özel
Sahnedebelirli bir kişiye ait olan
This is a personal matter
Bu özel bir mesele
kişisel
birinin karakterine yönelik ve kırıcı olan
His comments were too personal
Yorumları çok kişiseldi
şahsi
belirli bir kişiyle ilgili olan
I have a personal opinion
Şahsi bir fikrim var
yine de
Sahnedeher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
neyse
konuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim
algılayıcı
Sahnedefiziksel değişimleri algılayan cihaz
The sensor detects the movement
Algılayıcı hareketi algılar
sensör
bir şeyi algılayan veya ölçen araç
The sensor detects movement
Sensör hareketi algılar
sıcaklık
Sahnedeyüksek sıcaklık
The summer heat is strong
Yaz sıcaklığı güçlüdür
silah
ateşli silah
He was carrying heat
Silah taşıyordu
kızgınlık
dişi hayvanın çiftleşmeye hazır olduğu dönem
The cat is in heat
Kedi kızgınlık döneminde
büyük hesaplaşma
1995 yapımı bir Amerikan suç filmi
Have you seen the movie Heat
Büyük Hesaplaşma filmini izledin mi
süper kahraman
Sahnedeinsanüstü güçleri olan hayali karakter
Spider-Man is a famous superhero
Örümcek Adam ünlü bir süper kahramandır
seçmek
Sahnedeseçenekler arasından karar vermek
Choose a color
Bir renk seç
seçmek
seçenekler arasından birini almak
You can choose a color
Bir renk seçebilirsin
aman
Sahnedeöfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Holy cow, look at that
Vay canına, şuna bak
kutsal
SahnedeTanrı veya din ile ilgili olan
This is a holy place
Burası kutsal bir yer
endişeli
Sahnedehuzursuz veya kaygılı hissetmek
I am worried about the exam
Sınav hakkında endişeliyim
görüntü
Sahnedebir şeyin görsel temsili
The image is very clear
Görüntü çok net
imaj
insanların bir kişi veya şirket hakkında sahip olduğu fikir
The company wants to improve its public image
Şirket kamuoyundaki imajını düzeltmek istiyor
görüntülemek
bir şeyin görsel bir kopyasını oluşturmak
Doctors can image the body with this machine
Doktorlar bu makineyle vücudu görüntüleyebilir
protokol
Sahnederesmi durumlar için geçerli olan kurallar bütünü
The diplomat followed the protocol
Diplomat protokole uydu
protokol
Sahnederesmi kurallar veya izlenmesi gereken adımlar dizisi
We must follow the safety protocol
Güvenlik protokolüne uymalıyız
proje
Sahnedebelirli bir hedefi olan planlı çalışma
I have a school project
Bir okul projem var
yansıtmak
bir görüntüyü bir yüzeye aktarmak
He projected the image on the wall
Görüntüyü duvara yansıttı
yansıtmak
kendi duygularını başkalarında varmış gibi düşünmek
He tends to project his anger onto others
O öfkesini başkalarına yansıtma eğilimindedir
öngörmek
gelecekte ne olacağını tahmin etmek
They project a rise in sales next year
Gelecek yıl satışlarda artış öngörüyorlar
gizlice gitmek
Sahnedekimse fark etmeden sessizce bir yere sokulmak
He tried to sneak out of the room
Odadan gizlice çıkmaya çalıştı
sinsi kimse
gizli ve dürüst olmayan işler çeviren kimse
He is a real sneak who cannot be trusted
O güvenilmeyecek tam bir sinsi
spor ayakkabı
kauçuk tabanlı gündelik ayakkabı
He is wearing his comfortable sneaks
O rahat spor ayakkabılarını giyiyor
gizlice vermek
bir şeyi birine gizli veya saklı bir şekilde ulaştırmak
She sneaked the candy to her brother
O şekeri kardeşine gizlice verdi
girmek
Sahnedebir yere girmek
Please go in
Lütfen içeri gir
bulutlanmak
güneşin bulutların arkasına gizlenmesi
The sun went in behind the clouds
Güneş bulutların arkasında bulutlandı
yerleştirilmek
bir yere monte edilmek
The new heater will go in tomorrow
Yeni ısıtıcı yarın yerleştirilecek
katılmak
başkalarıyla birlikte bir şeyde yer almak
We decided to go in the contest together
Yarışmaya birlikte katılmaya karar verdik
hayal kırıklığı
Sahnedebeklentilerin karşılanmaması durumunda hissedilen üzüntü
He felt a deep disappointment
Derin bir hayal kırıklığı hissetti
kesin
Sahnedetamamen doğru veya hatasız
What is the exact time?
Tam saat kaç?
zorla almak
birinden bir şeyi baskı ile istemek
He exacted a promise from her
Ondan zorla bir söz aldı