

Arrow — Season 7 Episode 20
Kelimeler ve anlamları
672 kelime
Seviye
önemli konu
Sahnedediğerlerinden daha önemli olan şey
Health is our top priority
Sağlık bizim en önemli konumuz
öncelik
diğerlerinden daha önemli olan şey
Safety is our top priority
Güvenlik bizim en büyük önceliğimizdir
öncelik
diğerlerinden daha önemli olan iş
My priority is to finish this project
Önceliğim bu projeyi bitirmek
katılım
Sahnedebir işe veya sürece dahil olma durumu
Her involvement in the project was crucial
Projeye katılımı çok önemliydi
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
rastlamak
biriyle tesadüfen karşılaşmak
I ran into an old friend
Eski bir arkadaşıma rastladım
sorun yaşamak
bir problem veya zorlukla karşılaşmak
We ran into some problems
Bazı sorunlar yaşadık
çarpmak
hareket halindeyken bir şeye vurmak
He ran into the wall
Duvara çarptı
bulmak
belli bir miktara veya seviyeye ulaşmak
The costs ran into thousands
Masraflar binleri buldu
ilgili
Sahnedebir şeyi daha fazla bilmek isteyen
I am interested in history
Tarihe ilgi duyuyorum
ilgili
bir konuyu öğrenmeye veya bilmeye istek duyma
He is interested in art
O sanatla ilgili
ilgili
bir konuya karşı merak duyan
I am interested in astronomy
Astronomiye ilgi duyuyorum
tanımak
Sahnedebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
belirli
Sahnedebilinen ancak belirtilmemiş
Certain animals live in the desert
Belirli hayvanlar çölde yaşar
emin
hiç şüphesi olmayan
I am certain that he is right
Onun haklı olduğundan eminim
kesin
gerçekleşmesi kaçınılmaz olan
Success is certain
Başarı kesindir
tesisler
Sahnedebelirli bir amaç için kullanılan yerler veya ekipmanlar
The hotel has great sports facilities
Otelin harika spor tesisleri var
kısmak
bir şeyin sesini veya gücünü azaltmak
Please turn down the music
Lütfen müziğin sesini kıs
reddetmek
bir teklife veya isteğe hayır demek
He turned down the job offer
İş teklifini reddetti
geri çevirmek
birini veya bir şeyi kabul etmemek
The bank turned down my loan
Banka kredimi geri çevirdi
kısmak
sesin şiddetini azaltmak
Please turn down the music
Lütfen müziğin sesini kıs
sol
Sahnedesağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
kalmak
Sahnedediğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
ayrılmak
bir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
bırakmak
bir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
haber
Sahnedebir olay veya durum hakkında yeni bilgi
I have some good news
Bazı iyi haberlerim var
korkunç
Sahnedeçok kötü veya nahoş
The weather is horrible
Hava korkunç
aşırı
çok büyük bir derecede
There was a horrible amount of work
Dehşet verici miktarda iş vardı
berbat
çok kötü veya rahatsız edici
This is a horrible smell
Bu berbat bir koku
korkunç
çok kötü veya nahoş olan
The food was horrible
Yemek korkunçtu
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
bir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsat bulmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
hale gelmek
belirli bir duruma dönüşmek
It will get to be hot soon
Yakında sıcak bir hal alacak
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
işlemek
Sahnedebir suç gerçekleştirmek
He committed a serious crime
Ciddi bir suç işledi
bağlanmak
bir amaca veya sözüne sadık kalmak
I cannot commit to this project
Bu projeye bağlanamam
adamak
kendisini tamamen bir şeye vermek
He committed his life to science
Hayatını bilime adadı
yatırmak
birini resmi bir kararla bir kuruma veya hastaneye kapatmak
They committed him to a mental hospital
Onu bir akıl hastanesine yatırdılar
baş belası
sorun yaratması muhtemel olan kişi veya şey
Stay away from him, he is bad news
Ondan uzak dur, o baş belasıdır
önemsemek
birine veya bir şeye değer vermek ya da onun için endişelenmek
I care about my friends
Arkadaşlarımı önemsiyorum
çalmak
Sahnedebaşkasının eşyasını izinsiz olarak almak
He stole my pen
Kalemimi çaldı
çalmak
başkasının hak ettiği ilgiyi veya övgüyü almak
She stole the show
Tüm ilgiyi o topladı
kelepir
çok uygun fiyata alınan şey
This jacket was a steal
Bu ceket tam bir kelepir
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
önlemek
Sahnedebir şeyin olmasını engellemek
Vaccines prevent diseases
Aşılar hastalıkları önler
yaklaşık
Sahnedeyaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
civarında
bir şeye yakın bir alanda
Is there a bank around here
Buralarda bir banka var mı
etrafında
bir şeyin her yanını çevreleyen
We sat around the table
Masanın etrafında oturduk
tersine
bir şeyi başka bir yöne çevirmek
Please turn around
Lütfen arkana dön
yani
söylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
karşılık vermek
bir saldırıyı durdurmaya çalışmak veya karşı çıkmak
He decided to fight back
Karşılık vermeye karar verdi
oldukça
Sahnedeorta derecede
It is rather cold today
Bugün hava oldukça soğuk
tercih etmek
bir şeyi diğerine tercih etmek için kullanılır
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
tercih etmek
bir şeyi diğerinden daha çok istemek veya seçmek
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
fosil
Sahnedeantik bitki veya hayvanların korunmuş kalıntıları
I found a fossil in the rock
Kayada bir fosil buldum
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
bir davayı mahkemede incelemek
The court will try him
Mahkeme onu yargılayacak
olup olmadığı
Sahnedeiki olasılığı belirtmek için kullanılır
I don't know whether he will come
Gelip gelmeyeceğini bilmiyorum
ip-medigi
iki olasılık arasında seçim veya belirsizlik belirtmek için kullanılan bağlaç
I do not know whether he is coming
Onun gelip gelmeyeceğini bilmiyorum
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
mahkum
Sahnedehapishanede tutulan kişi
The inmates are in the yard
Mahkumlar avluda
alışkın
Sahnedebir şeyi deneyimden dolayı bilen
I am used to this cold weather
Soğuk havaya alışkınım
yarar
Sahnedebir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
kullanmak
bir şeyi işlevinden faydalanmak için çalıştırmak
She uses her computer every day
Bilgisayarını her gün kullanır
peşinden gitmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
takip etmek
bir şeyi düzenli olarak izlemek veya okumak
I follow the news every day
Her gün haberleri takip ediyorum
uymak
talimatlara veya kurallara göre hareket etmek
Please follow the instructions
Lütfen talimatlara uyun
anlamak
söylenen bir şeyi kavrayabilmek
I do not follow you
Sizi anlamıyorum
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ince
kalın olmayan
The pen has a fine tip
Kalemin ince bir ucu var
tamam
karşıdakinin anladığından emin olmak veya konuşmada duraksamak için kullanılan sözcük
Fine I will be there at five
Tamam saat beşte orada olacağım
yakın
Sahnedekısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
bitirmek
bir süreci sonlandırmak
We will close the meeting soon
Toplantıyı yakında bitireceğiz
kapatmak
bir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
geri kalan
Sahnedegeride kalan kısım
I will do the rest tomorrow
Geri kalanını yarın yapacağım
dinlenmek
enerji toplamak için hareket etmeyi veya çalışmayı bırakmak
I need some rest
Biraz dinlenmeye ihtiyacım var
destek
bir şeyi tutan veya destekleyen nesne
He used a foot rest
Bir ayak desteği kullandı
açılış hamlesi
Sahnedeavantaj elde etmek için planlanmış eylem
The opening gambit worked perfectly
Açılış hamlesi mükemmel şekilde işledi
hop
Sahnedesihirli bir şekilde aniden veya hızlıca
And presto, the rabbit disappeared!
Ve hop, tavşan ortadan kayboldu!
devriye polisi
belirli bir bölgede yaya olarak devriye gezen polis
The beat cop walked down the street
Devriye polisi caddede yürüyordu
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
haline getirmek
bir şeyi başka bir şeye çevirmek
Heat makes water become steam
Isı suyu buhar haline getirir
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
Mart
SahnedeYılın on ikinci ayından biri
My birthday is in March
Doğum günüm Mart'ta
yürümek
Düzenli adımlarla veya kararlı bir şekilde yürümek
The soldiers march together
Askerler birlikte yürürler
ilerlemek
düzenli adımlarla ileriye doğru gitmek
The troops march across the field
Birlikler tarladan geçerek ilerliyor
protesto yürüyüşü
bir amaç için düzenlenen toplu gösteri
They participated in a protest march
Protesto yürüyüşüne katıldılar
suç atmak
Sahnedebirini bir şeyden sorumlu tutmak
They tried to pin the crime on him
Suçu onun üzerine atmaya çalıştılar
şifre
bir şeye erişmek için kullanılan gizli numara
Enter your pin
Şifrenizi girin
iğne
eşyaları bir arada tutmak için kullanılan ince metal parça
She used a pin
Bir iğne kullandı
labut
bowling oyununda devrilmesi gereken nesne
He knocked down all the pins
Tüm labutları devirdi
inanılmaz
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
The view is incredible
Manzara inanılmaz
bıçak
Sahnedebir şeyleri kesmek için kullanılan keskin araç
He sharpened his knife before cutting the rope
İpi kesmeden önce bıçağını biledi
bıçaklamak
birine kesici aletle saldırmak
He was afraid that someone would knife him
Birinin onu bıçaklamasından korkuyordu
bıçak
kesme işlerinde kullanılan keskin alet
Use a knife to cut the apple
Elmayı kesmek için bir bıçak kullan
ağır suç
Sahnedeciddi bir suç
He was charged with a felony
Ağır bir suçla suçlandı
ağır suç
çok ciddi bir suç
He was convicted of a felony
Ağır suçtan hüküm giydi
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
Sahnedebir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
sonunda varmak
nihayetinde bir yerde veya durumda bulunmak
They ended up at the park
Sonunda parka vardılar
vahşice
Sahnedeçok zalimce veya şiddetli bir şekilde
The animal attacked savagely
Hayvan vahşice saldırdı
ön
Sahnedeileriye bakan taraf
Sit in the front of the car
Arabanın önünde otur
liderlik etmek
bir grubun veya projenin başında yer almak
He will front the team
Takıma o liderlik edecek
avans vermek
bir bedeli ödenmeden önce birine bir şey sağlamak
Can you front me the money until Friday
Cuma gününe kadar bana avans verebilir misin
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
tamam
Sahnedeanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
oğlan
Sahnedegenç bir erkek çocuk veya genç adam
He is a bright lad
O zeki bir oğlan
delikanlı
genç bir erkek
The young lad helped me with my bags
Genç delikanlı çantalarımı taşımama yardım etti
beklemek
Sahnedebir şey olana kadar bir yerde durmak
I will wait here for you
Seni burada bekleyeceğim
aramak
birini telefonla aramak
I will wait you at eight
Seni sekizde arayacağım
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
devam et
bir şeye başlamak veya devam etmek
Please go ahead
Lütfen devam et
onay
bir işe başlamak için verilen resmi izin
We got the go ahead to start
Başlamak için onay aldık
suçlayıcı
Sahnedebirinin suçlu olduğunu gösteren
The police found incriminating evidence
Polis suçlayıcı kanıtlar buldu
artırmak
Sahnededaha güçlü veya daha yoğun hale getirmek
The music helped heighten the tension
Müzik gerginliği artırmaya yardımcı oldu
hikayeler
Sahnedehayali veya gerçek olayların anlatımı
I love reading ghost stories
Hayalet hikayeleri okumayı severim
katlar
bir binanın katları veya seviyeleri
The building has ten stories
Binanın on katı var
ileride
Sahnedeön tarafta
Go straight ahead
Dosdoğru ilerleyin
kârda
maddi kazanç veya avantaj sağlama durumu
We are ahead of our budget
Bütçede kârdayız
vaktinden önce
planlanandan veya beklenenden daha erken
We arrived ahead of schedule
Vaktinden önce geldik
önde
başkalarından daha iyi bir konumda olmak
She is ahead in the race
Yarışta o önde
özgür
Sahnedekısıtlanmamış veya kontrol edilmeyen
The bird is free
Kuş özgür
serbest bırakmak
Sahnedebirini veya bir şeyi tutulduğu ya da sıkıştığı yerden kurtarmak
They decided to free the bird from the cage
Kuşu kafesten serbest bırakmaya karar verdiler
ücretsiz
bedava olan veya ücret ödenmeyen
This water is free
Bu su ücretsiz
içermeyen
bir şeyin içinde bulunmaması durumu
This drink is sugar free
Bu içecek şeker içermiyor
haydut
Sahnedegenellikle bir çetenin parçası olan şiddet yanlısı kişi
The thug stole the man's wallet
Haydut adamın cüzdanını çaldı
üye
Sahnedebir gruba veya topluluğa ait olan kişi
She is a member of the club
O, kulübün bir üyesi
üye
Sahnedebir gruba veya topluluğa dahil olan kişi
She is a member of the club
O kulübün bir üyesi
hatırlamak
bir şeyi unutmamış olmak
I remember your name
İsmini hatırlıyorum
anımsamak
bir şeyi zihne geri getirmek
I try to recall the answer
Cevabı anımsamaya çalışıyorum
kanatlarının altına almak
birine yardım ve koruma sağlamak
He took the new intern under his wing
Yeni stajyeri kanatlarının altına aldı
yakın
Sahnedeuzak olmayan
The park is near my house
Park evimin yakınında
neredeyse
gerçekleşmesine çok az kalması
It is near lunchtime
Neredeyse öğle yemeği vakti
yaklaşmak
bir şeye doğru gelmek
The runner nears the finish line
Koşucu bitiş çizgisine yaklaşıyor
yakın
kısa bir mesafede bulunan
My house is near the park
Evim parka yakın
kötüye kullanmak
Sahnedebir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He abused his position
Mevkisini kötüye kullandı
kötü muamele etmek
birine kötü davranmak veya zarar vermek
He abused the animal
Hayvana kötü davrandı
istismar
zararlı veya adaletsiz davranış
Child abuse is a crime
Çocuk istismarı bir suçtur
kötü davranmak
birine veya bir şeye kötü muamele etmek
She does not abuse her cat
O kedisine kötü davranmaz
izini sürüp bulmak
birini veya bir şeyi arayarak bulmak
I finally tracked down the book
Sonunda kitabın izini sürüp buldum
izini bulmak
birini veya bir şeyi arayarak bulmak
The police tracked down the thief
Polis hırsızın izini buldu
arkadaşlar
Sahnedeyakın arkadaşlar
We are best buddies
Biz en yakın arkadaşlarız
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
fikir
Sahnedebir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
fikir
zihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
başa çıkmak
Sahnedebir durumun üstesinden gelmek
She manages the stress well
Stresle iyi başa çıkıyor
yönetmek
bir şeyin sorumluluğunu üstlenmek veya kontrol etmek
He manages a large team
Büyük bir ekibi yönetiyor
herhangi bir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
hiçbir şey
herhangi bir nesne veya madde
I don't have anything
Hiçbir şeyim yok
bulmak
bir fikir veya çözüm üretmek
She came up with a great idea
Harika bir fikir buldu
kuruluş
Sahnedebelirli bir amaç için birlikte çalışan insanların grubu
He works for a non-profit organization
Kâr amacı gütmeyen bir kuruluşta çalışıyor
düzenleme
bir şeyleri düzenli bir şekilde planlama ve ayarlama eylemi
Your organization of the files is excellent
Dosyaları düzenlemen mükemmel
adım adım anlatmak
Sahnedebirine bir şeyi nasıl yapacağını adım adım göstermek
Walk me through the process
Süreci bana adım adım anlat
yürümek
ayaklar üzerinde hareket etmek
I walk to school
Okula yürüyerek giderim
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
çekilmek
bir durumdan veya anlaşmadan vazgeçmek
If you do not like the deal you can walk
Eğer anlaşmayı beğenmediysen çekilebilirsin
bir nevi
bir dereceye kadar veya kısmen
I sort of agree with you
Sana bir nevi katılıyorum
başarısız olmak
Sahnedebaşarısız olmak
He failed the test
Sınavda başarısız oldu
planlamak
bir şeyi yapmayı niyet etmek
I plan on going to the party
Partiye gitmeyi planlıyorum
tutku
Sahnedebir şeye karşı duyulan çok güçlü sevgi veya heves
Music is my passion
Müzik benim tutkumdur
gerçekçi ol
gerçekleri kabul et ve hayal kurmayı bırak
Get real, you can't win without practicing
Gerçekçi ol, pratik yapmadan kazanamazsın
yaymak
Sahnedebir şeyin daha fazla kişiye ulaşmasını sağlamak
They spread the news quickly
Haberi hızla yaydılar
sürülebilir gıda
ekmeğe sürülen yumuşak yiyecek
I like chocolate spread
Çikolata kremasını severim
yaymak
bir bilgiyi veya haberi pek çok kişiye ulaştırmak
They spread the news to everyone
Haberi herkese yaydılar
sayfa düzeni
bir yayında yan yana görülen iki sayfa
This magazine has a beautiful spread
Bu dergide güzel bir sayfa düzeni var
adam öldürme
Sahnedebir insanı öldürme suçu
He was charged with homicide
Adam öldürmekten suçlandı
aşırı
Sahnedegereğinden fazla
He is overly cautious
O aşırı tedbirlidir