Avatar: The Last Airbender — 1. Sezon Bölüm 19
Kelimeler ve anlamları
323 kelime
Seviye
kavga
Sahnedeiki kişi arasındaki fiziksel veya sözlü çatışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
mücadele etmek
bir şeyi durdurmak veya engellemek için çok çabalamak
We must fight the disease
Hastalıkla mücadele etmeliyiz
savaşmak
bir kavgada veya savaşta yer almak
Soldiers fight to protect their country
Askerler ülkelerini korumak için savaşırlar
rağmen
Sahnedezıt bir durumu belirtmek için kullanılır
Although it was raining, we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
orta yaşlı
Sahnedegençlik ve yaşlılık dönemleri arasında olan
He is a middle-aged man
O orta yaşlı bir adam
orta yaşlı
ömrünün orta yıllarında olan
Middle aged people are experienced
Orta yaşlı insanlar deneyimlidir
başarısızlık
Sahnedeistenen sonucun elde edilememesi durumu
He learned from his failure
Başarısızlığından ders çıkardı
arıza
bir makinenin veya cihazın düzgün çalışmaması durumu
The engine failure stopped the car
Motor arızası arabayı durdurdu
tehlikeli
Sahnedezarar verme olasılığı olan
This road is dangerous
Bu yol tehlikeli
dırdır etmek
Sahnedebir şeyi sürekli hatırlatarak veya şikayet ederek rahatsız etmek
Stop nagging me
Bana dırdır etmeyi bırak
ihtiyar at
yaşlı veya yorgun at
The farmer rode his old nag to town
Çiftçi yaşlı atıyla kasabaya gitti
giymek veya takmak
Sahnedevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
yormak
birini aşırı derecede yormak
The hard work began to wear him
Zor iş onu yormaya başladı
gerçekten
Sahnedesamimi veya dürüst bir şekilde
I am truly sorry
Gerçekten üzgünüm
gerçekten
aşırı derecede
He is truly kind
O gerçekten nazik
gerçekten
gerçek veya dürüst bir şekilde
He is truly sorry for his mistake
Hatalarından dolayı gerçekten pişman
tutku
Sahnedebir şeye karşı duyulan çok güçlü sevgi veya heves
Music is my passion
Müzik benim tutkumdur
çile
İsa Mesih in çektiği acı ve ölüm
The movie depicts the passion of Christ
Film İsa nın çilesini anlatıyor
başa çıkmak
Sahnedebir sorunla veya durumla mücadele etmek
Can you take it
Bununla başa çıkabilir misin
kabul etmek
sunulan bir şeyi almak
I will take it
Onu kabul edeceğim
almak
bir şeyi tutup yanına götürmek
Take it with you
Onu yanına al
dikkat
Sahnedebir şeye veya birine odaklanma durumu
Please pay attention
Lütfen dikkat edin
bakım
hasta veya yaralı birine yardım etme eylemi
He needs medical attention
Tıbbi bakıma ihtiyacı var
dikkat
bir şeyi özenle dinleme veya izleme eylemi
Pay attention to the teacher
Öğretmene dikkat et
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
bastırmak
Sahnedebir şeyi hareket ettirmek için baskı uygulamak
Push the button
Düğmeye bas
zorlamak
birini bir şey yapmaya teşvik etmek
My parents push me to study
Ailem beni ders çalışmaya zorluyor
uyuşturucu satmak
yasadışı uyuşturucu maddeleri insanlara satmaya çalışmak
He was caught pushing drugs on the street
Sokakta uyuşturucu satarken yakalandı
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
düşünmek
bir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
yani
Sahnedesöylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
lider
Sahnedebir grubu veya organizasyonu yöneten kişi
The chief spoke to the group
Lider grupla konuştu
başlıca
en önemli veya birincil olan
Her chief concern is health
Onun başlıca endişesi sağlık
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
sızmak
Sahnedegizlice bir yere veya gruba girmek
Spies infiltrated the organization
Casuslar örgüte sızdı
merkez
Sahnedebir etkinlik için merkezi veya ana yer
The city is a transport hub
Şehir bir ulaşım merkezidir
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
hemen
tam bu anda
I need to go right now
Hemen gitmem gerekiyor
kaçınılmaz
Sahnedeolması kesin olan
Change is inevitable
Değişim kaçınılmazdır
yetenekli
Sahnedebir şeyi yapabilme yeteneğine sahip olan
She is capable of doing the job
O bu işi yapabilecek yetenekte
bir şey
Sahnedebelirtilmemiş herhangi bir şey
I want something to eat
Yiyecek bir şey istiyorum
yaklaşık
yaklaşık bir miktar veya dereceyi belirtmek için kullanılır
It costs something like ten dollars
Yaklaşık on dolar tutuyor
bakmak
Sahnedegözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
görünmek
belirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
aramak
birini ya da bir şeyi bulmaya çalışmak
I looked for my keys
Anahtarlarımı aradım
keşfetmek
Sahnedebir şeyi ilk kez bulmak
They discovered a new planet
Yeni bir gezegen keşfettiler
keşfetmek
bilinmeyen bir şeyi ortaya çıkarmak
Scientists discovered a new planet
Bilim insanları yeni bir gezegen keşfetti
kitap
Sahnedeyazılı sayfaların ciltlenmiş hali
I read a book
Bir kitap okudum
rezervasyon yapmak
bir şeyi önceden ayırmak
I want to book a room
Bir oda ayırtmak istiyorum
kaydetmek
birinin tutuklanmasını polis kayıtlarına resmi olarak işlemek
The police decided to book the suspect
Polis şüpheliyi kaydetmeye karar verdi
kanıtlamak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu göstermek
I can prove it
Bunu kanıtlayabilirim
benlik
Sahnedebirinin aslında olduğu kişi
He is trying to find his true self
O gerçek benliğini bulmaya çalışıyor
bencil
Sahnedesadece kendisini düşünen
He is a selfish person
O bencil bir insandır
unsur
Sahnedebir şeyin temel veya önemli bir parçası
Trust is a key element
Güven temel bir unsurdur
element
daha basit maddelere ayrılamayan saf madde
Iron is an element
Demir bir elementtir
doğa şartları
rüzgar veya yağmur gibi sert hava durumları
The hikers were exposed to the elements
Dağcılar doğa şartlarına maruz kaldılar
zor
Sahnedekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
alkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
sert
yumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sert
birine kaba veya katı davranan
The coach was hard on the team
Koç takıma karşı sert davrandı
ustalaşmak
Sahnedebir beceri veya konuyu çok iyi öğrenmek
She has mastered the guitar
O gitar çalmakta ustalaştı
dinlemek
Sahnedekonuşan birine veya bir sese dikkatini vermek
Please listen to me
Lütfen beni dinle
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
konuşmak
birine sözlü olarak bir şeyleri anlatmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
yan hak
Sahnedebir iş veya durum nedeniyle elde edilen ek avantaj
Free coffee is a great perk
Ücretsiz kahve harika bir yan haktır
canlanmak
daha mutlu veya enerjik hale gelmek
He perked up after the coffee
Kahveden sonra canlandı
hatırlamak
Sahnedebir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
hatırlamak
geçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
efsane
Sahnedegeçmişten gelen çok eski bir hikaye
The legend of King Arthur is famous
Kral Arthur efsanesi ünlüdür
efsane
büyük başarılarıyla tanınan çok ünlü kişi
He is a football legend
O bir futbol efsanesi
varlık
Sahnedegerçek veya canlı olma durumu
The existence of water is essential
Suyun varlığı esastır
varoluş
hayatta olma durumu
This is the purpose of his existence
Bu onun varoluşunun amacıdır
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
beraberinde gelmek
Sahnedebir şeyle beraber sunulmak
The phone comes with a charger
Telefon şarj cihazıyla birlikte gelir
eşlik etmek
biriyle beraber bir yere gitmek
Do you want to come with me
Benimle gelmek ister misin
beraberinde gelmek
bir şey ile aynı zamanda var olmak veya gerçekleşmek
This phone comes with a charger.
Bu telefonun yanında şarj aleti gelir.
çıkarmak
Sahnedebir şeyi bulunduğu yerden dışarı çıkarmak
Take out the trash
Çöpleri dışarı çıkar
paket servis
restorandan alınıp başka yerde yenmek üzere hazırlanan yemekler
Let's get take out tonight
Bu akşam paket servis söyleyelim
etkisiz hale getirmek
bir düşmanı öldürmek veya bir hedefi devre dışı bırakmak
The army plans to take out the target
Ordu hedefi etkisiz hale getirmeyi planlıyor
randevuya çıkarmak
romantik bir buluşma için dışarı götürmek
He took her out for a drink
Onu bir şeyler içmeye randevuya çıkardı
paket yemek
restorandan alınıp başka bir yerde yenen yemek
We ordered some take-out last night
Dün gece paket yemek sipariş ettik
öldürtmek
birinin öldürülmesi için ayarlama yapmak
The gang decided to take out their rival
Çete rakibini öldürtmeye karar verdi
yıkmak
bir yapıyı veya binayı tamamen yok etmek
The army took out the bridge
Ordu köprüyü yıktı
almak
bir şeyi elde etmek veya edinmek
I need to take out a loan for my house
Evim için kredi almam gerekiyor
dışarı çıkarmak
birini bir yere götürmek
I will take out my friend tonight
Bu akşam arkadaşımı dışarı çıkaracağım
kazanmak
Sahnedebir yarışmada veya müsabakada birinci olmak
She wants to win the race
O yarışı kazanmak istiyor
yakışmak
birinin üzerinde iyi durmak
That jacket wins on you
O ceket sana çok yakışıyor
elde etmek
çaba göstererek bir şeyi hak etmek
She worked hard to win his respect
Saygısını elde etmek için çok çalıştı
düşmek
Sahnedehızla yere doğru hareket etmek
Be careful not to fall
Düşmemeye dikkat et
sonbahar
yaz ile kış arasındaki mevsim
The leaves change color in the fall
Sonbaharda yapraklar renk değiştirir
haline gelmek
yeni bir duruma girmek
The room fell silent
Oda sessizliğe büründü
başarısız olmak
bir şeyi yapmayı başaramamak
The mission did not fall
Görev başarısız olmadı
gelmek
Sahnedebir yere ait olmak veya orada doğmuş olmak
I come from Turkey
Ben Türkiye'den geliyorum
danışman
Sahnedeuzmanlık alanında tavsiye veren kişi
She is a business consultant
O bir iş danışmanıdır
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
hamle
yapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
hızla satılmak
genellikle düşük fiyata hızlıca elden çıkarılmak
These cheap goods move very fast
Bu ucuz ürünler hızla satılıyor
çok
Sahnedebüyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
direnmek
Sahnedebir şeyi kabul etmeyi veya uymayı reddetmek
They resisted the new rules
Yeni kurallara direndiler
eğitmek
Sahnedebirine bir beceri kazandırmak için hazırlamak
They train dogs to help people
Köpekleri insanlara yardım etmesi için eğitiyorlar
kuyruk
resmi bir kıyafetin arkasından yere sarkan uzun kısım
The bride wore a dress with a long train
Gelin uzun kuyruklu bir elbise giydi
tren
raylar üzerinde giden birbirine bağlı araçlar dizisi
The train is very crowded today
Tren bugün çok kalabalık
antrenman yapmak
kondisyonu veya yeteneği geliştirmek için fiziksel çalışma yapmak
Athletes train every day
Sporcular her gün antrenman yapar
kendi başına
Sahnedebaşkalarının yardımı olmadan
You can do it on your own
Bunu kendi başına yapabilirsin
ile uğraşmak
Sahnedeeğlence veya aktivite için bir şeyi kullanmak veya ellemek
He is playing with the controls
Kontrollerle uğraşıyor
üzerinde düşünmek
bir fikri kesin karar vermeden değerlendirmek
I play with the idea of moving abroad
Yurtdışına taşınma fikri üzerinde düşünüyorum
oyalamak
eğlenmek amacıyla bir şeyle oynamak veya onu hareket ettirmek
Do not play with your food
Yemeğinle oynama
oynamak
eğlence amacıyla biriyle veya bir şeyle etkinlik yapmak
I play with my dog in the park
Parkta köpeğimle oynuyorum
biriyle oynamak
biriyle eğlenceli bir şey yapmak
I like to play with my friend
Arkadaşımla oynamayı severim
biriyle vakit geçirmek
biriyle eğlence amaçlı etkileşimde bulunmak
She likes to play with her cat
O kedisiyle oynamayı sever
oyalanmak
bir şeyi eğlence için elinde tutup kurcalamak
Stop playing with your food
Yemeğinle oynamayı bırak
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
olur
kabul veya onay bildiren bir ifade
Good, let's do that
Olur, bunu yapalım
içeri girmek
Sahnedebir yerin içine girmek
Step into the room
Odaya gir
yerine geçmek
birinin pozisyonunu veya görevini üstlenmek
She stepped into the vacant position
Boşalan pozisyonun yerine o geçti
hazırlanmak
Sahnedebir şeye hazır hale gelmek
I need to prepare for the exam
Sınava hazırlanmam gerekiyor
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
nazik
Sahnededost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
gelecek
Sahnedeşu andan sonra gerçekleşecek olan
We need to think about future generations
Gelecek nesilleri düşünmemiz gerekiyor
gelecek
gelecek olan zaman
I hope for a better future
Daha iyi bir gelecek umuyorum
benziyor
Sahnedebir şeyin görünüşünün başka bir şeye benzemesi
That cloud looks like a rabbit
O bulut bir tavşana benziyor
benziyor
görünüş olarak benzer olmak
He looks like his father
Babasına benziyor
benzemek
bir şeyin dış görünüşüne sahip olmak
She looks like her mother
O annesine benziyor
gibi görünmek
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
benziyor
bir şeyin dış görünüşünün başka bir şeye benzemesi
It looks like rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
geçen sefer
Sahnedeşu andan önceki en yakın zaman
I ate sushi last time
Geçen sefer sushi yedim
son kez
diğer hepsinden sonra gelen
This is the last time
Bu son kez
gönüllü
Sahnedeücret almadan çalışan kişi
He is a volunteer
O bir gönüllüdür
gönüllü olmak
bir şeyi ücret almadan yapmayı teklif etmek
I will volunteer to help
Yardım etmek için gönüllü olacağım
çekmek
Sahnedebir şeyi kendine doğru hareket ettirmek
He pulled the door open
Kapıyı çekerek açtı
oyun oynamak
dürüst olmayan veya muzip bir şey yapmak
He tried to pull a trick on me
Bana bir oyun oynamaya çalıştı
çekim
birine veya bir şeye gitme isteği uyandıran güçlü duygu
I felt a strong pull towards him
Ona karşı güçlü bir çekim hissettim
öğrenmek
Sahnedeçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
öğrenmek
bir durum hakkında haber almak
I learned that the meeting is postponed
Toplantının ertelendiğini öğrendim
komuta etmek
Sahnedebirisi veya bir şey üzerinde güce sahip olmak
He commands the army
Orduyu komuta ediyor
emir
birinin bir şey yapmasını isteyen sözlü talimat
He gave the command to start
Başlama emrini o verdi
kapüşonu takmak
Sahnedebir giysinin kapüşonunu başın üzerine getirmek
He put his hood up because it started to rain
Yağmur başladığı için kapüşonunu taktı
manevi
Sahnederuh veya tin ile ilgili
She has a spiritual approach to life
Hayata manevi bir yaklaşımı var
benzemek
Sahnededış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
gibi görünmek
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
benzemek
dış görünüşü birine veya bir şeye benzemek
You look like your brother
Erkek kardeşine benziyorsun
peşinden gitmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
uymak
birinin söylediklerini yerine getirmek
You should follow the instructions
Talimatlara uymalısın
ardından gelmek
bir şeyden sonra meydana gelmek
Night follows day
Günden sonra gece gelir
izlemek
birinin faaliyetlerini dikkatle gözlemlemek
Follow the latest news
En son haberleri izle
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
aksi takdirde
eğer böyle olmazsa
Hurry up, else we'll be late
Acele et, yoksa geç kalacağız
dört
Sahnede4 sayısı
I have four apples
Dört elmam var
sıkıştırmak
Sahnedebirini bir şey yapmaya zorlamak için baskı uygulamak
They tried to squeeze him into signing the contract
Onu sözleşmeyi imzalamaya zorlamak için sıkıştırdılar
sıkmak
bir şeyi kuvvetle bastırmak
Squeeze the lemon
Limonu sık
sevgili
romantik bir ilişki içinde olduğunuz kişi
She is my main squeeze
O benim sevgilim
delik
Sahnedekatı bir nesnenin içindeki boşluk
There is a hole in the wall
Duvarda bir delik var
borç batağı
maddi olarak zor durumda olma hali
He is in a deep financial hole
Derin bir borç batağında
boşluk
bir şey eksik olduğunda hissedilen üzüntü veya kayıp duygusu
He felt a hole in his heart after she left
O gittikten sonra kalbinde bir boşluk hissetti
hücre
insanların ceza olarak tutulduğu yer
They threw him in the hole
Onu hücreye attılar
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
gemi
Sahnededenizde seyahat eden büyük deniz taşıtı
The large ship crossed the ocean
Büyük gemi okyanusu geçti
göndermek
malları göndermek veya taşımak
We will ship the order tomorrow
Siparişi yarın göndereceğiz
durum belirten ek
bir durum veya nitelik ifade eden son ek
Friendship is very important
Arkadaşlık çok önemlidir
yakıştırmak
iki kişiyi romantik bir çift olarak desteklemek
I ship those two characters
O iki karakteri birbirine yakıştırıyorum
su bükücü
Sahnedebüyü kullanarak suyu kontrol edebilen kişi
The waterbender used magic to create a wave
Su bükücü dalga yaratmak için büyü kullandı
istemek
Sahnedebir şeyi arzu etmek veya talep etmek
Would you care for some coffee?
Biraz kahve ister misiniz?
sevmek
bir şeye karşı sevgi hissetmek
I don't care for sweets
Tatlılardan hoşlanmam
bakmak
birinin veya bir şeyin ihtiyaçlarını karşılamak
He cares for his sick dog
Hasta köpeğine bakıyor
hoşlanmamak
bir şeyi beğenmemek ya da sevmemek
I do not care for this food
Bu yemekten hoşlanmıyorum