Avatar: The Last Airbender — 3. Sezon Bölüm 2
Kelimeler ve anlamları
399 kelime
Seviye
ceza
Sahnedeyanlış bir şey yaptığında verilen yaptırım
He received a punishment for being late
Geç kaldığı için ceza aldı
dürtü
Sahnedebir şeyi yapmaya yönelik güçlü arzu veya istek
I had a sudden urge to laugh
Aniden gülme isteği duydum
teşvik etmek
birini bir şey yapmaya kuvvetle yönlendirmek
I urge you to follow your dreams
Hayallerinin peşinden gitmeni şiddetle tavsiye ederim
ısrar etmek
birinden bir şey yapmasını kuvvetle istemek
He urged me to tell the truth
Doğruyu söylemem için bana ısrar etti
teşvik
birini bir şey yapmaya ikna etme çabası
Her words were a strong urge to study
Onun sözleri ders çalışmak için güçlü bir teşvikti
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
güzel
Sahnedegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
utanç
Sahnedeyanlış bir şey yaptığınızda hissedilen acı verici duygu
He felt a deep sense of shame
Derin bir utanç hissetti
ayıplamak
birinin yaptığı bir davranış yüzünden onu kötü hissettirmek
They shamed him for lying
Yalan söylediği için onu ayıpladılar
üzüntü
yaşanan bir durumdan dolayı duyulan keder
It is a shame that the store is closed
Mağazanın kapalı olması büyük bir üzüntü
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
görkem
Sahnedebüyük bir güzellik veya halkın duyduğu hayranlık
The glory of the sunset is breathtaking
Gün batımının görkemi nefes kesici
onur
önemli bir iş başarınca kazanılan büyük saygı veya övgü
It is a glory to help others
Başkalarına yardım etmek büyük bir onurdur
mırlamak
Sahnedekedi gibi alçak ve yumuşak bir ses çıkarmak
The cat began to purr
Kedi mırlamaya başladı
-meli/-malı
Sahnedeyapılması gereken doğru şeyi belirtmek için kullanılır
You ought to apologize
Özür dilemelisin
beklenmek
kanıtlara veya mantığa göre gerçekleşmesi muhtemel durumları belirtmek için kullanılır
The train ought to arrive soon
Trenin yakında varması bekleniyor
parıldamak
Sahnedeküçük ışık parıltıları yaymak
The stars twinkle in the sky
Yıldızlar gökyüzünde parıldıyor
oluk
Sahnedeçatı veya yol kenarında yağmur sularını taşımaya yarayan dar kanal
The leaves are blocking the gutter
Yapraklar oluğu tıkamış
izlemek
Sahnedebir şeye dikkatle bakmak
I like to watch movies
Film izlemeyi severim
gözetmek
bir şeyi korumak veya kontrol etmek
Please watch my bag
Lütfen çantamı kolla
kol saati
bileğe takılan küçük saat
My watch is broken
Saatim bozuk
dikkat etmek
bir şeyi yaparken özenli ve dikkatli olmak
Watch your step on the stairs
Merdivenlerde adımına dikkat et
seçmek
Sahnedebir şeyi seçmek veya karar vermek
I will go with the red car
Kırmızı arabayı seçeceğim
eşlik etmek
biriyle birlikte bir yere gitmek
I will go with you to the store
Mağazaya seninle geleceğim
yakışmak
birlikte iyi görünmek veya uygun olmak
This tie goes with your suit
Bu kravat takım elbisene yakışıyor
kabul etmek
bir öneriyi veya kararı uygun bulup onaylamak
I will go with your plan
Senin planını kabul edeceğim
dakika
Sahnedealtmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
tam o an
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
kıkırdama
Sahnedekısa ve kesik neşeli sesler çıkarma
She was giggling at the funny joke
Komik şakaya kıkırdıyordu
fısıldamak
Sahnedeçok alçak sesle konuşmak
She is whispering
O fısıldıyor
fısıltı
konuşurken çıkarılan çok sessiz ses
I heard quiet whispering in the room
Odada kısık bir fısıltı duydum
fısıltı
gizli veya sessiz bir haber
There were whisperings about the plan
Plan hakkında fısıltılar vardı
aptal
Sahnedesağduyudan yoksun kişi
Don't be such a fool
Bu kadar aptal olma
kandırmak
birini aldatmak
Don't try to fool me
Beni kandırmaya çalışma
öğrenciler
Sahnedeokulda eğitim gören kişiler
The students are in the classroom
Öğrenciler sınıfta
çekince
Sahnedebir şeyi yapmanızı engelleyen duygu
He felt some inhibition about speaking
Konuşma konusunda biraz çekince hissetti
teşekkür ederim
Sahnedeminnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan nazik ifade
I want to say thank you
Sana teşekkür ederim demek istiyorum
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
hiç kimse
Sahnedehiçbir kişi
No one is home
Evde kimse yok
hiç kimse
hiçbir kişi
No one knows the answer
Cevabı hiç kimse bilmiyor
boşver
Sahnedebir şeyi artık düşünmemeye karar vermek
Forget it, it doesn't matter
Boşver, önemli değil
rağmen
Sahnedezıt bir durumu belirtmek için kullanılır
Although it was raining, we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
kutluyor
Sahnedeözel bir gün için bir şey yapmak
We are celebrating her birthday
Onun doğum gününü kutluyoruz
adlandırmak
Sahnedebirine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
erimek
Sahnedehastalıktan veya gıdasızlıktan zayıf ve çelimsiz hale gelmek
The patient began to waste away after the long illness
Hasta uzun süren hastalıktan sonra erimeye başladı
mağara
Sahnedeyerin altında veya kayalıkta bulunan doğal boşluk
They found a dark cave
Karanlık bir mağara buldular
boyun eğmek
direnmeyi bırakmak veya teslim olmak
He finally caved to the pressure
Sonunda baskıya boyun eğdi
sertçe vurmak
birine veya bir şeye büyük bir kuvvetle darbe indirmek
He caved the wall with one punch
Duvara tek bir yumrukla sertçe vurdu
fırsatı olmak
Sahnedebir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
başlamak
bir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
bulut
Sahnedegökyüzünde su damlacıklarından oluşan beyaz veya gri kütle
There is a big cloud in the sky
Gökyüzünde büyük bir bulut var
bulandırmak
bir şeyi daha az net veya anlaşılması zor hale getirmek
Fear clouded his judgment
Korku muhakemesini bulandırdı
bulut
internet üzerinde veri depolama sistemi
I save my files to the cloud
Dosyalarımı buluta kaydediyorum
peşinden gitmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
izlemek
Sahnedebirinin faaliyetlerini dikkatle gözlemlemek
Follow the latest news
En son haberleri izle
uymak
birinin söylediklerini yerine getirmek
You should follow the instructions
Talimatlara uymalısın
ardından gelmek
bir şeyden sonra meydana gelmek
Night follows day
Günden sonra gece gelir
kıkırdamak
Sahnedekısık sesle gülmek
He let out a snicker during the meeting
Toplantı sırasında kısık sesle kıkırdadı
kılıç
Sahnedesavaşmak için kullanılan uzun metal bir bıçak
The knight has a sword
Şövalyenin bir kılıcı var
net
Sahnedeanlaşılması kolay
The answer is clear
Cevap net
şeffaf
ışığın geçmesine izin vererek arkasındakilerin görünmesini sağlayan
The water in the lake is clear
Göldeki su çok şeffaf
açık
önünde engel veya sorun bulunmayan
The road ahead is clear
İlerideki yol açık
boğazını temizlemek
dikkat çekmek için boğazından ses çıkarmak
He cleared his throat before speaking
Konuşmadan önce boğazını temizledi
elverişli
Sahnedebir durumun gerçekleşmesini kolaylaştıran
A quiet room is conducive to study
Sessiz bir oda çalışmaya elverişlidir
çevre
Sahnedebir kimseyi veya şeyi çevreleyen koşullar
He works in a quiet environment
Sessiz bir ortamda çalışıyor
hırlamak
Sahnedebir hayvanın çıkardığı düşük perdeli tehditkar ses
The dog began to growl
Köpek hırlamaya başladı
halletmek
Sahnedebir sorunu veya karışık bir durumu çözmek
We need to straighten out this misunderstanding
Bu yanlış anlaşılmayı halletmemiz gerekiyor
düzeltmek
bir şeyi düz hale getirmek veya düzenlemek
Straighten out your desk
Masanı düzelt
düzeltmek
birinin kötü davranışlarını daha iyi hale getirmek
He needs to straighten out his behavior
Davranışlarını düzeltmesi gerekiyor
ebeveyn
Sahnedebir kişinin annesi veya babası
I love my parents
Ebeveynlerimi seviyorum
ana şirket
başka bir şirketin sahibi olan şirket
The parent company owns several smaller businesses
Ana şirket birkaç küçük işletmeye sahip
ebeveynlik yapmak
bir çocuğun bakımını üstlenip onu büyütmek
They are parenting their children with love
Çocuklarını sevgiyle yetiştiriyorlar
tahmin etmek
Sahnedeemin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
tam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
ayakkabı
Sahnedeayağı koruyan ve kaplayan giysi
I need to buy new shoes
Yeni ayakkabılar almam gerekiyor
için
Sahnedebir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
-den beri
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
yarın
Sahnedebugünden sonraki gün
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
gelecek
zamanın ilerisi
Hope for a better tomorrow
Daha iyi bir gelecek için umut et
birlikte yaşamak
Sahnedebiriyle aynı evde yaşamak
They live together in a small apartment
Küçük bir dairede birlikte yaşıyorlar
dans etme
Sahnedevücudunu müzikle hareket ettirme
They are dancing
Onlar dans ediyor
komplo
Sahnedekötü bir şey yapmak için hazırlanan gizli plan
They discovered the plot against the king
Krallığa karşı kurulan komployu ortaya çıkardılar
arsa
toprağın küçük bir parçası
He bought a small plot of land
Küçük bir arsa satın aldı
olay örgüsü
bir hikayenin ana olayları
The plot of the movie is exciting
Filmin olay örgüsü heyecan verici
çöp
Sahnedeistenmeyen veya işe yaramaz malzeme
Please take out the trash
Lütfen çöpü dışarı çıkar
ayaktakımı
genellikle alt tabakadan görülen ve kötü davranışları olan insanlar
He treats them like trash
Onlara ayaktakımı muamelesi yapıyor
kötülemek
birisi hakkında kötü şeyler söylemek
He likes to trash his rivals
Rakiplerini kötülemeyi seviyor
mahvetmek
bir şeyi yok etmek veya çok dağınık hale getirmek
They decided to trash the old room
Eski odayı mahvetmeye karar verdiler
tabii ki
Sahnedeonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
sessizce
Sahnedeaz veya hiç gürültü yapmadan
Please speak quietly
Lütfen sessizce konuş
herhangi bir zamanda
Sahnedeherhangi bir zamanda veya ne zaman istersen
You can call me anytime
Beni her zaman arayabilirsin
keşfetmek
Sahnedebir şeyi ilk kez bulmak
They discovered a new planet
Yeni bir gezegen keşfettiler
keşfetmek
bilinmeyen bir şeyi ortaya çıkarmak
Scientists discovered a new planet
Bilim insanları yeni bir gezegen keşfetti
inanılmaz
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
The view is incredible
Manzara inanılmaz
arka tarafta
Sahnedeevin veya binanın arkasındaki alan
He is waiting out back
O, arka tarafta bekliyor
binanın arkasında
bir evin veya yapının gerisindeki alan
He left his bike out back
Bisikletini binanın arkasında bıraktı
öğrenci
Sahnedebir okulda eğitim gören kişi
I am a student
Ben bir öğrenciyim
hapishane
Sahnedesuç işleyenlerin cezalandırıldığı yer
He is in prison
O hapishanede
dışarı
Sahnedebir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
nedeniyle
Sahnedebir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
dışında tutmak
birini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
-den
bir yerden veya kaynaktan gelmek
I got the water out of the tap
Suyu musluktan aldım
arasından
bir grubun içinden seçilmek
Choose one out of these three
Bu üçünün arasından bir tane seç
içinden
bir şeyin iç kısmından gelmek
He came out of the room
Odanın içinden geldi
yoksun
bir şeye sahip olmamak
We are out of bread
Ekmeksiz kaldık
uzaklaşarak
bir yerden ayrılmak
Please get out of my house
Lütfen evimden çık
dışında
artık bir grubun parçası olmamak
He is out of the team
O artık takımın dışında
tükenmiş
bir şeyin bitmiş olması
We are out of gas
Benzinimiz bitti
dışarıda
bir yerin içinde olmamak
She is out of the office
Ofisin dışında
dışarı
bir yerin içerisi olmaması
Stay out of the rain
Yağmurun dışında kal
çıkararak
bir şeyi bir yerden almak
Take the keys out of your pocket
Anahtarları cebinden çıkar
alınarak
birini veya bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
They took the boy out of school
Çocuğu okuldan aldılar
kalmamış
bir şeyin tamamen bitmiş olması
We are out of sugar for the tea
Çay için şekerimiz kalmadı
ait olmak
Sahnededoğru yerde olmak
This book belongs on the shelf
Bu kitap rafa ait
dört
Sahnede4 sayısı
I have four apples
Dört elmam var
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
göz kulak olmak
Sahnedebirini korumak veya güvenliğini sağlamak
He looks out for his sister
Kız kardeşine göz kulak olur
dikkat etmek
bir şeyin ortaya çıkıp çıkmadığını anlamak için çevreye bakmak
Look out for cars when you cross the street
Karşıdan karşıya geçerken arabalara dikkat et
dikkat etmek
birinin güvende kalması için dikkat etmek
Look out for traffic when you cross the street
Karşıdan karşıya geçerken trafiğe dikkat et
burnunu çekme
Sahnedegenellikle soğuk algınlığı sebebiyle burundan sesli nefes alma
I heard a sniffle in the quiet room
Odada bir burnunu çekme sesi duydum
burnunu çekmek
burundan sesli nefes alıp vermek
The boy kept sniffing because of his cold
Çocuk soğuk algınlığı yüzünden sürekli burnunu çekiyordu
Ateş Ulusu
SahnedeAvatar serisinde yer alan kurgusal bir ulus
The Fire Nation attacked the Air Nomads
Ateş Ulusu Hava Göçebelerine saldırdı
şekillendirmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin gelişimini etkilemek
Teachers help in molding the character of their students
Öğretmenler öğrencilerinin karakterini şekillendirmeye yardımcı olurlar
kalıp
Sahnedesıvı haldeki maddelerin dökülüp soğuyarak şekil almasını sağlayan içi boş kap
Pour the hot wax into the molding
Sıcak mumu kalıba dökün
pervaz
bir yüzeyin kenarını süslemek için kullanılan malzeme şeridi
They installed new molding
Yeni pervaz taktılar
hayatta kalma
Sahnedeyaşamaya devam etme durumu
Food and water are necessary for survival
Yiyecek ve su hayatta kalmak için gereklidir
sömürge
Sahnedebaşka bir devlet tarafından yönetilen yerleşim alanı
India was once a British colony
Hindistan bir zamanlar bir İngiliz sömürgesiydi
koloni
aynı hayvan veya böcek türlerinin bir arada yaşadığı grup
Bees live in a large colony
Arılar büyük bir kolonide yaşar
ayaklar
Sahnedevücudun üzerinde durulan kısımları
My feet are cold
Ayaklarım soğuk
fit
12 inç değerindeki uzunluk ölçü birimi
The wall is ten feet high
Duvar on fit yüksekliğinde
mağara çekirgesi
Sahnedemağaralarda yaşayan küçük böcek türü
The cave hopper hides in dark corners
Mağara çekirgesi karanlık köşelerde saklanır
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
selamlama
Sahnedebiriyle karşılaşıldığında söylenen dostça ifade
Send my greetings to your family
Ailene selamlarımı ilet
selamlar
birine merhaba veya hoş geldin diyen mesaj
I send my best greetings to you
Sana en iyi selamlarımı gönderiyorum
saray
Sahnedekral veya kraliçenin yaşadığı büyük ve görkemli ev
The palace is very beautiful
Saray çok güzel
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
tek
eşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
aptal
Sahnedeaptal veya sersem kimse
He acted like a dum dum and fell down
Bir aptal gibi davrandı ve yere düştü
şiddetli
Sahnedeçok güçlü veya saldırgan
There is fierce competition
Şiddetli bir rekabet var
vahşi
korkutucu olacak şekilde güçlü ve öfkeli
The lion is a fierce animal
Aslan vahşi bir hayvandır
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
saklanma
Sahnedegörünmez kalma eylemi
The children are hiding in the garden
Çocuklar bahçede saklanıyor
saklama
Sahnedebir şeyi göz önünden uzak tutma
She is hiding the letter
Mektubu saklıyor
kuş
Sahnedetüyleri ve kanatları olan sıcakkanlı hayvan
A bird can fly
Bir kuş uçabilir
normal
Sahnedealışılmış, sıradan veya garip olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
iyileştirmek
Sahnedebir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
çok
Sahnedebüyük miktarda veya sayıda
I have a lot of work to do
Yapacak çok işim var
arsa
küçük bir toprak parçası
He bought a parking lot
Bir otopark alanı satın aldı
kader
kişinin hayatındaki yazgısı
This is my lot in life
Bu benim hayattaki kaderim
kader
bir kişinin içinde bulunduğu durum veya hayat koşulları
He accepted his lot in life
Hayatındaki kaderini kabullendi
sıklıkla
birçok kez veya sıkça
I see him a lot
Onu sıklıkla görürüm
grup
bir insan topluluğu
That is a loud lot
O gürültülü bir grup
çok miktarda
büyük bir sayı veya miktar
We have a lot of time
Çok miktarda vaktimiz var
az miktarda
küçük bir sayı veya miktar
That is a lot less
O az miktarda
fazlasıyla
büyük ölçüde
I like it a lot
Onu fazlasıyla seviyorum