Avatar: The Last Airbender — 2. Sezon Bölüm 1
Kelimeler ve anlamları
357 kelime
Seviye
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
kıyı
Sahnededeniz veya göl kenarındaki kara parçası
We walked along the shore
Kıyı boyunca yürüdük
eşlik etmek
Sahnedebirine bir yere giderken koruma veya rehberlik amacıyla yanında bulunmak
He will escort you to the door
Sana kapıya kadar eşlik edecek
refakatçi
bir yere giderken birine eşlik eden kişi
He acted as her escort
Onun refakatçisi oldu
escort
dört tekerlekli bir yol taşıtı
He drives an old Escort
Eski bir Escort sürüyor
eskort
cinsel hizmet karşılığında para alan kişi
He hired an escort for the evening
Akşam için bir eskort tuttu
sadede gelmek
Sahnedegereksiz ayrıntıları bir kenara bırakıp konunun özünü anlatmak
Please stop wasting time and get to the point
Lütfen vakit kaybetmeyi bırak ve sadede gel
tek başına
Sahnedekimseden yardım almadan
She single-handedly organized the event
Etkinliği tek başına organize etti
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
bak
dikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
fikir değiştirmek
Sahnedekararını veya düşüncesini değiştirmek
I changed my mind about the movie
Film hakkındaki fikrimi değiştirdim
acele etme
Sahnedebir şeyi acele etmeden yapmak
Take your time
Acele etme
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
başarısızlık
Sahnedeistenen sonucun elde edilememesi durumu
He learned from his failure
Başarısızlığından ders çıkardı
arıza
bir makinenin veya cihazın düzgün çalışmaması durumu
The engine failure stopped the car
Motor arızası arabayı durdurdu
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
olmak
gerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
hapşırmak
Sahnedeburnundan ve ağzından aniden hava püskürtmek
I always sneeze when I smell pepper
Karabiber kokladığımda her zaman hapşırırım
kader
Sahnedegelecekte olması belirlenmiş olaylar
It was my destiny to meet you
Seninle tanışmak kaderimdi
öğrenmek
Sahnedebir şeyi öğrenmek veya keşfetmek
I will find out the answer
Cevabı öğreneceğim
yakalanmak
birinin hatalı veya dürüst olmayan bir şey yaptığını keşfetmek
I hope he does not find out
Umarım o yakalanmaz
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
tembel
Sahnedeçalışmaya veya aktif olmaya isteksiz
He is very lazy
O çok tembel
medeniyetsiz
Sahnedenazik olmayan veya görgüsüz
It was an uncivilized way to behave
Bu davranış şekli çok medeniyetsizdi
unsur
Sahnedebir şeyin temel veya önemli bir parçası
Trust is a key element
Güven temel bir unsurdur
element
daha basit maddelere ayrılamayan saf madde
Iron is an element
Demir bir elementtir
doğa şartları
rüzgar veya yağmur gibi sert hava durumları
The hikers were exposed to the elements
Dağcılar doğa şartlarına maruz kaldılar
yol göstermek
Sahnedeyolu göstermek veya yönetmek
She will lead the group
Gruba o yol gösterecek
kurşun
ağır ve yumuşak bir metal
Lead is a heavy metal
Kurşun ağır bir metaldir
ipucu
bir problemi veya gizemi çözmeye yardımcı olan bilgi parçası
The police followed a new lead in the case
Polis vakada yeni bir ipucunu takip etti
başrol
bir film veya tiyatro oyunundaki ana karakter
She played the lead in the movie
Filmde başrolü o oynadı
incinmiş
Sahnedefiziksel veya duygusal acı hissetmek
He felt deeply hurt
Derinden incinmiş hissetti
incitmek
birine veya bir şeye fiziksel ya da duygusal zarar vermek
Don't hurt your brother
Kardeşini incitme
kırgın
üzgün veya alınmış hissetmek
She felt hurt by his words
Onun sözleri yüzünden kırgın hissetti
acıtmak
birine fiziksel acı vermek
Don't hurt your knee
Dizini acıtma
savunmasız
Sahnedekolayca zarar görebilen veya incinebilen
Small animals are vulnerable to predators
Küçük hayvanlar avcılara karşı savunmasızdır
yok etmek
Sahnedebir şeyi tamir edilemeyecek kadar ağır hasara uğratmak
The storm destroyed the village
Fırtına köyü yok etti
ezip geçmek
bir oyunda veya yarışmada birini çok kolay bir şekilde yenmek
We destroyed the other team in the game
Oyunda diğer takımı ezip geçtik
öldürmek
bir canlının yaşamına son vermek
They had to destroy the sick dog
Hasta köpeği öldürmek zorunda kaldılar
tetiklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesine neden olmak
This can trigger an allergy
Bu bir alerjiyi tetikleyebilir
tetik
silahı ateşlemek için çekilen parça
He pulled the trigger
Tetiği çekti
nefesini çekmek
Sahnedeşaşkınlık, korku veya ağrı nedeniyle aniden derin bir nefes almak
She gasped in surprise
Şaşkınlıkla nefesini çekti
ani nefes
aniden alınan kısa ve hızlı nefes
She gave a gasp of surprise
Şaşkınlıkla ani bir nefes aldı
hızlı
Sahnedekısa sürede gerçekleşen veya yapılan
She gave a quick answer
Hızlı bir cevap verdi
tırnak eti
tırnakların altındaki hassas deri dokusu
He cut his nail too short and reached the quick
Tırnağını çok kısa kesti ve tırnak etine ulaştı
kavrayışlı
bir şeyleri hızlı düşünebilen veya anlayabilen
She has a quick mind
O hızlı kavrayan bir zihne sahip
görünüşe göre
Sahnedegöründüğü kadarıyla
Apparently, he forgot the meeting
Görünüşe göre toplantıyı unuttu
yenmek
Sahnedebir yarışma veya kavgada birini mağlup etmek
Our team defeated them
Takımımız onları yendi
yenilgi
bir oyun veya yarışmayı kazanamama durumu
He accepted his defeat
Yenilgisini kabul etti
boşa çıkarmak
bir şeyin yararlı veya etkili olmasını engellemek
This error defeats the purpose of the experiment
Bu hata deneyin amacını boşa çıkarıyor
yenilmek
bir yarışma veya kavgada rakibine karşı kaybetmek
The team was defeated in the game
Takım oyunda yenildi
gürleme
Sahnedederinden gelen sürekli bir ses
The rumbling of the engine filled the room
Motorun gürlemesi odayı doldurdu
hakkında konuşmak
Sahnedebir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
işte buna denir
bir durumun aşırı veya sıra dışı olduğunu vurgulamak için kullanılır
Talk about a lucky break
İşte buna büyük bir şans denir
bahsetmek
bir konu hakkında bir şeyler söylemek
They talked about the project
Projeden bahsettiler
gemi
Sahnededenizde seyahat eden büyük deniz taşıtı
The large ship crossed the ocean
Büyük gemi okyanusu geçti
göndermek
malları göndermek veya taşımak
We will ship the order tomorrow
Siparişi yarın göndereceğiz
durum belirten ek
bir durum veya nitelik ifade eden son ek
Friendship is very important
Arkadaşlık çok önemlidir
yakıştırmak
iki kişiyi romantik bir çift olarak desteklemek
I ship those two characters
O iki karakteri birbirine yakıştırıyorum
bir arada kalmak
Sahnedebirbirine destek olmak veya yakın kalmak
We must stick together
Bir arada kalmalıyız
öğrenmek
Sahnedeçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
öğrenmek
bir durum hakkında haber almak
I learned that the meeting is postponed
Toplantının ertelendiğini öğrendim
zorlamak
Sahnedebirini bir eyleme mecbur bırakmak
They forced him to leave
Onu gitmeye zorladılar
kuvvet
polis veya asker gibi insanlardan oluşan grup
He joined the police force
Polis kuvvetine katıldı
zorlamak
bir şeyi hareket ettirmek için fiziksel güç kullanmak
He forced the door open
Kapıyı açmak için zorladı
kuvvet
fiziksel dayanıklılık veya bedensel güç
He pushed the door with force
Kapıyı kuvvetle itti
kaba saba budala
Sahnedeanlayışı kıt veya kaba kişi
He is a total meathead
O tam bir kaba saba budala
sonsuza dek
Sahnedeçok uzun bir süre
I will remember this day forever
Bu günü sonsuza dek hatırlayacağım
sonsuza kadar
tüm zamanlar boyunca
I will love you forever
Seni sonsuza kadar seveceğim
öfke
Sahnedeçok güçlü ve vahşi öfke
He was full of rage
Öfke doluydu
öfke
çok güçlü ve yoğun kızgınlık duygusu
He shouted in a fit of rage
Bir öfke nöbetiyle bağırdı
moda
şu an çok popüler olan şey
These jeans are all the rage
Bu kot pantolonlar şu an çok moda
öfkelenmek
şiddetli bir kızgınlık göstermek
He started to rage at the driver
Sürücüye öfkelenmeye başladı
gerçek
Sahnedesahte veya yapay olmayan
This is genuine leather
Bu gerçek deridir
samimi
doğru ve dürüst bir şekilde olan
He has a genuine interest in art
Sanata karşı samimi bir ilgisi var
kaçınmak
Sahnedebirinden veya bir şeyden uzak durmak
I try to avoid traffic
Trafikten kaçınmaya çalışıyorum
hile
Sahnedebirini aldatmak için yapılan eylem
He used a trick to win the game
Oyunu kazanmak için bir hile kullandı
sorunlu
düzgün çalışmayan veya sürekli bozukluk gösteren
She has a trick knee
Dizinde sürekli sorun var
numara
sihirli veya şaşırtıcı görünen ustaca eylem
He showed us a card trick
Bize bir kart numarası gösterdi
püf noktası
bir şeyi yapmanın etkili ve özel yolu
I learned the trick of baking a cake
Pasta yapmanın püf noktasını öğrendim
komuta etmek
Sahnedebirisi veya bir şey üzerinde güce sahip olmak
He commands the army
Orduyu komuta ediyor
emir
birinin bir şey yapmasını isteyen sözlü talimat
He gave the command to start
Başlama emrini o verdi
gergin
Sahnedegergin ve huzursuz hissetmek
She felt tense before the interview
Mülakattan önce gergin hissetti
zaman
eylemin ne zaman yapıldığını belirten fiil biçimi
The verb is in the past tense
Fiil geçmiş zamandadır
kasmak
vücudun bir bölümünü veya bir kası sertleştirmek
He tensed his muscles before the lift
Kaldırmadan önce kaslarını kastı
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
hamle
yapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
hızla satılmak
genellikle düşük fiyata hızlıca elden çıkarılmak
These cheap goods move very fast
Bu ucuz ürünler hızla satılıyor
nadir
Sahnedesık rastlanmayan veya görülmeyen
This is a rare coin
Bu nadir bir paradır
az pişmiş
çok kısa süre pişmiş
I like my steak rare
Bifteğimi az pişmiş severim
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
revir
Sahnedehasta veya yaralıların tedavi edildiği yer
He was taken to the infirmary
Revire götürüldü
iyi geceler
Sahnedeayrılırken veya uyumaya giderken kullanılan bir ifade
Good night, see you tomorrow
İyi geceler, yarın görüşürüz
güzel bir akşam
akşam saatlerinde geçirilen keyifli vakit
I had a good night with my friends
Arkadaşlarımla güzel bir akşam geçirdim
inanılmaz
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
The view is incredible
Manzara inanılmaz
pratik yapmak
Sahnededaha iyi olmak için bir şeyi düzenli olarak yapmak
I practice piano every day
Her gün piyano pratiği yapıyorum
muayenehane
bir uzman profesyonelin çalıştığı iş yeri
She has a medical practice
Onun bir doktor muayenehanesi var
alıştırma
bilgiyi veya beceriyi ölçmek için verilen soru veya görevler dizisi
He completed the practice questions before the exam
Sınavdan önce alıştırma sorularını tamamladı
komplo
Sahnedekötü bir şey yapmak için hazırlanan gizli plan
They discovered the plot against the king
Krallığa karşı kurulan komployu ortaya çıkardılar
arsa
toprağın küçük bir parçası
He bought a small plot of land
Küçük bir arsa satın aldı
olay örgüsü
bir hikayenin ana olayları
The plot of the movie is exciting
Filmin olay örgüsü heyecan verici
birisi
Sahnedebilinmeyen veya belirtilmemiş bir kişi
Somebody is at the door
Kapıda biri var
önemli biri
önemli veya yüksek statüye sahip kimse
She acts like she is really somebody
Gerçekten önemli biriymiş gibi davranıyor
hayal etmek
Sahnedezihinde bir resim veya görüntü oluşturmak
Imagine a beautiful beach
Güzel bir plaj hayal et
utandırmak
Sahnedebirini utangaç veya rahatsız hissettirmek
Don't embarrass me
Beni utandırma
utanmak
utangaç veya rahatsız hissetmek
I felt embarrassed
Utandım
eşsiz
Sahnedetürünün tek örneği olan
Everyone has a unique fingerprint
Herkesin eşsiz bir parmak izi vardır
olmadan
Sahnedebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
ev
Sahnedeyaşanılan yer
I am going home
Eve gidiyorum
eve doğru
yaşadığın yere doğru
We are heading home
Eve doğru gidiyoruz
güçlü
Sahnedebüyük güce veya etkiye sahip olan
He is a powerful leader
O güçlü bir lider
enerji
Sahnedeaktif olmak için gereken güç veya yetenek
I don't have any energy today
Bugün hiç enerjim yok
kabus
Sahnedekorkutucu rüya
I had a nightmare last night
Dün gece bir kabus gördüm
kabus
çok zor veya rahatsız edici durum
This traffic is a nightmare
Bu trafik tam bir kabus
yüksek sesli
Sahnedeçok ses çıkaran
The music is too loud
Müzik çok yüksek sesli
yüksek sesli
kolayca duyulan bir ses çıkaran
The music is too loud
Müzik çok yüksek sesli
aniden
Sahnedebeklenmedik bir anda gerçekleşen
The rain started suddenly
Yağmur aniden başladı
aniden
beklenmedik bir şekilde
Suddenly, it started to rain
Aniden yağmur yağmaya başladı
atmak
Sahnedeistenmeyen bir şeyi elden çıkarmak
Don't throw away these papers
Bu kağıtları atma
atmak
bir şeyi bir yerden atarak uzaklaştırmak
I will throw away the trash
Çöpü atacağım
üye
Sahnedebir gruba dahil olan kişi
He is a member of the club
O kulübün bir üyesidir
anımsamak
bir şeyi zihne geri getirmek
I try to recall the answer
Cevabı anımsamaya çalışıyorum
kıl payı
Sahnedeçok küçük bir miktar veya mesafe
He won by a hair
Kıl payı kazandı
saç
kafa derisinde yetişen teller
I cut my hair
Saçımı kestirdim
kıl
insan vücudunda yetişen ince teller
He has hair on his arms
Kollarında kıl var
uçmak
Sahnedehavada hareket etmek
Birds fly in the sky
Kuşlar gökyüzünde uçar
fermuar
pantolonların önündeki kapama kısmı
His fly is open
Fermuarı açık
sinek
iki kanatlı küçük uçan böcek
A fly is in the room
Odada bir sinek var
tutmak
kabul görmek veya başarılı olmak
That idea will not fly
Bu fikir tutmayacak
tartışma
Sahnedebir konu hakkında yapılan konuşma
We had a long discussion about the project
Proje hakkında uzun bir tartışma yaptık
yıkıcı
Sahnedebüyük bir üzüntü veya şok yaratan
The news was devastating
Haberler yıkıcıydı
kusursuz
Sahnedehiçbir hatası veya kusuru olmayan
This diamond is perfect
Bu elmas kusursuz
mükemmelleştirmek
bir şeyi kusursuz hale getirmek
She wants to perfect her skills
Becerilerini mükemmelleştirmek istiyor
tam puan
okul çalışması için verilen en yüksek not
She got a perfect on her history exam
Tarih sınavından tam puan aldı
bahane
bir hatayı açıklamak için öne sürülen neden
That is just a perfect for being late
Bu geç kalmak için sadece bir bahane
kabuk
Sahnedebir hayvanın veya nesnenin sert koruyucu dış katmanı
The turtle has a hard shell
Kaplumbağanın sert bir kabuğu vardır
göstermelik
gerçek olmayan veya sadece dış görünüşten ibaret olan
That company is just a shell
O şirket sadece göstermelik
kabuk
insanların çalıştığı veya beklediği yer
The building is still just a shell
Bina hala sadece bir kabuk
topa tutmak
bir yeri yoğun bir şekilde ateş altına almak
The army began to shell the city
Ordu şehri topa tutmaya başladı
binmek
Sahnedebir yere veya araca girmek
Get in the car
Arabaya bin
Engel olmak
Birinin yolunu kapatmak
Don't get in my way
Yoluma çıkma
aklına girmek
birinin zihnine veya düşüncelerine yerleşmek
That tune got in my head
O melodi aklıma girdi
iletişim kurmak
biriyle haberleşmek veya irtibat sağlamak
I need to get in touch with my boss
Patronumla iletişim kurmam gerekiyor
katılmak
bir grubun veya etkinliğin parçası haline gelmek
I hope to get in the team
Takıma katılmayı umuyorum
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
suçlamak
Sahnedebirinin bir yanlıştan sorumlu olduğunu söylemek
Do not blame me for this mistake
Bu hata için beni suçlama
suç
kötü bir durumdan dolayı sorumlu tutulma durumu
He accepted the blame for the accident
Kazanın suçunu üstlendi
muktedir
Sahnedebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
söyledi
Sahnedebirine bilgi vermek
He told me the secret
Bana sırrı söyledi
söyledi
birine bir şeyi anlatmak veya bildirmek
She told me a secret
Bana bir sır söyledi
tahmin etmek
Sahnedeemin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
tam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
karar vermek
Sahnedebir konuda kesin bir karara varmak
He made up his mind
O kararını verdi
makyaj
yüzü renklendirmek için kullanılan ürünler
She puts on her make up
Makyajını yapıyor
uydurmak
bir şeyi hayal ederek oluşturmak
He made up a story
Bir hikaye uydurdu
oluşum
bir şeyin parçalarının bir araya gelme şekli
The chemical make-up of the water is simple
Suyun kimyasal oluşumu basittir
sevişmek
insanlar arasında cinsel yakınlık
They were making up on the sofa
Kanepede sevişiyorlardı
görünüş
bir kişinin veya şeyin nasıl göründüğü
The make-up of the room is simple
Odanın görünüşü sade
sıradan
Sahnedenormal veya alışılmış
He is an ordinary person
O sıradan bir kişidir
sıradışı
çok alışılmadık veya özel
That performance was ordinary
O performans sıradışıydı
inanılmaz
Sahnedeçok şaşırtıcı veya inanması güç olan
The result of the game was unbelievable
Maçın sonucu inanılmazdı
inanılmaz
doğru veya gerçek olması zor olan
That is an unbelievable price
Bu inanılmaz bir fiyat
beceri
Sahnedebir şeyi iyi yapabilme yeteneği
Reading is an important skill
Okuma önemli bir beceridir
hatırlamak
Sahnedebir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum