Avatar: The Last Airbender — 2. Sezon Bölüm 2
Kelimeler ve anlamları
319 kelime
Seviye
iltifat etmek
Sahnedebirine övgüde bulunmak
He complimented her on her dress
Onun elbisesine iltifat etti
labirent
Sahnedekarmaşık yollardan oluşan ağ
We got lost in the maze
Labirentte kaybolduk
imkansız
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesinin mümkün olmadığını belirtmek için kullanılır
No way he can win
Onun kazanması imkansız
hadi canım
şaşkınlık ifade etmek veya bir şeye inanmakta güçlük çekmek
No way you won the lottery
Hadi canım piyangoyu kazandığına inanamıyorum
asla
bir şeyi yapmayı reddetmek için kullanılan ifade
No way I am doing that
Bunu asla yapmam
dakika
Sahnedealtmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
tam o an
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
hop hop
Sahnedebirine durmasını veya yavaşlamasını söylemek için kullanılır
Whoa whoa, slow down
Hop hop, yavaşla
çay
Sahnedeyapraklardan yapılan sıcak bir içecek
I drink tea every morning
Her sabah çay içerim
dedikodu
insanlar hakkındaki söylentiler veya haberler
She is spilling the tea about the party
Parti hakkındaki dedikoduları anlatıyor
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
buradan gitmek
Sahnedebir yerden ayrılmak
I need to get out of here
Buradan gitmem gerekiyor
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
yeğen
Sahnedekardeşin oğlu
My nephew is five years old
Yeğenim beş yaşında
mağara
Sahnedeyerin altında veya kayalıkta bulunan doğal boşluk
They found a dark cave
Karanlık bir mağara buldular
boyun eğmek
direnmeyi bırakmak veya teslim olmak
He finally caved to the pressure
Sonunda baskıya boyun eğdi
sertçe vurmak
birine veya bir şeye büyük bir kuvvetle darbe indirmek
He caved the wall with one punch
Duvara tek bir yumrukla sertçe vurdu
çözmek
Sahnedebir şeyin cevabını veya çözümünü bulmak
I will figure it out
Bunu çözeceğim
başarmak
Sahnedebir şeyi yapmayı başarmak
He worked hard to make it
Başarmak için çok çalıştı
gerçekleştirmek
bir şeyin meydana gelmesini sağlamak
We will make it happen
Bunu gerçekleştireceğiz
toparlamak
bir yeri temiz ve düzgün hale getirmek
I need to make it tidy
Onu toparlamam gerek
hayatta kalmak
zor bir deneyimden sağ çıkmak veya dayanmak
Many people did not make it through the storm
Fırtınada birçok insan hayatta kalamadı
garipleştirmek
bir durumu utanç verici hale getirmek
Do not make it awkward
Durumu garipleştirme
iyileştirmek
bir şeyi daha iyi hale getirmek
You can make it better
Bunu iyileştirebilirsin
az kalorili yapmak
normalden daha az kalori içerecek şekilde hazırlamak
Can you make it low calorie
Bunu az kalorili yapabilir misin
mümkün kılmak
bir şeyin gerçekleşmesini sağlamak
You made it possible
Bunu sen mümkün kıldın
gibi duyurmak
bir şeyin belirli bir nitelikte duyulmasını sağlamak
Do not make it sound bad
Kötü duyulmasını sağlama
kötüleştirmek
bir şeyi daha tatsız hale getirmek
Do not make it worse
Durumu kötüleştirme
hale getirmek
bir şeyi belirli bir duruma sokmak
Please make it easy
Lütfen bunu kolay bir hale getir
hazırlamak
bir şeyi oluşturmak veya hazırlamak
I will make it for dinner
Onu akşam yemeği için hazırlayacağım
eşlik etmek
Sahnedebirinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
katılmak
bir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
evlendirmek
evlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
birleştirmek
iki şeyi birbirine bağlamak
Please join these two pieces of rope
Lütfen bu iki ip parçasını birleştirin
selam
Sahnedesamimi bir selamlama ifadesi
Hey hey how are you doing today
Selam bugün nasılsın
beklemek
Sahnedebir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
burada
Sahnedebulunduğumuz bu yer
Come down here and see this
Buraya gel ve şuna bak
engel olmak
Sahnedeilerlemeyi engellemek veya zorlaştırmak
Don't get in the way
Engel olma
takip etmek
Sahnedebir şeyin gelişimini veya durumunu izlemek
I keep track of my expenses
Harcamalarımı takip ediyorum
takip etmek
bir şeyin hareketini veya gelişimini izlemek
I keep track of my expenses
Harcamalarımı takip ederim
nefis
Sahnedeçok lezzetli olan
The meal was delectable
Yemek nefisti
meşale
Sahnedeışık vermek için yakılan sopa
He carried a torch
Elinde bir meşale taşıyordu
ateşe vermek
bir şeyi kasıtlı olarak yakmak
They threatened to torch the building
Binayı ateşe vermekle tehdit ettiler
eski aşka özlem
eski bir sevgiliye karşı beslenen romantik hisler
He still carries a torch for his ex-girlfriend
Eski kız arkadaşına hala özlem duyuyor
belâ
Sahnedesıkıntı veya zarar veren şey
This addiction is a curse
Bu bağımlılık bir beladır
lanetlemek
Sahnedesihir kullanarak zarar vermek
He cursed his enemy
Düşmanını lanetledi
lanet
Sahnedekötü şans getiren sihirli büyü
The curse lasted for years
Lanet yıllarca sürdü
küfretmek
Sahnedekaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Stop cursing now
Şimdi küfretmeyi bırak
öpmek
Sahnedesevgi veya selamlaşma belirtisi olarak dudakları değdirmek
She kissed her baby
Bebeğini öptü
hafifçe dokunmak
bir şeye yavaşça temas etmek
The ball kissed the table edge
Top masanın kenarına hafifçe dokundu
Kiss müzik grubu
birlikte müzik yapan müzisyen grubu
I love the band Kiss
Kiss grubunu seviyorum
hiç kimse
Sahnedehiçbir insan
Nobody is home
Evde hiç kimse yok
önemsiz biri
önemli veya etkili olmayan kişi
He felt like a nobody at school
Okulda kendini önemsiz biri gibi hissediyordu
aralık
Sahnedeiki hareketli nesne arasındaki boşluk
Keep ground between the cars
Arabaların arasında aralık bırak
öğütmek
yiyecekleri çok küçük parçalara ayırmak
He ground the pepper
Karabiberi öğüttü
yer
dünyanın katı yüzeyi
Sit on the ground
Yere otur
gerekçe
bir kararın veya inancın dayandığı neden
There is no ground for your complaint
Şikayetin için bir gerekçe yok
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
çok
Sahnedeçok sayıda olan
I have many books
Çok kitabım var
hey
Sahnedebirinin dikkatini çekmek veya selam vermek için kullanılan kısa gayriresmi ses
Heh hey look over here
Hey buraya bak
korumak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarardan uzak tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
koyu
Sahnedeaçık olmayan renk
He has dark hair
Onun koyu renk saçları var
karanlık
Sahnedeışığın olmadığı durum
The room is very dark
Oda çok karanlık
karamsar
mutsuz veya umutsuz
He had a dark thought
Karamsar bir düşüncesi vardı
karanlık
çoğunluk tarafından bilinmeyen veya görülmeyen
They have a dark past
Onların karanlık bir geçmişi var
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
daha az miktarda
Sahnededaha küçük bir miktar veya sayı
I want less water
Daha az suya ihtiyacım var
kutsamak
tanrıdan korumasını veya yardım etmesini istemek
May God bless you
Tanrı seni kutsasın
sayısız
sayılamayacak kadar çok
The stars are endless
Yıldızlar sayısızdır
siz eki
bir şeyin bulunmadığını belirten son ek
She is fearless
O korkusuz
sonsuza kadar
Sahnedetüm zamanlar boyunca
I will love you forever
Seni sonsuza kadar seveceğim
sonsuza dek
Sahnedeçok uzun bir süre
I will remember this day forever
Bu günü sonsuza dek hatırlayacağım
inşa etti
Sahnedeparçaları birleştirerek yapmak
They built a house
Bir ev inşa ettiler
yapılı
vücut yapısı ve boyutu
He is well-built
O yapılı biridir
aksi takdirde
Sahnedeaksi durumda veya başka bir şey olursa
Hurry up, otherwise you will be late
Acele et, aksi takdirde geç kalacaksın
başka türlü
başka bir şekilde veya farklı olarak
I thought otherwise
Ben farklı düşündüm
sergi
Sahnedeinsanların görmesi için düzenlenen şeyler
The museum has a great display of art
Müzenin harika bir sanat sergisi var
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
getirmek
bir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
büyütmek
bir çocuğa yetişkin olana kadar bakmak
They brought up three children
Üç çocuk büyüttüler
bırakmak
Sahnedebir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
ayrılmak
bir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
yaşamak
Sahnedebir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
yaşamak
Sahnedebir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
canlı
hayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
vuhuu
Sahnedeheyecan veya sevinç belirten ünlem
Whoo! We won the game!
Vuhuu! Maçı kazandık!
vuhuu
heyecan göstermek için yüksek sesle bağırmak
They yelled whoo after the goal
Golden sonra vuhuu diye bağırdılar
uhu
siren veya yüksek bir çığlığı taklit etmek için çıkarılan ses
The crowd shouted whoo
Kalabalık uhu diye bağırdı
endişeli
Sahnedehuzursuz veya kaygılı hissetmek
I am worried about the exam
Sınav hakkında endişeliyim
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
bir zamanlar
Sahnedegeçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
bir kez
tek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
olduğunda
olduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
unsur
Sahnedebir şeyin temel veya önemli bir parçası
Trust is a key element
Güven temel bir unsurdur
element
daha basit maddelere ayrılamayan saf madde
Iron is an element
Demir bir elementtir
doğa şartları
rüzgar veya yağmur gibi sert hava durumları
The hikers were exposed to the elements
Dağcılar doğa şartlarına maruz kaldılar
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
duymak
kulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
tercih etmek
Sahnedebir şeyi diğerinden daha çok istemek veya seçmek
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
oldukça
orta derecede
It is rather cold today
Bugün hava oldukça soğuk
uçmak
Sahnedehavada hareket etmek
Birds fly in the sky
Kuşlar gökyüzünde uçar
fermuar
pantolonların önündeki kapama kısmı
His fly is open
Fermuarı açık
sinek
iki kanatlı küçük uçan böcek
A fly is in the room
Odada bir sinek var
tutmak
kabul görmek veya başarılı olmak
That idea will not fly
Bu fikir tutmayacak
gökkuşağı
Sahnedegökyüzünde oluşan renkli yay
Look at the beautiful rainbow
Güzel gökkuşağına bak
kurt yarasa
Sahnedekurt ve yarasa karışımı olan hayali bir yaratık
The wolf bat is a mysterious creature
Kurt yarasa gizemli bir yaratıktır
yolda
Sahnedebir yere gitme sürecinde olma
I am on the way to school
Okula doğru yoldayım
bebek beklemek
hamile olmak
They have a baby on the way
Bir bebek bekliyorlar
yolda
gelmekte olan
My friend is on the way
Arkadaşım yolda
teşekkür ederim
Sahnedeminnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan nazik ifade
I want to say thank you
Sana teşekkür ederim demek istiyorum
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
zehirli
Sahnedezarar verebilen veya öldürebilen zehir içeren
Some mushrooms are poisonous
Bazı mantarlar zehirlidir
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
tam
doğrudan ya da kesin bir biçimde
The hotel is right beside the station
Otel istasyonun tam yanında
anıt
Sahnedebir kişiyi veya olayı anmak için yapılan yapı
The monument is in the city center
Anıt şehir merkezindedir
yasaklamak
Sahnedebir şeye izin vermemek
My parents forbid me to go out
Ailem dışarı çıkmamı yasakladı
yasaklamak
bir eylemin yapılmasına izin vermemek
They forbid smoking in the office
Ofiste sigara içmeyi yasaklıyorlar
küçük kız
Sahnedegenç bir kız çocuk
The little girl is playing
Küçük kız oyun oynuyor
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
teslim etmek
Sahnedebirini veya bir şeyi başka birine vermek
You must turn over all the documents to the police
Tüm belgeleri polise teslim etmelisiniz
ters çevirmek
bir şeyin diğer yüzünün yukarı bakmasını sağlamak
Turn over the page
Sayfayı çevir
üzerinde düşünmek
bir şeyi derinlemesine değerlendirmek
I need to turn this idea over in my mind
Bu fikri zihnimde tartmam gerekiyor
çalışmak
bir motorun harekete geçmeye başlaması
The engine turned over on the first try
Motor ilk denemede çalıştı
kamp ateşi
Sahnedeısınmak veya yemek pişirmek için dışarıda yakılan ateş
We sat around the campfire
Kamp ateşinin etrafında oturduk
keşke
Sahnedebir şeyin farklı olmasını istemek için kullanılır
If only I had more time
Keşke daha fazla vaktim olsaydı
korkunç
Sahnedeçok kötü veya nahoş
The weather is horrible
Hava korkunç
aşırı
çok büyük bir derecede
There was a horrible amount of work
Dehşet verici miktarda iş vardı
patika
Sahnedeyürüyüş için kullanılan dar yol
We walked along the narrow path
Dar patika boyunca yürüdük
yol
bir sonuca varmak için izlenen yaşam veya davranış şekli
She chose a difficult path in life
Hayatta zor bir yol seçti
pratik yapmak
Sahnededaha iyi olmak için bir şeyi düzenli olarak yapmak
I practice piano every day
Her gün piyano pratiği yapıyorum
muayenehane
bir uzman profesyonelin çalıştığı iş yeri
She has a medical practice
Onun bir doktor muayenehanesi var
alıştırma
bilgiyi veya beceriyi ölçmek için verilen soru veya görevler dizisi
He completed the practice questions before the exam
Sınavdan önce alıştırma sorularını tamamladı
birbirini
Sahnedebir grup içindeki kişilerin karşılıklı etkileşimini ifade eder
They help one another
Birbirlerine yardım ederler
her nerede
Sahnedeherhangi bir yerde veya durumda
You can sit wherever you like
İstediğiniz her yere oturabilirsiniz
gizli
Sahnedebaşkaları tarafından bilinmeyen
I have a secret plan
Gizli bir planım var
sır
Sahnedebaşkalarına söylemediğiniz bilgi
I have a secret to tell you
Sana söyleyecek bir sırrım var
körlük
Sahnedegörme yetisinin olmaması
Blindness can be caused by disease
Körlük hastalıklardan kaynaklanabilir
ölümcül
Sahnedeölüme yol açan
The poison is deadly
Zehir ölümcüldür
son derece
çok veya tamamen
He is deadly serious
O son derece ciddi
içmek
Sahnedesıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
içecek
içilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
adlandırmak
Sahnedebirine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
tahmin etmek
Sahnedeemin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
tam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
-sa bile
Sahnedebir şey ne olursa olsun gerçekleşeceğini belirtmek için kullanılır
I will go even if it rains
Yağmur yağsa bile gideceğim
ölmek
Sahnedecanlılığın sona ermesi
All living things will eventually die
Tüm canlılar sonunda ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
döküntü
Sahnedecilt üzerindeki kırmızı lekeler veya tahriş
I have a rash on my arm
Kolumda bir döküntü var
aceleci
çok hızlı ve düşünmeden yapılan
It was a rash decision
Düşüncesizce bir karardı
artış
bir şeyin aniden ve çok sayıda ortaya çıkması
There was a rash of robberies
Bir dizi soygun yaşandı
hazırlıklı olmak
Sahnedebir duruma karşı önceden önlem almış olmak
Be prepared for the exam
Sınava hazırlıklı ol
hazır olmak
bir eylemi yapmaya hazır durumda bulunmak
Are you ready to go
Gitmeye hazır mısın
meşgul
Sahnedeyapılacak çok işi olan
I am very busy today
Bugün çok meşgulüm