Avatar: The Last Airbender — Season 3 Episode 12
Kelimeler ve anlamları
368 kelime
Seviye
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından diğerlerinden önce gelen
This is my first car
Bu benim ilk arabam
emir
Sahnedebir şeyi yapılması için verilen talimat
The captain gave a strict order
Kaptan kesin bir emir verdi
düzen
şeylerin yerleştirilme veya birbirini takip etme şekli
Put the books in alphabetical order
Kitapları alfabetik sıraya koy
amaç
bir şeyin yapılma hedefi
He studied in order to learn
Öğrenmek amacıyla ders çalıştı
tarikat
aynı dini kurallara bağlı topluluk
He joined a religious order
Dini bir tarikata katıldı
riske atmak
Sahnedebir şeyi tehlikeye atmak
Don't risk your life
Hayatını riske atma
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
Smoking is a health risk
Sigara içmek bir sağlık riskidir
bizon
Sahnedeboynuzlu ineğe benzeyen büyük yabani bir hayvan
The bison is a large animal
Bizon büyük bir hayvandır
taşımak
Sahnedebir şeyi bir yerden başka bir yere götürmek
Please carry the boxes
Lütfen kutuları taşı
yayınlamak
televizyon veya radyo programlarını iletmek
The station carries the game live
İstasyon maçı canlı yayınlıyor
taşımak
vücudunda bebek büyütmek
She carried twins
İkiz bebek taşıdı
desteklemek
zor bir durumda birine yardım etmek
Her friends carried her through the crisis
Arkadaşları kriz boyunca ona destek oldu
düşük
Sahnedemiktar veya olasılık bakımından küçük olan
There is a slim chance of winning
Kazanma şansı düşük
ince
özellikle hoş bir şekilde zayıf veya dar olan
She has a slim figure
Onun ince bir fiziği var
zaman harcamak
Sahnedebir iş için zaman ayırmak
Don't spend too much time on this
Buna çok fazla zaman harcama
vakit geçirmek
bir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
harcamak
bir şey satın almak için para vermek
I spend too much money
Çok fazla para harcıyorum
harcamak
bir şeyi satın almak için para kullanmak
I spend all my money on books
Tüm paramı kitaplara harcıyorum
beklemek
Sahnedebir şey olana kadar bir yerde durmak
I will wait here for you
Seni burada bekleyeceğim
aramak
birini telefonla aramak
I will wait you at eight
Seni sekizde arayacağım
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
hapishane
Sahnedesuç işleyenlerin cezalandırıldığı yer
He is in prison
O hapishanede
cezaevi
suçluların kapatıldığı yer
The prison is very old
Cezaevi çok eski
itimat etmek
Sahnedebirine güven duymak
You can trust his advice
Onun tavsiyesine itimat edebilirsin
güven
birinin dürüstlüğüne veya güvenilirliğine duyulan inanç
I have trust in you
Sana güvenim var
güvenmek
birinin dürüst veya güvenilir olduğuna inanmak
I trust my friend
Arkadaşıma güvenirim
güven
anlam taşıyan tek bir dil birimi
Trust is a word
Güven bir kelimedir
varmak
seyahat sonrası bir yere ulaşmak
The train will come in soon
Tren yakında varacak
mevcut olmak
belirli bir formda satılmak veya bulunmak
This dress comes in red
Bu elbisenin kırmızısı var
işe yaramak
bir durumda faydalı olmak
This skill will come in handy
Bu beceri işe yarayacak
içeri girmek
bir odaya veya binaya girmek
Please come in
Lütfen içeri girin
gelmek
bir ürünün belirli seçenekleri veya çeşitleri ile sunulması
These shirts come in three sizes
Bu gömlekler üç bedende gelir
dereceye girmek
bir yarışmada belirli bir sırada bitirmek
She came in second in the race
Yarışta ikinci geldi
söz
Sahnedebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
gelecek vaadi
kişinin gelecekte başarılı olacağına dair işaret
The young athlete shows great promise
Genç sporcu büyük gelecek vaadi gösteriyor
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
büyütmek
Sahnedebir çocuğu yetişkin olana kadar bakmak
She raised three children
Üç çocuk büyüttü
toplamak
bir grup insanı bir araya getirmek
They raised an army
Bir ordu topladılar
artırmak
bir şeyi daha yüksek veya daha büyük yapmak
The shop raised the prices
Mağaza fiyatları artırdı
gündeme getirmek
bir konuyu konuşulması için başlatmak
They raised an important issue
Önemli bir konuyu gündeme getirdiler
keşfetmek
Sahnedebir yer hakkında bilgi edinmek için orayı gezmek veya incelemek
We want to explore the city
Şehri keşfetmek istiyoruz
incelemek
bir şeyi dikkatlice gözden geçirmek
We need to explore this idea further
Bu fikri daha fazla incelememiz gerekiyor
keşfetmek
bir yeri öğrenmek için gezmek
They want to explore the island
Adayı keşfetmek istiyorlar
keşfetmek
bir yeri öğrenmek için seyahat etmek
They want to explore the forest
Ormanı keşfetmek istiyorlar
hızlı
Sahnedeyüksek hızda
He runs very fast
O çok hızlı koşar
oruç tutmak
belirli bir süre boyunca yemek yememek
He decided to fast for a day
Bir gün boyunca oruç tutmaya karar verdi
ileri
saatin gerçek zamandan daha ileride olması
My watch is five minutes fast
Saatim beş dakika ileri
derince
genellikle uyku için kullanılan derin bir şekilde
The baby is fast asleep
Bebek derin uykuda
kolye
Sahnedeboyna takılan takı
She wears a beautiful necklace
Güzel bir kolye takıyor
açıkça
Sahnedenet bir şekilde
It is clearly visible
Bu açıkça görünüyor
kontrol etmek
Sahnedebir şeyi yönetmek veya ona hükmetmek
He can control the robot
Robotu kontrol edebilir
kontrol
bir şeyi yönetme veya düzenleme eylemi
She lost control of the car
Arabanın kontrolünü kaybetti
kontrol
deney sonuçlarını karşılaştırmak için kullanılan standart
The scientists used a control for their experiment
Bilim insanları deneyleri için bir kontrol kullandılar
içinde
Sahnedebelirli bir zaman veya mekanın içinde
I will arrive within an hour
Bir saat içinde varacağım
mücadele etmek
Sahnedezorlukların üstesinden gelmeye çalışmak
He struggled against the illness
Hastalığa karşı mücadele etti
zorluk
bir sorun veya güçlük içeren durum
Learning to read was a struggle for him
Okumayı öğrenmek onun için bir zorluktu
zorlanmak
bir şeyi yaparken güçlük çekmek
Many students struggle with grammar
Birçok öğrenci dilbilgisinde zorlanıyor
mücadele etmek
bir amaç için büyük çaba sarf etmek
They struggled to finish the work on time
İşi zamanında bitirmek için mücadele ettiler
önemsiz biri
Sahnedeönemsiz veya rahatsız edici kişi
He is just a pipsqueak
O sadece önemsiz biri
geçmiş
Sahnedeşimdiki zamandan önce olan
In the past, life was simple
Geçmişte hayat basitti
geçmek
bir yerin veya zamanın ötesinde olmak
It is past ten
Saat onu geçti
davet etmek
Sahnedebirini gelmeye veya katılmaya çağırmak
I will invite him to join us
Onu bize katılmaya davet edeceğim
davet etmek
birini bir yere veya etkinliğe çağırmak
I will invite my friends to the party
Arkadaşlarımı partiye davet edeceğim
davet etmek
insanların gelmesini veya katılmasını sağlamak
The smell of food invites us to eat
Yemek kokusu bizi yemeye davet ediyor
davet etmek
birini bir etkinliğe gelmesi için çağırmak
I will invite my friends to the party
Arkadaşlarımı partiye davet edeceğim
kavga
Sahnedeinsanlar arasındaki öfkeli tartışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
dövüş
şiddetli bir karşı karşıya gelme durumu
The two boxers started to fight
İki boksör dövüşmeye başladı
tarz
bir şeyi yapma veya ifade etme biçimi
Her fight is very unique
Onun tarzı çok özgün
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
savunmak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarar görmemesi için korumak
The army defended the city
Ordu şehri savundu
açıklamak
Sahnedebir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this
Bunu açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır kılmak için bilgi vermek
Please explain the rules to me
Lütfen kuralları bana açıkla
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Is anybody here
Burada kimse var mı
herhangi biri
herhangi bir kişi
Does anybody want cake?
Herhangi biri kek ister mi?
kimse
belirli olmayan bir kişi
I didn't see anybody
Kimseyi görmedim
su bükmek
Sahnedebükme yeteneklerini kullanarak suyu kontrol etmek veya hareket ettirmek
The character can waterbend to create a shield
Karakter bir kalkan oluşturmak için su bükebilir
gizli
Sahnedebaşkaları tarafından bilinmeyen
I have a secret plan
Gizli bir planım var
sır
başkalarından saklanan şey
Can you keep a secret?
Bir sır tutabilir misin?
gizli bilgi
gizli tutulan bilgi
The secret was revealed
Gizli bilgi açığa çıktı
sır
başkalarına söylemediğiniz bilgi
I have a secret to tell you
Sana söyleyecek bir sırrım var
boğaz
Sahnedeağızdan mideye giden iç geçit
My throat is sore
Boğazım ağrıyor
boğaz
Sahnedeboynun ön kısmında yiyecek ve hava geçişini sağlayan bölge
My throat is sore today
Bugün boğazım ağrıyor
boğaz
boynun ön kısmındaki kanal
Something is stuck in my throat
Boğazıma bir şey kaçtı
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
boş ver
bir şeyi dert etmemeyi veya unutmayı söylemek için kullanılır
Never mind, it is okay
Boş ver, sorun yok
boşver
bir şeyi dikkate almamak
Never mind the price
Fiyatı boşver
önemli değil
az önce söylenenin unutulmasını istemek
Never mind I will do it myself
Önemli değil bunu kendim yaparım
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
rol
Sahnedefilm veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
parça
bir şeyin bir bölümü
This is a part of the car
Bu arabanın bir parçası
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bölge
bir ülkenin veya yerin belirli bir kesimi
He travels to many parts of the world
Dünyanın birçok bölgesini geziyor
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
ne demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
bir zamanlar
Sahnedegeçmişte bir zamanda
I once lived here
Bir zamanlar burada yaşadım
bir kez
tek bir sefer
I visited Paris once
Paris'i bir kez ziyaret ettim
olduğunda
olduğu zaman veya olur olmaz
Once you finish, we can go
Bitirdiğinde gidebiliriz
derhal
hemen hiç gecikmeden
Do it at once
Bunu derhal yap
gerçek
Sahnedegerçek olan veya doğru olan
The actual cost was higher
Gerçek maliyet daha yüksekti
zincirlemek
birini veya bir şeyi zincirle bağlamak
They had to chain up the bike to the post
Bisikleti direğe zincirlemeleri gerekiyordu
su kabilesi
ortak geleneklere ve liderlere sahip topluluk
The Water Tribe lives near the ocean
Su kabilesi okyanusun yakınında yaşar
kuzey
Sahnedekuzey ile ilgili veya kuzeyde olan
The northern part of the city is quiet
Şehrin kuzey kısmı sessizdir
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
hemen şimdi
tam olarak bu anda
I must go right now
Hemen şimdi gitmem gerekiyor
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
incelemek
bir şeyin doğru veya uygun olup olmadığını anlamak için bakmak
Please check it out
Lütfen ona bir bak
tuhaf
Sahnedealışılmadık veya garip
This is a weird smell
Bu tuhaf bir koku
garip hissettirmek
birine kendini garip veya rahatsız hissettirmek
He weirded me out
Beni garip hissettirdi
endişelenmek
bir durum hakkında kaygılı veya huzursuz hissetmek
Do not worry about the exam
Sınav hakkında endişelenme
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
şimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
fark edilmiş
Sahnedegörme yoluyla farkına varmak
I have seen the difference
Farkı fark ettim
görmüş
gözlerle bakmak
I have seen the movie
Filmi gördüm
görülmüş
birisi tarafından fark edilmiş
The accident was seen by many people
Kaza birçok kişi tarafından görüldü
öğretmen
Sahnededers veren kişi
My teacher is very kind
Öğretmenim çok naziktir
eğitmen
Sahnedebaşkalarının öğrenmesine yardımcı olan kişi
He is a yoga teacher
O bir yoga eğitmenidir
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
hafifçe fırlatmak
bir şeyi hafif bir hareketle atmak
He evened the paper plane into the bin
Kağıt uçağı çöp kutusuna hafifçe fırlattı
kaybetmek
Sahnedebir şeyi nereye koyduğunu unutmak
I think I lost my keys
Sanırım anahtarlarımı kaybettim
yenilmek
bir oyunda veya yarışmada başarısız olmak
The team did not want to lose
Takım yenilmek istemedi
kendini kaybetmek
çok öfkelenmek veya kontrolünü yitirmek
He began to lose it when he got angry
Sinirlendiğinde kendini kaybetmeye başladı
yitirmek
artık bir şeye sahip olmamak
She lost her job yesterday
Dün işini yitirdi
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
bizden biri
belirli bir gruba dahil olan kişi
He is one of our own
O bizden biri
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
bir şeyin olduğuna dair inanca sahip olmak
I feel that you are right
Haklı olduğunu düşünüyorum
dokunmak
bir şeyi elle incelemek
Feel the fabric of this shirt
Bu gömleğin kumaşına dokun
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
iyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
bir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
zor
Sahnedekolay olmayan
This exam is hard
Bu sınav zor
sert
alkol içeren
This is a hard drink
Bu sert bir içkidir
sert
yumuşak olmayan
The bed is too hard
Yatak çok sert
sıkı
çok çaba veya enerji ile
He works hard every day
O her gün sıkı çalışıyor
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
değiştirmek
eski bir şeyi alıp yerine yenisini koymak
I need to change my shirt
Gömleğimi değiştirmem gerekiyor
yanma
Sahnedebir maddenin tutuşup ateş alması süreci
Oxygen is necessary for combustion
Yanma için oksijen gereklidir
çok daha kötü
bir şeyden önemli ölçüde daha kötü veya düşük nitelikli
The weather is a lot worse today
Hava bugün çok daha kötü
kandırmak
Sahnedebirini aldatmak
Don't try to fool me
Beni kandırmaya çalışma
aptal
sağduyudan yoksun kişi
Don't be such a fool
Bu kadar aptal olma
budala
doğru karar verme yeteneği olmayan kişi
He is a complete fool
O tam bir budala
kandırmak
birini aldatmak
You can't fool me
Beni kandıramazsın
istemek
Sahnedebir şeyi yapmayı dilemek
I wanna go home
Eve gitmek istiyorum
istemek
bir şeye sahip olmayı dilemek
I wanna drink
Bir şeyler içmek istiyorum
delik
Sahnedekatı bir nesnenin içindeki boşluk
There is a hole in the wall
Duvarda bir delik var
borç batağı
maddi olarak zor durumda olma hali
He is in a deep financial hole
Derin bir borç batağında
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
veya benzeri
veya buna benzer bir şey
Do you want some tea or something?
Çay veya benzeri bir şey ister misin?
falan
veya benzeri bir şey
Do you want coffee or something
Kahve falan ister misin
yok
Sahnedeartık burada olmayan veya ölmüş
The money is gone
Para bitti
hale gelmiş
bir duruma veya koşula dönüşmüş
He has gone mad
Çıldırdı
gitmiş
bir yerden başka bir yere gitmiş
She has gone home
Eve gitti
insan
erkek, kadın veya çocuk
Every human being is unique
Her insan benzersizdir
insan
bir birey olan insan
Every human being deserves respect
Her insan saygıyı hak eder
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I search for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
etkilemek
güçlü bir duygu uyandırmak
His words got to me
Sözleri beni etkiledi
varmak
bir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
zorunda kalmak
bir şeyi yapmakla yükümlü olmak
I get to do the chores
Ev işlerini yapmak zorundayım
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
fırsat bulmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to meet the famous actor today
Bugün ünlü oyuncuyla tanışma fırsatı buluyorum
hale gelmek
belirli bir duruma dönüşmek
It will get to be hot soon
Yakında sıcak bir hal alacak
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
siğil
Sahnedederi üzerinde oluşan küçük sert yumru
He has a small wart on his finger
Parmağında küçük bir siğil var
ancak
Sahnedebir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
rastlamak
biriyle tesadüfen karşılaşmak
I ran into an old friend
Eski bir arkadaşıma rastladım
sorun yaşamak
bir problem veya zorlukla karşılaşmak
We ran into some problems
Bazı sorunlar yaşadık
çarpmak
hareket halindeyken bir şeye vurmak
He ran into the wall
Duvara çarptı
bulmak
belli bir miktara veya seviyeye ulaşmak
The costs ran into thousands
Masraflar binleri buldu
eşlik etmek
biriyle birlikte bir yere gitmek
I will go with you to the store
Mağazaya seninle geleceğim
seçmek
bir şeyi seçmek veya karar vermek
I will go with the red car
Kırmızı arabayı seçeceğim
yakışmak
birlikte iyi görünmek veya uygun olmak
This tie goes with your suit
Bu kravat takım elbisene yakışıyor
seçmek
bir şeyi yapmaya karar vermek
I will go with the red shirt
Kırmızı tişörtü seçeceğim
didik didik aramak
Sahnedebir yerin her köşesini dikkatlice aramak
I scoured the room for my keys
Anahtarlarımı bulmak için odayı didik didik aradım
adil
Sahnedeherkese eşit veya makul şekilde davranan
This is a fair deal
Bu adil bir anlaşma
güzel
bakıldığında hoş görünen
She has a fair face
Onun güzel bir yüzü var
fuar
sergilerin ve eğlencelerin olduğu halka açık etkinlik
We went to the book fair
Kitap fuarına gittik
dikkatli
Sahnedetehlike veya hatalardan kaçınmak için özen gösteren
Be careful
Dikkatli ol
tünel
Sahnedeyollar veya trenler için yapılan uzun yeraltı geçidi
The train goes through the tunnel
Tren tünelden geçer
tünel kazmak
bir şeyin içinden uzun bir yol açmak
The workers tunneled through the hill
İşçiler tepenin içinden tünel kazdılar
korkunç
Sahnedeçok kötü veya nahoş
The weather is horrible
Hava korkunç
aşırı
çok büyük bir derecede
There was a horrible amount of work
Dehşet verici miktarda iş vardı
berbat
çok kötü veya rahatsız edici
This is a horrible smell
Bu berbat bir koku
korkunç
çok kötü veya nahoş olan
The food was horrible
Yemek korkunçtu
benlik
Sahnedebirinin aslında olduğu kişi
He is trying to find his true self
O gerçek benliğini bulmaya çalışıyor
benlik
bir kişinin kendi varlığı
She discovered her true self
Kendi gerçek benliğini keşfetti
kendi
kişinin bireysel kimliği
You must love yourself
Kendini sevmelisin
konum
Sahnedebelirli bir yer veya pozisyon
What is your current location?
Şu anki konumun nedir?
yol
Sahnedebir şeyin hareket ettiği hat
The train is on the track
Tren rayın üzerinde
takip
bir şey hakkında bilgi sahibi olma durumu
I need to keep track of my expenses
Harcamalarımı takip etmem gerekiyor
avantaj
başarıya ulaşmaya yardımcı olan özel bir imkan
He has the inside track for the job
O bu iş için öncelikli konuma sahip
parça
bir albümde yer alan kayıtlı müzik eseri
This is my favorite track on the album
Bu albümdeki en sevdiğim parça
esir almak
Sahnedebirini hapsederek yakalamak
The army captured the spy
Ordu casusu yakaladı
kaydetmek
bir şeyin fotoğrafını veya videosunu çekmek
He captured the sunset
Gün batımını kaydetti
ele geçirmek
bir şeyi güç veya yetenekle almak
The soldiers were able to capture the castle
Askerler kaleyi ele geçirebildi
yakalamak
bir kişiyi veya canlıyı zorla ele geçirmek
The police were able to capture the suspect
Polis şüpheliyi yakalayabildi
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
bir davayı mahkemede incelemek
The court will try him
Mahkeme onu yargılayacak
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
hayal kırıklığına uğratmak
Sahnedebirinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hadi
bir öneride bulunmak için kullanılan ifade
Let us go home
Hadi eve gidelim