Avatar: The Last Airbender — 3. Sezon Bölüm 8
Kelimeler ve anlamları
424 kelime
Seviye
vücut
Sahnedebir canlının fiziksel yapısı
Exercise is good for your body
Egzersiz vücuduna iyi gelir
kurul
bir organizasyonun parçası olan grup
The governing body meets today
Yönetim kurulu bugün toplanıyor
nesne
fiziksel bir varlık
This metal body reflects light
Bu metal nesne ışığı yansıtır
kişi
bir insan
There was a body on the floor
Yerde yatan bir kişi vardı
öğürmek
Sahnedekusma hissi yaşamak
The smell made me gag
Koku beni öğürttü
şaka
insanları güldürmek için yapılan şey
It was just a silly gag
Bu sadece aptalca bir şakaydı
susturmak
birinin konuşmasını engellemek
They tried to gag the witness
Tanığı susturmaya çalıştılar
arzulamak
bir şeyi çok şiddetli istemek
I am gagging for a coffee right now
Şu an bir kahve için can atıyorum
çorba
Sahnedesebzelerin veya etin pişirilmesiyle yapılan sıcak sıvı yiyecek
The soup is hot
Çorba sıcak
kaba
Sahnedenazik olmayan
He was very rude to the waiter
Garsona karşı çok kabaydı
çığlık atmak
Sahnedeyüksek sesle ve tiz bir şekilde bağırmak
She started to scream
Çığlık atmaya başladı
haykırmak
bir şeyi çok açık bir şekilde ifade etmek
His behavior screams guilt
Davranışları suçluluk haykırıyor
neredeyse
Sahnedetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
hızla uzaklaşmak
Sahnedebir yerden çok hızlı bir şekilde ayrılmak
They high-tailed it out of the building
Binadan hızla uzaklaştılar
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
hızlı
Sahnedekısa sürede gerçekleşen veya yapılan
She gave a quick answer
Hızlı bir cevap verdi
tırnak eti
tırnakların altındaki hassas deri dokusu
He cut his nail too short and reached the quick
Tırnağını çok kısa kesti ve tırnak etine ulaştı
kavrayışlı
bir şeyleri hızlı düşünebilen veya anlayabilen
She has a quick mind
O hızlı kavrayan bir zihne sahip
orada yukarda
Sahnededaha yüksek bir yerde
The bird is up there
Kuş orada yukarda
yukarıda
daha önce belirtilen yer
The bird is up there in the tree
Kuş yukarıda ağaçta
yukarıda
yukarıdaki o yerde
Look at the bird up there
Yukarıdaki kuşa bak
yukarıda
sözü edilen veya görülen daha yüksek bir konum
Look at the bird up there
Şu yukarıdaki kuşa bak
yukarıda
o daha yüksek yer
He lives up there in the mountains
O yukarıda dağlarda yaşıyor
fark etmek
Sahnedebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
zambaklar
Sahnedeyaprakları dışa doğru açılan, büyük ve renkli bir çiçek
The lilies smell wonderful
Zambaklar harika kokuyor
araya girmek
Sahnedebir konuşmaya dahil olmak
She piped in with a suggestion
Bir öneriyle araya girdi
borularla getirmek
bir maddeyi boru veya sistemle bir alana taşımak
They pipe in fresh air to the room
Odaya borularla temiz hava getiriyorlar
ses aktarmak
sesi veya sinyali bir mesafeden başka bir yere iletmek
The shop pipes in soft music
Mağaza içeri hafif müzik veriyor
sıradan
Sahnedenormal veya alışılmış
He is an ordinary person
O sıradan bir kişidir
sıradışı
çok alışılmadık veya özel
That performance was ordinary
O performans sıradışıydı
büyücü
Sahnedesihirli güçleri olan kişi
The witch cast a spell
Büyücü bir büyü yaptı
içinde
Sahnedebir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeride
Sahnedebir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
iç
bir yerin iç kısmı veya oraya girme imkanı
The key lets you inside the room
Anahtar odaya girmenizi sağlar
bitirmek
Sahnedebir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
bitiş
bir olayın veya etkinliğin sonu
She is near the finish of her project
Projesinin bitişine yaklaştı
yüzey görünümü
bir yüzeyin son hali
The wood has a glossy finish
Ahşabın parlak bir yüzey görünümü var
dişil
Sahnedekadınlarla veya kızlarla ilgili
Pink is a feminine color
Pembe dişil bir renktir
gömmek
Sahnedebir şeyle tamamen örtmek
The house was buried in snow
Ev kara gömüldü
ezmek
bir takımı büyük bir farkla yenmek
They buried the other team 5-0
Diğer takımı 5-0 ile ezdiler
gömmek
bir şeyi bulunamayacak bir yere koymak
The dog likes to bury its bone
Köpek kemiğini gömmeyi sever
gömmek
bir ölüyü toprağa koymak
They buried the body
Cesedi gömdüler
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
bir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
hikaye
Sahnedeolayların anlatımı
I read a long story
Uzun bir hikaye okudum
kat
bir binanın seviyesi veya katı
The house has two stories
Evin iki katı var
durum
belirli bir durum veya olaylar dizisi
That is a different story
Bu farklı bir durum
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
kalmak
bir yerde belirli bir süre konaklamak
We will stay in a hotel
Bir otelde kalacağız
kalış
bir yerde geçirilen süre
We enjoyed our stay in London
Londra'daki kalışımızdan keyif aldık
tabii ki
Sahnedeonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
güçlü
Sahnedebüyük güce veya etkiye sahip olan
He is a powerful leader
O güçlü bir lider
gülmek
Sahnedebir şeyin komik olduğunu belirtmek için ses çıkarmak
He laughs at the joke
Şakaya gülüyor
gülüş
mutlu veya eğlenmişken çıkarılan ses
I heard her laugh
Onun gülüşünü duydum
kahkaha
insanları gülümseten veya eğlendiren şey
That joke was a good laugh
O şaka çok iyi bir kahkahaydı
kazanmak
Sahnedebir yarışmada veya müsabakada birinci olmak
She wants to win the race
O yarışı kazanmak istiyor
yakışmak
birinin üzerinde iyi durmak
That jacket wins on you
O ceket sana çok yakışıyor
elde etmek
çaba göstererek bir şeyi hak etmek
She worked hard to win his respect
Saygısını elde etmek için çok çalıştı
atamak
Sahnedebirine bir görev veya rol vermek
The boss assigned a task to him
Patron ona bir görev atadı
kuklacı
Sahnedebaşkalarını gizlice yöneten kişi
He acts like a puppetmaster behind the scenes
O perde arkasında bir kuklacı gibi davranıyor
zorla girmek
Sahnedebir yere veya araca zor kullanarak girmek
Someone tried to break into my car
Birisi arabama zorla girmeye çalıştı
malzeme
Sahnedeözellikle yemeklerde bir karışımın parçası olan şey
This is the main ingredient
Bu ana malzemedir
yetişkin olmak
Sahnedeyetişkin bir birey haline gelmek
I want to be a doctor when I grow up
Büyüdüğümde doktor olmak istiyorum
kadar
bir sınıra veya miktara kadar
The price can grow up to fifty dollars
Fiyat elli dolara kadar çıkabilir
üzüntü
Sahnedeyaşanan bir durumdan dolayı duyulan keder
It is a shame that the store is closed
Mağazanın kapalı olması büyük bir üzüntü
utanç
yanlış bir şey yaptığınızda hissedilen acı verici duygu
He felt a deep sense of shame
Derin bir utanç hissetti
ayıplamak
birinin yaptığı bir davranış yüzünden onu kötü hissettirmek
They shamed him for lying
Yalan söylediği için onu ayıpladılar
keşfetmek
Sahnedebir şeyi ilk kez bulmak
They discovered a new planet
Yeni bir gezegen keşfettiler
keşfetmek
bilinmeyen bir şeyi ortaya çıkarmak
Scientists discovered a new planet
Bilim insanları yeni bir gezegen keşfetti
tedirgin
Sahnedehuzursuz veya kolayca ürken
I feel jumpy after the movie
Filmden sonra tedirgin hissediyorum
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
bahse girmek
Sahnedebir şeyden çok emin olmak
I bet he is late
Bahse girerim geç kalmıştır
bahis oynamak
bir oyun veya yarış için para riske atmak
He bet on the red car
Kırmızı arabaya bahis oynadı
seçenek
en uygun veya yararlı olan tercih
Taking the train is your best bet
Trene binmek en iyi seçeneğin
dışarıda olmak
Sahnedebir yerde bulunmamak
He is out at the moment
Şu an dışarıda
modası geçmiş
artık moda olmayan veya stokta bulunmayan
Those wide pants are out
O bol pantolonların modası geçti
dışarıda
kapalı bir mekanın dışında bulunmak
The children are out playing
Çocuklar dışarıda oynuyor
tebrikler
Sahnedebir başarıyı kutlamak için söylenen sözler
Congratulations on your new job
Yeni işin için tebrikler
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
muz
Sahnedeuzun ve sarı bir meyve
I like to eat bananas
Muz yemeyi severim
kaçık
aklı başında olmayan veya saçma
He is acting a bit banana
Biraz kaçık davranıyor
hayatta
Sahnedeyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
burada
Sahnedekonuşmacının bulunduğu yer
Come up here and sit with me
Benimle buraya gel ve otur
musallat olmak
Sahnedebir yere hayalet olarak gelmek
Ghosts haunt this old house
Hayaletler bu eski eve musallat olur
rahat bırakmamak
Sahnedesürekli sıkıntı veya endişe vermek
The memory of the accident haunts him
Kazanın anısı onu rahat bırakmıyor
sık uğramak
bir yere çok sık gitmek
He likes to haunt this local cafe
O bu yerel kafeye sık uğramayı sever
en sevilen
Sahnedediğerlerinden daha çok sevilen
Blue is my favorite color
Mavi benim en sevdiğim renktir
favori
en çok tercih edilen
This is my favorite song
Bu benim favori şarkım
boyun eğmek
Sahnededirenmeyi bırakmak veya teslim olmak
He finally caved to the pressure
Sonunda baskıya boyun eğdi
mağara
yerin altında veya kayalıkta bulunan doğal boşluk
They found a dark cave
Karanlık bir mağara buldular
sertçe vurmak
birine veya bir şeye büyük bir kuvvetle darbe indirmek
He caved the wall with one punch
Duvara tek bir yumrukla sertçe vurdu
uzağa
Sahnedebir şeyi başka bir yere taşımak
Put your toys away
Oyuncaklarını kaldır
durmaksızın
durmadan veya ara vermeden
He was working away
Durmadan çalışıyordu
uzakta
buranın uzağında
The city is far away
Şehir çok uzakta
uzakta
bir yerde bulunmama durumu
He is away for the weekend
O hafta sonu için uzakta
artık
Sahnedeartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
daha fazla
bir şeyden daha fazla miktarda
Would you like any more?
Biraz daha ister misin?
sıçan
Sahnedeuzun kuyruklu, genellikle haşere olan küçük bir kemirgen
There is a rat in the basement
Bodrumda bir sıçan var
ispiyonlamak
birini ele vermek
He ratted on his friends
Arkadaşlarını ispiyonladı
hain
birine ihanet eden kimse
He is a rat who betrayed his friend
O arkadaşına ihanet eden bir hain
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
bağlamak
Sahnedebir şeyi iple veya benzeriyle tutturmak
He bound the logs together
Kütükleri birbirine bağladı
çıkmaz
zor ve karmaşık bir durum
I am in a bit of a bind right now
Şu anda biraz çıkmazdayım
kısıtlamak
birinin özgürlüğünü veya eylemlerini sınırlamak
The rules bind their actions significantly
Kurallar onların eylemlerini önemli ölçüde kısıtlıyor
yakında
Sahnedeuzak olmayan
Is there a pharmacy nearby?
Yakınlarda bir eczane var mı?
biliyordu
Sahnedebir durumu kavramış olmak
He knew the truth
Gerçeği biliyordu
açık görüşlülük
Sahnedeyeni düşünceleri veya fikirleri kabul etmeye hazır olma durumu
You should keep an open mind about new ideas
Yeni fikirlere karşı açık görüşlü olmalısın
Ateş Ulusu
SahnedeAvatar serisinde yer alan kurgusal bir ulus
The Fire Nation attacked the Air Nomads
Ateş Ulusu Hava Göçebelerine saldırdı
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
orman
Sahnedeağaçlarla kaplı geniş alan
They walked in the wood
Ormanda yürüdüler
tahta
Sahnedeağaç gövdesinden elde edilen sert madde
This table is made of wood
Bu masa tahtadan yapılmıştır
cinsel uyarılma
fiziksel cinsel heyecan durumu
She felt a state of wood
O bir cinsel uyarılma halindeydi
yukarı bakmak
Sahnedegözleri yukarıya yöneltmek
Look up at the sky
Gökyüzüne bak
düzelmek
daha iyi bir duruma gelmek
Things are starting to look up for us
İşler bizim için düzelmeye başladı
bakmak
bir kaynaktan bilgi bulmak
I will look up the word in the dictionary
Sözlükten kelimeye bakacağım
araştırmak
bir bilgiye ulaşmak için kaynaklara bakmak
I will look up the word in the dictionary
Kelimeyi sözlükten araştıracağım
yaşamını sürdürmek
Sahnedeyaşamaya devam etmek
Plants cannot survive without water
Bitkiler susuz yaşayamaz
hayatta kalmak
başka biri öldükten sonra yaşamaya devam etmek
He survived his wife by ten years
Eşinden on yıl daha fazla yaşadı
hayatta kalmak
zor bir durumdan sonra var olmaya devam etmek
They survived the earthquake
Depremden sağ kurtuldular
cilt
Sahnedevücudun dış tabakası
She has soft skin
Cildi çok yumuşak
ağır cezalandırmak
birini çok sert şekilde cezalandırmak
They will skin him for this
Bunun için onu ağır cezalandıracaklar
derisini yüzmek
bir şeyin dış tabakasını çıkarmak
He skinned the rabbit
Tavşanın derisini yüzdü
ayak işi
Sahnedebelirli bir işi yapmak için çıkılan kısa yolculuk
I have to run some errands today
Bugün bazı ayak işlerini halletmem gerekiyor
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
Sahnedebir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
bak
dikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
ciddi
Sahnedeşaka yapmayan, söylediklerinde samimi olan
Are you serious?
Ciddi misin?
ciddi
dikkatli düşünme veya eylem gerektiren
This is a serious problem
Bu ciddi bir problem
ciddi
zarar veya tehlikeye neden olan
He had a serious accident
O ciddi bir kaza geçirdi
ciddi
miktarı veya derecesi yüksek olan
It is a serious problem
Bu ciddi bir problem
koridorda ileride
Sahnedebinanın yakın bir kısmında
His office is down the hall
Ofisi koridorda ileride
zorlamak
Sahnedebirini bir eyleme mecbur bırakmak
They forced him to leave
Onu gitmeye zorladılar
kuvvet
polis veya asker gibi insanlardan oluşan grup
He joined the police force
Polis kuvvetine katıldı
zorlamak
bir şeyi hareket ettirmek için fiziksel güç kullanmak
He forced the door open
Kapıyı açmak için zorladı
kuvvet
fiziksel dayanıklılık veya bedensel güç
He pushed the door with force
Kapıyı kuvvetle itti
korkutmak
Sahnedebirini korkuya sevk etmek
Loud noises frighten the baby
Yüksek sesler bebeği korkutur
hava bükücülük
Sahnedebükme sanatını kullanarak havayı kontrol etme becerisi
Airbending is one of four elements
Hava bükücülük dört elementten biridir
ay
SahnedeDünya'nın yörüngesinde dönen doğal gök cismi
The moon is bright tonight
Bu gece ay parlak
kalçasını göstermek
kalçalarını birine çıplak şekilde göstermek
He decided to moon the crowd
Kalabalığa kalçasını göstermeye karar verdi
yeni ay
ayın dünyadan görünmediği evre
The new moon is not visible at night
Yeni ay gece görünmez
suçlamak
Sahnedebirinin bir yanlıştan sorumlu olduğunu söylemek
Do not blame me for this mistake
Bu hata için beni suçlama
suç
kötü bir durumdan dolayı sorumlu tutulma durumu
He accepted the blame for the accident
Kazanın suçunu üstlendi
başına gelmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin başına bir durumun gelmesi
What happened to your car
Arabana ne oldu
tesadüfen yapmak
planlamadan bir şey yapmak
I happened to meet him
Onunla tesadüfen karşılaştım
var olmak
Sahnedegerçekte mevcut olmak
Do you think aliens exist?
Uzaylıların var olduğunu düşünüyor musun?
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
hızlıca koşturmak
Sahnedeküçük adımlarla hızlıca hareket etmek
The mouse scurried across the floor
Fare zemin boyunca hızlıca koşturdu
tehlikeli
Sahnedezarar verme olasılığı olan
This road is dangerous
Bu yol tehlikeli
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
normal
Sahnedealışılmış, sıradan veya garip olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
çalmak
Sahnedebaşkasının eşyasını izinsiz olarak almak
He stole my pen
Kalemimi çaldı
çalmak
başkasının hak ettiği ilgiyi veya övgüyü almak
She stole the show
Tüm ilgiyi o topladı
kelepir
çok uygun fiyata alınan şey
This jacket was a steal
Bu ceket tam bir kelepir
çalmak
birine ait olan bir şeyi izinsiz almak
Someone tried to steal my bike
Birisi bisikletimi çalmaya çalıştı
çalmak
bir şeyi izinsiz almak
Someone tried to steal my bag
Biri çantamı çalmaya çalıştı