Avatar: The Last Airbender — 3. Sezon Bölüm 4
Kelimeler ve anlamları
301 kelime
Seviye
kavga
Sahnedeiki kişi arasındaki fiziksel veya sözlü çatışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
mücadele etmek
bir şeyi durdurmak veya engellemek için çok çabalamak
We must fight the disease
Hastalıkla mücadele etmeliyiz
savaşmak
bir kavgada veya savaşta yer almak
Soldiers fight to protect their country
Askerler ülkelerini korumak için savaşırlar
kontrol etmek
Sahnedebir şeye dikkatlice bakmak
Please check your answers
Lütfen cevaplarınızı kontrol edin
hesap
ödenmesi gereken miktarı gösteren belge
Can I have the check please
Hesabı alabilir miyim lütfen
kareli
kumaş üzerindeki küçük kareli desen
He wore a check shirt
Kareli bir gömlek giydi
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
tanımlamak
Sahnedebir şeyin ne olduğunu açıklamak
Can you define this word
Bu kelimeyi tanımlayabilir misin
tanımlamak
bir şeyin ne anlama geldiğini açıklamak
Can you define this word
Bu kelimeyi tanımlayabilir misin
rağmen
Sahnedezıt bir durumu belirtmek için kullanılır
Although it was raining, we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
tarih
Sahnedegeçmiş olayların incelenmesi veya kaydı
I love reading about history
Tarih hakkında okumayı severim
geçmiş
bir kişiyle paylaşılan geçmiş ilişki veya deneyim
They have a long history together
Onların birlikte uzun bir geçmişi var
tarih
geçmişte yaşanmış olayların bütünü
We learn history at school
Okulda tarih öğreniyoruz
izlemek
Sahnedebir şeye dikkatle bakmak
I like to watch movies
Film izlemeyi severim
gözetmek
bir şeyi korumak veya kontrol etmek
Please watch my bag
Lütfen çantamı kolla
kol saati
bileğe takılan küçük saat
My watch is broken
Saatim bozuk
dikkat etmek
bir şeyi yaparken özenli ve dikkatli olmak
Watch your step on the stairs
Merdivenlerde adımına dikkat et
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
bak
dikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
bıçak ağzı
Sahnedebir bıçağın veya aletin düz ve keskin kısmı
The blade of the knife is sharp
Bıçağın ağzı keskindir
paten kaymak
tekerlekli patenlerle hareket etmek
I like to blade in the park
Parkta paten kaymayı severim
silecek lastiği
ön cam sileceklerinin kauçuk kısmı
I need to replace the wiper blade
Silecek lastiğini değiştirmem gerekiyor
çim yaprağı
ot veya çim bitkisinin ince ve düz yaprağı
I found a blade of grass
Bir çim yaprağı buldum
batırmak
Sahnedebir işi kötü bir şekilde yapmak
I messed up the test
Sınavı batırdım
dağıtmak
bir yeri düzensiz hale getirmek
You messed up my room
Odamı dağıttın
mahvetmek
bir şeyi bozmak veya kötüleştirmek
Do not mess up this task
Bu görevi mahvetme
karıştırmak
bir durumu içinden çıkılmaz hale getirmek veya düzensizliğe yol açmak
Do not mess up my plans
Planlarımı karıştırma
batırmak
bir şeyi kötü yapmak veya mahvetmek
Do not mess up this project
Bu projeyi batırma
kaplumbağa
Sahnedesert kabuklu, yavaş hareket eden bir hayvan
The turtle moves slowly
Kaplumbağa yavaş hareket eder
kabuğuna çekilmek
korunmak için başı ve uzuvları içeri çekmek
The boy turtled when he saw the dog
Çocuk köpeği görünce kabuğuna çekildi
yavaşça ilerlemek
çok ağır hareket etmek
Traffic turtled along the highway
Trafik otoyolda çok yavaş ilerledi
turtle çikolatası
kaplumbağa şeklinde çikolata
She ate a chocolate turtle
O bir kaplumbağa çikolata yedi
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
civarında
Sahnedebir yerin yakınındaki alan
Many trees are around the school
Okulun civarında çok ağaç var
tersine
Sahnedebir şeyin yönünü veya sonucunu değiştirmek
We must turn the situation around
Durumu tersine çevirmeliyiz
aşina
bir şeyi nasıl kullanacağını veya idare edeceğini bilmek
She knows her way around the office
Ofis konusunda bilgisi var
ekstra uzun
Sahnedenormalden daha uzun olan
He has extra long hair
Onun saçı çok uzun
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
çeşitlilik
Sahnedefarklı şeylerin bir arada bulunması
There is a wide variety of colors
Burada geniş bir renk çeşitliliği var
çeşit
bir şeyin belirli bir türü
This variety of grape is sweet
Bu üzüm çeşidi tatlıdır
akıcı
Sahnedekesintisiz ve pürüzsüz olan
Her movement was fluid
Hareketi akıcıydı
sıvı
kolayca akan madde
The engine needs more fluid
Motorun daha fazla sıvıya ihtiyacı var
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
kılıç ustası
Sahnedekılıçla dövüşen kimse
He is a skilled swordsman
O yetenekli bir kılıç ustası
kale
Sahnedekalın duvarları ve kuleleri olan büyük ve güçlü bina
The king lives in a castle
Kral bir kalede yaşar
kale
satrançta yatay veya dikey hareket eden taş
I moved my castle to protect the king
Şahı korumak için kalemi hareket ettirdim
tabii ki
Sahnedeonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
önemsiz
Sahnedeönemli veya anlamlı olmayan
The difference is insignificant
Fark önemsiz
gerçek
Sahnededoğru veya gerçek olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olduğu bir gerçektir
aslında
bir şeyin doğru olduğunu vurgulamak veya ek bilgi vermek için kullanılır
In fact, it is very cold
Aslında hava çok soğuk
milyon
Sahnedebin tane binlikten oluşan sayı
A million people live here
Burada bir milyon insan yaşıyor
şişman
Sahnedevücut yapısı geniş veya ağırlığı fazla olan
The fat cat is sleeping
Şişman kedi uyuyor
yüklü
bir şeyi vurgulamak için kullanılan
He received a fat salary
Yüklü bir maaş aldı
yağ
yiyeceklerde bulunan doğal yağlı madde
This food has too much fat
Bu yiyecek çok fazla yağ içeriyor
hendek
Sahnedeyerde kazılmış uzun ve dar çukur
They dug a deep trench
Derin bir hendek kazdılar
uzağa
Sahnedebir şeyi başka bir yere taşımak
Put your toys away
Oyuncaklarını kaldır
durmaksızın
durmadan veya ara vermeden
He was working away
Durmadan çalışıyordu
uzakta
buranın uzağında
The city is far away
Şehir çok uzakta
uzakta
bir yerde bulunmama durumu
He is away for the weekend
O hafta sonu için uzakta
seçme
Sahnedebir şeyi tercih etme eylemi
Choosing the right path is difficult
Doğru yolu seçmek zordur
hakkında konuşmak
Sahnedebir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
işte buna denir
bir durumun aşırı veya sıra dışı olduğunu vurgulamak için kullanılır
Talk about a lucky break
İşte buna büyük bir şans denir
bahsetmek
bir konu hakkında bir şeyler söylemek
They talked about the project
Projeden bahsettiler
çevre
Sahnedebir kişinin veya yerin etrafındaki şeyler ve koşullar
He felt uncomfortable in his new surroundings
Yeni çevresinde kendini rahatsız hissetti
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
dönüştürmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeye dönüştürmek
She turned the room into a gym
Odayı bir spor salonuna dönüştürdü
sıra
başkalarından sonra bir şeyi yapabileceğiniz zaman
It is your turn now
Şimdi senin sıran
vermek
bir şeyi başkasına uzatmak
Please turn the book to him
Lütfen kitabı ona ver
çevirmek
bir cihazı çalıştırmak için düğmeyi hareket ettirmek
Turn the knob to start the machine
Makineyi çalıştırmak için düğmeyi çevir
çok yönlü
Sahnedebirçok farklı şeyi iyi yapabilen
She is a versatile athlete
O çok yönlü bir sporcu
dilim
Sahnedeekmek veya pizza gibi bir şeyin ince parçası
I want a slice of pizza
Bir dilim pizza istiyorum
dilimlemek
ince parçalar halinde kesmek
Slice the bread
Ekmeği dilimle
bir açıdan değerlendirmek
bir şeyi belirli bir bakış açısından ele almak
We can slice the issue in different ways
Konuyu farklı şekillerde değerlendirebiliriz
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
özel
Sahnedesıradan olmayan durum
Today is a special day
Bugün özel bir gün
özel
sınırlı süreliğine sunulan ürün veya hizmet
The lunch special is very cheap
Öğle yemeği menüsü çok ucuz
özel ikram
zevk veren bir şey
Getting ice cream was a special treat
Dondurma yemek özel bir ikramdı
harika
Sahnedeçok etkileyici veya çok iyi
This view is awesome
Bu manzara harika
selam
Sahnedearkadaşça ve gayriresmi bir selamlaşma ifadesi
Hi ya how are you doing
Selam nasıl gidiyor
ahmak
Sahnedezeka seviyesi düşük kişiler için kullanılan aşağılayıcı bir ifade
Don't be such a noodle brain
Bu kadar ahmak olma
silah
Sahnedebirine zarar vermek veya saldırmak için kullanılan nesne
He has a dangerous weapon
Onun tehlikeli bir silahı var
silahlandırmak
birini veya bir şeyi silahla donatmak
They will weaponize the drones
İHA'ları silahlandıracaklar
tahmin etmek
Sahnedeemin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
tam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
öğretmen
Sahnededers veren kişi
My teacher is very kind
Öğretmenim çok naziktir
emin olmayan
Sahnedebir şeyden tam olarak emin olmama durumu
I am unsure about the result
Sonuçtan emin değilim
pratik yapmak
Sahnededaha iyi olmak için bir şeyi düzenli olarak yapmak
I practice piano every day
Her gün piyano pratiği yapıyorum
muayenehane
bir uzman profesyonelin çalıştığı iş yeri
She has a medical practice
Onun bir doktor muayenehanesi var
alıştırma
bilgiyi veya beceriyi ölçmek için verilen soru veya görevler dizisi
He completed the practice questions before the exam
Sınavdan önce alıştırma sorularını tamamladı
en kötü
Sahnedekalite bakımından en düşük seviyede olan
This is the worst restaurant in town
Bu şehirdeki en kötü restoran
fayans
Sahnedeyerler veya duvarlar için kullanılan düz parça
The bathroom has white tiles
Banyoda beyaz fayanslar var
taş
masa oyunlarında kullanılan küçük kare parça
I need a letter tile
Bir harf taşına ihtiyacım var
fayans döşemek
bir yüzeyi düz parçalarla kaplamak
They will tile the kitchen floor
Mutfak zeminine fayans döşeyecekler
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
bir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
We will come to the city soon
Şehre yakında varacağız
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
başlamak
bir şeyi yapmaya girişmek
I come to like this song
Bu şarkıyı sevmeye başlıyorum
ilgili olmak
bir konu hakkında olmak
When it comes to cooking he is an expert
Yemek pişirmek söz konusu olduğunda o bir uzmandır
ayılmak
tekrar bilinci yerine gelmek
The patient started to come to after the surgery
Hasta ameliyattan sonra ayılmaya başladı
kalmak
Sahnedebir yerde veya bir durumda kalmaya devam etmek
He decided to stay on at the company
Şirkette kalmaya karar verdi
yakından izlemek
birini sürekli kontrol altında tutmak veya denetlemek
I need to stay on him until he finishes the work
İşi bitirene kadar onu yakından izlemem lazım
devam etmek
bir eylemi yapmayı sürdürmek
Please stay on the current task
Lütfen mevcut görevine devam et
devam etmek
bir şeyi kullanmaya veya almaya sürdürmek
You should stay on this medicine for a week
Bu ilaca bir hafta boyunca devam etmelisin
ikna etmek
Sahnedebirini bir şeye inanmaya ikna etmek
He sold me on the new plan
Beni yeni plana ikna etti
satmak
kişisel çıkar için birini ele vermek
He sold his partner to the police
Ortağını polise sattı
satmak
bir şeyi para karşılığında vermek
I will sell my old phone
Eski telefonumu satacağım
satmak
bir fikri veya planı başkasına kabul ettirmek
He tried to sell his new plan to the team
Yeni planını takıma satmaya çalıştı
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
Sahnedekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
ötesinde
Sahnedebir şeyin sınırlarının veya anlayışının dışında
This is beyond my understanding
Bu benim anlayışımın ötesinde
ötesinde
bir yerin veya şeyin daha uzak tarafında
The village is beyond those hills
Köy şu tepelerin ötesinde
geri getirmek
Sahnedebirini veya bir şeyi tekrar geri getirmek
Can you bring back my book?
Kitabımı geri getirebilir misin?
hatırlatmak
birinin bir şeyi anımsamasını sağlamak
That music brings back memories
O müzik anıları hatırlatıyor
yeniden getirmek
bir uygulamanın tekrar başlamasını sağlamak
They will bring back the rule
Kuralı yeniden getirecekler
geri getirmek
bir şeyi geldiği yere tekrar getirmek
Please bring back my book
Lütfen kitabımı geri getir
kılıççı
Sahnedekılıç ile dövüşen kişi
The swordfighter defeated his opponent
Kılıççı rakibini yendi
aptal
Sahnedesağduyudan yoksun kişi
Don't be such a fool
Bu kadar aptal olma
kandırmak
birini aldatmak
Don't try to fool me
Beni kandırmaya çalışma
çok
Sahnedebüyük miktarda veya sayıda
I have a lot of work to do
Yapacak çok işim var
arsa
küçük bir toprak parçası
He bought a parking lot
Bir otopark alanı satın aldı
kader
kişinin hayatındaki yazgısı
This is my lot in life
Bu benim hayattaki kaderim
kader
bir kişinin içinde bulunduğu durum veya hayat koşulları
He accepted his lot in life
Hayatındaki kaderini kabullendi
sıklıkla
birçok kez veya sıkça
I see him a lot
Onu sıklıkla görürüm
grup
bir insan topluluğu
That is a loud lot
O gürültülü bir grup
çok miktarda
büyük bir sayı veya miktar
We have a lot of time
Çok miktarda vaktimiz var
az miktarda
küçük bir sayı veya miktar
That is a lot less
O az miktarda
fazlasıyla
büyük ölçüde
I like it a lot
Onu fazlasıyla seviyorum
insanlar
Sahnedebir grup insan, özellikle aile veya arkadaşlar
My folks are coming to visit
Ailem ziyarete geliyor
aile
aile bireyleri
I am visiting my folks this weekend
Bu hafta sonu ailemi ziyarete gidiyorum
halk
sıradan insanların geleneksel kültürüyle ilgili
She likes to listen to folk music
O halk müziği dinlemeyi sever
ada
Sahnedeetrafı sularla çevrili kara parçası
This is a small island
Bu küçük bir ada
işte başlıyoruz
Sahnedebir etkinliğe başlarken kullanılan bir ifade
Here we go, let's start
İşte başlıyoruz, hadi başlayalım
yine başlıyoruz
tanıdık ve genellikle hoş olmayan bir durumun tekrar yaşanmak üzere olduğunu belirtmek için kullanılır
Oh no here we go again
Hayır yine başlıyoruz
daha önce
Sahnededaha önceki bir zamanda
She previously worked here
O daha önce burada çalışmıştı
fırça
Sahnedetemizlik veya boyama için kullanılan kıllı araç
I need a paint brush
Bir boya fırçasına ihtiyacım var
hafifçe değmek
bir şeyi başka bir şeye hafifçe sürterek hareket ettirmek
His arm brushed against mine
Kolu benimkine hafifçe değdi
fırçalamak
bir şeyi fırça kullanarak temizlemek
I brush my teeth every morning
Her sabah dişlerimi fırçalarım
çalı
yabani ortamda yetişen sık ağaç veya bitki örtüsü
We walked through the thick brush
Sık çalıların arasından yürüdük
yakın
Sahnedekısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
kapatmak
bir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
kuşatmak
etrafını sarıp yakalamak
The police close on the suspect
Polis şüphelinin etrafını sarar
ait olmak
Sahnedebir kişinin veya kurumun malı olmak
This book belongs to me
Bu kitap bana ait
üyesi olmak
bir grubun veya organizasyonun parçası olmak
I belong to a chess club
Bir satranç kulübünün üyesiyim
biraz
Sahnedeaz miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
yazı
Sahnedebasılı veya elle yazılmış karakterler
The writing on the note was hard to read
Nottaki yazıyı okumak zordu
yazmak
yazılı kelimeler oluşturmak
I am writing a letter
Bir mektup yazıyorum
daha yaşlı
Sahnedeyaşı daha büyük olan
She is older than me
O benden daha yaşlı
daha eski
zaman açısından daha önceye ait olan
This house is older than mine
Bu ev benimkinden daha eski
tablo
Sahnedeboya ile yapılmış resim
This painting is beautiful
Bu tablo çok güzel
resim yapmak
boya kullanarak resim oluşturmak
She loves painting
O resim yapmayı sever
boyama
bir yüzeyi boya kullanarak renkle kaplamak
I am painting the wall blue
Duvarı maviye boyuyorum
Ateş Ulusu
SahnedeAvatar serisinde yer alan kurgusal bir ulus
The Fire Nation attacked the Air Nomads
Ateş Ulusu Hava Göçebelerine saldırdı
dört
Sahnede4 sayısı
I have four apples
Dört elmam var
çok eski
Sahnedeoldukça yaşlı veya eski
This building is ancient
Bu bina çok eski
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
kurnaz
Sahnedehileli bir şekilde zeki
He is a slick salesman
O kurnaz bir satıcı
kaygan
pürüzsüz ve tutması zor
The road is slick with rain
Yol yağmur nedeniyle kaygan
kaygan
çok pürüzsüz ve parlak olan yüzey
The road was slick after the rain
Yağmurdan sonra yol kaygandı
bakıcı
Sahnedebirine veya bir şeye göz kulak olan kimse
The sitter looked after the kids
Bakıcı çocuklara baktı
eklemek
Sahnedebir şeyi başka bir şeye katmak
Add some salt to the soup
Çorbaya biraz tuz ekle
dikkat eksikliği
odaklanmayı zorlaştıran bir bozukluk
He has ADD and struggles to focus
Onun dikkat eksikliği var ve odaklanmakta zorlanıyor
eklemek
daha fazla şey söylemek
He added that he will be late
Geç kalacağını da ekledi
kulp
Sahnedebir nesneyi tutmaya veya taşımaya yarayan kısım
Please hold the handle of the door
Lütfen kapının kulpunu tut
başa çıkmak
bir durumla veya sorunla ilgilenmek
I can handle this problem
Bu sorunla başa çıkabilirim
takma ad
kimlik belirlemek için kullanılan isim veya lakap
What is your Twitter handle
Twitter kullanıcı adın nedir
uzatmak
bir şeyi elden ele teslim etmek
Handle the book to your friend
Kitabı arkadaşına uzat
parça
Sahnedebütünün bir kısmı
The engine has many parts
Motorun birçok parçası var
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bölge
bir yer ya da yöre
This part is quiet
Bu bölge sessiz
özellik
Sahnedebir kişinin sahip olduğu karakteristik nitelik
Honesty is a great trait
Dürüstlük harika bir özelliktir
orijinal
Sahnedebir şeyin ilk veya başlangıç hali
This is the original version
Bu orijinal versiyon
özgün
yeni ve yaratıcı bir şekilde farklı
His ideas are very original
Fikirleri çok özgün