Avatar: The Last Airbender — 3. Sezon Bölüm 3
Kelimeler ve anlamları
331 kelime
Seviye
fark etmek
Sahnedebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
susturmak
Sahnedebirinin konuşmasını engellemek
He tried to shut her
Onu susturmaya çalıştı
kapatmak
bir şeyin çalışmasını durdurmak
Please shut the computer
Bilgisayarı kapat
dışarıda bırakmak
birini bir grubun veya etkinliğin dışında tutmak
They shut him out of the conversation
Onu konuşmanın dışında bıraktılar
cesaret etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya cesareti olmak
He didn't dare to jump
Atlamaya cesaret edemedi
meydan okuma
cesaret göstermek için yapılan riskli eylem
I accepted the dare
Meydan okumayı kabul ettim
cesaret etmek
risk almaya veya yeni şeyler denemeye istekli olmak
She dared to sing on the stage
O sahnede şarkı söylemeye cesaret etti
taşınmak
Sahnedeyeni bir konuta yerleşmek
I moved in yesterday
Dün taşındım
suçlamak
Sahnedebirinin bir yanlıştan sorumlu olduğunu söylemek
Do not blame me for this mistake
Bu hata için beni suçlama
suç
kötü bir durumdan dolayı sorumlu tutulma durumu
He accepted the blame for the accident
Kazanın suçunu üstlendi
çığlık atmak
Sahnedeyüksek sesle ve tiz bir şekilde bağırmak
She started to scream
Çığlık atmaya başladı
haykırmak
bir şeyi çok açık bir şekilde ifade etmek
His behavior screams guilt
Davranışları suçluluk haykırıyor
ne kadar
Sahnedemiktar veya fiyat sormak için kullanılan ifade
How much is this
Bu ne kadar
uyanmak
Sahnedeuykudan çıkıp bilincin yerine gelmesi
I wake up at seven
Saat yedide uyanırım
uyandırmak
birini uykudan uyandırmak
Wake up your sister
Kız kardeşini uyandır
uyanma
uykudan uyanma eylemi
My early wake-up made me tired
Erken uyanmam beni yordu
uyanmak
uykudan uyanmak
I wake up early every morning
Her sabah erken uyanırım
uyanmak
uyumayı bırakıp gözlerini açmak
I wake up early every day
Her gün erken uyanırım
uyandırma
kişinin uyanmasını sağlayan sinyal veya zil sesi
The wake-up call is at seven
Uyandırma servisi saat yedide
nefesini çekmek
Sahnedeşaşkınlık, korku veya ağrı nedeniyle aniden derin bir nefes almak
She gasped in surprise
Şaşkınlıkla nefesini çekti
ani nefes
aniden alınan kısa ve hızlı nefes
She gave a gasp of surprise
Şaşkınlıkla ani bir nefes aldı
kirletmek
Sahnedehava, su veya toprağı kirli veya güvensiz hale getirmek
Factories pollute the air
Fabrikalar havayı kirletir
tekinsiz
Sahnedegarip ve korkutucu
The silence was eerie
Sessizlik tekinsizdi
vuhuu
Sahnedeheyecan veya sevinç belirten ünlem
Whoo! We won the game!
Vuhuu! Maçı kazandık!
vuhuu
heyecan göstermek için yüksek sesle bağırmak
They yelled whoo after the goal
Golden sonra vuhuu diye bağırdılar
uhu
siren veya yüksek bir çığlığı taklit etmek için çıkarılan ses
The crowd shouted whoo
Kalabalık uhu diye bağırdı
uzağa
Sahnedebir şeyi başka bir yere taşımak
Put your toys away
Oyuncaklarını kaldır
durmaksızın
durmadan veya ara vermeden
He was working away
Durmadan çalışıyordu
uzakta
buranın uzağında
The city is far away
Şehir çok uzakta
uzakta
bir yerde bulunmama durumu
He is away for the weekend
O hafta sonu için uzakta
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
bakmak
Sahnedebirine bakmak ve onu desteklemek
She had to fend for her younger siblings
Küçük kardeşlerine bakmak zorundaydı
efsane
Sahnedebüyük başarılarıyla tanınan çok ünlü kişi
He is a football legend
O bir futbol efsanesi
efsane
geçmişten gelen çok eski bir hikaye
The legend of King Arthur is famous
Kral Arthur efsanesi ünlüdür
yaşamak
Sahnedebir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
canlı
hayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
affedersiniz
Sahnedeözür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
pardon
duyulmayan veya anlaşılmayan bir şeyi tekrar ettirmek için kullanılan ifade
Excuse me could you say that again
Pardon bunu tekrar söyleyebilir misiniz
öğrenmek
Sahnedebir şeyi öğrenmek veya keşfetmek
I will find out the answer
Cevabı öğreneceğim
yakalanmak
birinin hatalı veya dürüst olmayan bir şey yaptığını keşfetmek
I hope he does not find out
Umarım o yakalanmaz
saklanma
Sahnedegörünmez kalma eylemi
The children are hiding in the garden
Çocuklar bahçede saklanıyor
saklama
bir şeyi göz önünden uzak tutma
She is hiding the letter
Mektubu saklıyor
kaybetmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
yenilmek
bir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
bir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
anlayamamak
bir konuyu takip edememek
I lost you when you talked about science
Bilim hakkında konuştuğunda seni anlayamadım
harika
Sahnedeçok iyi veya etkileyici olan
It was a wonderful day
Harika bir gündü
verimli
Sahnedeişleri hızlı ve iyi yapabilen
This new system is more efficient
Bu yeni sistem daha verimli
yapılabilir
Sahnedeyapılması mümkün olan
This task is doable
Bu görev yapılabilir
civarında
Sahnedebir yerin yakınındaki alan
Many trees are around the school
Okulun civarında çok ağaç var
aşina
bir şeyi nasıl kullanacağını veya idare edeceğini bilmek
She knows her way around the office
Ofis konusunda bilgisi var
tersine
bir şeyin yönünü veya sonucunu değiştirmek
We must turn the situation around
Durumu tersine çevirmeliyiz
yol
Sahnedebir şeyin hareket ettiği hat
The train is on the track
Tren rayın üzerinde
parça
bir albümde yer alan kayıtlı müzik eseri
This is my favorite track on the album
Bu albümdeki en sevdiğim parça
kayıt
bir şeyi hatırlamak için tutulan yazılı bilgi
I keep a track of my expenses
Harcamalarımın kaydını tutuyorum
atletizm
insanların koşu pistinde yarıştığı bir spor dalı
She runs track at school
O okulda atletizm yapıyor
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
başlamak
Sahnedebir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
fırsatı olmak
Sahnedebir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
özel
Sahnedebelirli bir kişiye ait olan
This is a personal matter
Bu özel bir mesele
kişisel
birinin karakterine yönelik ve kırıcı olan
His comments were too personal
Yorumları çok kişiseldi
teşekkür ederim
Sahnedeminnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan nazik ifade
I want to say thank you
Sana teşekkür ederim demek istiyorum
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
tahmin etmek
Sahnedeemin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
tam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
diken kelebeği
Sahnedeturuncu ve siyah desenleri olan renkli bir kelebek türü
I saw a painted lady in the garden
Bahçede bir diken kelebeği gördüm
her gün
Sahnedeher bir gün
I exercise every day
Her gün egzersiz yaparım
yaptı
Sahnedebir şeye sebep olmak
He made me laugh
Beni güldürdü
kurtarmış
çok iyi veya rahat bir durumda olmak
You have got it made with this job
Bu işle hayatını kurtardın
zorlamak
birini bir şey yapmaya mecbur bırakmak
He made me wait outside
Beni dışarıda beklemeye zorladı
söylenmek
Sahnedememnuniyetsizliği kısık sesle ifade etmek
He started to grumble about the weather
Hava hakkında söylenmeye başladı
homurdanmak
memnuniyetsizlikle alçak sesle şikayet etmek
He started to grumble about the wait
Bekleme süresi hakkında homurdanmaya başladı
homurdanmak
düşük ve boğuk bir ses çıkarmak
The old engine began to grumble
Eski motor homurdanmaya başladı
burnundan solumak
Sahnedeburnundan gürültülü bir şekilde nefes vermek
The pig gave a loud snort
Domuz yüksek sesle burnundan soludu
burnundan çekmek
havayı veya bir maddeyi burundan hızla içeri çekmek
He began to snort the powder
Tozu burnundan çekmeye başladı
evet
Sahnedeevet demenin gayri resmi yolu
Yep, I can help you
Evet, sana yardım edebilirim
sinek
Sahnedeiki kanadı olan küçük uçan böcek
There are flies in the kitchen
Mutfakta sinekler var
uçmak
kanatlarını kullanarak havada hareket etmek
A bird flies in the sky
Bir kuş gökyüzünde uçar
uçurmak
havada bir hava taşıtını kontrol etmek
The pilot flies the plane safely
Pilot uçağı güvenli bir şekilde uçuruyor
hızla geçmek
zamanın çok çabuk ilerlemesi
Time flies when you are having fun
Eğlenirken zaman hızla geçer
sevinç çığlığı
Sahnededestek veya mutluluk göstermek için atılan mutlu bağırma
Her cheering motivated the team
Onun sevinç çığlıkları takımı motive etti
amblem
Sahnedebir grubu veya şirketi temsil eden tasarım
The company emblem is on the door
Şirket amblemi kapının üzerindedir
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
beraber
Sahnedeaynı yerde veya aynı zamanda
We study together
Birlikte çalışıyoruz
barışmış
bir ayrılığın ardından tekrar sevgili olmak
They got back together recently
Yakın zamanda tekrar barıştılar
toplamda
sayıların toplamını hesaplamak
How much is it all together
Hepsi toplamda ne kadar
düzenli
mantıklı ve planlı bir şekilde
She is a very together person
O çok düzenli bir insandır
güm sesi
Sahnedeağır bir cismin düşerken çıkardığı boğuk ses
The heavy bags fell with loud thuds
Ağır çantalar yüksek güm sesleriyle düştü
orta
Sahnedemerkezdeki nokta veya bölüm
He is in the middle of the room
Odanın ortasında
öte yandan
Sahnedefarklı bir bakış açısını sunmak için kullanılır
I love the city. On the other hand, I love the country
Şehri seviyorum. Öte yandan, kırsalı seviyorum
su bükücü
Sahnedebüyü kullanarak suyu kontrol edebilen kişi
The waterbender used magic to create a wave
Su bükücü dalga yaratmak için büyü kullandı
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
program
Sahnedeplanlanan etkinliklerin ve zamanlarının listesi
Check the schedule for today
Bugünün programını kontrol et
planlamak
bir şeyi belirli bir zamana planlamak veya düzenlemek
I will schedule a meeting
Bir toplantı planlayacağım
planlama
olayların ne zaman gerçekleşeceğini belirleme süreci
I need to make a schedule for the week
Haftalık bir plan yapmam gerekiyor
çok
Sahnedebüyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
gördü
Sahnedegözlerle algılamak
I saw a bird
Bir kuş gördüm
testereyle kesmek
dişli bir alet kullanarak kesmek
He sawed the wood
Odunu testereyle kesti
bahsi karşılamak
bir oyunda rakibin bahsine eşlik etmek
He saw the bet
Bahsi karşıladı
testere
kesmek için kullanılan dişli bıçaklı alet
Use the saw
Testereyi kullan
yayın ağı
Sahnedeprogramları paylaşan televizyon veya radyo istasyonları grubu
This is a national television network
Bu ulusal bir televizyon ağıdır
ağ kurmak
bilgisayarları veya insanları birbirine bağlamak
I need to network with other professionals
Diğer profesyonellerle ağ kurmam gerekiyor
ağ
birbirine bağlı şeylerin oluşturduğu grup
The city has a good road network
Şehrin iyi bir yol ağı var
şenlikli
Sahnedeözel bir etkinlik nedeniyle neşeli ve coşkulu olan
The decorations made the room feel festive
Süslemeler odaya şenlikli bir hava kattı
teşekkür
Sahnedeminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
en iyi
Sahnedeen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
elinden gelenin en iyisi
gösterebileceğin en yüksek çaba
I did my best
Elimden gelenin en iyisini yaptım
bir yerde
Sahnedebelirlenmemiş veya bilinmeyen bir yer
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yere bıraktım
orman meyveleri
Sahnedeküçük yumuşak tatlı meyveler
I ate some berries for breakfast
Kahvaltıda biraz orman meyvesi yedim
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
kurtulmak
Sahnedebir şeyi yok etmek veya uzaklaştırmak
I need to get rid of this old sofa
Bu eski kanepeden kurtulmam gerekiyor
geveze
Sahnedeçok konuşan ve sır saklayamayan kimse
Don't tell him your secrets because he is a blabbermouth
Sırlarını ona söyleme çünkü o çok geveze
gizemli
Sahnedeanlaşılması veya açıklanması zor olan
The mysterious box was locked
Gizemli kutu kilitliydi
başladı
Sahnedebir şeyi yapmaya başlamak
She started to sing
Şarkı söylemeye başladı
başladı
belli bir duruma gelmeye başlamak
It started to rain
Yağmur yağmaya başladı
başlattı
bir şeyi başlatmak
He started the engine
Motoru çalıştırdı
nehir
Sahnededoğal olarak akan büyük su yolu
The river is very long
Nehir çok uzun
akmak
nehir gibi akmak
Tears rivered down her face
Gözyaşları yüzünden aşağı aktı
bir yerde yaşamak
Sahnedebelirli bir yerleşkede veya alanda ikamet etmek
Students live on campus
Öğrenciler kampüste yaşıyor
-de yaşamak
bir yerde ikamet etmek
I live on a small island
Küçük bir adada yaşıyorum
canlı yayın
internet üzerinden sunulan canlı veya kayıtlı video ya da ses
The event is live on the internet
Etkinlik internette canlı yayında
varlığını sürdürmek
yok olmadan var olmaya devam etmek
The story will live on
Hikaye sonsuza dek yaşayacak
gürültüler
Sahnededuyduğumuz sesler
I heard strange noises in the kitchen
Mutfakta garip gürültüler duydum
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
hakkında konuşmak
Sahnedebir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
işte buna denir
bir durumun aşırı veya sıra dışı olduğunu vurgulamak için kullanılır
Talk about a lucky break
İşte buna büyük bir şans denir
bahsetmek
bir konu hakkında bir şeyler söylemek
They talked about the project
Projeden bahsettiler
başlangıçta
Sahnedebaşlangıçta
At first, I didn't like it
Başlangıçta onu sevmedim
rahatsız olmak
Sahnedebir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
zihin
kişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
askere yazılmak
Sahnedebir topluluğa veya özellikle orduya üye olmak
He decided to join up when he was eighteen
On sekiz yaşındayken askere yazılmaya karar verdi
boyamak
Sahnedebir yüzeyi boya ile renklendirmek
I will paint the wall
Duvarı boyayacağım
boya
yüzeyleri renklendirmek için kullanılan sıvı madde
The paint is blue
Boya mavi
resim yapmak
boya kullanarak resim oluşturmak
She likes to paint
O resim yapmayı sever
resmetmek
bir durumu veya kişiyi kelimelerle betimlemek
The report paints a sad picture of the situation
Rapor durumu üzücü bir şekilde resmediyor
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
hasta
Sahnedekendini iyi hissetmeyen
I feel sick today
Bugün hasta hissediyorum
müthiş
çok iyi veya etkileyici argo
That car is sick
Bu araba müthiş
iğrenç
tiksinme duygusu uyandıran
This is a sick joke
Bu iğrenç bir şaka
bıkkın
bir şeyden uzun süre maruz kaldığı için sıkılmış olma durumu
I am sick of this noise
Bu gürültüden bıktım
yarın
Sahnedebugünden sonraki gün
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
gelecek
zamanın ilerisi
Hope for a better tomorrow
Daha iyi bir gelecek için umut et
basit
Sahnededüşük kaliteli veya önemli olmayan
They played in a rinky dink league
Basit bir ligde oynadılar
yapacak
Sahnedebir şey yapmayı planladığını belirtir
He goes to study hard
Sıkı çalışacak
gitmek
bir yere veya bir etkinliğe gitmek
He goes to school every day
O her gün okula gider
ha ha
Sahnedegülme sesi
He said ha ha
Ha ha dedi
çok
büyük ölçüde
It is ha ha good
Bu çok iyi
olta iğnesi
Sahnedebalık tutmak için kullanılan kavisli metal parça
He attached the bait to the fishing hook
Yemi olta iğnesine taktı
iyileştirmek
Sahnedebirini veya bir şeyi tekrar sağlıklı hale getirmek
The doctor helped to heal his wound
Doktor yarasının iyileşmesine yardım etti
iyileşmek
tekrar sağlıklı hale gelmek
The wound will heal soon
Yara yakında iyileşecek