Avatar: The Last Airbender — Season 1 Episode 7
Kelimeler ve anlamları
284 kelime
Seviye
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
bir davayı mahkemede incelemek
The court will try him
Mahkeme onu yargılayacak
uçmak
Sahnedehavada hareket etmek
Birds fly in the sky
Kuşlar gökyüzünde uçar
fermuar
pantolonların önündeki kapama kısmı
His fly is open
Fermuarı açık
sinek
iki kanatlı küçük uçan böcek
A fly is in the room
Odada bir sinek var
tutmak
kabul görmek veya başarılı olmak
That idea will not fly
Bu fikir tutmayacak
söylemek
Sahnedekelimelerle ifade etmek veya konuşmak
What did you say?
Ne söyledin?
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
diyelim
bir şeye örnek vermek için kullanılan ifade
Say we meet at noon
Diyelim ki öğlen buluşalım
sözü geçen
daha önce bahsedilmiş olan
The say project is cancelled
Sözü geçen proje iptal edildi
kış
Sahnedeyılın en soğuk mevsimi
Winter is very cold
Kış çok soğuktur
kışlamak
kışı bir yerde geçirmek
Many birds winter in warmer climates
Birçok kuş kışı daha sıcak iklimlerde geçirir
çaresizce
Sahnedegüçlü bir ihtiyaç veya aciliyet gösteren bir şekilde
He desperately needed help
Çaresizce yardıma ihtiyacı vardı
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
tersine çevirmek
kötü giden bir durumu iyileştirmek
The new manager turned the business around
Yeni müdür işletmeyi düzeltti
arkasını dönmek
yönünü değiştirip ters tarafa bakmak
Turn around and look at me
Arkana dön ve bana bak
arkana dönmek
baktığın yönü değiştirmek
Turn around and look at me
Arkana dön ve bana bak
düze çıkarmak
bir durumu tamamen daha iyi hale getirmek
She managed to turn around the failing business
Başarısız giden işi düze çıkarmayı başardı
düzeltmek
kötü bir durumu çok daha iyi hale getirmek
The new plan will turn around the company
Yeni plan şirketi düzeltecek
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
bir bilgi edinmek
I heard the news
Haberi duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
tanıdık
Sahnededaha önceden bilinen veya tanınan
Your face looks familiar
Yüzün tanıdık geliyor
toprak bükücü
Sahnedezihniyle toprağı kontrol edebilen kişi
Toph is a powerful earthbender
Toph güçlü bir toprak bükücüdür
mükemmel
Sahnedeçok iyi
This cake is excellent
Bu kek mükemmel
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
şekil
Sahnedebir şeyin görünür yapısı
The ice took a strange form
Buz garip bir şekil aldı
form
doldurulması gereken boşlukları olan kağıt
Fill out this form
Bu formu doldurun
oluşturmak
bir şeyi meydana getirmek veya yapmak
They will form a committee
Onlar bir komite oluşturacak
biçim
bir şeyin türü veya çeşidi
Ice is a form of water
Buz bir su biçimidir
tuvalet
Sahnedetuvalet ve lavabosu olan oda
Where is the bathroom?
Tuvalet nerede?
banyo
tuvalet ve lavabosu olan oda
The bathroom is upstairs
Banyo üst katta
kriz
Sahnedebüyük tehlike veya zorluk dönemi
The country is in a financial crisis
Ülke mali bir kriz içinde
kriz
büyük tehlike veya zorluk zamanı
The country is in an economic crisis
Ülke ekonomik bir kriz içinde
kriz
acilen çözülmesi gereken tehlikeli veya zor durum
The country is facing a major crisis
Ülke büyük bir krizle karşı karşıya
evet
Sahnedeevet demenin gayri resmi yolu
Yep, I can help you
Evet, sana yardım edebilirim
evet
evet anlamında kullanılan gayriresmi kelime
Yep I will be there
Evet orada olacağım
tamam
bir şeyi onaylamak için kullanılan ifade
Yep that sounds right
Tamam bu doğru görünüyor
açıkça
Sahnedenet bir şekilde
It is clearly visible
Bu açıkça görünüyor
para
Sahnedebir şeyler satın almak için kullanılan madeni veya kağıt ödeme araçları
I have some money
Biraz param var
yok olmak
Sahnedeaniden ortadan kaybolmak
The mist vanished quickly
Sis hızla yok oldu
yolculuk
Sahnedebir yerden başka bir yere gitme eylemi
The journey took ten hours
Yolculuk on saat sürdü
yolculuk yapmak
bir yerden başka bir yere gitmek
They will journey across the country
Ülke genelinde yolculuk yapacaklar
şeftali
Sahnedetüylü kabuğu olan tatlı sarı veya pembe meyve
I love eating peaches
Şeftali yemeyi severim
harika kişi
çok iyi veya hoş olan biri
She is a real peach
O gerçekten harika biridir
şeftali rengi
yumuşak turuncu pembe arası bir renk
She wore a peach dress
Şeftali rengi bir elbise giydi
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
korumak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarardan uzak tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
kuyruklu yıldız
Sahnedegökyüzünde hareket eden kuyruklu ve parlak bir gök cismi
A comet is visible in the sky
Gökyüzünde bir kuyruklu yıldız görünüyor
kuyruklu yıldız
güneşin etrafında dönen görülebilir bir kuyruğu olan küçük buzlu gök cismi
A comet appeared in the night sky
Gece gökyüzünde bir kuyruklu yıldız belirdi
bilek
Sahnedeel ile kol arasındaki eklem
He wore a watch on his wrist
Bileğine bir saat taktı
yorulmak
Sahnededinlenmeye veya uykuya ihtiyaç duymak
I tire easily these days
Bugünlerde çabuk yoruluyorum
yormak
birini çok yorgun hissettirmek
Walking all day will tire you
Tüm gün yürümek seni yorar
bıkmak
bir şeyden usanmak veya ilgisini kaybetmek
I never tire of this song
Bu şarkıdan asla bıkmam
lastik
araç tekerleğinin etrafındaki kauçuk kaplama
I need to change the tire
Lastiği değiştirmem gerekiyor
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
benzemek
bir şeye benzer olmak
His words meet his actions
Sözleri davranışlarına benziyor
karşılamak
bir gereksinimi yerine getirmek
We must meet the requirements
Gereksinimleri karşılamalıyız
buluşma
insanların bir araya geldiği etkinlik
They organized a school meet
Okul için bir buluşma düzenlediler
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
yüz
Sahnede100 sayısı
I have one hundred dollars
Yüz dolarım var
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
farklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
-den yapılmış olmak
bir malzemeden oluşmuş olmak
This table is made of wood
Bu masa ahşaptan yapılmıştır
anlam çıkarmak
bir şey hakkında fikir yürütmek veya yorumlamak
What do you make of this
Bunun hakkında ne düşünüyorsun
yorumlamak
bir şey hakkında görüş veya fikir oluşturmak
What do you make of the situation
Bu durum hakkında ne düşünüyorsun
işbu belgeyle
Sahnederesmî bir şekilde veya bu belge aracılığıyla
I hereby declare my resignation
İşbu belgeyle istifamı beyan ediyorum
patika
Sahnedetakip edilen yol veya iz
We followed the hiking trail
Yürüyüş patikasını takip ettik
geride kalmak
bir yarışmada veya oyunda arkada olmak
Our team is trailing by two points
Takımımız iki puan geride
takip etmek
birini gizlice izlemek
The detective trailed the suspect
Dedektif şüpheliyi takip etti
malzemeler
Sahnedebelirli bir amaç için gereken şeyler
We need more office supplies
Daha fazla ofis malzemesine ihtiyacımız var
tuzağa düşürmek
Sahnedebirini kaçamayacağı şekilde yakalamak veya tutmak
The hunters trapped the wolf
Avcılar kurdu tuzağa düşürdü
tuzak
birini istenmeyen bir şeye yönlendiren tehlikeli durum
This contract is a trap
Bu sözleşme bir tuzak
kapan
hayvanları veya insanları yakalamak için kullanılan düzenek
He set a trap for the mouse
Fare için bir kapan kurdu
ağız
konuşmak veya yemek yemek için kullanılan yüzdeki açıklık
Keep your trap shut
Ağzını kapalı tut
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe he is home
Onun evde olduğunu sanıyorum
inanmak
bir şeyin gerçek olduğunu düşünmek
I believe the news
Haberlere inanıyorum
güvenmek
birine veya bir şeye güvenmek
I believe in you
Sana güveniyorum
takvim
Sahnedebir yılın günlerini, haftalarını ve aylarını gösteren liste
Check the calendar for the date
Tarih için takvimi kontrol et
ödül
Sahnedehaz veren şey
This chocolate is a special treat
Bu çikolata özel bir ödül
davranmak
birine karşı belirli bir şekilde hareket etmek
She treats everyone with kindness
Herkese nezaketle davranır
tedavi etmek
birine tıbbi bakım sağlamak
The doctor treated the wound
Doktor yarayı tedavi etti
ısmarlamak
birinin yiyecek veya içecek masrafını karşılamak
I will treat you to lunch today
Bugün öğle yemeğini ben ısmarlayacağım
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
müthiş
çok iyi veya etkileyici olan
He plays a mean guitar
O müthiş gitar çalıyor
endişeli
Sahnedehuzursuz veya kaygılı olma durumu
He is worried about his health
Sağlığı konusunda endişeli
endişe
bir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelendirmek
birini huzursuz veya mutsuz etmek
His bad grades worry his parents
Kötü notları ailesini endişelendiriyor
endişelenmek
huzursuz veya kaygılı hissetmek
I worry about my upcoming test
Yaklaşan sınavım hakkında endişeleniyorum
deh
Sahnedeatı hızlandırmak için kullanılan ses
Hyah! Go faster!
Deh! Daha hızlı git!
inmek
bir hava taşıtıyla yere inmek
The plane will land in ten minutes
Uçak on dakika içinde inecek
dakika
Sahnede60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
bir an
çok kısa bir süre
Give me a minute
Bana bir dakika ver
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
gitmek
Sahnedebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school
Okula giderim
çalışmak
işlemek veya faaliyet göstermek
This watch doesn't go
Bu saat çalışmıyor
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to start my diet tomorrow
Yarın diyetime başlamaya niyetliyim
gitmek
bir durumun veya sürecin belirli bir şekilde ilerlemesi
The party went well
Parti iyi gitti
kişi
Sahnedeinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
birey
tek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
şahıs
belirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
korkmuş
Sahnedekorku veya endişe hisseden
She is fearful of dogs
Köpeklerden korkuyor
tam burada
tam olarak bu noktada veya yerde
I will wait for you right here
Seni tam burada bekleyeceğim
de
Sahnedeolumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
ya da
iki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
da
olumsuz cümlelerde benzer bir durumu belirtmek için kullanılır
I do not like apples and she does not either
Elma sevmiyorum ve o da sevmiyor
tahmin etmek
Sahnedekesin bilgi olmadan bir fikir yürütmek
Can you guess my age?
Yaşımı tahmin edebilir misin?
tahmin etmek
emin olmadan bir şeyin doğru olduğunu söylemek
Can you guess the answer
Cevabı tahmin edebilir misin
sanmak
bir durum hakkında kesin kanıt olmadan fikir oluşturmak
I guess it will rain
Sanırım yağmur yağacak
tahmin
emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz bir fikir
It was just a guess
Sadece bir tahmindi
yokuş yukarı
Sahnedebir tepeye veya eğime doğru giden
It is hard to ride a bike uphill
Yokuş yukarı bisiklet sürmek zordur
zorlu
yapılması çok zor olan
It is an uphill battle
Bu zorlu bir mücadele
hırlama
Sahnedekızgınlık veya öfkeyi ifade eden ses
He growled grr when he was frustrated
Hayal kırıklığına uğradığında hır diye hırladı
hırlama
kızgın bir hayvanın çıkardığı ses
The dog let out a grr
Köpek bir hırlama çıkardı
yıkım
Sahnedebir şeyi yok etme veya yıkma eylemi
The storm caused a lot of destruction
Fırtına çok fazla yıkıma neden oldu
dört
Sahnede4 sayısı
I have four apples
Dört elmam var
konuşmak
biriyle konuşmak
I need to speak to you
Seninle konuşmam gerekiyor
bir zamanlar
Sahnedegeçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
olduğunda
Sahnedeolduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
bir kez
tek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
kabul etmek
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kabul etmek veya itiraf etmek
He acknowledged his mistake
Hatasını kabul etti
tanımak
bir durumun veya kişinin varlığını veya geçerliliğini kabul etmek
The government acknowledged the new laws
Hükümet yeni yasaları tanıdı
emin olmayan
Sahnedebir şeyden tam olarak emin olmama durumu
I am unsure about the result
Sonuçtan emin değilim
sıradan
Sahnedenormal veya alışılmış
He is an ordinary person
O sıradan bir kişidir
olağan
normal veya yaygın
It was an ordinary day
Olağan bir gündü
sıradışı
çok alışılmadık veya özel
That performance was ordinary
O performans sıradışıydı
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
ruh
Sahnedebir kişinin zihninin veya duygularının niteliği
He has a team spirit
Takım ruhuna sahip
ruh
Sahnedebir insanın fiziksel olmayan kısmı
The human spirit is strong
İnsan ruhu güçlüdür
alkollü içki
Sahnedegüçlü bir alkollü içecek türü
He ordered a strong spirit
Sert bir alkollü içki sipariş etti
kaçırmak
birini veya bir şeyi gizlice başka yere götürmek
The spy was spirited away
Casus gizlice kaçırıldı
bulanıklaştırmak
Sahnedebir şeyi görülmesi veya anlaşılması zor hale getirmek
The fog blurred the view of the city
Sis şehir manzarasını bulanıklaştırdı
bulanıklık
net görülmesi zor olan şey
The photo is a blur
Fotoğraf bulanık
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlerle iletişim kurmak
I can speak English
İngilizce konuşabiliyorum
hitap etmek
birine anlamlı gelmek veya ilgi çekmek
This story speaks to me
Bu hikaye bana hitap ediyor
konuşmak
sözcükler ile iletişim kurmak
She can speak French
O Fransızca konuşabiliyor
konuşmak
sesli olarak kelimeler söylemek
She speaks very clearly
O çok net konuşuyor
kelepçe
Sahnedebilekleri birbirine bağlamaya yarayan araç
He wore handcuffs on his wrists
Bileklerinde kelepçe vardı
kelepçelemek
birinin bileklerine kelepçe takmak
The police officer handcuffed the suspect
Polis memuru şüpheliyi kelepçeledi
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
bir şeyin olduğuna dair inanca sahip olmak
I feel that you are right
Haklı olduğunu düşünüyorum
dokunmak
bir şeyi elle incelemek
Feel the fabric of this shirt
Bu gömleğin kumaşına dokun
tamamen
Sahnedeher bakımdan veya tam derecede
I completely forgot about the meeting
Toplantıyı tamamen unuttum
yenilgi
Sahnedebir oyun veya yarışmayı kazanamama durumu
He accepted his defeat
Yenilgisini kabul etti
yenmek
bir yarışma veya kavgada birini mağlup etmek
Our team defeated them
Takımımız onları yendi
boşa çıkarmak
bir şeyin yararlı veya etkili olmasını engellemek
This error defeats the purpose of the experiment
Bu hata deneyin amacını boşa çıkarıyor
yenilmek
bir yarışma veya kavgada rakibine karşı kaybetmek
The team was defeated in the game
Takım oyunda yenildi
son teslim tarihi
Sahnedebir işin tamamlanması gereken son tarih veya saat
The deadline is tomorrow
Son teslim tarihi yarın
son teslim tarihi
bir işin tamamlanması gereken en son zaman
I have to finish this report before the deadline
Bu raporu son teslim tarihinden önce bitirmem gerekiyor
yükselmek
Sahnedeyukarı doğru hareket etmek
The sun rises in the east
Güneş doğudan yükselir
artmak
miktar veya değerce çoğalmak
Prices rise every year
Fiyatlar her yıl artar
tepki
birinin verdiği öfkeli veya duygusal yanıt
He tried to get a rise out of me
Benden tepki almaya çalıştı
ayaklanmak
bir yönetime veya hükümdara karşı savaşmaya başlamak
The people decided to rise against the king
Halk krala karşı ayaklanmaya karar verdi
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
durdurmak
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the fire
Yangını durdurmalıyız
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
yok etmek
Sahnedebir şeyi tamir edilemeyecek kadar ağır hasara uğratmak
The storm destroyed the village
Fırtına köyü yok etti
ezip geçmek
bir oyunda veya yarışmada birini çok kolay bir şekilde yenmek
We destroyed the other team in the game
Oyunda diğer takımı ezip geçtik
tutmak
toplamı belli bir miktara ulaşmak
The bill comes to ten dollars
Fatura on dolar tutuyor
varmak
bir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
söz konusu olmak
belirli bir konuyla ilgili olmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirme söz konusu olduğunda en iyisi odur
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
varmak
belirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
gelince
bir konu hakkında konuşmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirmeye gelince o en iyisidir
başvurmak
yardım veya bir şey istemek için birine gitmek
She came to me for advice
Tavsiye almak için bana başvurdu
kendine gelmek
bayıldıktan sonra tekrar bilinç kazanmak
He finally came to after the accident
Kazadan sonra sonunda kendine geldi
yardımına gelmek
birine destek ya da yardım sunmak
She came to his aid when he fell
Düştüğünde onun yardımına geldi
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
gündönümü
Sahnedegüneşin ekvatordan en uzak olduğu yıl zamanı
The summer solstice is the longest day of the year
Yaz gündönümü yılın en uzun günüdür
uzak durmak
bir şeyden kaçınmak veya yaklaşmamak
Stay away from the fire
Ateşten uzak dur
uzaklaştırmak
bir şeyi bulunduğu yerden başka bir yere götürmek
Move the chair away from the table
Sandalyeyi masadan uzaklaştır
uzak
bir yerden belirli bir mesafede
The school is away from my home
Okul evimden uzak
uzaklaşmak
bir yerden veya durumdan ayrılmak
Please go away from the noise
Lütfen gürültüden uzaklaş
geri dönmek
bir yere veya bir konuya yeniden dönmek
I want to go back to my home
Evime geri dönmek istiyorum
ulus
Sahnedetek bir hükümet altında aynı yerde yaşayan büyük bir insan grubu
Every nation has its own flag
Her ulusun kendi bayrağı vardır
kuşatma
Sahnedebir yerin kontrolünü ele geçirmek için ordunun orayı çevrelemesi
The city was under siege for months
Şehir aylarca kuşatma altındaydı
sayıca üstün olmak
Sahnedesayıca daha fazla olmak
Women outnumber men in this class
Bu sınıfta kadınlar erkeklerden sayıca daha fazla