Avatar: The Last Airbender — Season 1 Episode 11
Kelimeler ve anlamları
428 kelime
Seviye
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
See here
Buraya bak
görmek
bir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
görüşmek
biriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
eylem
Sahnedeyapılan veya gerçekleşen bir şey
Take action now
Şimdi harekete geç
motor
başlamak için verilen işaret
The director shouted action
Yönetmen motor diye bağırdı
mekanizma
bir silahın doldurmasını ve ateşlemesini sağlayan hareketli parçalar
The gun's action is smooth
Silahın mekanizması düzgün çalışıyor
kırpılmamış
Sahnedekesilerek kısaltılmamış olan
The hedges were left unclipped all summer
Çitler bütün yaz kırpılmadan bırakıldı
görev
Sahnedeyapılması gereken iş veya sorumluluk
It is my duty to help you
Sana yardım etmek benim görevim
görev
yapılması gereken işler
It is your duty to help him
Ona yardım etmek senin görevin
görev
yapılması gereken iş veya sorumluluk
It is my duty to help others
Başkalarına yardım etmek benim görevim
-e doğru
Sahnedebirine veya bir şeye doğru olan yön
She walked toward the door
Kapıya doğru yürüdü
doğru
birine veya bir şeye yönelik
He walked toward the door
O kapıya doğru yürüdü
tarafsız
Sahnedebir tarafı tutmayan
The judge must be impartial
Hakim tarafsız olmalıdır
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
yeter
Sahnedeartık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
uzak durmak
güvenli bir mesafeye çekilmek
Please stand clear of the closing doors
Lütfen kapanan kapılardan uzak durun
haz almak
cinsel haz almak
He gets off on power
Güçten haz alır
inmek
bir taşıttan veya yerden ayrılmak
Get off the bus
Otobüsten in
çıkarmak
bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
Get the mud off your shoes
Ayakkabılarındaki çamuru temizle
bırakmak
birine yönelik bir davranışı durdurmak
Get off my back
Peşimi bırak
inmek
bir araçtan dışarı çıkmak
You should get off at the next stop
Bir sonraki durakta inmelisin
yola çıkmak
bir yolculuğa veya işe başlamak
We should get off early tomorrow
Yarın erken yola çıkmalıyız
inmek
bir taşıttan veya bir yerden ayrılmak
I will get off the bus at the next stop
Bir sonraki durakta otobüsten ineceğim
işi bırakmak
bir çalışmayı veya faaliyeti sona erdirmek
I get off work at five
Saat beşte işten çıkıyorum
yarın
Sahnedebugünden sonraki gün
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
yarın
bugünden sonraki gün
I will call you tomorrow
Seni yarın arayacağım
ertesi gün
bugünün ardındaki gün
We left on the next day
Ertesi gün yola çıktık
gelecek
zamanın ilerisi
Hope for a better tomorrow
Daha iyi bir gelecek için umut et
battaniye
Sahnedeısınmak için kullanılan büyük kumaş parçası
I need a blanket
Bir battaniyeye ihtiyacım var
büyük
Sahnedeboyut veya miktar olarak çok olan
She has a large family
Onun büyük bir ailesi var
büyük
boyut olarak geniş
I want a large coffee
Büyük bir kahve istiyorum
binlik
bin Amerikan dolarını ifade eden argo terim
He won five large in the game
Oyunda beş bin dolar kazandı
normal
Sahnedealışılmış veya tipik
It was just a regular day
Sadece normal bir gündü
müdavim
bir yere sık giden kişi
He is a regular at this cafe
O bu kafenin müdavimidir
düzenli
sık sık veya belirli zamanlarda olan
I exercise on a regular basis
Düzenli olarak egzersiz yaparım
sıradan
her zamanki gibi olan
This is a regular day
Bu sıradan bir gün
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
sokmak
Sahnedebirini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
önemli bir şekilde
Sahnedeönemli bir biçimde
More importantly, we must be on time
Daha da önemlisi, zamanında olmalıyız
tamam
yeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
şimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
kızgın
Sahnedebir şeye karşı öfke duyma
The customer was angry about the delay
Müşteri gecikme yüzünden kızgındı
kızgın
güçlü bir rahatsızlık veya hoşnutsuzluk hissetmek
He is angry with me
Bana kızgın
sinirli
kolayca öfkelenen veya hoşnutsuz
She is feeling angry after the argument
Tartışmadan sonra sinirli hissediyor
ıh
Sahnedeçaba sarf ederken veya ani bir duygu gösterirken çıkarılan ses
Unh! This box is heavy
Ih! Bu kutu çok ağır
ı-ıh
hayır anlamında kullanılan ses
Unh I do not want to go
ı-ıh gitmek istemiyorum
hayır sesi
hayır demek için çıkarılan ses
She said unh to the question
Soruya hayır sesi ile karşılık verdi
kaçınılmaz
Sahnedeolması çok muhtemel olan
It is bound to happen
Bunun olması kaçınılmaz
yönelmiş
bir yere doğru hareket eden
The ship is bound for home
Gemi eve doğru gidiyor
bağlı
iple veya benzeri bir şeyle bağlanmış
His hands were bound
Elleri bağlıydı
sıçrayış
uzun veya yüksek bir atlama hareketi
The deer cleared the fence in a single bound
Geyik tek bir sıçrayışla çitin üzerinden atladı
ciddi
Sahnededikkatli düşünme veya eylem gerektiren
This is a serious problem
Bu ciddi bir problem
ağır
çok kötü veya büyük
She has a serious injury
Ağır bir yaralanması var
ciddi
şaka yapmayan, söylediklerinde samimi olan
Are you serious?
Ciddi misin?
ciddi
zarar veya tehlikeye neden olan
He had a serious accident
O ciddi bir kaza geçirdi
kanyon
Sahnededik yanları olan derin ve dar vadi
The Grand Canyon is very deep
Büyük Kanyon çok derindir
haydi
bir öneride bulunmak için kullanılır
Let us go
Haydi gidelim
temsil etmek
Sahnedebir şeyin sembolü veya işareti olmak
This flag represents our country
Bu bayrak ülkemizi temsil ediyor
delik
Sahnedekatı bir nesnenin içindeki boşluk
There is a hole in the wall
Duvarda bir delik var
borç batağı
maddi olarak zor durumda olma hali
He is in a deep financial hole
Derin bir borç batağında
ayrılmak
Sahnedebir yerden veya bir kişiden ayrılmak
I leave home at 8 AM
Saat 8'de evden ayrılırım
bırakmak
bir şeyi belirli bir durumda tutmak
Please leave the door open
Lütfen kapıyı açık bırak
dışarıda bırakmak
birini bir etkinlikten veya gruptan hariç tutmak
Please do not leave him out of the team
Lütfen onu takımdan dışarıda bırakma
miras bırakmak
ölürken bir şeyi birine vermek
She will leave all her money to her family
Tüm parasını ailesine miras bırakacak
çıra
Sahnedeateş yakmak için kullanılan küçük kuru odun parçaları
We used some kindling to start the campfire
Kamp ateşini yakmak için biraz çıra kullandık
çıra
ateş başlatmak için kullanılan küçük kuru odun parçaları
I gathered some kindling for the fire
Ateş için biraz çıra topladım
uygun
Sahnedebir durum için doğru veya yerinde olan
You should wear proper clothes for the meeting
Toplantı için uygun kıyafetler giymelisin
uygun
durum için doğru veya uygun olan
Please use the proper tools
Lütfen uygun araçları kullanın
terbiyeli
toplumsal kurallara uyan ve nazik olan
He is a very proper young man
O çok terbiyeli bir genç adam
çok
Sahnedeçok fazla bir şekilde
I badly need some help
Çok yardıma ihtiyacım var
kötü bir şekilde
yetersiz veya hatalı bir biçimde
He played the game badly
Oyunu kötü oynadı
öf
Sahnederahatsızlık veya sıkkınlık belirten ünlem
Ugh, I hate waking up early
Öf, erken uyanmaktan nefret ederim
kıskanmak
Sahnedebirinin sahip olduğu özelliklere veya eşyalara özenmek
I envy your talent
Yeteneğini kıskanıyorum
yine de
Sahnedeher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
dahil olmak
bir şeye katılmak veya bir sürecin parçası olmak
I want to get involved in the project
Projeye dahil olmak istiyorum
baş belası
sorun yaratması muhtemel olan kişi veya şey
Stay away from him, he is bad news
Ondan uzak dur, o baş belasıdır
barış
Sahnedeçatışmanın olmadığı, sessiz ve sakin durum
We all want peace
Hepimiz barış istiyoruz
kastard
Sahnedesüt, yumurta ve şekerle yapılan tatlı bir yemek
I love vanilla custard
Vanilyalı kastard severim
yara
Sahnedevücudun hasar görmüş kısmı
The wound is healing
Yara iyileşiyor
yaralamak
birine veya bir şeye fiziksel zarar vermek
The soldier was wounded
Asker yaralandı
gergin
çok endişeli veya stresli hissetme
He was wound tight after the meeting
Toplantıdan sonra çok gergindi
tırnak
Sahnedeparmağın ucundaki sert kısım
I need to cut my fingernails
Tırnaklarımı kesmem gerekiyor
çöp
Sahnedeistenmeyen atık malzeme
Please take out the garbage
Lütfen çöpü dışarı çıkar
çöp
atılan istenmeyen yiyecekler veya diğer şeyler
Take out the garbage
Çöpleri dışarı çıkar
oyun sahası
oyun veya sporun yapıldığı alan
They ran onto the playing field
Onlar oyun sahasına koştular
faaliyet alanı
bir etkinlik veya iş alanı
This new policy changed the playing field
Bu yeni politika faaliyet alanını değiştirdi
oyun sahası
spor müsabakaları için kullanılan açık alan
The students are running on the playing field
Öğrenciler oyun sahasında koşuyorlar
oyun sahası
spor yapmak için kullanılan düz ve açık alan
The children are running on the playing field
Çocuklar oyun sahasında koşuyor
hasta
Sahnedekendini iyi hissetmeyen
I feel sick today
Bugün hasta hissediyorum
müthiş
çok iyi veya etkileyici argo
That car is sick
Bu araba müthiş
iğrenç
tiksinme duygusu uyandıran
This is a sick joke
Bu iğrenç bir şaka
aşağılık
bir kişi için kullanılan kaba ifade
You are a sick person
Sen aşağılık bir insansın
yapacak olmak
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him
Onu arayacağım
planlamak
bir işi yapma kararında olmak
We are going to visit the museum
Müzeyi ziyaret etmeyi planlıyoruz
olacak
gelecekte bir olayın gerçekleşmesi
It is going to rain
Yağmur yağacak
yapmak niyetinde
bir şeyi yapmayı planlamak
I am going to visit my friend tomorrow
Yarın arkadaşımı ziyaret edeceğim
oluşturmak
Sahnedebir şeyi meydana getirmek veya yapmak
They will form a committee
Onlar bir komite oluşturacak
form
doldurulması gereken boşlukları olan kağıt
Fill out this form
Bu formu doldurun
şekil
bir şeyin görünür yapısı
The ice took a strange form
Buz garip bir şekil aldı
biçim
bir şeyin türü veya çeşidi
Ice is a form of water
Buz bir su biçimidir
cehalet
Sahnedebilgi eksikliği veya bir şeyi bilmeme durumu
Ignorance can be dangerous
Cehalet tehlikeli olabilir
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
açmak
bir konudan bahsetmeye başlamak
Do not bring up the problem
Problemi açma
bir araya getirmek
ayrı parçaları birleştirip tek bir bütün oluşturmak
We need to bring these parts together
Bu parçaları bir araya getirmemiz gerekiyor
söz
Sahnedebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
gelecek vaadi
kişinin gelecekte başarılı olacağına dair işaret
The young athlete shows great promise
Genç sporcu büyük gelecek vaadi gösteriyor
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
şekil
Sahnedebir kişinin veya şeyin biçimi
It is a strange figure
Bu tuhaf bir şekil
rakam
bir sayıyı temsil eden sembol
The figure is written here
Rakam burada yazılı
şahsiyet
ünlü veya önemli bir kişi
He is a famous figure
O ünlü bir şahsiyettir
çözmek
düşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure it out
Bunu çözemiyorum
göndermek
Sahnedebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
bir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
atıştırmalık
Sahnedeana öğünler arasında yenen hafif yemek
I had a healthy snack
Sağlıklı bir atıştırmalık yedim
atıştırmak
öğünler arasında az miktarda yemek yemek
I like to snack on nuts
Kuruyemiş atıştırmayı severim
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
tur
Sahnedefarklı yerlere yapılan yolculuk
We took a tour of the city
Şehir turuna katıldık
seyahat etmek
farklı şehirlere gitmek
The band will tour the country
Grup ülkeyi dolaşacak
gezmek
görmek amacıyla bir yeri dolaşmak
We toured the old museum
Eski müzeyi gezdik
saygı
Sahnedebirine veya bir şeye karşı duyulan yüksek takdir duygusu
I have great respect for her
Ona büyük saygı duyuyorum
yön
bir şeyin belirli bir parçası veya detayı
He is right in this respect
O bu yönden haklı
görüş
bir mesele hakkındaki fikir veya bakış açısı
He has a different respect on this issue
Bu konu hakkında farklı bir görüşü var
gelenek
bir grup veya yerde bir şeyi yapmanın alışılagelmiş yolu
It is a local respect to shake hands
El sıkışmak yerel bir gelenektir
korkunç
Sahnedeçok kötü veya nahoş olan
The food was horrible
Yemek korkunçtu
korkunç
çok kötü veya nahoş
The weather is horrible
Hava korkunç
aşırı
çok büyük bir derecede
There was a horrible amount of work
Dehşet verici miktarda iş vardı
berbat
çok kötü veya rahatsız edici
This is a horrible smell
Bu berbat bir koku
tanımak
Sahnedebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
adlandırmak
Sahnedebirine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan kelime
My name is John
Benim adım John
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
çalmak
Sahnedebaşkasının eşyasını izinsiz olarak almak
He stole my pen
Kalemimi çaldı
çalmak
başkasının hak ettiği ilgiyi veya övgüyü almak
She stole the show
Tüm ilgiyi o topladı
kelepir
çok uygun fiyata alınan şey
This jacket was a steal
Bu ceket tam bir kelepir
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
husumet
Sahnedeuzun süreli ve öfkeli bir anlaşmazlık
The two families have a long feud
İki aile arasında uzun süreli bir husumet var
hadi
Sahnedebir öneride bulunmak için kullanılan ifade
Let us go home
Hadi eve gidelim
izin vermek
birine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
yolculuk
Sahnedebir yerden başka bir yere yapılan seyahat
Have a nice trip
İyi yolculuklar
saçmalamak
aptalca veya mantıksızca davranmak
Stop tripping and listen to me
Saçmalamayı bırak ve beni dinle
ayağı takılmak
dengesini kaybedip neredeyse düşmek
I tripped over a rock
Bir taşa takıldım
tetiklemek
bir cihazı veya sistemi çalışmaya başlatmak
The sensor tripped the alarm
Sensör alarmı tetikledi
efsane
Sahnedegeçmişten gelen çok eski bir hikaye
The legend of King Arthur is famous
Kral Arthur efsanesi ünlüdür
efsane
büyük başarılarıyla tanınan çok ünlü kişi
He is a football legend
O bir futbol efsanesi
efsane
doğru olmayabilecek çok eski bir hikaye
It is only a local legend
Bu sadece yerel bir efsane
başardı
bir hedefe ulaşmak veya başarılı olmak
She studied hard and finally made it
Çok çalıştı ve sonunda başardı
ev işi
Sahnedeyapılması gereken küçük ve rutin iş
I have many chores to do
Yapacak çok ev işim var
dakika
Sahnede60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
bir an
çok kısa bir süre
Give me a minute
Bana bir dakika ver
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
çalışmak
Sahnedeişlemek veya faaliyet göstermek
This watch doesn't go
Bu saat çalışmıyor
gitmek
Sahnedebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to start my diet tomorrow
Yarın diyetime başlamaya niyetliyim
gitmek
bir durumun veya sürecin belirli bir şekilde ilerlemesi
The party went well
Parti iyi gitti
çok
büyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
tahmin etmek
Sahnedekesin bilgi olmadan bir fikir yürütmek
Can you guess my age?
Yaşımı tahmin edebilir misin?
tahmin etmek
emin olmadan bir şeyin doğru olduğunu söylemek
Can you guess the answer
Cevabı tahmin edebilir misin
sanmak
bir durum hakkında kesin kanıt olmadan fikir oluşturmak
I guess it will rain
Sanırım yağmur yağacak
tahmin
emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz bir fikir
It was just a guess
Sadece bir tahmindi
saçma
Sahnedeakılsızca veya mantıksız
This is a stupid idea
Bu saçma bir fikir
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
aptal
zekadan veya sağduyudan yoksun
He is a stupid boy
O aptal bir çocuk
sekiz
Sahnedesekiz sayısı
I have eight apples
Sekiz tane elmam var
peşinden gitmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
takip etmek
bir şeyi düzenli olarak izlemek veya okumak
I follow the news every day
Her gün haberleri takip ediyorum
uymak
talimatlara veya kurallara göre hareket etmek
Please follow the instructions
Lütfen talimatlara uyun
anlamak
söylenen bir şeyi kavrayabilmek
I do not follow you
Sizi anlamıyorum
dışında
aynı seviye veya kategoride olmayan
This is out of my league
Bu benim ligimin dışında
-den yapılmış
bir malzemeden veya kaynaktan üretilmiş
It is made out of wood
Bu ahşaptan yapılmış
bitmiş
bir şeyin artık kalmaması
We are out of milk
Sütümüz bitti
-den dışarı
bir şeyi içeriden dışarı çıkarmak
Get out of the car
Arabadan çık
uzak
bir şeyden kaçınmak veya girmemek
Stay out of trouble
Beladan uzak dur
dışarı
içinden dışına doğru
He ran out of the house
Evden dışarı koştu
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
önünde
konum veya zaman açısından daha önde
He is ahead of me in the race
Yarışta benim önümde
kurtuluş
Sahnedebirini kötü bir durumdan kurtarma eylemi
He seeks redemption
Kurtuluş arıyor
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe he is home
Onun evde olduğunu sanıyorum
inanmak
bir şeyin gerçek olduğunu düşünmek
I believe the news
Haberlere inanıyorum
güvenmek
birine veya bir şeye güvenmek
I believe in you
Sana güveniyorum
barınak
Sahnedekoruma sağlayan veya ev olarak kullanılan yer
We need to find a shelter
Bir barınak bulmamız gerekiyor
barındırmak
birini tehlikelerden korumak
They sheltered the refugees during the storm
Fırtına sırasında mültecileri barındırdılar
insanlar
Sahnedeözellikle aile veya arkadaşlar olan bir grup insan
Some folks like to travel
Bazı insanlar seyahat etmeyi sever
aile üyeleri
bir ailedeki kişiler
My folks live in New York
Ailem New York'ta yaşıyor
anne baba
anne ve baba için kullanılan gayriresmi kelime
I need to call my folks
Anne babamı aramam lazım
dağınık
Sahnedetemiz veya düzenli olmayan
His room is very messy
Odası çok dağınık
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
bütün
Sahnedebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim