Avatar: The Last Airbender — 3. Sezon Bölüm 1
Kelimeler ve anlamları
340 kelime
Seviye
fethetmek
Sahnedebir yeri veya birini zorla ele geçirmek
The army conquered the city
Ordu şehri fethetti
nefes nefese kalmak
Sahnedehızlı ve zorlukla nefes almak
He began to pant after the run
Koşudan sonra nefes nefese kalmaya başladı
pantolon
bacaklara giyilen bir kıyafet parçası
These pants are too long
Bu pantolon çok uzun
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hava bükücülük
Sahnedebükme sanatını kullanarak havayı kontrol etme becerisi
Airbending is one of four elements
Hava bükücülük dört elementten biridir
tehlikeli
Sahnedezarar verme ihtimali yüksek olan
The icy roads were very treacherous today
Buzlu yollar bugün çok tehlikeliydi
doğru
Sahnedegerçek olan veya yanlış olmayan
It is true that she is here
Burada olduğu doğru
dürüst
yalan söylemeyen ve doğru sözlü
He is a true person
O dürüst bir insan
sadık
birine bağlı ve vefalı olan
She is a true friend to me
O benim için sadık bir dost
güvenilir
her zaman beklenen şekilde çalışan
This system is true and effective
Bu sistem güvenilir ve etkili
Ba Sing Se
SahnedeAvatar Son Hava Bükücü evrenindeki kurgusal şehir
Ba Sing Se is the capital of the Earth Kingdom
Ba Sing Se Toprak Krallığının başkentidir
düşmek
Sahnedehızla yere doğru hareket etmek
Be careful not to fall
Düşmemeye dikkat et
sonbahar
yaz ile kış arasındaki mevsim
The leaves change color in the fall
Sonbaharda yapraklar renk değiştirir
haline gelmek
yeni bir duruma girmek
The room fell silent
Oda sessizliğe büründü
başarısız olmak
bir şeyi yapmayı başaramamak
The mission did not fall
Görev başarısız olmadı
cesur
Sahnedetehlike veya acı ile yüzleşmeye hazır
She is a brave girl
O cesur bir kız
göğüs germek
zor veya tehlikeli bir durumla korkusuzca yüzleşmek
She braved the heavy rain to go out
Dışarı çıkmak için şiddetli yağmura göğüs gerdi
güdü
Sahnedebir şeyi yapmaya iten sebep
He had no motive to lie
Yalan söylemek için bir sebebi yoktu
suçlamak
Sahnedebirinin bir yanlıştan sorumlu olduğunu söylemek
Do not blame me for this mistake
Bu hata için beni suçlama
suç
kötü bir durumdan dolayı sorumlu tutulma durumu
He accepted the blame for the accident
Kazanın suçunu üstlendi
desteklemek
Sahnedebirine yardım veya teşvik vermek
I support your decision
Kararını destekliyorum
taşımak
bir şeyin ağırlığını taşımak
The pillars support the roof
Sütunlar çatıyı taşır
yaşam desteği
çok hasta birini hayatta tutmak için tıbbi cihaz kullanılması
The patient was kept on life support
Hasta yaşam desteğinde tutuldu
dört
Sahnede4 sayısı
I have four apples
Dört elmam var
hayal kırıklığına uğratmak
Sahnedebirini hayal kırıklığına uğratmak
I promise I won't let you down
Söz veriyorum seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
indirmek
bir şeyi aşağı doğru salmak veya bırakmak
Please let down the rope
Lütfen ipi aşağı sal
olmadan
Sahnedebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
yerine
Sahnedebir şey yerine
I chose tea rather than coffee
Kahve yerine çay seçtim
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
iyi olur
Sahnedebir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
mucizevi bir şekilde
Sahnedeinanılması güç bir şekilde
He miraculously survived the crash
Kazadan mucizevi bir şekilde kurtuldu
sadakat
Sahnedebirine veya bir şeye olan bağlılık
Loyalty is important in a friendship
Arkadaşlıkta sadakat önemlidir
çözmek
Sahnedebir problemi çözmek veya bir şeyi anlamak
I need to figure out this puzzle
Bu bulmacayı çözmem gerekiyor
tahmin etmek
bir şeyin muhtemel olduğuna inanmak veya düşünmek
I figured out it would rain
Yağmur yağacağını tahmin ettim
homurdanmak
Sahnededüşük ve boğuk bir ses çıkarmak
The old engine began to grumble
Eski motor homurdanmaya başladı
homurdanmak
memnuniyetsizlikle alçak sesle şikayet etmek
He started to grumble about the wait
Bekleme süresi hakkında homurdanmaya başladı
söylenmek
memnuniyetsizliği kısık sesle ifade etmek
He started to grumble about the weather
Hava hakkında söylenmeye başladı
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
Sahnedebir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
öğrenmek
Sahnedeçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
öğrenmek
bir durum hakkında haber almak
I learned that the meeting is postponed
Toplantının ertelendiğini öğrendim
bağlamak
Sahnedebir ip veya halatla sabitlemek
Tie your shoelaces
Ayakkabı bağcıklarını bağla
kravat
boyna takılan kumaş parçası
He is wearing a red tie
Kırmızı bir kravat takıyor
beraberlik
aynı sayıda puana sahip olma durumu
The game ended in a tie
Maç beraberlikle bitti
bağ
iki şey veya kişi arasındaki ilişki
They have strong family ties
Güçlü aile bağları var
hazır beklemek
Sahnedebir şeyin olmasını veya talimat gelmesini beklemek
Please stand by for further information
Daha fazla bilgi için lütfen hazır bekleyin
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemeye devam etmek
I will stand by you
Senin yanında olacağım
seyirci kalmak
yardım edebilecek durumdayken hiçbir şey yapmamak
Do not just stand by while they fight
Onlar kavga ederken sadece seyirci kalma
enerji
Sahnedeaktif olmak için gereken güç veya yetenek
I don't have any energy today
Bugün hiç enerjim yok
bütün
Sahnedebir şeyin tamamı
I ate the whole pizza
Bütün pizzayı yedim
bütün
hiçbir parçası eksik veya hasarlı olmayan
I ate the whole apple
Bütün elmayı yedim
zor
Sahnedekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
alkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
sert
yumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sert
birine kaba veya katı davranan
The coach was hard on the team
Koç takıma karşı sert davrandı
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
rampa
Sahnedeiki farklı seviyeyi birbirine bağlayan eğimli yüzey
The wheelchair went up the ramp
Tekerlekli sandalye rampadan yukarı çıktı
artırmak
bir şeyi daha büyük veya daha yoğun hale getirmek
We need to ramp up production
Üretimi artırmamız gerekiyor
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
paydos etmek
Sahnedebir faaliyeti o günlük bırakmak
We have worked enough, let's call it a day
Yeterince çalıştık, hadi paydos edelim
özellik
Sahnedebir şeyin kendine has niteliği
This material has the property of being soft
Bu malzemenin yumuşak olma özelliği vardır
mülk
birine ait olan şey
This is my property
Bu benim mülküm
emlak
birine ait olan bina veya arazi
He owns a small property
Onun küçük bir emlağı var
zihin
Sahnedekişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
rahatsız olmak
Sahnedebir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
hamle
Sahnedeyapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
hızla satılmak
genellikle düşük fiyata hızlıca elden çıkarılmak
These cheap goods move very fast
Bu ucuz ürünler hızla satılıyor
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
tek
Sahnedeyalnızca bir tane olan
I have a single dollar left
Geriye sadece tek bir dolarım kaldı
tek banknot
bir dolarlık kağıt para
He paid with a single
Tek bir banknotla ödeme yaptı
bekar
evli olmayan
He is currently single
O şu anda bekar
yaşamını sürdürmek
Sahnedeyaşamaya devam etmek
Plants cannot survive without water
Bitkiler susuz yaşayamaz
hayatta kalmak
başka biri öldükten sonra yaşamaya devam etmek
He survived his wife by ten years
Eşinden on yıl daha fazla yaşadı
hayatta kalmak
zor bir durumdan sonra var olmaya devam etmek
They survived the earthquake
Depremden sağ kurtuldular
karşılamak
Sahnedevaran birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
hoş karşılanan
memnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
serbest
bir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
aniden
Sahnedebeklenmedik bir anda gerçekleşen
The rain started suddenly
Yağmur aniden başladı
aniden
beklenmedik bir şekilde
Suddenly, it started to rain
Aniden yağmur yağmaya başladı
önlemek
Sahnedebir şeyin olmasını engellemek
Vaccines prevent diseases
Aşılar hastalıkları önler
buluşmak
Sahnedeuzun süredir görülmeyen biriyle bir araya gelmek
We caught up with our friends at the cafe
Arkadaşlarımızla kafede buluştuk
yetişmek
öndeki birine ulaşmak
I will catch up with you later
Sana daha sonra yetişeceğim
etkisini göstermek
bir şeyin zamanla birini olumsuz etkilemesi
Her bad diet is catching up with her
Kötü beslenmesi sonunda üzerinde etkisini gösteriyor
gururlu
Sahnedebir başkasının başarısıyla mutlu olmak
I am proud of you
Seninle gurur duyuyorum
gururlu
Sahnedekendi başarılarından tatmin olmak
He is proud of his work
İşiyle gurur duyuyor
gururlu
memnuniyet ve kıvanç gösteren
She has a proud expression
Gururlu bir ifadesi var
ele vermek
Sahnedebir sırrı veya gizli bir şeyi açıklamak
Don't give away the ending of the movie
Filmin sonunu söyleme
bağışlamak
bir şeyi karşılık beklemeden vermek
I will give away my old clothes
Eski kıyafetlerimi bağışlayacağım
istemek
Sahnedebir şeyi istediğini söylemek
I will ask for a glass of water
Bir bardak su isteyeceğim
davetiye çıkarmak
kötü bir durumun gerçekleşmesine neden olacak şekilde davranmak
You are asking for trouble
Başını derde sokuyorsun
endişeli
Sahnedehuzursuz veya kaygılı hissetmek
I am worried about the exam
Sınav hakkında endişeliyim
ateş efendisi
Sahnedeateş üzerinde hakimiyeti olan güçlü hükümdar
The fire lord commanded his army
Ateş efendisi ordusuna komuta etti
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
versiyon
Sahnedebir şeyin belirli bir biçimi
This is the new version of the book
Bu, kitabın yeni versiyonu
yalan söyleme
Sahnededoğru olmayan bir şeyi bilerek söylemek
He is lying to his parents
Ailesine yalan söylüyor
boş boş yatmak
faydalı hiçbir şey yapmadan vakit geçirmek
Stop lying around all day
Bütün gün boş boş yatmayı bırak
uzanma
bir yüzey üzerinde yatay konumda bulunma
He is lying on the sofa
Koltukta uzanıyor
akşam yemeği
Sahnedegünün genellikle akşam saatlerinde yenen ana öğünü
We are having chicken for dinner
Akşam yemeğinde tavuk yiyoruz
daha kötü
Sahnededaha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
birlikte yaşamak
Sahnedebiriyle aynı evde yaşamak
They live together in a small apartment
Küçük bir dairede birlikte yaşıyorlar
abluka
Sahnedehareketi veya ilerlemeyi durduran engel
The navy set up a blockade
Donanma bir abluka kurdu
yenilmek
Sahnedebir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
bir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
kaybetmek
artık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
anlayamamak
bir konuyu takip edememek
I lost you when you talked about science
Bilim hakkında konuştuğunda seni anlayamadım
yani
Sahnedesöylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
düşman
Sahnedesavaştığınız veya rekabet ettiğiniz kişi
They are old enemies
Onlar eski düşmanlar
yılan
Sahnedebüyük bir yılan
The legend tells of a giant serpent
Efsane dev bir yılandan bahseder
tabii ki
Sahnedeonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
artık
Sahnedeartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
daha fazla
bir şeyden daha fazla miktarda
Would you like any more?
Biraz daha ister misin?
yük
Sahnedebir gemi, uçak veya araçla taşınan eşyalar
The ship is carrying a heavy cargo
Gemi ağır bir yük taşıyor
elde etme
Sahnedebir şeyi kazanmak veya temin etmek
She is securing a better position
O daha iyi bir pozisyon elde ediyor
emniyete alma
birini veya bir şeyi zarardan korumak
We are securing the area
Bölgeyi emniyete alıyoruz
incinmiş
Sahnedefiziksel veya duygusal acı hissetmek
He felt deeply hurt
Derinden incinmiş hissetti
incitmek
Sahnedebirine veya bir şeye fiziksel ya da duygusal zarar vermek
Don't hurt your brother
Kardeşini incitme
kırgın
Sahnedeüzgün veya alınmış hissetmek
She felt hurt by his words
Onun sözleri yüzünden kırgın hissetti
acıtmak
birine fiziksel acı vermek
Don't hurt your knee
Dizini acıtma
zafer
Sahnedebir yarışmada veya mücadelede kazanılan başarı
They celebrated the victory after the game
Maçtan sonra zaferi kutladılar
hayatta
Sahnedeyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
mide
Sahnedeyiyecekleri sindiren organ
My stomach hurts
Midem ağrıyor
cesaret
zor bir şeyi yapmak için gereken zihinsel güç
He does not have the stomach for this
Bunun için cesareti yok
katlanmak
hoş olmayan bir duruma veya şeye dayanabilmek
I cannot stomach his behavior
Onun davranışlarına katlanamıyorum
avantaj
Sahnedebir durumu daha iyi hale getiren fayda
This is a big advantage
Bu büyük bir avantaj
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
tamir etmek
Sahnedebozulan bir şeyi yeniden çalışır hale getirmek
Can you fix my bike?
Bisikletimi tamir edebilir misin?
zor durum
zor veya nahoş bir durum
They are in a real fix
Onlar gerçekten zor bir durumda
hile karıştırmak
bir yarışma veya oylama sonucunu önceden haksız yere belirlemek
They tried to fix the election
Seçime hile karıştırmaya çalıştılar
sabitlemek
bir şeyi belli bir yerde duracak şekilde tutturmak
Please fix the shelf to the wall
Lütfen rafı duvara sabitleyin
hikaye
Sahnedeolayların anlatımı
I read a long story
Uzun bir hikaye okudum
kat
bir binanın seviyesi veya katı
The house has two stories
Evin iki katı var
durum
belirli bir durum veya olaylar dizisi
That is a different story
Bu farklı bir durum
dışarı çıkmak
Sahnedebir yerden ayrılıp başka bir yere gitmek
It is time to go out
Dışarı çıkma zamanı geldi
sönmek
yanmayı veya çalışmayı durdurmak
The lights suddenly went out
Işıklar aniden söndü
gönderilmek
bir yere ulaştırılmak üzere yola çıkmak
The invitations went out yesterday
Davetiyeler dün gönderildi
başka
Sahnedebelirtilenlerin dışında veya ek olarak
Who else is coming?
Başka kim geliyor?
başka türlü
farklı bir biçimde
How else can I do this
Bunu başka türlü nasıl yapabilirim
aksi takdirde
eğer böyle olmazsa
Hurry up, else we'll be late
Acele et, yoksa geç kalacağız
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
duymak
bir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
en büyük
Sahnedederece olarak en yüksek olan
This is the biggest challenge
Bu en büyük zorluk
en büyük
boyut veya miktar olarak en geniş olan
This is the biggest cake in the shop
Bu dükkandaki en büyük pasta
büyükanne
Sahnedebüyükanne için kullanılan samimi ve gayriresmi sözcük
My gran gran loves me so much
Benim büyükannem beni çok seviyor
önemsiz biri
Sahnedeönemsiz veya rahatsız edici kişi
He is just a pipsqueak
O sadece önemsiz biri
kaydetmek
Sahnedebir şeyin fotoğrafını veya videosunu çekmek
He captured the sunset
Gün batımını kaydetti
yakalamak
Sahnedebir kişiyi veya canlıyı zorla ele geçirmek
The police were able to capture the suspect
Polis şüpheliyi yakalayabildi
etkilemek
birinin ilgisini veya beğenisini kazanmak
Her smile captured his heart
Gülümsemesi onun kalbini kazandı
kılık değiştirmek
Sahnedefarklı görünmek için görünüşünü değiştirmek
He wore a wig to disguise himself
Kendini gizlemek için peruk taktı
kılık
farklı görünmek için yapılan görünüş değişikliği
His disguise fooled everyone
Kılığı herkesi kandırdı