Avatar: The Last Airbender — 2. Sezon Bölüm 9
Kelimeler ve anlamları
418 kelime
Seviye
toprak bükücü
Sahnedezihniyle toprağı kontrol edebilen kişi
Toph is a powerful earthbender
Toph güçlü bir toprak bükücüdür
saklamak
Sahnedebir şeyi göstermekten veya vermekten kaçınmak
Don't hold back the truth
Gerçeği saklama
engellemek
birinin ilerlemesini durdurmak
Fear held him back
Korku onu engelledi
zapt etmek
birinin serbestçe hareket etmesini önlemek
She tried to hold back her tears
Gözyaşlarını tutmaya çalıştı
engellemek
birinin bir şey yapmasını önlemek
His fear held him back
Korkusu onu engelledi
alıkoymak
birini bir şey yapmaktan durdurmak
The police held back the crowd
Polis kalabalığı durdurdu
geciktirmek
bir şeyin olması gerekenden daha yavaş veya daha geç gerçekleşmesini sağlamak
Lack of money held back the project
Paranın eksikliği projeyi geciktirdi
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
kargaşa
Sahnedebüyük düzensizlik veya belirsizlik durumu
The country was in turmoil after the election
Seçimlerden sonra ülke kargaşa içindeydi
öfke
Sahnedeçok kızgın olma durumu veya hissi
His anger was obvious
Öfkesi belliydi
kızdırmak
birini öfkelendirmek
Don't anger the boss
Patronu kızdırma
öfke
kızgınlık ve hiddet duygusu
He could not hide his anger
Öfkesini gizleyemiyordu
çok
Sahnedebüyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
çok
büyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
olumlu
Sahnedekötü şeyler yerine iyi şeyleri düşünen
Stay positive about the future
Gelecek hakkında olumlu kal
artı
Sahnedesıfırdan büyük olan matematiksel değer
Five is a positive number
Beş pozitif bir sayıdır
pozitif
bir şeyin doğru veya mevcut olduğunu gösteren
The test result was positive
Test sonucu pozitifti
pozitif
bir maddenin veya durumun var olduğunu gösteren
The medical test was positive
Tıbbi test sonucu pozitifti
yeter
Sahnedeartık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
gerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
çay
Sahnedeyapraklardan yapılan sıcak bir içecek
I drink tea every morning
Her sabah çay içerim
çay
kuru yaprakların üzerine kaynar su dökülerek hazırlanan sıcak içecek
I drink tea every morning
Her sabah çay içerim
dedikodu
insanlar hakkındaki söylentiler veya haberler
She is spilling the tea about the party
Parti hakkındaki dedikoduları anlatıyor
geri adım atmamak
Sahnedefikrini veya konumunu değiştirmeyi reddetmek
You must stand your ground during the meeting
Toplantı sırasında geri adım atmamalısın
tavrını korumak
Sahnedebaskıya rağmen duruşundan vazgeçmemek
She stood her ground when the boss criticized her
Patron onu eleştirdiğinde tavrını korudu
geri adım atmamak
fikrini değiştirmeyi veya teslim olmayı reddetmek
You must stand your ground
Geri adım atmamalısın
geri çekilmeme yasası
insanın saldırıya uğradığında geri çekilmek zorunda kalmadan kendini savunmasına izin veren yasa
He invoked the stand-your-ground law during the trial
Duruşma sırasında geri çekilmeme yasasını öne sürdü
karşılığını almak
Sahnedeçabaların başarılı olması veya değmesi
Hard work pays off
Sıkı çalışma karşılığını verir
rüşvet vermek
birine dürüst olmayan bir iş yapması için para vermek
He tried to pay off the guard
Güvenlik görevlisine rüşvet vermeye çalıştı
borcu ödemek
bir borcu tamamen kapatmak için para vermek
I finally paid off my loan
Nihayet kredimi ödedim
kazanç
yapılan bir işin karşılığında alınan para veya ödül
This hard work had a big pay-off
Çok çalışmanın büyük bir kazancı oldu
borcu ödemek
bir borcu tamamen kapatmak için para vermek
I need to pay off my loan
Kredimi ödemem gerekiyor
bakmak
Sahnedebirini veya bir şeyi görmek için gözlerini ona çevirmek
Look at that bird
Şu kuşa bak
incelemek
bir şeyi dikkatlice araştırmak veya düşünmek
I need to look at the documents
Belgeleri incelemem gerekiyor
başka bir
Sahnedebir tane daha veya farklı bir tane
I want another cup of coffee
Bir fincan daha kahve istiyorum
aklına gelmek
Sahnedebirinin zihninde belirlemek
It didn't occur to me
Aklıma gelmedi
girdap
Sahnedehızla dönen su kütlesi
The boat was pulled into a whirlpool
Tekne bir girdaba kapıldı
Whirlpool
ev aletleri üreten şirket
We bought a new Whirlpool dishwasher
Yeni bir Whirlpool bulaşık makinesi aldık
tamamen
Sahnedeher bakımdan veya tam derecede
I completely forgot about the meeting
Toplantıyı tamamen unuttum
dolambaçlı yol
Sahnedebir şeyden kaçınmak için gidilen daha uzun yol
We had to take a detour
Dolambaçlı bir yoldan gitmek zorunda kaldık
şeyler
Sahnedebir nesne, fikir veya durum
Some things are hard to explain
Bazı şeyler açıklanması zordur
şey
nesne veya eşya
This is a useful thing
Bu yararlı bir şey
işler
insanların yaptığı eylemler veya olaylar
We have many things to do today
Bugün yapacak çok işimiz var
şeyler
türü ne olursa olsun nesneler veya durumlar
I have many things in my bag
Çantamda birçok şey var
durumlar
genel olaylar veya faaliyetler
Things are going well
Durumlar iyi gidiyor
eşyalar
nesneler veya maddeler
Please put your things away
Lütfen eşyalarını yerine koy
gerektirmek
Sahnedebir şeyin olması için gerekli olmak
This job requires a lot of patience
Bu iş çok sabır gerektiriyor
gerektirmek
bir şeyin zorunlu olduğunu belirtmek
This job requires experience
Bu iş tecrübe gerektiriyor
gerektirmek
bir şeyin olmasını zorunlu tutmak
This job requires a lot of experience
Bu iş çok fazla deneyim gerektirir
dürtmek
Sahnedebirini veya bir şeyi hafifçe itmek
She gave him a nudge
Onu hafifçe dürttü
okyanus
Sahnedeçok büyük tuzlu su alanı
The ocean is very deep
Okyanus çok derindir
okyanus
çok geniş tuzlu su kütlesi
The ocean is very deep
Okyanus çok derindir
personel
Sahnedebir kurumda çalışan insanların tümü
The staff is very helpful
Personel çok yardımsever
asa
yürümeye yardımcı olması için kullanılan uzun tahta
He used a wooden staff for walking
Yürümek için tahta bir asa kullandı
personel
bir kurumda çalışan kişiler
The hotel staff was very helpful
Otel personeli çok yardımseverdi
fark etmek
Sahnedebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
idrak etmek
bir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
beslemek
Sahnedebir şeyin büyümesi veya gerçekleşmesi için gereken enerjiyi sağlamak
His passion fuels his creativity
Tutkusu yaratıcılığını besliyor
yakıt
enerji üretmek için kullanılan madde
The car ran out of fuel
Arabanın yakıtı bitti
yakıt sağlamak
bir şeye enerji veya güç sağlamak
Good food fuels our bodies
İyi yemek vücudumuza enerji sağlar
denemek
Sahnedebir şeyi yapmaya çalışmak
You should give it a try
Bunu denemelisin
su bükücü
Sahnedekurgusal bir dünyada suyu yöneten karakter
Katara is a powerful waterbender
Katara güçlü bir su bükücüdür
su bükücü
Sahnedesuyu yönlendirme yeteneğine sahip kimse
Every waterbender has a special gift
Her su bükücünün özel bir yeteneği vardır
su bükücü
zihniyle suyu kontrol edebilen kişi
A waterbender moves water with gestures
Su bükücü suyu hareketlerle yönlendirir
su bükücü
büyü kullanarak suyu kontrol edebilen kişi
The waterbender used magic to create a wave
Su bükücü dalga yaratmak için büyü kullandı
sabit
Sahnededeğişmeyen veya hareket etmeyen
He has a steady job
Sabit bir işi var
düzene girmek
düzenli veya sakin hale gelmek
His heart rate steadied
Kalp atış hızı düzene girdi
sevgili
ciddi ve özel bir ilişki içinde olunan kişi
He is my steady
O benim sevgilim
sabitlemek
bir şeyi sağlam veya sabit hale getirmek
He held the ladder to steady it
Merdiveni sabitlemek için tuttu
dört
Sahnede4 sayısı
I have four apples
Dört elmam var
beceri
Sahnedebir şeyi iyi yapabilme yeteneği
Reading is an important skill
Okuma önemli bir beceridir
gerçek
Sahnedegerçek olan veya doğru olan
The actual cost was higher
Gerçek maliyet daha yüksekti
gerçek
gerçekten var olan
The actual cost was lower
Gerçek maliyet daha düşüktü
hassas
Sahnedekolayca kırılabilen veya zarar görebilen
The glass vase is very delicate
Cam vazo çok hassastır
hassas
dikkat ve özen gerektiren
This is a delicate situation
Bu hassas bir durum
hassas
dikkatle ele alınması gereken
Please handle this delicate vase with care
Lütfen bu hassas vazoyu dikkatle tut
keyif almak
Sahnedebir şeyden zevk almak
I enjoy reading books
Kitap okumaktan keyif alırım
amaç
Sahnedeulaşmayı planladığınız şey
Our main object is to succeed
Temel amacımız başarılı olmak
itiraz etmek
bir şeye katılmadığını söylemek
I object to this plan
Bu plana itiraz ediyorum
nesne
görülebilen ve dokunulabilen fiziksel şey
It is a small object
O küçük bir nesne
nesne
fiilden etkilenen isim veya zamir
Identify the object in the sentence
Cümledeki nesneyi belirleyin
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
su
Sahnedeyağmur olarak yağan ve nehirlerde bulunan berrak sıvı
I drink a glass of water
Bir bardak su içerim
sulamak
bitkilere su vermek
I water the plants every day
Bitkileri her gün sularım
dışarı
Sahnedebir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
nedeniyle
Sahnedebir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
dışında tutmak
birini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
-den
bir yerden veya kaynaktan gelmek
I got the water out of the tap
Suyu musluktan aldım
arasından
bir grubun içinden seçilmek
Choose one out of these three
Bu üçünün arasından bir tane seç
içinden
bir şeyin iç kısmından gelmek
He came out of the room
Odanın içinden geldi
yoksun
bir şeye sahip olmamak
We are out of bread
Ekmeksiz kaldık
uzaklaşarak
bir yerden ayrılmak
Please get out of my house
Lütfen evimden çık
dışında
artık bir grubun parçası olmamak
He is out of the team
O artık takımın dışında
tükenmiş
bir şeyin bitmiş olması
We are out of gas
Benzinimiz bitti
dışarıda
bir yerin içinde olmamak
She is out of the office
Ofisin dışında
dışarı
bir yerin içerisi olmaması
Stay out of the rain
Yağmurun dışında kal
çıkararak
bir şeyi bir yerden almak
Take the keys out of your pocket
Anahtarları cebinden çıkar
alınarak
birini veya bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
They took the boy out of school
Çocuğu okuldan aldılar
kalmamış
bir şeyin tamamen bitmiş olması
We are out of sugar for the tea
Çay için şekerimiz kalmadı
karşı
Sahnedebir görüşe veya plana karşı olma durumu
He is against the plan
O bu plana karşı
dayalı
bir şeye temas eden veya yaslanmış durumda olan
He leaned against the wall
Duvara yaslandı
karşı
bir şeye veya birine muhalif olma durumu
He is against the new plan
O yeni plana karşı
aykırı
bir duruma veya fikre zıt olan
It is against the rules
Bu kurallara aykırı
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
ne demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
kavramak
söylenen bir şeyi zihnen çözümlemek
I understood his instructions clearly
Talimatlarını net bir şekilde kavradım
mükemmel
Sahnedeçok iyi
This cake is excellent
Bu kek mükemmel
dişler
Sahnedeısırmak için kullanılan ağızdaki sert beyaz parçalar
Brush your teeth
Dişlerini fırçala
diş
çiğnemek için kullanılan ağızdaki sert beyaz nesne
He lost a tooth
Bir dişini kaybetti
öğrenmek
Sahnedeçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
öğrenmek
bir durum hakkında haber almak
I learned that the meeting is postponed
Toplantının ertelendiğini öğrendim
öğrenmek
yeni bir bilgi veya beceri edinmek
I am learning how to play chess
Satranç oynamayı öğreniyorum
şaşırtıcı
Sahnedeşaşkınlık uyandıran
The news was surprising
Haber şaşırtıcıydı
sadece
Sahnedebasit bir şekilde veya sadece
It is simply a matter of time
Bu sadece bir zaman meselesi
basitçe
basit veya anlaşılır bir biçimde
She explained it simply
Bunu basitçe anlattı
sadece
sadece veya kolay bir şekilde
I simply wanted to help
Sadece yardım etmek istedim
kesinlikle
bir ifadeyi vurgulamak için kullanılır
It is simply amazing
Bu kesinlikle harika
bırakmak
Sahnedebir şeyi yapmayı bırakmak
I want to give up smoking
Sigarayı bırakmak istiyorum
pes etmek
denemeyi bırakmak veya teslim olmak
Don't give up now
Şimdi pes etme
işten çıkarmak
birini bir işi bırakmaya veya bir yerden ayrılmaya zorlamak
The company had to give up some staff
Şirket bazı personeli işten çıkarmak zorunda kaldı
sıyrılmak
Sahnedebir sorumluluktan veya işten kurtulmak
I want to get out of this meeting
Bu toplantıdan sıyrılmak istiyorum
çıkmak
Sahnedefiziksel bir yerden ayrılmak
Get out of the room right now
Hemen odadan çık
verim almak
bir şeyden kazanç veya fayda sağlamak
What did you get out of that class
O dersten ne verim aldın
kaçmak
bir yerden uzaklaşmak
You should get out of the house
Evden kaçmalısın
çıkmak
bir yerden ayrılmak
Get out of my room
Odamdan çık
üzerine gelmek
Sahnedebir şeye veya birine doğru hareket etmek
The dog came at me
Köpek üzerime geldi
üzerine yürümek
birine tehditkar bir şekilde yaklaşmak
He came at me angrily
Öfkeyle üzerime yürüdü
gerektirmek
bir şeye ihtiyaç duymak
This task comes at a lot of focus
Bu görev çok fazla odaklanma gerektirir
saldırmak
birine düşmanca veya agresif bir şekilde yaklaşmak
The dog came at me
Köpek üzerime saldırdı
saldırmak
birine tehditkar şekilde doğru ilerlemek
He came at me with a knife
Bana bıçakla saldırdı
işe koyulmak
Sahnedebir işe veya göreve başlamak
We should get down to it now
Şimdi işe koyulmalıyız
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
dönüşmek
bir şeyden başka bir şeye geçmek
Water will become ice
Su buza dönüşecek
hale gelmek
bir şey durumuna geçmeye başlamak
The weather will become cold
Hava soğuk hale gelecek
peşinden gitmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
uymak
birinin söylediklerini yerine getirmek
You should follow the instructions
Talimatlara uymalısın
ardından gelmek
bir şeyden sonra meydana gelmek
Night follows day
Günden sonra gece gelir
izlemek
birinin faaliyetlerini dikkatle gözlemlemek
Follow the latest news
En son haberleri izle
anlamak
birinin ne dediğini veya ne yaptığını kavramak
Do you follow my instructions
Talimatlarımı anlıyor musun
kaçmak
Sahnedebir yerden kaçmak veya ayrılmak
The thief managed to get away
Hırsız kaçmayı başardı
uzaklaşmak
bir yerden veya kişiden ayrılmak
I need to get away from the noise
Gürültüden uzaklaşmam gerekiyor
uzaklaşmak
tatil veya ortam değişikliği için başka bir yere gitmek
I need to get away for a few days
Birkaç günlüğüne uzaklaşmaya ihtiyacım var
kaçmak
bir yerden veya durumdan kurtulup uzaklaşmak
The thief managed to get away
Hırsız kaçmayı başardı
küçük
Sahnedeboyutu büyük olmayan
This is a small cat
Bu küçük bir kedi
başarısız olmak
Sahnedebaşarısız olmak
He failed the test
Sınavda başarısız oldu
bozulmak
bir şeyin düzgün çalışmayı bırakması
The engine failed during the trip
Motor yolculuk sırasında bozuldu
nazik
Sahnededost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
nazik
başkalarına karşı iyi ve yardımsever olan
She is a kind person
O nazik bir insan
su kabilesi
Sahnedeortak geleneklere ve liderlere sahip topluluk
The Water Tribe lives near the ocean
Su kabilesi okyanusun yakınında yaşar
kaybetmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
yenilmek
bir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
bir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
takip edememek
birinin ne dediğini anlayamamak
You are losing me
Beni takip edemiyorsun
kaybetmek
bir şeyin yerini bilememek
I always lose my keys
Anahtarlarımı her zaman kaybederim
yenilmek
bir oyunda mağlup duruma düşmek
We did not want to lose the game
Oyunu kaybetmek istemedik
ölmek
bir yakınını kaybetmek
She lost her father last year
Babasını geçen yıl kaybetti
kaybetmek
bir yarışmada kazanamamak
They will lose the match
Maçı kaybedecekler
kaybetmek
elinde tuttuğun bir şeyi yitirmek
I do not want to lose this chance
Bu şansı kaybetmek istemiyorum
anlayamamak
bir konuyu takip edememek
I lost you when you talked about science
Bilim hakkında konuştuğunda seni anlayamadım
kaybetmek
bir eşyayı yanlış yere koyup bulamamak
Did you lose your wallet
Cüzdanını mı kaybettin
yitirmek
daha önce sahip olunan bir şeyi artık bulundurmamak
He lost his job yesterday
Dün işini kaybetti
kaybetmek
artık sahip olmamak
I lost my focus
Odak noktamı kaybettim
kaybetmek
bir şeye artık sahip olmamak
I often lose my keys
Anahtarlarımı sık sık kaybederim
şahsi
Sahnedebelirli bir kişiyle ilgili olan
I have a personal opinion
Şahsi bir fikrim var
kişisel
birinin karakterine yönelik ve kırıcı olan
His comments were too personal
Yorumları çok kişiseldi
özel
belirli bir kişiye ait olan
This is a personal matter
Bu özel bir mesele
hile
Sahnedebirini aldatmak için yapılan eylem
He used a trick to win the game
Oyunu kazanmak için bir hile kullandı
sorunlu
düzgün çalışmayan veya sürekli bozukluk gösteren
She has a trick knee
Dizinde sürekli sorun var
numara
sihirli veya şaşırtıcı görünen ustaca eylem
He showed us a card trick
Bize bir kart numarası gösterdi
püf noktası
bir şeyi yapmanın etkili ve özel yolu
I learned the trick of baking a cake
Pasta yapmanın püf noktasını öğrendim
paniklemek
Sahnedeaniden güçlü bir korku hissetmek
Don't panic
Panikleme
panikletmek
birine aniden şiddetli korku hissettirmek
The loud noise began to panic the animals
Yüksek ses hayvanları panikletmeye başladı
inatçı
Sahnedefikrini veya davranışlarını değiştirmeyi reddeden
He is very stubborn
O çok inatçıdır
inatçı
fikrini veya tutumunu değiştirmek istemeyen
He is too stubborn to admit he is wrong
O haksız olduğunu kabul edemeyecek kadar inatçı
şimşek
Sahnedegökyüzünde görülen parlak elektrik boşalması
The lightning lit up the sky
Şimşek gökyüzünü aydınlattı
şimşek
Sahnedefırtına sırasında gökyüzünde görülen parlak ışık
Lightning lit up the sky
Şimşek gökyüzünü aydınlattı
şimşek
fırtına sırasında gökyüzünde oluşan parlak ışık parlaması
I saw lightning during the storm
Fırtına sırasında şimşek gördüm
zor
Sahnedekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
Sahnedeyumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sert
alkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
sıkı
çok çaba veya enerji ile
He works hard every day
O her gün sıkı çalışıyor
açık konuşma
Sahnededoğrudan ve dürüst yapılan konuşma
We need some straight talk to solve this problem
Bu sorunu çözmek için biraz açık konuşmaya ihtiyacımız var
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
kabul etmek
Sahnedesunulan bir şeyi almak
I will take it
Onu kabul edeceğim
öyle varsaymak
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I take it you agree
Katıldığını varsayıyorum
başa çıkmak
bir sorunla veya durumla mücadele etmek
Can you take it
Bununla başa çıkabilir misin
taşımak
bir şeyi bir yerden başka bir yere yer değiştirmek
Please take it to the kitchen
Lütfen bunu mutfağa taşı
kabul etmek
kendisine sunulanı almak
You should take it as a gift
Onu bir hediye olarak kabul etmelisin
dayanmak
zor bir duruma katlanmak
I cannot take it anymore
Artık buna dayanamıyorum
kabullenmek
bir durumu olduğu gibi kabul etmek
You have to take it as it is
Onu olduğu gibi kabullenmelisin
almak
bir şeyi tutup yanına götürmek
Take it with you
Onu yanına al
birlikte çalışmak
Sahnedebir işi bir başkasıyla beraber yapmak
I work with my sister
Kız kardeşimle birlikte çalışıyorum
idare etmek
bir şeyi kullanabilmek veya onunla başa çıkabilmek
I can work with this budget
Bu bütçeyle idare edebilirim
başa çıkmak
bir durumu başarılı şekilde yönetmek
I can work with that schedule
Bu programla başa çıkabilirim
ile çalışmak
bir nesneyi kullanmak veya bir kişiyle iş yapmak
I work with computers every day
Her gün bilgisayarlarla çalışırım
gibi görünmek
Sahnedebir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
benzemek
dış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
benzemek
bir şeye benzer bir dış görünüşe sahip olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
benzemek
dış görünüşü birine veya bir şeye benzemek
You look like your brother
Erkek kardeşine benziyorsun
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
övmek
Sahnedebirini veya bir şeyi takdir ettiğini ifade etmek
The teacher praised the student for her hard work
Öğretmen öğrencisini çok çalışmasından dolayı övdü
güçlü
Sahnedebüyük bir güce veya kuvvete sahip olan
He is a strong man
O güçlü bir adamdır
keskin
tadı veya etkisi yoğun olan
The coffee has a strong taste
Kahvenin keskin bir tadı var
ikna edici
insanları inandırmada çok etkili olan
She made a strong argument
Güçlü bir argüman sundu
güçlü
yüksek beceri veya yeteneğe sahip olma
She is a strong candidate for the job
O iş için güçlü bir aday
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
başlamak
Sahnedebir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
rahatsız etmek
birini kızdırmak veya üzmek
His constant talking really gets to me
Onun sürekli konuşması beni gerçekten rahatsız ediyor
fırsatı olmak
bir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
fırsat bulmak
bir şey yapma şansı yakalamak
I get to travel for work
İş için seyahat etme fırsatı buluyorum
şans elde etmek
bir şey yapmak için imkanın olması
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma şansı elde ediyorsun
izinli olmak
bir şeyi yapma yetkisine sahip olmak
I get to leave early today
Bugün erken çıkma iznim var
başarmak
bir şeyi yapma imkanı bulmak
We finally get to see the show
Sonunda gösteriyi izlemeyi başardık
zorunda olmak
bir şeyi yapmak durumunda kalmak
I have to get to the airport
Havaalanına gitmek zorundayım
ulaşmak
bir şeyle bağlantı kurabilmek
You can get to the main road from here
Buradan ana yola ulaşabilirsin
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
zorunda olmak
bir şeyi yapmaya mecbur kalmak
I get to clean my room today
Bugün odamı temizlemek zorundayım
fırsat bulmak
bir şeyi yapmaya izinli olmak
You get to stay up late tonight
Bu gece geç saate kadar ayakta kalmaya iznin var
fırsat yakalamak
bir şeyi yapma şansına sahip olmak
I get to meet the director tomorrow
Yarın yönetmenle tanışma fırsatım olacak
ilişkili olmak
bir şeyle bağlantı kurmak
Does this rule get to our project
Bu kural projemizle ilişkili mi
nefes almak
Sahnedeakciğerlere hava çekip verme süreci
It is hard to breathe in this room
Bu odada nefes almak zor
canlandırmak
bir şeye yeni bir canlılık veya enerji kazandırmak
We need to breathe life into the project
Projeye hayat vermemiz gerekiyor
ile yatıp kalkmak
bir şeye kendini tamamen adamış veya onunla dolu olmak
He breathes fashion
O modayla yatıp kalkıyor
fısıldamak
bir şeyi gizli bir şekilde söylemek
She did not breathe a word about it
O konu hakkında tek kelime bile etmedi
nefes almak
havayı ciğerlerine çekmek
You need to breathe deeply
Derin nefes alman gerekiyor
gün batımı
Sahnedegüneşin battığı zaman
We walked home at sundown
Gün batımında eve yürüdük
gün batımı
güneşin battığı zaman
We will return by sundown
Gün batımına kadar döneceğiz
olumsuz
Sahnedekötü veya pozitif olmayan
He has a negative attitude
Olumsuz bir tavrı var
olumsuz
Sahnedeolumlu olmayan veya hayır anlamına gelen
He gave a negative answer
Olumsuz bir cevap verdi
negatif
sıfırdan küçük değer veya yük
This number is negative
Bu sayı negatif
olumsuz
iyi olmayan veya zararlı olan
He has a negative attitude
Olumsuz bir tavrı var
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
et
Sahnedeyiyecek olan hayvan eti
We eat meat for dinner
Akşam yemeği için et yeriz
öz
bir şeyin en önemli veya temel kısmı
This is the meat of the story
Hikayenin can alıcı noktası burası
vajina
kadın cinsel organı için kullanılan argo bir terim
They used that word in a vulgar way
O kelimeyi kaba bir şekilde kullandılar
çaylak
deneyimsiz veya yeni olan kişi
The manager warned the fresh meat about the rules
Müdür yeni çaylağı kurallar konusunda uyardı
sakinleştirmek
Sahnedesakin veya rahat hale getirmek
The music calmed her
Müzik onu sakinleştirdi
sakin
güçlü duygulardan uzak veya rahatlamış
Please stay calm
Lütfen sakin kal
sakin
endişeli veya kızgın olmayan
He stayed calm during the exam
O sınav sırasında sakin kaldı
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
bak
dikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı