Avatar: The Last Airbender — 2. Sezon Bölüm 18
Kelimeler ve anlamları
396 kelime
Seviye
ateş efendisi
Sahnedeateş üzerinde hakimiyeti olan güçlü hükümdar
The fire lord commanded his army
Ateş efendisi ordusuna komuta etti
hmm
Sahnededüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Hmm, let me think
Hmm, bir düşüneyim
mademki
Sahnedebir durum gerçekleştiği için
Now that you are here, we can start
Madem buradasın, başlayabiliriz
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
uzak
Sahnedebir noktadan veya yerden büyük mesafede
The store is too far
Mağaza çok uzak
şimdiye kadar
şu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
ilerleme
yapılması veya tamamlanması gereken kısım
How far are you with your homework
Ödevinde ne kadar ilerledin
çok daha
önemli ölçüde veya büyük derecede
This car is far better
Bu araba çok daha iyi
saygı
Sahnedebir kişiye duyulan hayranlık ve değer verme hissi
They hold the professor in high esteem
Profesöre büyük saygı duyuyorlar
ada
Sahnedeetrafı sularla çevrili kara parçası
This is a small island
Bu küçük bir ada
bırakmak
Sahnedetutmayı bırakmak
Let go of the rope
İpi bırak
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
They let her go last week
Onu geçen hafta işten çıkardılar
serbest bırakmak
birinin bir sorumluluktan veya cezadan kurtulmasına izin vermek
They decided to let him go
Onu serbest bırakmaya karar verdiler
hücum
Sahnedebir spor veya oyunda saldırmakla ilgili olan
The team uses an offensive strategy
Takım bir hücum stratejisi kullanıyor
kırıcı
öfkeye veya kırgınlığa neden olan
That comment was very offensive
Bu yorum çok kırıcıydı
saldırı
bir ordu tarafından gerçekleştirilen askeri hamle
The army launched a major offensive
Ordu büyük bir saldırı başlattı
sonsuza kadar
Sahnedetüm zamanlar boyunca
I will love you forever
Seni sonsuza kadar seveceğim
sonsuza dek
çok uzun bir süre
I will remember this day forever
Bu günü sonsuza dek hatırlayacağım
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
üzgün
Sahnedeüzüntü veya mutsuzluk hissetmek
I feel sad today
Bugün üzgün hissediyorum
aşırı ısınmak
Sahnedeçok sıcak hale gelmek
The engine might burn up
Motor yanabilir
çok sinirlendirmek
birini çok kızdırmak
It burns me up when he lies
Yalan söylemesi beni çok sinirlendiriyor
yakıp yok etmek
bir şeyi ateşle tamamen yok etmek
They burned up the old papers
Eski kâğıtları yakıp yok ettiler
beceri
Sahnedebir şeyi iyi yapabilme yeteneği
Reading is an important skill
Okuma önemli bir beceridir
dikkatli
Sahnedetehlike veya hatalardan kaçınmak için özen gösteren
Be careful
Dikkatli ol
uyarmak
Sahnedebirini olası bir tehlike hakkında bilgilendirmek
I warned him about the rain
Onu yağmur hakkında uyardım
sapmak
Sahnededoğru yoldan veya gruptan uzaklaşmak
Do not stray from the path
Yoldan sapma
sahipsiz hayvan
evi olmayan veya kaybolmuş hayvan
I fed the stray cat outside
Dışarıdaki sahipsiz kediyi besledim
bir yerde
Sahnedebelirlenmemiş veya bilinmeyen bir yer
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yere bıraktım
olmak
Sahnedebelirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
varmak
bir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
almak
bir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
sahip olmak
bir şeye sahip olmak veya onu içinde bulundurmak
I have got a new bike
Yeni bir bisikletim var
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I search for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
arama
birini ya da bir şeyi bulmak için yapılan araştırma
They began a search for the lost dog
Kayıp köpeği aramaya başladılar
Majesteleri
Sahnedekral veya kraliçeye hitap şekli
Yes, Your Majesty
Evet, Majesteleri
uzman
Sahnedebir konuda çok bilgi veya beceriye sahip kişi
She is an expert in this field
O bu alanda bir uzmandır
komplo
Sahnedebir grup insanın gizlice yaptığı plan
The police uncovered a conspiracy
Polis bir komployu ortaya çıkardı
doğu
Sahnedebir yerin doğu kısmından gelen
He lives in eastern Europe
Doğu Avrupa'da yaşıyor
çay
Sahnedeyapraklardan yapılan sıcak bir içecek
I drink tea every morning
Her sabah çay içerim
dedikodu
insanlar hakkındaki söylentiler veya haberler
She is spilling the tea about the party
Parti hakkındaki dedikoduları anlatıyor
en az
Sahnedemiktar veya derece olarak en küçük
This is the least expensive room
Bu en az pahalı oda
en azından
en azı ile
At least three people came
En az üç kişi geldi
en azından
olumsuz bir duruma rağmen olumlu bir şeyi vurgulamak için kullanılır
It was cold but at least we had a heater
Hava soğuktu ama en azından bir ısıtıcımız vardı
en ufak
en küçük derece veya miktarda
I am not in the least bit worried
En ufak bir endişe duymuyorum
oy vermek
Sahnedebir seçimde veya toplantıda tercihini belirtmek
I will vote tomorrow
Yarın oy vereceğim
oy
bir seçimde veya kararda belirtilen resmi tercih
He cast his vote for the candidate
Aday için oyunu kullandı
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
yerine
Sahnedebir şeyin yerine başka bir şey geçmesi
I drank tea instead of coffee
Kahve yerine çay içtim
yerine
bir şeyin yerine başka birini veya bir şeyi tercih etmek
I drank water instead of coffee
Kahve yerine su içtim
yerine
bir şeyden ziyade başka bir şey
You should study instead of sleeping
Uyumak yerine ders çalışmalısın
yerini almak
bir şeyin yerine geçmek
I used butter instead of oil
Yağ yerine tereyağı kullandım
yerine
bir şeyin yerine başkasını koymak
I drank tea instead of coffee
Kahve yerine çay içtim
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
duymak
bir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
kadar
Sahnedebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
gelmek
Sahnedebir yere ait olmak veya orada doğmuş olmak
I come from Turkey
Ben Türkiye'den geliyorum
Altesleri
Sahnedekraliyet üyeleri için kullanılan bir unvan
Your Highness, the guests are here
Altesleri, konuklar burada
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
sadık
Sahnedebirine her zaman destek olan
He is a loyal friend
O sadık bir arkadaştır
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
kalmak
bir yerde belirli bir süre konaklamak
We will stay in a hotel
Bir otelde kalacağız
kalış
bir yerde geçirilen süre
We enjoyed our stay in London
Londra'daki kalışımızdan keyif aldık
saklamak
Sahnedebir şeye sahip olmaya devam etmek
She kept the book
Kitabı sakladı
tutmak
bir şeyi belirli bir yerde bulundurmak
I kept the keys in my pocket
Anahtarları cebimde tuttum
devam etti
bir eylemi sürekli olarak yapmak
He kept waiting for the bus
O otobüsü beklemeye devam etti
ateş
Sahnedevücut sıcaklığının normalden yüksek olması
He has a high fever
Yüksek ateşi var
heyecan
çok büyük bir coşku veya hareketlilik durumu
There was a fever of excitement before the match
Maçtan önce büyük bir heyecan vardı
kalmak
Sahnedevarlığını sürdürmek veya aynı durumda kalmak
He remained silent
Sessiz kaldı
kalıntı
ölen bir kişinin bedeni veya parçası
The remains were found in the woods
Kalıntılar ormanda bulundu
işgal
Sahnedebir yere zorla girme eylemi
The army planned an invasion
Ordu bir işgal planladı
teori
Sahnedebir durumu açıklamak için kurulan sistemli fikirler bütünü
The theory of relativity is complex
Görelilik teorisi karmaşıktır
varsayım
bir olayla ilgili öne sürülen fikir veya tahmin
I have a theory about why she left
Neden gittiğine dair bir varsayımım var
adlandırmak
Sahnedebirine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
isim
bir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
yaşamak
Sahnedebir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
canlı
hayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
gemi
Sahnededenizde seyahat eden büyük deniz taşıtı
The large ship crossed the ocean
Büyük gemi okyanusu geçti
göndermek
malları göndermek veya taşımak
We will ship the order tomorrow
Siparişi yarın göndereceğiz
durum belirten ek
bir durum veya nitelik ifade eden son ek
Friendship is very important
Arkadaşlık çok önemlidir
yakıştırmak
iki kişiyi romantik bir çift olarak desteklemek
I ship those two characters
O iki karakteri birbirine yakıştırıyorum
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
beklemek
Sahnedebir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
olmak
gerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
dışarıda
Sahnedebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıdan
bir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
keşfetmek
Sahnedebir şeyi ilk kez bulmak
They discovered a new planet
Yeni bir gezegen keşfettiler
keşfetmek
bilinmeyen bir şeyi ortaya çıkarmak
Scientists discovered a new planet
Bilim insanları yeni bir gezegen keşfetti
düşünme
Sahnedezihni bir şey üzerinde kullanma veya akıl yürütme eylemi
Deep thinking helps us learn
Derin düşünme öğrenmemize yardımcı olur
sanma
bir görüşe veya fikre sahip olma
I am thinking it will rain
Yakında yağmur yağacağını sanıyorum
düşünmek
zihinde fikirler barındırmak
I am thinking about the answer
Cevap hakkında düşünüyorum
düşünme
zihni kullanma eylemi
Deep thinking helps solve problems
Derin düşünme sorunları çözmeye yardımcı olur
düşünme
zihni kullanma eylemi
Thinking is good for you
Düşünmek senin için iyidir
mektup
Sahnedebirine gönderilen yazılı not
I wrote a letter
Bir mektup yazdım
harf
alfabedeki bir sembol
A is a letter
A bir harftir
harfi harfine
her detayıyla hiçbir değişiklik olmadan
He followed the instructions to the letter
Talimatları harfi harfine uyguladı
spor nişanı
spordaki başarılar için verilen ödül
He earned a letter for his performance on the team
Takımdaki performansı için spor nişanı kazandı
yaşamak
Sahnedezor bir durumla başa çıkmak veya deneyimlemek
She went through a hard time
Zor bir zaman geçirdi
incelemek
bir şeyi başından sonuna kadar dikkatlice okumak veya kontrol etmek
Please go through these documents
Lütfen bu belgeleri inceleyin
geçmek
bir taraftan diğer tarafa hareket etmek
We will go through the tunnel
Tünelden geçeceğiz
onaylanmak
resmi olarak kabul edilmek veya tamamlanmak
The contract finally went through
Sözleşme sonunda onaylandı
sonunda
Sahnedeuzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
kuvvet
Sahnedefiziksel çaba gerektiren işleri yapabilme yeteneği
He has great physical strength
Onun büyük bir fiziksel gücü var
güç
bir şeyin etkili veya önemli olma durumu
The strength of the evidence is high
Kanıtların gücü yüksek
güçlü yön
bir kişinin sahip olduğu beceri veya iyi özellik
Patience is my greatest strength
Sabır benim en güçlü yönümdür
firar etmek
Sahnedehapsedildiği bir yerden çıkmak
The prisoner escaped from jail
Mahkum hapishaneden firar etti
gözlem
bir şeyi dikkatle dinleme veya izleme eylemi
His escape of the surroundings was intense
Çevreyi gözlemlemesi yoğundu
aklından çıkmak
bir bilgiyi hatırlayamamak veya bir şeyi anlayamamak
His name escapes me right now
İsmi şu an aklımdan çıkıyor
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
tam
doğrudan ya da kesin bir biçimde
The hotel is right beside the station
Otel istasyonun tam yanında
dosya
Sahnedebelgelerin veya dijital verilerin toplandığı yer
I opened the file
Dosyayı açtım
sıra
insanların birbiri ardına dizildiği sıra
The students walked in a file
Öğrenciler tek sıra halinde yürüdü
törpü
bir şeyi düzeltmek veya şekillendirmek için kullanılan pürüzlü alet
She used a nail file
Tırnak törpüsü kullandı
dosyalamak
resmî makamlara belge teslim etmek
You must file your report today
Raporunu bugün dosyalamalısın
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
devirmek
Sahnedebir hükümeti veya lideri iktidardan uzaklaştırmak
They tried to overthrow the government
Hükümeti devirmeye çalıştılar
uyarı
Sahnedeolası bir tehlike hakkında bilgilendirme
This is a final warning
Bu son bir uyarıdır
arkadaş grubu
Sahnedebirlikte vakit geçiren insan grubu
The whole gang is here
Tüm grup burada
çete
yasa dışı işler yapan bir grup insan
The police arrested the gang
Polis çeteyi tutukladı
nişan
Sahnedeüyelik veya yetki gösteren bir rozet veya sembol
The soldiers wore their unit insignia on their uniforms
Askerler üniformalarında birlik nişanlarını taşıyorlardı
terlemek
Sahnedeciltten ter çıkarmak
I sweat a lot in summer
Yazın çok terlerim
endişelenmek
bir şey hakkında kaygılanmak veya gerilmek
Don't sweat the small stuff
Küçük şeyleri dert etme
Eşofman
Egzersiz yaparken veya dinlenirken giyilen rahat kıyafetler
I wear my sweats to the gym
Spor salonuna eşofmanlarımı giyiyorum
Terletmek
Yiyeceği az yağda esmerleşmeden yavaşça pişirmek
Sweat the onions in a pan
Soğanları tavada terletin
içinde
Sahnedebelirli bir zaman veya mekanın içinde
I will arrive within an hour
Bir saat içinde varacağım
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
alıkoymak
Sahnedebirini bir yerde tutmak ve ayrılmasına izin vermemek
The police decided to detain the suspect
Polis şüpheliyi alıkoymaya karar verdi
rağmen
Sahnedezıt bir durumu belirtmek için kullanılır
Although it was raining, we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
desteklemek
Sahnedebirine yardım veya teşvik vermek
I support your decision
Kararını destekliyorum
taşımak
bir şeyin ağırlığını taşımak
The pillars support the roof
Sütunlar çatıyı taşır
yaşam desteği
çok hasta birini hayatta tutmak için tıbbi cihaz kullanılması
The patient was kept on life support
Hasta yaşam desteğinde tutuldu
gerçek
Sahnedebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
borçlu olmak
Sahnedebirine para veya bir şey verme zorunluluğu
I owe you ten dollars
Sana on dolar borçluyum
dayandırmak
bir şeyi bir nedene bağlamak
He owes his success to hard work
Başarısını çok çalışmaya dayandırıyor
yeter
Sahnedeartık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
imkansız
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesinin mümkün olmadığını belirtmek için kullanılır
No way he can win
Onun kazanması imkansız
hadi canım
şaşkınlık ifade etmek veya bir şeye inanmakta güçlük çekmek
No way you won the lottery
Hadi canım piyangoyu kazandığına inanamıyorum
asla
bir şeyi yapmayı reddetmek için kullanılan ifade
No way I am doing that
Bunu asla yapmam
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
kullanışlı
Sahnedekullanımı kolay ve yararlı
This app is very convenient
Bu uygulama çok kullanışlı
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi bir yolu
Yup, I can do it
Evet, yapabilirim
gün ışığı
Sahnedegündüz güneşten gelen doğal ışık
The room is filled with daylight
Oda gün ışığıyla dolu
kanıtlamak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu göstermek
I can prove it
Bunu kanıtlayabilirim
çelişmek
Sahnedefarklı olmak veya uyuşmamak
These two reports conflict
Bu iki rapor çelişiyor
çatışma
ciddi bir kavga veya anlaşmazlık
They have a conflict
Onların bir çatışması var
çakışma
iki şeyin aynı anda gerçekleşememe durumu
We have a schedule conflict
Bir zamanlama çakışmamız var