Avatar: The Last Airbender — 1. Sezon Bölüm 3
Kelimeler ve anlamları
333 kelime
Seviye
endişeli
Sahnedehuzursuz veya kaygılı hissetmek
I am worried about the exam
Sınav hakkında endişeliyim
kazanmak
Sahnedebir yarışmada veya müsabakada birinci olmak
She wants to win the race
O yarışı kazanmak istiyor
yakışmak
birinin üzerinde iyi durmak
That jacket wins on you
O ceket sana çok yakışıyor
elde etmek
çaba göstererek bir şeyi hak etmek
She worked hard to win his respect
Saygısını elde etmek için çok çalıştı
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
dinlemek
Sahnedekonuşan birine veya bir sese dikkatini vermek
Please listen to me
Lütfen beni dinle
bahsetmek
Sahnedebir şeyden kısaca söz etmek
He didn't mention the price
Fiyattan bahsetmedi
iyileştirmek
Sahnedebir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
daha iyi
daha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
hızlıca
Sahnedehızlı bir şekilde veya gecikmeden
He ran quickly to the bus
Otobüse hızlıca koştu
tuzlayarak saklamak
Sahnedegıdayı tuz veya dumanla korumak
They cure the meat with salt
Eti tuzlayarak saklarlar
iyileştirmek
bir hastalığı veya sorunu ortadan kaldırmak
The medicine cured her
İlaç onu iyileştirdi
çare
sağlığı geri kazandıran şey
They found a cure for the flu
Gribe bir çare buldular
içeride
Sahnedebir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içinde
bir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
iç
bir yerin iç kısmı veya oraya girme imkanı
The key lets you inside the room
Anahtar odaya girmenizi sağlar
bir kez
Sahnedetek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
olduğunda
Sahnedeolduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
bir zamanlar
geçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
reenkarne olmak
Sahnedeölümden sonra başka bir bedende tekrar dünyaya gelmek
Some believe they will reincarnate as animals
Bazıları hayvan olarak reenkarne olacaklarına inanırlar
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
başlamak
bir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
fırsatı olmak
bir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
ortaya çıkarmak
Sahnedegizli olan bir şeyi göstermek
She revealed the secret
Sırrı ortaya çıkardı
incinmiş
Sahnedefiziksel veya duygusal acı hissetmek
He felt deeply hurt
Derinden incinmiş hissetti
incitmek
birine veya bir şeye fiziksel ya da duygusal zarar vermek
Don't hurt your brother
Kardeşini incitme
kırgın
üzgün veya alınmış hissetmek
She felt hurt by his words
Onun sözleri yüzünden kırgın hissetti
acıtmak
birine fiziksel acı vermek
Don't hurt your knee
Dizini acıtma
çay
Sahnedeyapraklardan yapılan sıcak bir içecek
I drink tea every morning
Her sabah çay içerim
dedikodu
insanlar hakkındaki söylentiler veya haberler
She is spilling the tea about the party
Parti hakkındaki dedikoduları anlatıyor
geri dönmek
Sahnedebir yere veya konuya tekrar gitmek
I went back to the office
Ofise geri döndüm
korumak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarardan uzak tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
düello
Sahnedeiki kişi arasındaki dövüş
They fought a duel
Düello yaptılar
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
çok
Sahnedebüyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
çok
büyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
geçen sefer
Sahnedeşu andan önceki en yakın zaman
I ate sushi last time
Geçen sefer sushi yedim
son kez
diğer hepsinden sonra gelen
This is the last time
Bu son kez
iddia etmek
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu belirtmek veya hak sahipliğini öne sürmek
He claims that he is innocent
Masum olduğunu iddia ediyor
canına mal olmak
birinin ölümüne neden olmak
The earthquake claimed many lives
Deprem birçok cana mal oldu
-medikçe
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesinin başka bir durumun olmamasına bağlı olduğunu belirtir
You cannot pass unless you study hard
Çok çalışmadıkça geçemezsin
engel olmak
Sahnedeilerlemeyi engellemek veya zorlaştırmak
Don't get in the way
Engel olma
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
geçen
şimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
sonsuza dek
Sahnedeçok uzun bir süre
I will remember this day forever
Bu günü sonsuza dek hatırlayacağım
sonsuza kadar
tüm zamanlar boyunca
I will love you forever
Seni sonsuza kadar seveceğim
şüphelenmek
Sahnedebir şeyin doğruluğuna inanmamak
I doubt that
Bundan şüpheleniyorum
şüphe duymak
bir şeyden emin olmamak
I doubt he will come
Geleceğinden şüphe duyuyorum
müzik grubu
müzik yapan topluluk
The band is very good
Müzik grubu çok iyi
şüphe
bir şeyin doğru olup olmadığından emin olamama hissi
I have some doubt about his story
Onun hikayesi hakkında biraz şüphem var
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
ha
Sahnedekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
değil mi
karşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
keşfetmek
Sahnedebir şeyi ilk kez bulmak
They discovered a new planet
Yeni bir gezegen keşfettiler
keşfetmek
bilinmeyen bir şeyi ortaya çıkarmak
Scientists discovered a new planet
Bilim insanları yeni bir gezegen keşfetti
yakalamak
Sahnedebir kişiyi veya canlıyı zorla ele geçirmek
The police were able to capture the suspect
Polis şüpheliyi yakalayabildi
kaydetmek
bir şeyin fotoğrafını veya videosunu çekmek
He captured the sunset
Gün batımını kaydetti
etkilemek
birinin ilgisini veya beğenisini kazanmak
Her smile captured his heart
Gülümsemesi onun kalbini kazandı
dışarı çık
Sahnedebir yerden dışarı gelmek
Come on out and play
Dışarı gel ve oyna
lekelemek
Sahnedebir şeyi kirletmek veya bozmak
The scandal tainted his reputation
Skandal onun itibarını lekeledi
perine
cinsel organ ile anüs arasındaki bölge
He injured his taint while cycling
Bisiklet sürerken perine bölgesini incitti
adil
Sahnedeherkese eşit veya makul şekilde davranan
This is a fair deal
Bu adil bir anlaşma
güzel
bakıldığında hoş görünen
She has a fair face
Onun güzel bir yüzü var
fuar
sergilerin ve eğlencelerin olduğu halka açık etkinlik
We went to the book fair
Kitap fuarına gittik
hemen
Sahnedebekletmeden, şu anda
Come here immediately
Hemen buraya gel
dolu
Sahnedebir şeyin içinde çok miktarda bulunan
The room is full of people
Oda insanlarla dolu
geri getirmek
Sahnedeeski iyi durumuna getirmek
The medicine restored his health
İlaç sağlığını geri getirdi
onarmak
bir şeyi eski durumuna getirmek için düzeltmek
They want to restore the old painting
Eski tabloyu onarmak istiyorlar
çok
Sahnedebüyük miktarda veya sayıda
I have a lot of work to do
Yapacak çok işim var
arsa
küçük bir toprak parçası
He bought a parking lot
Bir otopark alanı satın aldı
kader
kişinin hayatındaki yazgısı
This is my lot in life
Bu benim hayattaki kaderim
kader
bir kişinin içinde bulunduğu durum veya hayat koşulları
He accepted his lot in life
Hayatındaki kaderini kabullendi
sıklıkla
birçok kez veya sıkça
I see him a lot
Onu sıklıkla görürüm
grup
bir insan topluluğu
That is a loud lot
O gürültülü bir grup
çok miktarda
büyük bir sayı veya miktar
We have a lot of time
Çok miktarda vaktimiz var
az miktarda
küçük bir sayı veya miktar
That is a lot less
O az miktarda
fazlasıyla
büyük ölçüde
I like it a lot
Onu fazlasıyla seviyorum
zihin
Sahnedekişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
rahatsız olmak
bir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
her kim
Sahnedekim olursa olsun o kişi
Whoever knows the answer should raise their hand
Cevabı bilen her kimse elini kaldırmalı
her kim
kim olduğu fark etmeksizin herhangi bir kişi
Whoever arrives first wins
İlk gelen her kimse kazanır
ruh
Sahnedebir insanın fiziksel olmayan kısmı
The human spirit is strong
İnsan ruhu güçlüdür
ruh
bir kişinin zihninin veya duygularının niteliği
He has a team spirit
Takım ruhuna sahip
kaçırmak
birini veya bir şeyi gizlice başka yere götürmek
The spy was spirited away
Casus gizlice kaçırıldı
alkollü içki
güçlü bir alkollü içecek türü
He ordered a strong spirit
Sert bir alkollü içki sipariş etti
mümkün
Sahnedeyapılabilen veya gerçekleşebilen durum
It is possible to finish the work today
İşi bugün bitirmek mümkün
aday
seçilme ihtimali olan kişi
She is a possible for the role
O bu rol için bir aday
izlemek
Sahnedebir şeye dikkatle bakmak
I like to watch movies
Film izlemeyi severim
gözetmek
bir şeyi korumak veya kontrol etmek
Please watch my bag
Lütfen çantamı kolla
kol saati
bileğe takılan küçük saat
My watch is broken
Saatim bozuk
dikkat etmek
bir şeyi yaparken özenli ve dikkatli olmak
Watch your step on the stairs
Merdivenlerde adımına dikkat et
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
ceza almak
yanlış bir davranışın sonucunda cezalandırılmak
You will get it if you do that
Bunu yaparsan cezanı çekersin
elde etmek
bir şeye sahip olmak veya onu kazanmak
I hope I get it soon
Umarım onu yakında elde ederim
halletmek
bir işi tamamlamak
I will get it done today
Onu bugün halledeceğim
telefona bakmak
gelen bir çağrıyı yanıtlamak
Please get it when it rings
Çaldığında lütfen telefona bak
tamamlamak
bir işi veya görevi bitirmek
I will get it done by tomorrow
İşi yarına kadar tamamlayacağım
kavuşmak
bahsi geçen nesneye sahip olmak
Did you get it in the mail
Onu postayla aldın mı
cezalandırılmak
azarlanmak veya bir yaptırıma uğramak
You will get it when dad comes home
Babam eve gelince cezanı çekeceksin
gönüllü olarak
Sahnedemutlu veya hazır bir şekilde
She helped them willingly
Onlara gönüllü olarak yardım etti
ginseng
Sahnedegeleneksel tıpta kullanılan bir bitki
Ginseng is often used in tea
Ginseng genellikle çayda kullanılır
büyük ölçüde
Sahnedeçok fazla miktarda veya derecede
The situation has improved greatly
Durum büyük ölçüde iyileşti
herhangi bir zamanda
Sahnedeherhangi bir zamanda veya ne zaman istersen
You can call me anytime
Beni her zaman arayabilirsin
müttefikler
Sahnedebirlikte çalışan kişi veya gruplar
They became close allies during the war
Savaş sırasında yakın müttefik oldular
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
hazırlamak
Sahnedekendini veya bir şeyi hazır hale getirmek
I need to prepare for the exam
Sınava hazırlanmam gerekiyor
mesaj
birine gönderilen bilgi
Please send me a message
Lütfen bana bir mesaj gönder
hazırlamak
başlangıçta gerçekleşen
I prepared the list
Listeyi hazırladım
hata
Sahnedebir sorun veya yanlışlık için sorumluluk durumu
It was my fault that we were late
Geç kalmamız benim hatamdı
fay
yer kabuğundaki büyük kırık
There is a fault line under this city
Bu şehrin altında bir fay hattı var
kusur
bir kişinin karakterindeki kötü veya zayıf özellik
Everyone has a personal fault
Herkesin kişisel bir kusuru vardır
kusur bulmak
birinin bir şeyi yanlış yaptığını söylemek
It is hard to fault his work
Onun işinde kusur bulmak zor
hafife almak
Sahnedebirini veya bir şeyi olduğundan daha az önemli görmek
Do not underestimate your abilities
Yeteneklerini hafife alma
bir şekilde
Sahnedenasıl olduğu bilinmeyen bir şekilde
I will finish it somehow
Onu bir şekilde bitireceğim
buzdağı
Sahnededenizde yüzen çok büyük buz kütlesi
The ship hit an iceberg
Gemi bir buzdağına çarptı
göbek marul
yuvarlak ve gevrek başı olan bir marul türü
Iceberg lettuce is crisp
Göbek marul gevrektir
yıkılmış
Sahnedeçok şok olmuş veya çok üzgün hissetmek
She was devastated by the news
Haberlerle yıkıldı
yıkılmış
son derece üzgün veya şok olmuş
She was devastated by the news
O haber karşısında yıkılmıştı
istila etmek
Sahnedeaskeri güçle bir yere zorla girmek
The army plans to invade the country
Ordu ülkeyi istila etmeyi planlıyor
ihlal etmek
istenmeyen bir şekilde birinin alanına girmek
Please do not invade my personal space
Lütfen kişisel alanımı ihlal etme
sonra
Sahnedebir olaydan sonra gerçekleşen
We will eat later
Yemekten sonra yiyeceğiz
geç
beklenenden daha geç
She arrived later than me
O benden geç geldi
merhum
vefat etmiş kişi
The late king died long ago
Merhum kral uzun zaman önce öldü
yeni
son zamanlarda gerçekleşen
That is a later development
O yeni bir gelişme
daha sonra
gelecekte veya belirli bir olaydan sonra
I will do it later
Bunu daha sonra yapacağım
sonra
şu andan daha ileri bir vakit
See you later
Seni sonra görürüm
gelecekte
ileriki bir zamanda
I will be back later
Gelecekte geri döneceğim
gecikmeli
beklenen zamandan daha geç gerçekleşen
The later train arrived at midnight
Gecikmeli tren gece yarısı vardı
geç dönem
bir zaman diliminin sonuna yakın olan
This is a later work of the artist
Bu sanatçının geç dönem bir eseri
vakitli değil
kararlaştırılan zamanda olmayan
He is later than usual
Her zamankinden daha vakitsiz
daha sonra
şu andan sonraki bir zamanda
I will call you later
Seni daha sonra arayacağım
saygın
Sahnedesaygıya veya övgüye değer olan
He is an honorable man
O saygın bir adamdır
içecek
Sahnedeiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
sıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
mide
Sahnedeyiyecekleri sindiren organ
My stomach hurts
Midem ağrıyor
cesaret
zor bir şeyi yapmak için gereken zihinsel güç
He does not have the stomach for this
Bunun için cesareti yok
katlanmak
hoş olmayan bir duruma veya şeye dayanabilmek
I cannot stomach his behavior
Onun davranışlarına katlanamıyorum
bizon
Sahnedeboynuzlu ineğe benzeyen büyük yabani bir hayvan
The bison is a large animal
Bizon büyük bir hayvandır
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
çok eski
Sahnedeoldukça yaşlı veya eski
This building is ancient
Bu bina çok eski
saklamak
Sahnedebir şeyi göstermekten veya vermekten kaçınmak
Don't hold back the truth
Gerçeği saklama
engellemek
birinin ilerlemesini durdurmak
Fear held him back
Korku onu engelledi
zapt etmek
birinin serbestçe hareket etmesini önlemek
She tried to hold back her tears
Gözyaşlarını tutmaya çalıştı
engellemek
birinin bir şey yapmasını önlemek
His fear held him back
Korkusu onu engelledi
alıkoymak
birini bir şey yapmaktan durdurmak
The police held back the crowd
Polis kalabalığı durdurdu
geciktirmek
bir şeyin olması gerekenden daha yavaş veya daha geç gerçekleşmesini sağlamak
Lack of money held back the project
Paranın eksikliği projeyi geciktirdi
ulus
Sahnedetek bir hükümet altında aynı yerde yaşayan büyük bir insan grubu
Every nation has its own flag
Her ulusun kendi bayrağı vardır
hamle
Sahnedeyapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
hareket etmek
bir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
hızla satılmak
genellikle düşük fiyata hızlıca elden çıkarılmak
These cheap goods move very fast
Bu ucuz ürünler hızla satılıyor
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
yeğen
Sahnedekardeşin oğlu
My nephew is five years old
Yeğenim beş yaşında
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
kalmak
bir yerde belirli bir süre konaklamak
We will stay in a hotel
Bir otelde kalacağız
kalış
bir yerde geçirilen süre
We enjoyed our stay in London
Londra'daki kalışımızdan keyif aldık
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
diken
Sahnedebitki veya hayvanların üzerinde bulunan küçük sivri uç
The rose stem has many prickles
Gül dalında çok sayıda diken var
yapma
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
She is making a cake
O bir pasta yapıyor
kazanmak
bir işten para elde etmek
She is making a lot of money
O çok para kazanıyor
nitelik
bir şeye katkıda bulunan özellik
He has the making of a champion
O şampiyon olma niteliğine sahip
yaptırmak
birini bir işi yapmaya neden olmak
She is making me clean the room
O bana odayı temizletiyor
tamamen
Sahnedebütünüyle veya tamamen
I entirely agree with you
Sana tamamen katılıyorum
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
denizde
Sahnededeniz üzerinde bulunma durumu
The ship was at sea for two weeks
Gemi iki hafta denizdeydi
ne yapacağını bilemez
ne yapacağını ya da nereye gideceğini bilmeme durumu
I was at sea with the new instructions
Yeni talimatlar karşısında ne yapacağımı bilemiyordum
denizde
okyanusta bir geminin içinde olmak
The sailors have been at sea for months
Denizciler aylardır denizde