Avatar: The Last Airbender — Season 3 Episode 10
Kelimeler ve anlamları
340 kelime
Seviye
ayrılmak
Sahnedebir yerden veya bir kişiden ayrılmak
I leave home at 8 AM
Saat 8'de evden ayrılırım
bırakmak
Sahnedebir şeyi belirli bir durumda tutmak
Please leave the door open
Lütfen kapıyı açık bırak
dışarıda bırakmak
birini bir etkinlikten veya gruptan hariç tutmak
Please do not leave him out of the team
Lütfen onu takımdan dışarıda bırakma
miras bırakmak
ölürken bir şeyi birine vermek
She will leave all her money to her family
Tüm parasını ailesine miras bırakacak
bir zamanlar
Sahnedegeçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
olduğunda
Sahnedeolduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
bir kez
tek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
dövüş
Sahnedeşiddetli bir karşı karşıya gelme durumu
The two boxers started to fight
İki boksör dövüşmeye başladı
tarz
bir şeyi yapma veya ifade etme biçimi
Her fight is very unique
Onun tarzı çok özgün
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
kavga
insanlar arasındaki öfkeli tartışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
kontrol etmek
Sahnedebir şeyi yönetmek veya ona hükmetmek
He can control the robot
Robotu kontrol edebilir
kontrol
bir şeyi yönetme veya düzenleme eylemi
She lost control of the car
Arabanın kontrolünü kaybetti
kontrol
deney sonuçlarını karşılaştırmak için kullanılan standart
The scientists used a control for their experiment
Bilim insanları deneyleri için bir kontrol kullandılar
heykel
Sahnedetaş veya metalden yapılmış insan veya hayvan modeli
The statue is made of marble
Heykel mermerden yapılmıştır
karmaşa
Sahnedekarışıklık veya düzensizlik durumu
The office was in a state of tornation
Ofis tam bir karmaşa içindeydi
ile birlikte
birine veya bir şeye eşlik ederek
He came along with his friend
Arkadaşıyla birlikte geldi
eklemek
Sahnedebir şeyi başka bir şeye katmak
Please add sugar to the tea
Çaya şeker ekle
eklemek
bir şeyi başka bir şeye katmak
Add some salt to the soup
Çorbaya biraz tuz ekle
artırmak
bir şeyin miktarını veya değerini büyütmek
They added to their existing debt
Mevcut borçlarını artırdılar
eklemek
bir şeyi başka bir şeyin yanına veya içine koymak
Please add some sugar to the tea
Lütfen çaya biraz şeker ekle
korumak
Sahnedegüvenliği sağlamak için gözetlemek
The dog guards the house
Köpek evi korur
koruma
bir yeri veya kişileri koruyan kişi
The guard is at the door
Koruma kapıda duruyor
tetikte olma
tehlikeden kaçınmak için dikkatli olma durumu
You must keep your guard up
Tetikte olmalısın
fırlatmak
Sahnedebir şeyi güç kullanarak bir yere göndermek
They will launch the rocket today
Bugün roketi fırlatacaklar
başlatmak
bir şeye başlangıç yapmak
They will launch the new product tomorrow
Yeni ürünü yarın piyasaya sürecekler
atmak
bir şeyi havaya doğru şiddetle göndermek
He tried to launch the javelin
Cirit atmayı denedi
fırlatmak
bir uzay aracını veya roketi uzaya göndermek
They will launch the rocket tomorrow
Roketi yarın fırlatacaklar
dinleyin
dikkatle dinlemek
Listen up, everyone!
Herkes dinlesin!
yedinci
Sahnedealtıncıdan sonra gelen
Today is the seventh of May
Bugün Mayıs'ın yedincisi
miras
Sahnedebir kişiden veya geçmişten geriye kalan önemli değerler
He left a great legacy behind
Arkasında büyük bir miras bıraktı
miras
atadan kalan şey
He left a legacy for his children
Çocuklarına bir miras bıraktı
eski
güncel veya modern olmayan
The company uses legacy systems
Şirket eski sistemler kullanıyor
özel
Sahnedealışılmışın dışında ve farklı olan
I have a special task for you
Senin için özel bir görevim var
özel
sınırlı süreliğine sunulan ürün veya hizmet
The lunch special is very cheap
Öğle yemeği menüsü çok ucuz
özel program
belirli bir olay veya konu için hazırlanan televizyon programı
We watched a holiday special on TV
Televizyonda bir bayram özel programı izledik
özel ikram
zevk veren bir şey
Getting ice cream was a special treat
Dondurma yemek özel bir ikramdı
doğa
Sahnedebir şeyin temel nitelikleri veya kişiliği
It is his nature to be kind
Kibar olmak onun doğasında var
doğa
Sahnedefiziksel dünya ve yaşayan varlıklar
We must protect nature
Doğayı korumalıyız
doğa
fiziksel dünya ve tüm canlılar
I love spending time in nature
Doğada vakit geçirmeyi seviyorum
doğa
yeryüzündeki bitkiler hayvanlar ve doğal ortam
I love spending time in nature
Doğada vakit geçirmeyi seviyorum
tamamen
Sahnedeçok iyi veya eksiksiz bir şekilde
It is perfectly normal
Bu tamamen normal
Ateş Ulusu
Avatar serisinde yer alan kurgusal bir ulus
The Fire Nation attacked the Air Nomads
Ateş Ulusu Hava Göçebelerine saldırdı
avatar hali
Avatar evrenindeki özel bir güç durumu
He entered the avatar state to defeat his enemy
Düşmanını yenmek için avatar haline girdi
parça
Sahnedebir şeyin bir bölümü
This is a part of the car
Bu arabanın bir parçası
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bölge
bir ülkenin veya yerin belirli bir kesimi
He travels to many parts of the world
Dünyanın birçok bölgesini geziyor
gitmek
Sahnedebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school
Okula giderim
çalışmak
işlemek veya faaliyet göstermek
This watch doesn't go
Bu saat çalışmıyor
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to start my diet tomorrow
Yarın diyetime başlamaya niyetliyim
gitmek
bir durumun veya sürecin belirli bir şekilde ilerlemesi
The party went well
Parti iyi gitti
giymek veya takmak
Sahnedevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
tahta tabanlı ayakkabı
genellikle tahta tabana sahip bir tür ayakkabı
It is a unique kind of wear
Bu eşsiz bir tahta tabanlı ayakkabı türüdür
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
iyileştirme
Sahnedebirini veya bir şeyi tekrar sağlıklı hale getirmek
The medicine is healing the wound
İlaç yarayı iyileştiriyor
iyileşme
tekrar sağlıklı hale gelme süreci
Healing takes time
İyileşme zaman alır
iyileşme
sağlıklı duruma geri dönme süreci
The wound is healing fast
Yara hızla iyileşiyor
parıltı
Sahnedeyumuşak ve sabit bir ışık
The lamp gives a soft glow
Lamba yumuşak bir parıltı yayıyor
tabii ki
onaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
paket servis
restorandan alınıp başka yerde yenmek üzere hazırlanan yemekler
Let's get take out tonight
Bu akşam paket servis söyleyelim
çıkarmak
bir şeyi bulunduğu yerden dışarı çıkarmak
Take out the trash
Çöpleri dışarı çıkar
yemeğe çıkarmak
birini romantik bir buluşmaya götürmek
He decided to take out his girlfriend
Kız arkadaşını yemeğe çıkarmaya karar verdi
hıncını çıkarmak
güçlü bir duyguyu veya öfkeyi birine yöneltmek
Please do not take out your anger on him
Lütfen öfkeni ondan çıkarma
kask
Sahnedebaşı koruyan sert şapka
Wear your helmet
Kaskını tak
teşekkür ederim
minnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
bir takdir ifadesi
A big thank you to all
Herkese büyük bir teşekkür
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
abluka
Sahnedehareketi veya ilerlemeyi durduran engel
The navy set up a blockade
Donanma bir abluka kurdu
başlangıçta
başlangıçta
At first, I didn't like it
Başlangıçta onu sevmedim
şimdi
Sahnedeşu anki zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
bak
dikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
avantaj
Sahnedebir durumu daha iyi hale getiren fayda
This is a big advantage
Bu büyük bir avantaj
bozmak
plan veya düzeni aksatmak
Don't mess up my plans
Planlarımı bozma
dağıtmak
bir yeri düzensiz hale getirmek
You messed up my room
Odamı dağıttın
hırpalamak
birine fiziksel zarar vermek
The bullies messed him up
Zorbalar onu hırpaladı
batırmak
bir işi kötü bir şekilde yapmak
I messed up the test
Sınavı batırdım
mahvetmek
bir şeyi bozmak veya kötü duruma getirmek
I messed up the project
Projeyi mahvettim
cesaret
Sahnedetehlike veya zorluklarla yüzleşme yeteneği
He showed great courage
Büyük bir cesaret gösterdi
seçim
Sahnedebir şeyi seçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçim
seçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçkin
çok iyi kalitede olan
We were served choice wine
Bize seçkin bir şarap ikram edildi
seçim
iki veya daha fazla olasılık arasından tercih yapma durumu
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
sandviç
Sahnedeet ve sebzelerle doldurulmuş uzun sandviç
I ate a sub for lunch
Öğle yemeğinde bir sandviç yedim
denizaltı
Sahnedesuyun altında gidebilen gemi
The sub went deep underwater
Denizaltı suyun derinliklerine indi
yerine geçmek
bir oyunda veya etkinlikte birinin yerine geçmek
He will sub for me today
Bugün benim yerime o girecek
abone
bir hizmeti düzenli olarak almak için ödeme yapan kişi
I am a sub to this channel
Bu kanalın abonesiyim
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
civarında
Sahnedebir şeye yakın bir alanda
Is there a bank around here
Buralarda bir banka var mı
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
etrafında
bir şeyin her yanını çevreleyen
We sat around the table
Masanın etrafında oturduk
tersine
bir şeyi başka bir yöne çevirmek
Please turn around
Lütfen arkana dön
güverte
Sahnedegemi veya bina üzerindeki düz zemin
He is standing on the deck
Güvertede duruyor
süslemek
bir şeyi parlak nesnelerle donatmak
They decked the hall with flowers
Salonu çiçeklerle süslediler
yumruklamak
birine yumruk atarak yere sermek
He threatened to deck his friend
Arkadaşını yumruklamakla tehdit etti
deste
oyun kartlarının tam bir takımı
Can you shuffle the deck
Desteyi karıştırabilir misin
bahse girmek
Sahnedebir olayın sonucu üzerine para riske atmak
I bet five dollars on the game
Maça beş dolar yatırdım
yatak
uyumak için kullanılan mobilya
I go to bed
Yatağa gidiyorum
yatak
bir nehrin veya denizin tabanı
The river bed is rocky
Nehir yatağı taşlıdır
bitirmek
bir şeyi sonlandırmak veya durdurmak
They want to end the contract
Sözleşmeyi bitirmek istiyorlar
dört
Sahnede4 sayısı
I have four apples
Dört elmam var
çabalamak
Sahnedebir şeyi başarmak için büyük çaba sarf etmek
I strive to do my best
Elimden gelenin en iyisini yapmaya çabalıyorum
orta
Sahnedemerkezdeki nokta veya bölüm
He is in the middle of the room
Odanın ortasında
kendinden emin
Sahnedekendine güvenen
She is confident in her skills
Yetenekleri konusunda kendinden emin
akıllı
Sahnedemantıklı ve doğru karar veren
It was a smart choice
Bu akıllıca bir seçimdi
zeki
hızlı zekaya sahip olan
He is a smart student
O zeki bir öğrenci
sızlamak
keskin bir acı vermek
My eyes began to smart
Gözlerim sızlamaya başladı
akılsız
kötü muhakeme gösteren
That was not a smart decision
Bu akılsızca bir karardı
bıyık
Sahnedeüst dudak üzerinde çıkan kıllar
He has a thick moustache
Onun kalın bir bıyığı var
tebrik
Sahnedebirinin başarısını kutlamak için söylenen sözler
Congratulations on your graduation
Mezuniyetin için tebrikler
affedersiniz
özür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
işgal etmek
Sahnedebir ülkeye zor kullanarak girmek
The army decided to invade the country
Ordu ülkeyi işgal etmeye karar verdi
istila etmek
Sahnedeaskeri güçle bir yere zorla girmek
The army plans to invade the country
Ordu ülkeyi istila etmeyi planlıyor
ihlal etmek
istenmeyen bir şekilde birinin alanına girmek
Please do not invade my personal space
Lütfen kişisel alanımı ihlal etme
hayal kırıklığına uğratmak
birini hayal kırıklığına uğratmak
I promise I won't let you down
Söz veriyorum seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
indirmek
bir şeyi aşağı doğru salmak veya bırakmak
Please let down the rope
Lütfen ipi aşağı sal
aldı
Sahnedebir şeyi edinmek veya almak
She got a letter
Bir mektup aldı
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
rahatsız etti
birini rahatsız etmek
The noise got to me
Gürültü beni rahatsız etti
nazik
Sahnededost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
plan
Sahnedebir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
planlamak
Sahnedebir şeyi yapmaya niyet etmek
I plan to travel
Seyahat etmeyi planlıyorum
planlamak
bir şey için hazırlık yapmak
We plan a trip
Bir gezi planlıyoruz
plan
gelecekteki bir olay için yapılan hazırlıklar
We have a plan for the weekend
Hafta sonu için bir planımız var
eğitmek
Sahnedebir beceri öğretmek veya hazırlamak
They train the new employees
Yeni çalışanları eğitirler
tren
raylar üzerinde hareket eden birbirine bağlı vagonlar dizisi
I go to work by train
İşe trenle giderim
doğrultmak
bir silahı hedefe yöneltmek
He trained the rifle at the target
Tüfeği hedefe doğrulttu
ön sıra
en iyi konumda olan
I have a seat in the front row
Ön sırada bir koltuğum var
kapan
Sahnedehayvanları veya insanları yakalamak için kullanılan düzenek
He set a trap for the mouse
Fare için bir kapan kurdu
tuzağa düşürmek
birini kaçamayacağı şekilde yakalamak veya tutmak
The hunters trapped the wolf
Avcılar kurdu tuzağa düşürdü
tuzak
birini istenmeyen bir şeye yönlendiren tehlikeli durum
This contract is a trap
Bu sözleşme bir tuzak
ağız
konuşmak veya yemek yemek için kullanılan yüzdeki açıklık
Keep your trap shut
Ağzını kapalı tut
karar anı
bir kararın veya sonucun kesinleştiği an
This is the moment of truth for our project
Bu projemiz için karar anı
şaşırmış
Sahnedebeklenmedik bir durum karşısında hissedilen şok veya hayret
He was surprised to see her
Onu gördüğüne şaşırdı
şaşırmış
beklenmedik bir durum karşısında hayret hissetmek
I was surprised to see her
Onu gördüğüme şaşırdım
şaşırtmak
birinin hayret etmesine neden olmak
The result surprised me
Sonuç beni şaşırttı
beklenmedik
önceden haber verilmeyen veya şaşırtmak amacıyla yapılan
The visit was a surprised event
Ziyaret beklenmedik bir etkinlikti
yüzmek
Sahnedesuyun veya havanın üzerinde kalmak
The leaf floats on the water
Yaprak suyun üzerinde yüzüyor
ortaya atmak
başkalarının düşünmesi için bir fikir sunmak
He floated a new idea
Yeni bir fikir ortaya attı
torpido
Sahnedesu altında hareket eden bir silah
The submarine fired a torpedo
Denizaltı bir torpido ateşledi
yanılsama
Sahnedegerçekte olmayan ama öyle görünen şey
It was just an optical illusion
Bu sadece optik bir yanılsamaydı
öğrenmek
Sahnedeçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
bir
Sahnede1 sayısı
I have one apple in my bag
Çantamda bir elma var
bölüm
bir dizinin parçası
I watched episode one last night
Dün gece dizinin ilk bölümünü izledim
an
çok kısa bir süre
Wait for one moment please
Lütfen bir an bekleyin
biraz
küçük bir derecede
This is one better than that
Bu ondan biraz daha iyi
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
haline getirmek
bir şeyi başka bir şeye çevirmek
Heat makes water become steam
Isı suyu buhar haline getirir
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
orijinal
Sahnedebir şeyin ilk veya başlangıç hali
This is the original version
Bu orijinal versiyon
özgün
yeni ve yaratıcı bir şekilde farklı
His ideas are very original
Fikirleri çok özgün
asıl
bir şeyin ilk hali veya versiyonu
This is the original painting
Bu asıl tablo
başlangıçtaki
başlangıçta olan
The original plan was better
Başlangıçtaki plan daha iyiydi
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlerle iletişim kurmak
I can speak English
İngilizce konuşabiliyorum
hitap etmek
birine anlamlı gelmek veya ilgi çekmek
This story speaks to me
Bu hikaye bana hitap ediyor
konuşmak
sözcükler ile iletişim kurmak
She can speak French
O Fransızca konuşabiliyor
konuşmak
sesli olarak kelimeler söylemek
She speaks very clearly
O çok net konuşuyor
başarısız olmak
Sahnedebaşarısız olmak
He failed the test
Sınavda başarısız oldu
adlandırmak
Sahnedebirine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan kelime
My name is John
Benim adım John
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
her şey
Sahnedetüm şeyler
He lost everything
Her şeyi kaybetti
her şey
her bir şey
Everything is ready
Her şey hazır
başarısızlık
Sahnedeistenen sonucun elde edilememesi durumu
He learned from his failure
Başarısızlığından ders çıkardı
arıza
bir makinenin veya cihazın düzgün çalışmaması durumu
The engine failure stopped the car
Motor arızası arabayı durdurdu
tahmin etmek
Sahnedekesin bilgi olmadan bir fikir yürütmek
Can you guess my age?
Yaşımı tahmin edebilir misin?
tahmin etmek
emin olmadan bir şeyin doğru olduğunu söylemek
Can you guess the answer
Cevabı tahmin edebilir misin
sanmak
bir durum hakkında kesin kanıt olmadan fikir oluşturmak
I guess it will rain
Sanırım yağmur yağacak
tahmin
emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz bir fikir
It was just a guess
Sadece bir tahmindi
kase
Sahnedeyemek için kullanılan yuvarlak ve derin kap
I have a bowl of soup
Bir kase çorbam var
yuvarlamak
bowling gibi bir oyunda topu yuvarlamak
He bowls the ball slowly
Topu yavaşça yuvarlıyor
çanak
yerde oluşan yuvarlak çukur
The stadium sits in a natural bowl
Stadyum doğal bir çanağın içinde yer alıyor
daha kötü
Sahnededaha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
daha kötü
daha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü
haydut
Sahnedeçalma veya soygun yapan kişi
The bandit stole the gold
Haydut altını çaldı
haydut
başkalarından çalan kimse
The bandit stole the gold
Haydut altını çaldı
kanıt
Sahnedebir gerçeğin doğru olduğunu gösteren şey
Do you have any proof
Hiç kanıtın var mı
geçirmez
bir şeye karşı dayanıklı olan
This watch is waterproof
Bu saat su geçirmez
düzeltmek
hataları bulmak için dikkatlice okumak
You should proof your essay
Kompozisyonunu gözden geçirmelisin
günaydın
sabahları birisiyle karşılaşıldığında kullanılan nazik bir ifade
Good morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
yanardağ
Sahnedesıcak kaya ve kül püskürtebilen dağ
The volcano erupted
Yanardağ patladı
tutuklamak
Sahnedebirini polis gözetimi altına almak
The police arrested the man
Polis adamı tutukladı
durma
bir işlevin aniden durması
He suffered a cardiac arrest
Kalp durması geçirdi
bulmak
bir fikir veya çözüm üretmek
She came up with a great idea
Harika bir fikir buldu
strateji
Sahnedebir amaca ulaşmak için izlenen yöntem
We need a new strategy
Yeni bir stratejiye ihtiyacımız var