Avatar: The Last Airbender — Season 2 Episode 8
Kelimeler ve anlamları
296 kelime
Seviye
affedersiniz
Sahnedeözür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
affedersiniz
birinin dikkatini çekmek veya küçük bir hata için özür dilemek amacıyla kullanılan ifade
Excuse me can you help me
Affedersiniz bana yardım edebilir misiniz
pardon
duyulmayan veya anlaşılmayan bir şeyi tekrar ettirmek için kullanılan ifade
Excuse me could you say that again
Pardon bunu tekrar söyleyebilir misiniz
affedersiniz
birinin dikkatini çekmek için kullanılan ifade
Excuse me could you help me find the station
Affedersiniz istasyonu bulmama yardım edebilir misiniz
pardon
küçük bir hata yapıldığında nazikçe özür dilemek için söylenen söz
Oh pardon I did not mean to bump into you
Ah pardon size çarpmak istemedim
seçkin
Sahnedeen iyi veya en yetenekli kişilerden oluşan grup
The elite team won the championship
Seçkin takım şampiyonluğu kazandı
seçkin
en yetenekli veya başarılı olan insan grubu
They are part of an elite team
Onlar seçkin bir takımın parçası
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
uygun olmayan veya iyi bir eşleşme sağlamayan
This is the wrong key for the door
Bu kapı için yanlış anahtar
kötülük etmek
birine adil olmayan veya zarar verici şekilde davranmak
He wronged her by taking the money
Parayı alarak ona kötülük etti
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
hata
doğru veya ahlaki olmayan eylem
It is a mistake to lie
Yalan söylemek bir hatadır
hatalı
doğru olmayan veya gerçeğe uymayan
That is the wrong answer
Bu hatalı bir cevap
ters
düzgün çalışmayan veya iyi gitmeyen
Something is wrong with the engine
Motorda bir terslik var
sorun
yolunda gitmeyen bir durum
Tell me what is wrong
Bana ne sorun olduğunu söyle
nehir
Sahnededoğal olarak akan büyük su yolu
The river is very long
Nehir çok uzun
nehir
yatağında akan büyük doğal su akıntısı
There is a wide river near our village
Köyümüzün yakınında geniş bir nehir var
akmak
nehir gibi akmak
Tears rivered down her face
Gözyaşları yüzünden aşağı aktı
at kuyruğu
Sahnedesaçın arkada toplandığı model
She wears her hair in a ponytail
Saçlarını at kuyruğu şeklinde topluyor
gözünü dört açmak
Sahnedebir şeyi görmek veya fark etmek için dikkatli olmak
Keep your eye out for the exit sign
Çıkış tabelasını görmek için gözünü dört aç
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka
Sahnedefarklı bir kişi veya şey
I want to go somewhere else
Başka bir yere gitmek istiyorum
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
sonsuza dek
Sahnedeçok uzun bir süre
I will remember this day forever
Bu günü sonsuza dek hatırlayacağım
sonsuza kadar
tüm zamanlar boyunca
I will love you forever
Seni sonsuza kadar seveceğim
koşmak
Sahnedeyürümekten daha hızlı hareket etmek
I run every morning
Her sabah koşarım
yönetmek
bir işin veya kurumun başında olmak
She runs a small business
Küçük bir işletme yönetiyor
sürmek
bir şeyin belirli bir süre devam etmesi
The play runs for two hours
Oyun iki saat sürüyor
ipucu
Sahnedebir şeyi tahmin etmeye yardımcı olan küçük bir bilgi
Can you give me a hint?
Bana bir ipucu verebilir misin?
ima etmek
bir şeyi doğrudan söylemeyip dolaylı yoldan belirtmek
She hinted that she might quit her job
İşinden ayrılabileceğini ima etti
eser
bir şeyin çok küçük miktarı
There is a hint of lemon in the tea
Çayda bir eser miktarda limon var
av
Sahnedebaşka bir hayvan tarafından avlanan hayvan
The rabbit is a prey animal
Tavşan bir av hayvanıdır
av
yemek için avlanan canlı
The lion found its prey
Aslan avını buldu
şşş
Sahnedebirinden sessiz olmasını istemek için çıkarılan ses
Ssh the baby is sleeping
Şşş bebek uyuyor
keyif
Sahnedemutluluk veya tatmin duygusu
Reading books gives me great pleasure
Kitap okumak bana büyük bir keyif verir
uykulu
Sahnedeuyuma ihtiyacı hisseden
I feel sleepy
Uykulu hissediyorum
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
gerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
çimen
Sahnedeyeri kaplayan yeşil bir bitki
The grass is green
Çimenler yeşildir
ispiyonlamak
birinin yasa dışı işlerini yetkililere bildirmek
He decided to grass on his partner
Ortağını ispiyonlamaya karar verdi
zor durumda
kötü veya tehlikeli bir durum
He is in the grass because of his mistake
Hatası yüzünden zor durumda
yüz
Sahnede100 sayısı
I have one hundred dollars
Yüz dolarım var
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
durdurmak
bir şeyin gerçekleşmesini engellemek
We must stop the spread of the virus
Virüsün yayılmasını durdurmalıyız
durdurmak
bir şeyin devam etmesini engellemek
Please stop the noise
Lütfen gürültüyü durdur
bitirmek
bir eylemi sona erdirmek
We have to stop our work
İşimizi bitirmek zorundayız
durmak
hareketin veya işin sona ermesi
You should stop here
Burada durmalısın
durak
otobüs veya trenin yolcu aldığı yer
Wait for me at the bus stop
Beni otobüs durağında bekle
son durak
yolculuğun sona erdiği yer
This is the final stop
Burası son durak
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
düşünmek
bir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
sadece
Sahnedesadece tek bir şey ve başka hiçbir şey değil
It is nothing but a dream
Bu sadece bir rüya
kısa
Sahnedeboyu veya uzunluğu az olan
She has short hair
Onun saçları kısa
eksik
bir şeyin yeterli miktarda olmaması
We are short of time
Vaktimiz az
açığa satmak
henüz sahip olunmayan hisseleri daha sonra düşük fiyattan geri almak umuduyla satmak
Traders short the stock hoping for a price drop
Yatırımcılar fiyat düşüşü beklentisiyle hisseyi açığa satar
kısa film
kısa süreli bir film veya video
He made a short for the contest
Yarışma için bir kısa film çekti
kısaltma
bir kelimenin veya ismin daha kısa biçimi
Bob is a short form of Robert
Bob Robert isminin kısaltmasıdır
kısa
az süren
We had a short meeting
Kısa bir toplantı yaptık
şort
belden dize kadar uzanan giysi
He bought a new short
Yeni bir şort aldı
kısa boylu
uzun olmayan
The boy is very short
Çocuk çok kısa boylu
son zamanlarda
Sahnedekısa bir süre önce
I recently moved here
Buraya yakın zamanda taşındım
yakın zamanda
kısa bir süre önce
I recently started a new job
Yakın zamanda yeni bir işe başladım
yeniden doğuş
Sahnedeyeniden doğma eylemi
The spring is a symbol of rebirth
Bahar yeniden doğuşun sembolüdür
ayaklar
Sahnedevücudun üzerinde durulan kısımları
My feet are cold
Ayaklarım soğuk
fit
12 inç değerindeki uzunluk ölçü birimi
The wall is ten feet high
Duvar on fit yüksekliğinde
fit
12 inç uzunluğa eşit ölçü birimi
The room is 10 feet wide
Oda 10 fit genişliğindedir
yatak
Sahnedeuyumak için kullanılan mobilya
I go to bed
Yatağa gidiyorum
yatak
bir nehrin veya denizin tabanı
The river bed is rocky
Nehir yatağı taşlıdır
bahse girmek
bir olayın sonucu üzerine para riske atmak
I bet five dollars on the game
Maça beş dolar yatırdım
bitirmek
bir şeyi sonlandırmak veya durdurmak
They want to end the contract
Sözleşmeyi bitirmek istiyorlar
yatak
yemeklerin üzerine konulduğu alt katman
Serve the meat on a bed of rice
Eti pirinç yatağında servis edin
yatmak
biriyle cinsel ilişkiye girmek
He bedded her before they married
Evlenmeden önce onunla yattı
yine de
Sahnedeher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
neyse
konuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim
zayıf
Sahnedegücü az olan
He is too weak to stand
Ayakta duramayacak kadar zayıf
daha zayıf
zayıf sıfatının karşılaştırma biçimi
He became weaker after the illness
Hastalıktan sonra daha zayıf düştü
zayıf
gücü veya kuvveti az olan
He feels weak after being sick
Hastalandıktan sonra kendini zayıf hissediyor
hemen şimdi
Sahnedetam olarak bu anda
I must go right now
Hemen şimdi gitmem gerekiyor
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
hemen
tam şu anda gerçekleşen
I need to leave right now
Hemen ayrılmam gerekiyor
şu anda
tam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
şu anda
tam bu anda
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
hemen şimdi
bu anda
Come home right now
Hemen şimdi eve gel
doğru
Sahnedegerçek olan veya yanlış olmayan
It is true that she is here
Burada olduğu doğru
dürüst
yalan söylemeyen ve doğru sözlü
He is a true person
O dürüst bir insan
sadık
birine bağlı ve vefalı olan
She is a true friend to me
O benim için sadık bir dost
güvenilir
her zaman beklenen şekilde çalışan
This system is true and effective
Bu sistem güvenilir ve etkili
dakika
Sahnede60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
tam o an
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
dakika
altmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
Sahnedebir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
kurmak
Sahnedebir şeyi belirli bir konuma yerleştirmek
I will set up the table
Masayı kuracağım
kurmak
bir işletme veya sistemi başlatmak
She set up a new company
Yeni bir şirket kurdu
tuzak kurmak
birini suçlu göstermek için plan yapmak
They set him up
Ona tuzak kurdular
ayarlamak
bir durumun meydana gelmesini sağlamak
He set up a meeting for tomorrow
Yarın için bir toplantı ayarladı
kurmak
bir şeyi kullanıma hazır hale getirmek
I will set up the computer
Bilgisayarı kuracağım
ayarlamak
birine bir şey sağlamak veya birini biriyle tanıştırmak
We set up a meeting for them
Onlar için bir toplantı ayarladık
kurulum
bir sistemin veya ekipmanın düzenlenme biçimi
The computer set-up is very simple
Bilgisayar kurulumu çok basit
kumpas
birini suçlu göstermek için tasarlanan hileli plan
He realized that the arrest was a set-up
Tutuklanmanın bir kumpas olduğunu anladı
kumpas kurmak
birini masum olduğu halde suçlu gibi göstermek
He was set up by his enemy
Düşmanı ona kumpas kurdu
desteklemek
birinin iyi yaşaması için gerekli olanı vermek
His parents set him up with enough money
Ailesi onu yeterli parayla destekledi
tanıştırmak
iki kişiyi romantik bir buluşma için bir araya getirmek
My friend set me up on a date
Arkadaşım beni bir randevu için tanıştırdı
kurmak
bir şeyi düzenlemek veya yerine koymak
They set up a new company
Yeni bir şirket kurdular
ayarlamak
bir şeyi kullanıma hazır hale getirmek
Please set up the new printer
Lütfen yeni yazıcıyı ayarlayın
hazırlamak
bir şeyin gerçekleşmesi için düzenlemeler yapmak
We set up a meeting for tomorrow
Yarın için bir toplantı hazırladık
hazırlanmış
bir şey için düzenlenmiş veya hazır hale getirilmiş
The room is all set up
Oda tamamen hazırlanmış
hazır
bir şeye hazırlıklı olmak
I am all set up for the test
Sınav için tamamen hazırım
daha önce
Sahnededaha önceki bir zamanda
She previously worked here
O daha önce burada çalışmıştı
daha önce
şimdiden önceki bir zamanda
I met her previously
Onunla daha önce tanıştım
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
çalışmaya başlamak
devreye girmek veya çalışmaya başlamak
The lights come on at night
Işıklar gece yanar
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
çalışmak
bir cihazın veya ışığın devreye girmesi
The street lights come on at night
Sokak lambaları gece yanmaya başlar
gel
bir yere gitmeye davet etmek
Come on with me to the car
Arabaya benimle gel
hadi
birini bir şey yapmaya teşvik etmek
Come on you can do it
Hadi başarabilirsin
varmak
bir yere ulaşmak
The guests will come on soon
Misafirler yakında varacak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
ilerlemek
bir şeyin gelişmesi veya ilerleme kaydetmesi
Your project is really coming on well
Projen gerçekten iyi ilerliyor
davranmak
belirli bir şekilde hareket etmek
He came on too strong
Çok baskın davrandı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
hadi
birini bir şey yapmaya teşvik etmek veya şaşkınlık ifade etmek için kullanılır
Come on you can do it
Hadi yapabilirsin
içeri girmek
bir yerin içine doğru hareket etmek
Please come on into my office
Lütfen ofisime girin
acele etmek
birini daha hızlı hareket etmeye veya daha çok çabalamaya teşvik etmek için kullanılır
Come on we are late
Acele et geç kaldık
katılmak
bir etkinlikte veya faaliyette yer almak
Do you want to come on the trip with us
Bizimle geziye katılmak ister misin
yayına girmek
televizyonda veya radyoda gösterilmeye başlanmak
The news will come on at eight
Haberler sekizde yayına girecek
unsur
Sahnedebir şeyin temel veya önemli bir parçası
Trust is a key element
Güven temel bir unsurdur
element
daha basit maddelere ayrılamayan saf madde
Iron is an element
Demir bir elementtir
doğa şartları
rüzgar veya yağmur gibi sert hava durumları
The hikers were exposed to the elements
Dağcılar doğa şartlarına maruz kaldılar
cana yakın
Sahnedenezaket ve sıcaklık gösteren
She is a very friendly person
O çok cana yakın biridir
dost canlısı
insanlarla iyi geçinen ve nazik olan
The neighbors are very friendly
Komşular çok dost canlısı
dost
kendi tarafınızdan olan ve zarar verilmesi istenmeyen
We must avoid friendly fire
Bu durumda dost ateşinden kaçınmalıyız
öğrenmek
Sahnedebir şeyi öğrenmek veya keşfetmek
I will find out the answer
Cevabı öğreneceğim
yakalanmak
birinin hatalı veya dürüst olmayan bir şey yaptığını keşfetmek
I hope he does not find out
Umarım o yakalanmaz
öğrenmek
bir bilgi veya gerçek hakkında fikir sahibi olmak
I want to find out the truth
Gerçeği öğrenmek istiyorum
Kuzey Kutbu
SahnedeDünyanın en kuzey noktası
Santa Claus lives at the North Pole
Noel Baba Kuzey Kutbunda yaşar
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
serbest bırakmak
birinin sorumluluktan veya cezadan kurtulmasına izin vermek
The police let him go without any punishment
Polis onu hiçbir ceza vermeden serbest bıraktı
etkilemek
birinin duyguları veya ruh hali üzerinde etki yaratmak
The sad song let me feel nostalgic
Hüzünlü şarkı beni nostaljik hissettirdi
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
izin vermek
birinin bir şey yapmasına müsaade etmek
Please let me go home
Lütfen eve gitmeme izin ver
serbest bırakmak
tutulan veya hapsedilen birini ya da bir şeyi salmak
They let the bird fly away
Kuşu serbest bıraktılar
uyku tulumu
Sahnededışarıda uyumak için kullanılan sıcak tutan çanta
I need a sleeping bag for the trip
Gezi için bir uyku tulumuna ihtiyacım var
uyku tulumu
dışarıda uyumak için kullanılan sıcak tutan torba
I need a sleeping bag for camping
Kamp yapmak için bir uyku tulumuna ihtiyacım var
uyku tulumu
açık havada uyumak için tasarlanmış koruyucu çanta
Please pack your sleeping bag carefully
Lütfen uyku tulumunu dikkatlice paketle
uyku tulumu
dışarıda uyumak için kullanılan sıcak bir çanta
I need a sleeping bag for camping
Kamp yapmak için bir uyku tulumuna ihtiyacım var
uyku tulumu
dışarıda uyumak için kullanılan sıcak tutan torba
I used a sleeping bag for camping
Kampta uyku tulumu kullandım
çok
Sahnedebüyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
çok
büyük bir miktar veya sayı
I have a lot of work today
Bugün çok işim var
birçok
çok sayıda veya miktarda olan
I have a lot of homework
Çok ödevim var
çok
büyük miktarda veya derecede
We talk a lot
Çok konuşuruz
daha önce
Sahnedegeçmişteki bir zamanda
I saw him earlier today
Onu bugün daha önce gördüm
daha erken
beklenenden önce gerçekleşen veya gelen
The plane arrived earlier than expected
Uçak beklenenden daha erken vardı
daha önce
şimdiden daha önceki bir zamanda
I finished the work earlier today
İşi bugün daha önce bitirdim
daha önce
belirli bir zamandan önce gerçekleşen
We arrived earlier than our friends
Arkadaşlarımızdan daha önce geldik
daha uzak
Sahnededaha büyük bir mesafede olan
The park is further than I thought
Park düşündüğümden daha uzak
daha fazla
daha büyük bir ölçüde veya derecede
We need further information
Daha fazla bilgiye ihtiyacımız var
ilerletmek
bir sürecin veya işin gelişimini sağlamak
She took the course to further her career
Kariyerini ilerletmek için kursa gitti
desteklemek
bir amacı veya girişimi katkıda bulunarak büyütmek
They want to further their shared goals
Ortak amaçlarını desteklemek istiyorlar
öğrenmek
Sahnedeçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
öğrenmek
bir durum hakkında haber almak
I learned that the meeting is postponed
Toplantının ertelendiğini öğrendim
öğrenmek
yeni bir bilgi veya beceri edinmek
I am learning how to play chess
Satranç oynamayı öğreniyorum
keyif almak
Sahnedebir şeyden zevk almak
I enjoy reading books
Kitap okumaktan keyif alırım
temiz
Sahnedeyasadışı veya dürüst olmayan işlere karışmamış
He has a clean record
Onun sicili temiz
tamamen
bütünüyle veya tamamen
I clean forgot the date
Tarihi tamamen unuttum
temiz
kir veya leke barındırmayan
Please put on a clean shirt
Lütfen temiz bir gömlek giy
temizlemek
bir şeyi kirden arındırmak
I need to clean my room
Odamı temizlemem gerek
adil
hile yapmadan kurallara uygun
They played a clean game
Adil bir oyun oynadılar
suçsuz
yasalara aykırı bir şey yapmamış olan
He has a clean record
Onun temiz bir sicili var
temiz
yasa dışı madde veya alkol kullanmayan
He has been clean for a year
Bir yıldır temiz
civarında
Sahnedebir yerin yakınındaki alan
Many trees are around the school
Okulun civarında çok ağaç var
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
aşina
bir şeyi nasıl kullanacağını veya idare edeceğini bilmek
She knows her way around the office
Ofis konusunda bilgisi var
tersine
bir şeyin yönünü veya sonucunu değiştirmek
We must turn the situation around
Durumu tersine çevirmeliyiz
çileden çıkarıcı
Sahnedebirini aşırı derecede kızdıran
It is infuriating to wait for hours
Saatlerce beklemek çileden çıkarıcı
geri çekilmek
Sahnedebir durumdan uzaklaşmak veya müdahale etmeyi bırakmak
Please back off now
Lütfen şimdi geri çekil
hız kesmek
bir şeyin miktarını veya yoğunluğunu azaltmak
You should back off on your work
İş temponu biraz düşürmelisin
uzaklaşmak
birinden uzaklaşmak veya rahatsız edici davranışı bırakmak
He told the bully to back off
Zorbalık yapan kişiye uzaklaşmasını söyledi
geri çekilmek
birini tehdit etmeyi veya ona yaklaşmayı bırakmak
He told the aggressive man to back off
Agresif adama geri çekilmesini söyledi
kendi başına
Sahnedebaşkalarının yardımı olmadan
You can do it on your own
Bunu kendi başına yapabilirsin
tek başına
başka birinin yardımı olmadan veya yalnız şekilde
You have to do this task on your own
Bu görevi tek başına yapmalısın
uyuyor
Sahnedeuyku durumunda olan
The baby is asleep
Bebek uyuyor
keşfetmek
Sahnedebir şeyi ilk kez bulmak
They discovered a new planet
Yeni bir gezegen keşfettiler
keşfetmek
daha önce bilinmeyen bir şeyi bulmak veya ortaya çıkarmak
Scientists discovered a new planet
Bilim insanları yeni bir gezegen keşfetti
keşfetmek
bilinmeyen bir şeyi ortaya çıkarmak
Scientists discovered a new planet
Bilim insanları yeni bir gezegen keşfetti
keşfetmek
bir şeyi ilk defa öğrenmek veya bulmak
Scientists discover new planets
Bilim insanları yeni gezegenler keşfediyor
gitmek
Sahnedebir yerden ayrılmak
Please go away
Lütfen git
yok olmak
mevcut olmamak veya ortadan kalkmak
The pain will go away soon
Ağrı yakında geçecek
tatile gitmek
kısa bir tatil için başka bir yere seyahat etmek
We will go away for the weekend
Hafta sonu için tatile gideceğiz
gitmek
bir yerden ayrılmak
You should go away now
Şimdi gitmelisin
uzaklaşmak
bulunduğu bir yerden ayrılmak
He decided to go away for a while
Bir süreliğine uzaklaşmaya karar verdi
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
bizden biri
belirli bir gruba dahil olan kişi
He is one of our own
O bizden biri
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
tabii ki
Sahnedeonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
elbette
birini onaylamak veya beklendik bir durumu belirtmek için kullanılan ifade
Can you help me? Of course
Bana yardım edebilir misin? Elbette
adil pay
Sahnedemakul veya uygun görülen miktar
Everyone did their fair share of the work
Herkes üzerine düşen payı yaptı
bulundurmak
Sahnedebir şeyi yanında tutmak veya sahip olmak
The store carries fresh fruit
Mağaza taze meyve bulunduruyor
destek olmak
birinin zor zamanlarda ayakta kalmasını sağlamak
Courage carries him through the day
Cesaret gün boyunca ona destek oluyor
nakletmek
bir şeyi bir yerden başka bir yere götürmek
Ships carry goods across the sea
Gemiler malları deniz aşırı nakleder
uzağa ulaşmak
bir sesin uzak mesafelerden duyulabilmesi
Her voice carries well in this hall
Sesi bu salonda uzağa ulaşıyor
üzerinde bulundurmak
bir şeyi elinde veya yanında tutmak
Do you carry an umbrella
Yanında şemsiye bulunduruyor musun
taşımak
bir şeyi bir yerden başka bir yere götürmek
Please carry this box inside
Lütfen bu kutuyu içeri taşı
taşınan
bir yerden başka bir yere götürülmüş olan
The carried box is heavy
Taşınan kutu ağırdır
çay
Sahnedeyapraklardan yapılan sıcak bir içecek
I drink tea every morning
Her sabah çay içerim
çay
kuru yaprakların üzerine kaynar su dökülerek hazırlanan sıcak içecek
I drink tea every morning
Her sabah çay içerim
cesaret etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya cesareti olmak
He didn't dare to jump
Atlamaya cesaret edemedi
meydan okuma
cesaret göstermek için yapılan riskli eylem
I accepted the dare
Meydan okumayı kabul ettim
cesaret etmek
risk almaya veya yeni şeyler denemeye istekli olmak
She dared to sing on the stage
O sahnede şarkı söylemeye cesaret etti
geçen sefer
Sahnedeşu andan önceki en yakın zaman
I ate sushi last time
Geçen sefer sushi yedim
son kez
diğer hepsinden sonra gelen
This is the last time
Bu son kez
geçen sefer
şu andan hemen önce gerçekleşen
I went there last time
Geçen sefer oraya gittim
-e rağmen
Sahnedesöylenen bir şeye rağmen şaşırtıcı bir durumu belirtmek için kullanılır
Even though it was raining, we went for a walk
Yağmur yağmasına rağmen yürüyüşe çıktık
olmasına rağmen
bir durumun olmasına karşın
I went out even though it was raining
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktım
her ne kadar
bir durumun olmasına karşın
Even though he was tired he worked
Her ne kadar yorgun olsa da çalıştı
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
gibi gelmek
Sahnedebir durumun gerçekleşeceği izlenimine kapılmak
It feels like it is going to snow
Kar yağacak gibi geliyor
canı istemek
bir şeyi yapma isteği duymak
I feel like going for a walk
Yürüyüşe çıkasım var
gibi hissetmek
bir durumda veya rolde olduğunu düşünmek
Sometimes I feel like a child
Bazen kendimi çocuk gibi hissediyorum
istek duymak
bir şeyi yapmayı arzulamak
I feel like having coffee now
Şu an kahve içmeye istek duyuyorum
düşünmek
bir şeyin doğru olduğu görüşüne sahip olmak
I feel like this is the right answer
Bunun doğru cevap olduğunu düşünüyorum
sorun
Sahnedebaşa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
problem
Sahnedezorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
üç
Sahnedeüç sayısı
I have three apples
Üç elmam var
daha hızlı
Sahnededaha yüksek hızda
Can you walk faster?
Daha hızlı yürüyebilir misin?
daha hızlı
daha yüksek bir hızda
Please drive faster
Lütfen daha hızlı sür
bir parçası
Sahnedebir grubun veya organizasyonun üyesi olmak
I am part of the team
Takımın bir parçasıyım
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
olmak
Sahnedefarklı bir duruma geçmek
It has gotten cold
Hava soğudu
almak
bir şeyi elde etmek
I have gotten a letter
Bir mektup aldım
varmış
bir yere ulaşmış olma durumu
I have gotten to the station
İstasyona varmış durumdayım
atlatmak
Sahnedebirinin peşinden ayrılıp gizlice kaçmak
The thief gave the guard the slip
Hırsız bekçiyi atlattı
çiçekler
Sahnedebir bitkinin renkli kısmı
I love red flowers
Kırmızı çiçekleri severim
çiçekler
bitkilerin renkli kısımları
She picked some flowers
Bazı çiçekler topladı
çiçekler
bitkinin tohum üreten renkli kısmı
The garden is full of beautiful flowers
Bahçe güzel çiçeklerle dolu
çiçekler
bitkilerin açan renkli kısmı
These flowers bloom in spring
Bu çiçekler ilkbaharda açar
çiçekler
ağaçlarda açan renkli kısımlar
The tree is full of beautiful blossoms
Ağaç güzel çiçeklerle dolu
çiçekler
hoş kokulu renkli bitki kısımları
The flowers in the garden smell nice
Bahçedeki çiçekler güzel kokuyor
çiçekler
hediye olarak verilen renkli bitkiler
She bought flowers for her mother
Annesi için çiçekler aldı
dökmek
Sahnedebir sıvıyı bir kaptan akıtmak
Please pour me some water
Lütfen bana biraz su dök
dökmek
bir sıvıyı kaptan başka bir yere boşaltmak
Please pour the water into the glass
Lütfen suyu bardağa dök
dökmek
bir şeyi bir yere boşaltmak
Please pour the water into the glass
Lütfen suyu bardağa dök
bardaktan boşalırcasına yağmak
çok şiddetli yağmur yağması
It is pouring outside today
Bugün dışarıda bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyor
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ince
kalın olmayan
The pen has a fine tip
Kalemin ince bir ucu var
iyi
sağlığı yerinde veya zarar görmemiş olan
I am feeling fine today
Bugün kendimi iyi hissediyorum
iyi
yeterince iyi veya tatmin edici
The weather is fine today
Bugün hava iyi
kabul edilebilir
yeterli veya uygun
This plan is fine with me
Bu plan benim için kabul edilebilir
kaliteli
çok iyi nitelikli
This is a fine cloth
Bu kaliteli bir kumaş
üstün
çok yüksek nitelikte
They have fine taste in art
Sanat konusunda üstün bir zevkleri var
sağlıklı
iyi bir sağlık veya durum içinde
I am fine thank you
İyiyim teşekkür ederim
ceza
ceza olarak ödenmesi gereken para
He had to pay a fine
Bir ceza ödemek zorunda kaldı
ince yazılı
bir belgede küçük puntoyla yazılanlar
Read the fine print carefully
İnce yazıları dikkatlice oku
seçkin
çok yüksek kalitede
A fine specimen of the plant
Bitkinin seçkin bir örneği
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
seçmek
Sahnedebir şeyi tercih etmek veya seçmek
Pick a color
Bir renk seç
pena
telli çalgıları çalmak için kullanılan küçük alet
He lost his guitar pick
Gitar penasını kaybetti
almak
bir nesneyi elinize almak veya kaldırmak
Pick up your book
Kitabını al
seçim
seçilen kişi veya şey
This was my first pick
Bu benim ilk seçimimdi
temizlemek
küçük bir boşluktan bir şeyi çıkarmak
Use a toothpick to pick your teeth
Dişlerini temizlemek için kürdan kullan
toplamak
bir yüzeyden bir şeyi koparıp almak
We can pick fresh apples here
Buradan taze elmalar toplayabiliriz
seçmek
bir şeyi tercih etmek veya belirlemek
You can pick any color
İstediğin rengi seçebilirsin
pena
gitar tellerini çalmak için kullanılan küçük parça
I lost my guitar pick
Gitar penamı kaybettim
bizon
Sahnedeboynuzlu ineğe benzeyen büyük yabani bir hayvan
The bison is a large animal
Bizon büyük bir hayvandır
ayrıca
Sahnedeek bir bilgi veya nokta eklemek için kullanılır
Besides, it is too late
Ayrıca, çok geç
haricinde
bir şeyin dışında veya hariç tutularak
No one was there besides me
Benden başka kimse yoktu
ayrıca
söylenene ek olarak
Besides it is getting late
Ayrıca hava kararıyor
ayrıca
söylenenlere ek bir nokta katmak için kullanılır
Besides it is raining outside
Ayrıca dışarıda yağmur yağıyor
beraber
Sahnedeaynı yerde veya aynı zamanda
We study together
Birlikte çalışıyoruz
barışmış
bir ayrılığın ardından tekrar sevgili olmak
They got back together recently
Yakın zamanda tekrar barıştılar
toplamda
sayıların toplamını hesaplamak
How much is it all together
Hepsi toplamda ne kadar
düzenli
mantıklı ve planlı bir şekilde
She is a very together person
O çok düzenli bir insandır
katılmak
Sahnedebir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
eşlik etmek
birinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
evlendirmek
evlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
birleştirmek
iki şeyi birbirine bağlamak
Please join these two pieces of rope
Lütfen bu iki ip parçasını birleştirin
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
konuşma
fikir veya bilgilerin sözlü olarak paylaşılması
We had a long talk
Uzun bir konuşma yaptık
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşma
bir konu üzerine yapılan resmi sözlü sunum
She gave a short talk about history
Tarih hakkında kısa bir konuşma yaptı
konuşmak
bir konu hakkında karşılıklı konuşmak
They need to talk about their plans
Planları hakkında konuşmaları gerekiyor