Avatar: The Last Airbender — Season 2 Episode 1
Kelimeler ve anlamları
359 kelime
Seviye
ikna etmek
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
konuşma
fikir veya bilgilerin sözlü olarak paylaşılması
We had a long talk
Uzun bir konuşma yaptık
konuşma
sözlü olarak ifade edilen düşünceler
The talk was very interesting
Konuşma çok ilginçti
sorumluluk
Sahnedeyapmanız gereken işler
Doing homework is his responsibility
Ödev yapmak onun sorumluluğudur
sorumluluk
yerine getirilmesi gereken görev
It is my responsibility to finish the work
İşi bitirmek benim sorumluluğum
özellik
Sahnedebir kişinin sahip olduğu karakteristik nitelik
Honesty is a great trait
Dürüstlük harika bir özelliktir
indirmek
Sahnedebir dosyayı internetten bir cihaza aktarmak
I want to download this app
Bu uygulamayı indirmek istiyorum
çözmek
bir şeyin cevabını veya çözümünü bulmak
I will figure it out
Bunu çözeceğim
parça
Sahnedebir bütünün küçük bir kısmı
I have a piece of cake
Bir parça kekim var
tip
belirli bir türde insan
He is a strange piece of work
O tuhaf bir tip
silah
ateşli silah
He had a piece in his belt
Kemerinde bir silah vardı
birleştirmek
ayrı parçaları bütün oluşturacak şekilde bir araya getirmek
I will piece these parts together
Bu parçaları birleştireceğim
tutmak
toplamı belli bir miktara ulaşmak
The bill comes to ten dollars
Fatura on dolar tutuyor
varmak
bir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
söz konusu olmak
belirli bir konuyla ilgili olmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirme söz konusu olduğunda en iyisi odur
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
varmak
belirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
gelince
bir konu hakkında konuşmak
When it comes to cooking she is the best
Yemek pişirmeye gelince o en iyisidir
başvurmak
yardım veya bir şey istemek için birine gitmek
She came to me for advice
Tavsiye almak için bana başvurdu
kendine gelmek
bayıldıktan sonra tekrar bilinç kazanmak
He finally came to after the accident
Kazadan sonra sonunda kendine geldi
yardımına gelmek
birine destek ya da yardım sunmak
She came to his aid when he fell
Düştüğünde onun yardımına geldi
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
bir an
Sahnedeçok kısa bir süre
Give me a minute
Bana bir dakika ver
dakika
60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
gazap
Sahnedeçok şiddetli öfke
He feared the wrath of God
Tanrı'nın gazabından korkuyordu
şaşırtmak
Sahnedebüyük bir şaşkınlık veya hayranlık uyandırmak
Her talent will amaze you
Yeteneği seni şaşırtacak
ölmek
Sahnedehayatta olmayı bırakmak
All living things eventually die
Tüm canlılar sonunda ölür
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
bitmek
işlevini yitirmek
My phone died
Telefonum kapandı
su bükme
Sahnedesuyu sihir veya özel güçlerle kontrol etme yeteneği
Katara learned the art of waterbending
Katara su bükme sanatını öğrendi
incinmiş
Sahnedefiziksel veya duygusal acı hissetmek
He felt deeply hurt
Derinden incinmiş hissetti
incitmek
birine veya bir şeye fiziksel ya da duygusal zarar vermek
Don't hurt your brother
Kardeşini incitme
kırgın
üzgün veya alınmış hissetmek
She felt hurt by his words
Onun sözleri yüzünden kırgın hissetti
acıtmak
birine fiziksel acı vermek
Don't hurt your knee
Dizini acıtma
devirmek
Sahnedebir hükümeti veya lideri iktidardan uzaklaştırmak
They tried to overthrow the government
Hükümeti devirmeye çalıştılar
taht
Sahnedekral veya kraliçenin oturduğu özel koltuk
The king sat on his throne
Kral tahtına oturdu
taht
kral veya kraliçelerin oturduğu özel koltuk
The king sat on his golden throne
Kral altın tahtına oturdu
değersiz
Sahnedehiçbir değeri veya kullanımı olmayan
This old key is worthless
Bu eski anahtar değersiz
emin olmak
bir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
sağlamak
bir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
katletmek
Sahnedeçok sayıda insanı şiddetle öldürmek
The army slaughtered the civilians
Ordu sivilleri katletti
kesmek
hayvanları besin için öldürmek
They slaughter cattle for food
Besin için sığır kesiyorlar
katletmek
şiddetli bir şekilde çok sayıda insanı öldürmek
The army slaughtered the enemy troops
Ordu düşman birliklerini katletti
her gün
her bir gün
I exercise every day
Her gün egzersiz yaparım
fark etmek
Sahnedebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
idrak etmek
bir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
zırhlı
Sahnedebüyük toplara sahip büyük bir askeri gemi
The battleship is very large
Zırhlı çok büyüktür
keyif almak
Sahnedebir şeyden zevk almak
I enjoy reading books
Kitap okumaktan keyif alırım
yakında
Sahnedekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
törensel
Sahnedeözel bir etkinlik veya ritüel için kullanılan
He wore a ceremonial dress for the wedding
Düğün için törensel bir kıyafet giydi
düşünmek
fikir oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think about it
Bunu düşünmem gerekiyor
üzerinde düşünmek
bir konuyu dikkatle zihninden geçirmek
I need to think about your offer
Teklifin üzerinde düşünmem gerekiyor
birleşim
Sahnedefarklı şeylerin karışımı
This is a great combination of flavors
Bu harika bir lezzet birleşimi
şifre
bir kilidi açmak için kullanılan sayı dizisi
I forgot the combination
Şifreyi unuttum
kombinasyon
bir araya getirilmiş hareketler dizisi
The dancer performed a difficult combination
Dansçı zor bir kombinasyon sergiledi
görüş
Sahnedebir konu hakkındaki düşünce
What is your view on this
Bu konudaki görüşün nedir
izlemek
bir şeyi görmek veya seyretmek
I want to view the photo
Fotoğrafı görmek istiyorum
program
bir televizyon programı
The view was very funny
Program çok komikti
manzara
bir yerden görülen görüntü
This hotel has a great view
Bu otelin harika bir manzarası var
pişman olmak
Sahnedeyaptığı bir şeyden dolayı üzüntü duymak
I regret saying that
Bunu söylediğim için pişmanım
pişmanlık
yaşanan veya yapılmayan bir şey hakkında duyulan üzüntü
He expressed his regret for the mistake
Hata için pişmanlığını dile getirdi
çok
büyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
çok
büyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
doğal
Sahnedebeklenen veya alışılmış olan
It is natural to feel nervous
Gergin hissetmek doğaldır
doğuştan yetenekli
bir konuda doğuştan yeteneği olan kimse
He is a natural at playing piano
O piyano çalmakta doğuştan yetenekli
doğal
doğada kendiliğinden var olan ve insan yapımı olmayan
We prefer natural food
Biz doğal yiyecekleri tercih ederiz
sahip olmak
Sahnedebir şeyin mülkiyetini elinde bulundurmak
She possesses many expensive books
O birçok pahalı kitaba sahip
hakim olmak
bir şeyi veya birini kontrol etmek
Anger possessed him
Öfke ona hakim oldu
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
canını yakmak
birine çok şiddetli acı vermek
These shoes are killing my feet
Bu ayakkabılar ayaklarımı çok acıtıyor
zaman öldürmek
vaktin daha hızlı geçmesi için bir şeyler yaparak uğraşmak
I read a book to kill time at the airport
Havaalanında zaman öldürmek için kitap okudum
keşfetmek
Sahnedebir şeyi ilk kez bulmak
They discovered a new planet
Yeni bir gezegen keşfettiler
keşfetmek
daha önce bilinmeyen bir şeyi bulmak veya ortaya çıkarmak
Scientists discovered a new planet
Bilim insanları yeni bir gezegen keşfetti
keşfetmek
bilinmeyen bir şeyi ortaya çıkarmak
Scientists discovered a new planet
Bilim insanları yeni bir gezegen keşfetti
dinlemek
sese dikkat etmek
I listen to music
Müzik dinlerim
hatırlamak
Sahnedebir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
çay
Sahnedeyapraklardan yapılan sıcak bir içecek
I drink tea every morning
Her sabah çay içerim
şeyler
Sahnedebir nesne, fikir veya durum
Some things are hard to explain
Bazı şeyler açıklanması zordur
konular
bir konu veya ilgi alanı
We discussed many things
Birçok konu hakkında konuştuk
su
Sahnedeyağmur olarak yağan ve nehirlerde bulunan berrak sıvı
I drink a glass of water
Bir bardak su içerim
sulamak
bitkilere su vermek
I water the plants every day
Bitkileri her gün sularım
doğrudan
Sahnededurmadan veya yön değiştirmeden
Go straight to the office
Doğrudan ofise git
dürüst
doğrudan ve doğru sözlü
Give me a straight answer
Bana dürüst bir cevap ver
düz
eğrisi veya bükümü olmayan
Draw a straight line
Düz bir çizgi çiz
heteroseksüel
karşı cinse cinsel ilgi duyan
He is straight
O heteroseksüel
kuvvet
Sahnedefiziksel çaba gerektiren işleri yapabilme yeteneği
He has great physical strength
Onun büyük bir fiziksel gücü var
güç
bir şeyin etkili veya önemli olma durumu
The strength of the evidence is high
Kanıtların gücü yüksek
güçlü yön
bir kişinin sahip olduğu beceri veya iyi özellik
Patience is my greatest strength
Sabır benim en güçlü yönümdür
yersiz
bir ortam için uygunsuz veya garip olan
His comment seemed out of place at the party
Yorumu partide yersiz kaçtı
yabancı
bir yerde kendini ait hissetmeyen veya huzursuz olan
I felt out of place at the meeting
Toplantıda kendimi yabancı hissettim
eğitim
Sahnedebecerileri öğrenme veya öğretme süreci
The company provides training for new employees
Şirket yeni çalışanlar için eğitim sağlıyor
antrenman
gücü veya beceriyi geliştirmek için yapılan fiziksel aktivite
He focuses on his training
Antrenmanına odaklanıyor
çalışma
düzenli alıştırma ile bir spora hazırlanma süreci
They started their training
Çalışmalarına başladılar
başlamak
Sahnedebir şeye başlamak
Let's begin the lesson
Hadi derse başlayalım
utandırmak
Sahnedebirini utangaç veya rahatsız hissettirmek
Don't embarrass me
Beni utandırma
utanmak
utangaç veya rahatsız hissetmek
I felt embarrassed
Utandım
utandırmak
birini mahcup etmek veya kendini kötü hissettirmek
Don't embarrass me in front of my friends
Arkadaşlarımın önünde beni utandırma
utandırmak
birini mahcup veya rahatsız hissettirmek
I did not want to embarrass you
Seni utandırmak istemedim
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
bir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
neredeyse
Sahnedetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
dışarıda
Sahnedebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıdan
bir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
tahmin etmek
Sahnedekesin bilgi olmadan bir fikir yürütmek
Can you guess my age?
Yaşımı tahmin edebilir misin?
sanmak
Sahnedebir durum hakkında kesin kanıt olmadan fikir oluşturmak
I guess it will rain
Sanırım yağmur yağacak
tahmin etmek
emin olmadan bir şeyin doğru olduğunu söylemek
Can you guess the answer
Cevabı tahmin edebilir misin
tahmin
emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz bir fikir
It was just a guess
Sadece bir tahmindi
kıyı
Sahnededeniz veya göl kenarındaki kara parçası
We walked along the shore
Kıyı boyunca yürüdük
kıyı
deniz veya göl kenarındaki kara parçası
We walked along the shore
Kıyı boyunca yürüdük
üzgün
Sahnedeüzgün veya endişeli hissetmek
She is very upset
O çok üzgün
üzmek
birini üzgün veya endişeli hale getirmek
I didn't want to upset her
Onu üzmek istemedim
sürpriz galibiyet
daha güçlü bir rakibe karşı kazanılan beklenmedik zafer
The small team caused a major upset
Küçük takım büyük bir sürpriz galibiyet elde etti
kızgın
bir şeyden duyulan kızgınlık veya rahatsızlık
I am upset about the noise
Gürültüden dolayı kızgınım
girmek
bir sürece başlamak
The car will go into production soon
Araba yakında üretime girecek
girmek
bir yerin içine girmek
She went into the room
Odaya girdi
girmek
bir işe veya alana dahil olmak
She wants to go into politics
Siyasete girmek istiyor
detaylandırmak
bir konuyu derinlemesine incelemek
We cannot go into the details now
Detayları şimdi inceleyemeyiz
yolda
bir yerden başka bir yere giderken
I am on the way home
Eve gidiyorum
bebek beklemek
hamile olmak
They have a baby on the way
Bir bebek bekliyorlar
paket servis
restorandan alınıp başka yerde yenmek üzere hazırlanan yemekler
Let's get take out tonight
Bu akşam paket servis söyleyelim
çıkarmak
bir şeyi bulunduğu yerden dışarı çıkarmak
Take out the trash
Çöpleri dışarı çıkar
yemeğe çıkarmak
birini romantik bir buluşmaya götürmek
He decided to take out his girlfriend
Kız arkadaşını yemeğe çıkarmaya karar verdi
hıncını çıkarmak
güçlü bir duyguyu veya öfkeyi birine yöneltmek
Please do not take out your anger on him
Lütfen öfkeni ondan çıkarma
inanılmaz
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
The view is incredible
Manzara inanılmaz
deniz odunu
Sahnedesuyun sürükleyip kıyıya vurduğu odun
I found a piece of driftwood on the beach
Sahilde bir parça deniz odunu buldum
düşman
Sahnedesavaştığınız veya rekabet ettiğiniz kişi
They are old enemies
Onlar eski düşmanlar
olmadan
Sahnedebir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
olmadan
bir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
hikayeler
Sahnedehayali veya gerçek olayların anlatımı
I love reading ghost stories
Hayalet hikayeleri okumayı severim
katlar
bir binanın katları veya seviyeleri
The building has ten stories
Binanın on katı var
geçmiş
Sahnedeşimdiki zamandan önce olan
In the past, life was simple
Geçmişte hayat basitti
geçmek
bir yerin veya zamanın ötesinde olmak
It is past ten
Saat onu geçti
minnettar
Sahnedeşükran duyan veya teşekkür eden
I am grateful for your help
Yardımın için minnettarım
Altesleri
Sahnedekraliyet üyeleri için kullanılan bir unvan
Your Highness, the guests are here
Altesleri, konuklar burada
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
haline getirmek
bir şeyi başka bir şeye çevirmek
Heat makes water become steam
Isı suyu buhar haline getirir
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
nadir
Sahnedesık rastlanmayan veya görülmeyen
This is a rare coin
Bu nadir bir paradır
az pişmiş
çok kısa süre pişmiş
I like my steak rare
Bifteğimi az pişmiş severim
iyi geceler
ayrılırken veya uyumaya giderken kullanılan bir ifade
Good night, see you tomorrow
İyi geceler, yarın görüşürüz
iyi geceler
gece veda ederken kullanılan ifade
Good night see you tomorrow
İyi geceler yarın görüşürüz
acele etme
bir şeyi acele etmeden yapmak
Take your time
Acele etme
üç
Sahnedeüç sayısı
I have three apples
Üç elmam var
eve gitmek
yaşadığın yere dönmek
I want to go home now
Şimdi eve gitmek istiyorum
çökmek
Sahnedebir yüzeyin altına veya içine inmek
The sun began to sink
Güneş batmaya başladı
lavabo
yıkama için kullanılan kap
Wash your hands in the sink
Ellerini lavaboda yıka
batmak
bir girişimin başarısızlığa uğraması
His new company started to sink
Yeni şirketi batmaya başladı
iki kere düşünmek
harekete geçmeden önce bir şeyi dikkatlice değerlendirmek
You should think twice before quitting your job
İşinden ayrılmadan önce iki kere düşünmelisin
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
şimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
avatar hali
Avatar evrenindeki özel bir güç durumu
He entered the avatar state to defeat his enemy
Düşmanını yenmek için avatar haline girdi
daha az miktarda
Sahnededaha küçük bir miktar veya sayı
I want less water
Daha az suya ihtiyacım var
kutsamak
tanrıdan korumasını veya yardım etmesini istemek
May God bless you
Tanrı seni kutsasın
sayısız
sayılamayacak kadar çok
The stars are endless
Yıldızlar sayısızdır
siz eki
bir şeyin bulunmadığını belirten son ek
She is fearless
O korkusuz
olduğunda
Sahnedeolduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
bir kez
tek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
bir zamanlar
geçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
Kuzey Kutbu
Dünyanın en kuzey noktası
Santa Claus lives at the North Pole
Noel Baba Kuzey Kutbunda yaşar
yalan söylemek
Sahnedegerçek olmayan bir şey söylemek
Do not lie to me
Bana yalan söyleme
uzanmak
bir yüzeyde yatay pozisyonda durmak
I like to lie on the beach
Plajda uzanmayı severim
bulunmak
belirli bir yerde veya durumda olmak
The village lies in the valley
Köy vadide bulunur
inanılmaz
Sahnedeçok şaşırtıcı veya inanması zor
This view is unbelievable
Bu manzara inanılmaz
inanılmaz
inanılması güç olan
The speed of this car is unbelievable
Bu arabanın hızı inanılmaz
inanılmaz
çok şaşırtıcı veya inanması güç olan
The result of the game was unbelievable
Maçın sonucu inanılmazdı
keşiş
Sahnededini bir toplulukta yaşayan erkek
The monk lives in a monastery
Keşiş bir manastırda yaşıyor
keşiş
dini bir toplulukta yaşayan ve hayatını ibadete adayan erkek
The monk lives in a monastery
Keşiş bir manastırda yaşıyor
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
istemek
Sahnedebir şeyi yapmayı dilemek
I wanna go home
Eve gitmek istiyorum
istemek
bir şeye sahip olmayı dilemek
I wanna drink
Bir şeyler içmek istiyorum
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
sonları
bir dönemin bitişine yakın
It happened in the late nineties
Doksanlı yılların sonlarında oldu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar