Avatar: The Last Airbender — Season 3 Episode 1
Kelimeler ve anlamları
341 kelime
Seviye
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
sanmak
bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe he is home
Onun evde olduğunu sanıyorum
inanmak
bir şeyin gerçek olduğunu düşünmek
I believe the news
Haberlere inanıyorum
güvenmek
birine veya bir şeye güvenmek
I believe in you
Sana güveniyorum
ayrılmak
Sahnedebir yerden veya bir kişiden ayrılmak
I leave home at 8 AM
Saat 8'de evden ayrılırım
bırakmak
Sahnedebir şeyi belirli bir durumda tutmak
Please leave the door open
Lütfen kapıyı açık bırak
dışarıda bırakmak
birini bir etkinlikten veya gruptan hariç tutmak
Please do not leave him out of the team
Lütfen onu takımdan dışarıda bırakma
miras bırakmak
ölürken bir şeyi birine vermek
She will leave all her money to her family
Tüm parasını ailesine miras bırakacak
hafta
Sahnedeyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
berbat
Sahnedeçok kötü
The weather was terrible
Hava berbattı
kötü
çok nahoş olan
The weather is terrible today
Bugün hava çok kötü
berbat
aşırı derecede hoş olmayan veya düşük nitelikli
The weather is terrible today
Bugün hava berbat
rastlamak
biriyle tesadüfen karşılaşmak
I ran into an old friend
Eski bir arkadaşıma rastladım
sorun yaşamak
bir problem veya zorlukla karşılaşmak
We ran into some problems
Bazı sorunlar yaşadık
çarpmak
hareket halindeyken bir şeye vurmak
He ran into the wall
Duvara çarptı
bulmak
belli bir miktara veya seviyeye ulaşmak
The costs ran into thousands
Masraflar binleri buldu
devasa
Sahnedeboyut veya miktar olarak çok büyük
The building is massive
Bina devasa
miras almak
Sahnedeölen birinden bir şey almak
I inherited this house from my grandfather
Bu evi büyükbabamdan miras aldım
üzgün
Sahnedemutsuz veya morali bozuk hissetme
He felt downcast after the exam
Sınavdan sonra kendini üzgün hissetti
üzgün
Sahnedeüzüntü veya mutsuzluk hissetmek
I feel sad today
Bugün üzgün hissediyorum
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
varsaymak
bir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
beklemek
Sahnedebir şey olana kadar bir yerde durmak
I will wait here for you
Seni burada bekleyeceğim
aramak
birini telefonla aramak
I will wait you at eight
Seni sekizde arayacağım
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
hadi
birini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
çalışmaya başlamak
devreye girmek veya çalışmaya başlamak
The lights come on at night
Işıklar gece yanar
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
gözden kaybolmak
Sahnedegörünmez hale gelmek veya bulunamamak
The sun disappeared behind the clouds
Güneş bulutların arkasında kayboldu
başarısız olmak
Sahnedebaşarısız olmak
He failed the test
Sınavda başarısız oldu
ne kadar
miktar veya fiyat sormak için kullanılan ifade
How much is this
Bu ne kadar
riske atmak
Sahnedebir şeyi tehlikeye atmak
Don't risk your life
Hayatını riske atma
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
Smoking is a health risk
Sigara içmek bir sağlık riskidir
acı
Sahnedeyaralanma veya hastalık sonucu oluşan kötü his
He felt a sharp pain
Keskin bir acı hissetti
baş belası
sinir bozucu kimse veya bir şey
Stop being a pain
Baş belası olmayı bırak
ızdırap
fiziksel veya duygusal hoş olmayan his
Love can cause pain
Aşk acı verebilir
üzmek
birinin duygusal olarak acı çekmesine veya kederlenmesine neden olmak
It pains me to see you so sad
Seni bu kadar üzgün görmek beni üzüyor
kolay
Sahnedezor olmayan
This test is very easy
Bu sınav çok kolay
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
ejderha
Sahnedehikayelerde geçen uçabilen büyük kertenkele benzeri hayali yaratık
The dragon breathes fire
Ejderha ateş püskürtür
ejder
Game of Thrones kurgusal evrenindeki bir para birimi
He paid for his meal with a gold dragon
Yemeği için bir altın ejder ile ödeme yaptı
ejderha
Uzun kuyruklu ve pürüzlü derili devasa bir sürüngen
The dragon flew over the mountain
Ejderha dağın üzerinden uçtu
vahşilik
Sahnedeyabani veya şiddetli olma durumu
The lion attacked with great ferocity
Aslan büyük bir vahşilikle saldırdı
belirsiz
Sahnedenet olmayan
The image was indistinct
Görüntü belirsizdi
gururlu
Sahnedebir başkasının başarısıyla mutlu olmak
I am proud of you
Seninle gurur duyuyorum
gururlu
Sahnedekendi başarılarından tatmin olmak
He is proud of his work
İşiyle gurur duyuyor
gururlu
memnuniyet ve kıvanç gösteren
She has a proud expression
Gururlu bir ifadesi var
daha kötü
Sahnededaha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
daha kötü
daha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan
I will definitely come
Kesinlikle geleceğim
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
çok
büyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
çok
büyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
saçma
Sahnedemantıksız veya saçma
That is a ridiculous idea
Bu saçma bir fikir
akıl almaz
aşırı derecede saçma veya mantıksız
The price is ridiculous
Fiyat akıl almaz
gülünç
çok saçma veya komik
You look ridiculous in that hat
O şapkayla gülünç görünüyorsun
zor
Sahnedekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
alkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
sert
yumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sıkı
çok çaba veya enerji ile
He works hard every day
O her gün sıkı çalışıyor
derme çatma
Sahnededüzensiz veya kötü bir şekilde bir araya getirilmiş
They had a ragtag army
Derme çatma bir orduları vardı
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
canını yakmak
birine çok şiddetli acı vermek
These shoes are killing my feet
Bu ayakkabılar ayaklarımı çok acıtıyor
zaman öldürmek
vaktin daha hızlı geçmesi için bir şeyler yaparak uğraşmak
I read a book to kill time at the airport
Havaalanında zaman öldürmek için kitap okudum
akın etmek
Sahnedeaniden ve güçlü bir şekilde ileri hareket etmek
The crowd surged forward
Kalabalık ileriye doğru akın etti
ani artış
bir şeyin aniden ve güçlü bir şekilde artması
There was a surge in electricity prices
Elektrik fiyatlarında ani bir artış oldu
ileri atılmak
aniden ve güçlü bir şekilde ileriye doğru hareket etmek
The crowd surged forward
Kalabalık ileriye doğru atıldı
hızla artmak
bir değerin veya miktarın aniden yükselmesi
Oil prices surged today
Petrol fiyatları bugün hızla arttı
belki
Sahnedebir şeyin doğru olabileceğini belirtmek için kullanılır
This is possibly the best way
Bu muhtemelen en iyi yol
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
iyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün erken saatleri
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
ateş
Sahnedeyanma sonucu oluşan sıcak alevler
The fire is hot
Ateş sıcaktır
kovmak
birini işten çıkarmak
The boss fired him
Patron onu kovdu
ateş etmek
silahtan kurşun çıkarmak
He fired the gun
Silahı ateşledi
tutuşturmak
bir şeyin yanmasını başlatmak
He fired the furnace
Fırını tutuşturdu
yazmak
Sahnedebir yüzeye harfler veya kelimeler oluşturmak
Write your name here
Adınızı buraya yazın
yazmak
kitap, makale veya başka bir metin oluşturmak
She writes a book
O bir kitap yazıyor
yazmak
mektup veya e-posta göndermek
I will write to you soon
Yakında sana yazacağım
çek yazmak
bankaya para ödemesi için verilen yazılı belge
I need to write a check for the rent
Kira için bir çek yazmam gerekiyor
gizli
Sahnedebaşkaları tarafından bilinmeyen
I have a secret plan
Gizli bir planım var
sır
Sahnedebaşkalarından saklanan şey
Can you keep a secret?
Bir sır tutabilir misin?
gizli bilgi
gizli tutulan bilgi
The secret was revealed
Gizli bilgi açığa çıktı
sır
başkalarına söylemediğiniz bilgi
I have a secret to tell you
Sana söyleyecek bir sırrım var
parça
Sahnedebir şeyin bir bölümü
This is a part of the car
Bu arabanın bir parçası
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bölge
bir ülkenin veya yerin belirli bir kesimi
He travels to many parts of the world
Dünyanın birçok bölgesini geziyor
uyumak
Sahnedegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
zihin
Sahnedekişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
rahatsız olmak
Sahnedebir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
dikkat etmek
bir şeye odaklanmak veya özen göstermek
Please mind your step on the stairs
Lütfen merdivenlerde adımına dikkat et
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
saç
Sahnedekafa derisinde yetişen teller
I cut my hair
Saçımı kestirdim
kıl
Sahnedeinsan vücudunda yetişen ince teller
He has hair on his arms
Kollarında kıl var
kıl payı
çok küçük bir miktar veya mesafe
He won by a hair
Kıl payı kazandı
saç
insanın başında büyüyen ince teller
She has long brown hair
Onun uzun kahverengi saçları var
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birinin fikrini öğrenmek
I ask for your advice
Tavsiyeni soruyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
jest
Sahnedesembolik bir anlam taşıyan davranış
It was a kind gesture
Nazik bir hareketti
el hareketi
bir şeyi ifade etmek için yapılan vücut hareketi
She made a small gesture
Küçük bir el hareketi yaptı
paylaşmak
Sahnedebir şeyin bir kısmını başkalarına vermek
I share my toys
Oyuncaklarımı paylaşırım
pay
bir şeyin bir parçası veya bölümü
This is your share
Bu senin payın
paylaşmak
bir özelliği başkasıyla aynı şekilde taşımak
We share the same hobby
Aynı hobiyi paylaşıyoruz
ortak kullanmak
bir nesneyi başkalarıyla birlikte kullanmak
I share a room with him
Odamı onunla ortak kullanıyorum
karar anı
bir kararın veya sonucun kesinleştiği an
This is the moment of truth for our project
Bu projemiz için karar anı
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
işgal
Sahnedebir yere zorla girme eylemi
The army planned an invasion
Ordu bir işgal planladı
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
lider
Sahnedebir grubu veya organizasyonu yöneten kişi
The chief spoke to the group
Lider grupla konuştu
başlıca
en önemli veya birincil olan
Her chief concern is health
Onun başlıca endişesi sağlık
devam et
bir şeye başlamak veya devam etmek
Please go ahead
Lütfen devam et
onay
bir işe başlamak için verilen resmi izin
We got the go ahead to start
Başlamak için onay aldık
dolaştırmak
bir şeyi karmaşık ve düzensiz bir hale getirmek
The cat twisted up the yarn
Kedi yumağı dolaştırdı
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
incinmiş
Sahnedefiziksel veya duygusal acı hissetmek
He felt deeply hurt
Derinden incinmiş hissetti
incitmek
Sahnedebirine veya bir şeye fiziksel ya da duygusal zarar vermek
Don't hurt your brother
Kardeşini incitme
kırgın
Sahnedeüzgün veya alınmış hissetmek
She felt hurt by his words
Onun sözleri yüzünden kırgın hissetti
acıtmak
birine fiziksel acı vermek
Don't hurt your knee
Dizini acıtma
fethetmek
Sahnedebir yeri veya birini zorla ele geçirmek
The army conquered the city
Ordu şehri fethetti
temelli
sonsuza kadar sürecek şekilde
He left town for good
O şehirden temelli ayrıldı
dövüş
Sahnedeşiddetli bir karşı karşıya gelme durumu
The two boxers started to fight
İki boksör dövüşmeye başladı
tarz
bir şeyi yapma veya ifade etme biçimi
Her fight is very unique
Onun tarzı çok özgün
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
kavga
insanlar arasındaki öfkeli tartışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
kimlik
Sahnedebelirli bir kişi olma durumu
The police confirmed his identity
Polis onun kimliğini doğruladı
kimlik
bir kişinin kim olduğu ve kişiliği
She is searching for her identity
Kimliğini arıyor
kimlik
bir kişiyi veya şeyi o yapan özellikler
She is trying to discover her true identity
O gerçek kimliğini keşfetmeye çalışıyor
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
göndermek
Sahnedebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
bir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
Sahnede1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
uzakta olmak
bir yerde bulunmamak
He will be away for a week
Bir hafta boyunca uzakta olacak
Kuzey Kutbu
Dünyanın en kuzey noktası
Santa Claus lives at the North Pole
Noel Baba Kuzey Kutbunda yaşar
özel
Sahnedealışılmışın dışında ve farklı olan
I have a special task for you
Senin için özel bir görevim var
özel
sınırlı süreliğine sunulan ürün veya hizmet
The lunch special is very cheap
Öğle yemeği menüsü çok ucuz
özel program
belirli bir olay veya konu için hazırlanan televizyon programı
We watched a holiday special on TV
Televizyonda bir bayram özel programı izledik
özel ikram
zevk veren bir şey
Getting ice cream was a special treat
Dondurma yemek özel bir ikramdı
hayatta
Sahnedeyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
filo
Sahnedegemi veya araç grubu
The company has a large fleet
Şirketin büyük bir filosu var
filo
Sahnedegemilerden oluşan topluluk
The country has a large fleet
Ülkenin büyük bir filosu var
hızlı
hızlı hareket eden
The deer is fleet
Geyik hızlıdır
fikir
Sahnedebir düşünce veya inanç
He has a strange notion about it
Bu konuda garip bir fikri var
gururla
Sahnedegurur duyduğunu belirtecek şekilde
She smiled proudly at her son
Oğluna gururla gülümsedi
uzun zaman
olayların gerçekleştiği uzun süre
I haven't seen him for a long time
Onu uzun zamandır görmedim
hava bükücülük
Sahnedebükme sanatını kullanarak havayı kontrol etme becerisi
Airbending is one of four elements
Hava bükücülük dört elementten biridir
hava bükme
zihin gücüyle havayı yönetebilme kurgusal yeteneği
Aang is learning airbending
Aang hava bükme öğreniyor
öğrenmek
Sahnedeçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
sadakat
Sahnedebirine veya bir şeye olan bağlılık
Loyalty is important in a friendship
Arkadaşlıkta sadakat önemlidir
yani
söylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
abluka
Sahnedehareketi veya ilerlemeyi durduran engel
The navy set up a blockade
Donanma bir abluka kurdu
gizli plan yapmak
Sahnedegizlice bir plan hazırlamak
They plotted to overthrow the king
Kralı devirmek için gizli plan yaptılar
arsa
toprağın küçük bir parçası
He bought a small plot of land
Küçük bir arsa satın aldı
olay örgüsü
bir hikayenin ana olayları
The plot of the movie is exciting
Filmin olay örgüsü heyecan verici
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
körfez
Sahnededenizin karanın içine doğru girdiği bölüm
The boat is in the bay
Tekne körfezde
bölüm
tıbbi tedavi için kullanılan alan
He was moved to the trauma bay
Travma bölümüne alındı
girinti
bir binada kısmen çevrili olan alan
The car is parked in the loading bay
Araba yükleme alanına park edildi
ulumak
köpek gibi uzun ve derin ses çıkarmak
The dog bayed at the moon
Köpek aya karşı uludu
girmek
bir sürece başlamak
The car will go into production soon
Araba yakında üretime girecek
girmek
bir yerin içine girmek
She went into the room
Odaya girdi
girmek
bir işe veya alana dahil olmak
She wants to go into politics
Siyasete girmek istiyor
detaylandırmak
bir konuyu derinlemesine incelemek
We cannot go into the details now
Detayları şimdi inceleyemeyiz
değiştirilmiş
Sahnedeasıl halinden farklı hale getirilmiş
He used a modified car for the race
O yarış için değiştirilmiş bir araba kullandı
gizli
Sahnedebaşkalarından saklanan veya açıklanmayan
He had an ulterior motive for helping her
Ona yardım etmesinin gizli bir nedeni vardı
rampa
Sahnedeiki farklı seviyeyi birbirine bağlayan eğimli yüzey
The wheelchair went up the ramp
Tekerlekli sandalye rampadan yukarı çıktı
artırmak
bir şeyi daha büyük veya daha yoğun hale getirmek
We need to ramp up production
Üretimi artırmamız gerekiyor
karar vermek
Sahnedebir seçim yapmak
I cannot decide
Karar veremiyorum
belirlemek
bir şeye karar kılıp seçmek
We decided the date
Tarihi belirledik
karar vermek
bir seçim yapmak
I decided to eat pizza
Pizza yemeye karar verdim