Avatar: The Last Airbender — 3. Sezon Bölüm 20
Kelimeler ve anlamları
218 kelime
Seviye
bağırsak
Sahnedeyiyeceklerin sindirildiği vücut bölümü
The gut is important
Bağırsak önemlidir
yıkmak
birini duygusal olarak çok üzmek veya sarsmak
The news of his departure really gutted her
Gidiş haberi onu gerçekten yıktı
iyi
yüksek kaliteli veya çok hoş
That is a gut idea
Bu iyi bir fikir
hak etmek
Sahnedebir şeyi elde etmeye değer olmak
You deserve to be happy
Mutlu olmayı hak ediyorsun
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
teslim etmek
Sahnedebir şeyi ihtiyaç duyulan yere götürmek
The courier will deliver the package tomorrow
Kurye paketi yarın teslim edecek
doğurtmak
bir bebeğin doğumuna yardımcı olmak
The doctor will deliver the baby
Doktor bebeği doğurtacak
yerine getirmek
vaat edilen veya beklenen bir şeyi gerçekleştirmek
They promised to deliver results
Sonuçları yerine getireceklerine söz verdiler
sunmak
bir topluluğa resmi bir konuşma yapmak
The professor will deliver a lecture today
Profesör bugün bir ders sunacak
gururlu
Sahnedekendi başarılarından tatmin olmak
He is proud of his work
İşiyle gurur duyuyor
gururlu
bir başkasının başarısıyla mutlu olmak
I am proud of you
Seninle gurur duyuyorum
gururlu
memnuniyet ve kıvanç gösteren
She has a proud expression
Gururlu bir ifadesi var
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
fikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
bir yol
Sahnedebir şeyi yapmanın bir yöntemi
This is one way to do it
Bu yapmanın bir yoludur
tek yönlü
sadece tek yöne giden
I bought a one way ticket
Tek yönlü bir bilet aldım
tek yön
dönüşü olmayan gidiş bileti
I bought a one way ticket to London
Londra'ya tek yön bilet aldım
keşfetmek
Sahnedebir şeyi ilk kez bulmak
They discovered a new planet
Yeni bir gezegen keşfettiler
keşfetmek
bilinmeyen bir şeyi ortaya çıkarmak
Scientists discovered a new planet
Bilim insanları yeni bir gezegen keşfetti
karar vermek
Sahnedebir konu hakkında seçim yapmak
I need to decide what to eat
Ne yiyeceğime karar vermem lazım
saray
Sahnedekral veya kraliçenin yaşadığı büyük ve görkemli ev
The palace is very beautiful
Saray çok güzel
meditasyon yapmak
Sahnederahatlamak veya odaklanmak için sessizce düşünmek
I try to meditate every morning
Her sabah meditasyon yapmaya çalışırım
meditasyon yapmak
bir süre boyunca sessizce ve derinlemesine düşünmek
I meditate every morning
Her sabah meditasyon yaparım
çok komik
Sahnedeaşırı derecede komik veya güldüren
That joke was hilarious
O şaka çok komikti
giymek veya takmak
Sahnedevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
yormak
birini aşırı derecede yormak
The hard work began to wear him
Zor iş onu yormaya başladı
özgür
Sahnedekısıtlanmamış veya kontrol edilmeyen
The bird is free
Kuş özgür
ücretsiz
bedava olan veya ücret ödenmeyen
This water is free
Bu su ücretsiz
serbest bırakmak
birini veya bir şeyi tutulduğu ya da sıkıştığı yerden kurtarmak
They decided to free the bird from the cage
Kuşu kafesten serbest bırakmaya karar verdiler
müsait
yapacak işi veya zorunluluğu olmayan
I am free this afternoon
Bu öğleden sonra müsaitim
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
konuşmak
birine sözlü olarak bir şeyleri anlatmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
kuşak
Sahnedebenzer zamanlarda doğmuş insan grubu
Every generation is different
Her kuşak farklıdır
üretim
bir şeyi ortaya çıkarma veya yapma eylemi
This machine is used for the generation of electricity
Bu makine elektrik üretimi için kullanılır
birlikte yaşamak
Sahnedebiriyle aynı evde yaşamak
They live together in a small apartment
Küçük bir dairede birlikte yaşıyorlar
zayıf
Sahnedegücü az olan
He is too weak to stand
Ayakta duramayacak kadar zayıf
daha zayıf
zayıf sıfatının karşılaştırma biçimi
He became weaker after the illness
Hastalıktan sonra daha zayıf düştü
kontrolü ele almak
Sahnedebir şeyi yönetme veya idare etme yetkisini üstlenmek
He decided to take control of the situation
Durumun kontrolünü ele almaya karar verdi
kontrolü ele almak
bir durumun sorumluluğunu üstlenmeye başlamak
She had to take control of the meeting
Toplantının kontrolünü ele alması gerekiyordu
geliştirmek
Sahnedebir şeyi daha iyi veya eksiksiz hale getirmek
I need to work up this draft
Bu taslağı geliştirmem gerekiyor
tıbbi tetkik
kişinin sağlığını kontrol etmek amacıyla yapılan kapsamlı tıbbi testler
The doctor ordered a full work-up for the patient
Doktor hasta için tam bir tıbbi tetkik istedi
heyecanlanmak
çok üzgün veya heyecanlı bir duruma gelmek
She worked herself up over the news
Haberler yüzünden çok heyecanlandı
heyecanlandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye itmek
The speaker worked up the audience
Konuşmacı seyircileri heyecanlandırdı
heyecanlandırmak
birini çok üzgün veya coşkulu hissettirmek
Do not work up the students before the exam
Sınavdan önce öğrencileri heyecanlandırma
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi bir yolu
Yup, I can do it
Evet, yapabilirim
uyumak
Sahnedegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
tamam
Sahnedeonaylamak veya bir şeyin yolunda olduğunu belirtmek için kullanılır
Alright, I will go
Tamam, gideceğim
taç giyme töreni
Sahnedebir kral veya kraliçenin resmi taç giyme merasimi
The queen attended the coronation
Kraliçe taç giyme törenine katıldı
emir
Sahnedebir şeyi yapılması için verilen talimat
The captain gave a strict order
Kaptan kesin bir emir verdi
tarikat
Sahnedeaynı dini kurallara bağlı topluluk
He joined a religious order
Dini bir tarikata katıldı
düzen
şeylerin yerleştirilme veya birbirini takip etme şekli
Put the books in alphabetical order
Kitapları alfabetik sıraya koy
sipariş etmek
bir restoranda yemek ya da içecek istemek
I want to order a pizza
Bir pizza sipariş etmek istiyorum
unsur
Sahnedebir şeyin temel veya önemli bir parçası
Trust is a key element
Güven temel bir unsurdur
element
daha basit maddelere ayrılamayan saf madde
Iron is an element
Demir bir elementtir
doğa şartları
rüzgar veya yağmur gibi sert hava durumları
The hikers were exposed to the elements
Dağcılar doğa şartlarına maruz kaldılar
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
saç
Sahnedekafa derisinde yetişen teller
I cut my hair
Saçımı kestirdim
kıl payı
çok küçük bir miktar veya mesafe
He won by a hair
Kıl payı kazandı
kıl
insan vücudunda yetişen ince teller
He has hair on his arms
Kollarında kıl var
doğru
Sahnedehaklı veya gerçek olan
Your answer is correct
Cevabın doğru
düzeltmek
bir şeyi doğru hale getirmek
Please correct my mistakes
Lütfen hatalarımı düzeltin
gündeme getirmek
Sahnedebir konuyu tartışmak için ortaya atmak
I will take this up with my boss
Bu konuyu patronumla görüşeceğim
kabul etmek
bir teklifi veya meydan okumayı kabul etmek
I will take up the offer
Teklifi kabul edeceğim
kaplamak
bir alanı veya zamanı doldurmak
The sofa takes up too much space
Kanepe çok fazla yer kaplıyor
sökmek
bir şeyi yerinden kaldırıp çıkarmak
They took up the old carpet
Eski halıyı söktüler
başlamak
yeni bir hobiye veya aktiviteye başlamak
I will take up tennis next week
Gelecek hafta tenise başlayacağım
vaktini almak
birinin zamanını veya zihnini tamamen doldurmak
This project will take up all my time
Bu proje tüm vaktimi alacak
başlamak
bir işe veya eyleme girişmek
She took up the project
O projeye başladı
hobi edinmek
yeni bir aktiviteye veya uğraşa başlamak
I want to take up tennis
Tenise başlamak istiyorum
hesaplaşma
Sahnedekimin en iyi olduğunu belirlemek için yapılan son yarışma veya kavga
The two teams are ready for the final showdown
İki takım final hesaplaşmasına hazır
kavga
Sahnedeiki kişi arasındaki fiziksel veya sözlü çatışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
mücadele etmek
bir şeyi durdurmak veya engellemek için çok çabalamak
We must fight the disease
Hastalıkla mücadele etmeliyiz
savaşmak
bir kavgada veya savaşta yer almak
Soldiers fight to protect their country
Askerler ülkelerini korumak için savaşırlar
yetişmek
Sahnedebaşkalarıyla aynı seviyeye gelmek
She ran fast to catch up with the group
Gruba yetişmek için hızlı koştu
telafi
birinin beklenen seviyeye ulaşmasına yardımcı olan çalışma
She took catch up classes to improve her grades
Notlarını düzeltmek için telafi dersleri aldı
görüşme
birbirini gelişmelerden haberdar etmek için yapılan konuşma
Let's have a quick catch-up
Kısa bir görüşme yapalım
ilgi duymak
bir konuya dahil olmaya başlamak
I need to catch up on the latest trends
En son trendlere ilgi duymaya başlamam lazım
görüşmek
uzun süredir görmediğin biriyle buluşmak
We met for coffee to catch up
Neler yaptığımızı konuşmak için kahve içmeye buluştuk
yetişmek
başkalarıyla aynı seviyeye gelmek
I need to catch up with my studies
Derslerime yetişmem gerekiyor
yetişmek
arkadan gelerek birine veya bir şeye ulaşmak
I ran fast to catch up
Yetişmek için hızlı koştum
dikkat
Sahnedebir şeye veya birine odaklanma durumu
Please pay attention
Lütfen dikkat edin
bakım
hasta veya yaralı birine yardım etme eylemi
He needs medical attention
Tıbbi bakıma ihtiyacı var
dikkat
bir şeyi özenle dinleme veya izleme eylemi
Pay attention to the teacher
Öğretmene dikkat et
öf
Sahnederahatsızlık veya sıkkınlık belirten ünlem
Ugh, I hate waking up early
Öf, erken uyanmaktan nefret ederim
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
duymak
kulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
istemek
Sahnedebir şeyi yapmayı dilemek
I wanna go home
Eve gitmek istiyorum
yüz
Sahnede100 sayısı
I have one hundred dollars
Yüz dolarım var
odaklanmak
Sahnedebir şeye dikkatini vermek
Please focus on your work
Lütfen işine odaklan
kiraz
Sahnedeçekirdekli, küçük ve yuvarlak bir meyve
I love eating cherries
Kiraz yemeyi severim
suç
Sahnedeyasaya aykırı olan eylem
Stealing is a crime
Hırsızlık bir suçtur
vatana ihanet
birinin kendi ülkesine karşı yaptığı hainlik
He was punished for the crime of betraying his country
Ülkesine ihanet etme suçundan cezalandırıldı
iletişim
Sahnedebilgi veya fikir paylaşımı eylemi
Good communication is essential
İyi iletişim esastır
emin olmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
sağlamak
bir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
emin olmak
hiçbir şüphe duymamak
Make sure of the facts
Gerçeklerden emin ol
düello
Sahnedeiki kişi arasındaki dövüş
They fought a duel
Düello yaptılar
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
rağmen
Sahnedezıt bir durumu belirtmek için kullanılır
Although it was raining, we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
beklemek
Sahnedebir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
katılmak
Sahnedebir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
eşlik etmek
birinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
evlendirmek
evlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
birleştirmek
iki şeyi birbirine bağlamak
Please join these two pieces of rope
Lütfen bu iki ip parçasını birleştirin
özür dilemek
Sahnedebir hata için pişmanlık belirtmek
I apologize for being late
Geç kaldığım için özür dilerim
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
olur
kabul veya onay bildiren bir ifade
Good, let's do that
Olur, bunu yapalım
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
ovmak
Sahnedesertçe sürterek temizlemek
Please scrub the dirty pan
Lütfen kirli tavayı ovun
çalılık
bodur ağaçların ve çalıların bulunduğu alan
We walked through the dense scrub
Yoğun çalılığın içinden yürüdük
ezik
önemsiz veya düşük statülü görülen kimse
He acts like a total scrub
Tam bir ezik gibi davranıyor
iptal etmek
planlanmış bir etkinliği gerçekleştirmekten vazgeçmek
We had to scrub the mission
Görevi iptal etmek zorunda kaldık
çok
Sahnedebüyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
çok
büyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyum yaşamak
I experienced great joy
Büyük bir neşe hissettim
deneyim
yaşanılan olay
It was a great experience
Bu harika bir deneyimdi
tecrübe
bir işten kazanılan bilgi
She has a lot of experience
Onun çok fazla tecrübesi var
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
yakın
Sahnedekısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
kapatmak
bir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
kuşatmak
etrafını sarıp yakalamak
The police close on the suspect
Polis şüphelinin etrafını sarar
yazık
Sahnedebir durumun üzücü olduğunu belirtmek için kullanılır
Too bad you cannot come
Gelememen ne yazık
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
bitirmek
Sahnedesona erdirmek veya tamamlamak
We decided to end it
Bitirmeye karar verdik
güzel
Sahnedegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
sahip olmak
Sahnedebir şeye mülkiyet olarak sahip olmak
They own a big house
Büyük bir eve sahipler
kendi başına
tek başına veya yardım almadan
I live on my own
Kendi başıma yaşıyorum
üstlenmek
bir durumun sorumluluğunu kabul edip güvenle yönetmek
He decided to own his mistakes
Hatalarını üstlenmeye karar verdi
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
çıplak
Sahnedeörtülmemiş veya gizlenmemiş
He walked with bare feet
Çıplak ayakla yürüdü
açmak
bir şeyin üzerindeki örtüyü veya kaplamayı kaldırmak
He bared his arm to show the tattoo
Dövmeyi göstermek için kolunu açtı
gemi
Sahnededenizde seyahat eden büyük deniz taşıtı
The large ship crossed the ocean
Büyük gemi okyanusu geçti
göndermek
malları göndermek veya taşımak
We will ship the order tomorrow
Siparişi yarın göndereceğiz
durum belirten ek
bir durum veya nitelik ifade eden son ek
Friendship is very important
Arkadaşlık çok önemlidir
yakıştırmak
iki kişiyi romantik bir çift olarak desteklemek
I ship those two characters
O iki karakteri birbirine yakıştırıyorum
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
yenilmek
Sahnedebir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
bir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
kaybetmek
artık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
anlayamamak
bir konuyu takip edememek
I lost you when you talked about science
Bilim hakkında konuştuğunda seni anlayamadım
ayırmak
Sahnedenesneleri birbirinden uzaklaştırmak
Please separate the red and white clothes
Lütfen kırmızı ve beyaz kıyafetleri ayırın
ayrı
diğerlerinden farklı veya birleşmemiş olan
They have separate rooms
Onların ayrı odaları var
ayrılmak
romantik veya evlilik ilişkisini sonlandırmak
They decided to separate last year
Geçen yıl ayrılmaya karar verdiler
ayak parmağı
Sahnedeayağın ucundaki ayrı bölümler
I hurt my toe
Ayak parmağımı incittim
uymak
kurallara veya talimatlara riayet etmek
You need to toe the line
Kurallara uyman gerekiyor
öf
Sahnedehoşnutsuzluk veya tiksinti belirten bir ses
Urgh this soup is cold
Öf bu çorba soğuk
mış gibi yapmak
Sahnedebir şey gerçek değilken gerçekmiş gibi davranmak
He pretended to be asleep
Uyuyormuş gibi yaptı
mış gibi yapmak
bir şey gerçekmiş gibi davranmak
The kids pretend to be superheroes
Çocuklar süper kahramanmış gibi yapıyor
taklit etmek
bir şeyin gerçek olmadığını bilerek öyleymiş gibi yapmak
The child likes to pretend he is a superhero
Çocuk kahramanmış gibi yapmayı sever
hızlı
Sahnedeyüksek hızda
He runs very fast
O çok hızlı koşar
oruç tutmak
belirli bir süre boyunca yemek yememek
He decided to fast for a day
Bir gün boyunca oruç tutmaya karar verdi
ileri
saatin gerçek zamandan daha ileride olması
My watch is five minutes fast
Saatim beş dakika ileri
derince
genellikle uyku için kullanılan derin bir şekilde
The baby is fast asleep
Bebek derin uykuda
sürgün etmek
Sahnedebirini bir yerden ayrılmaya zorlamak
They banished the criminal from the city
Suçluyu şehirden sürgün ettiler
daha erken
Sahnedebeklenenden önce
I arrived sooner than expected
Beklenenden daha erken geldim
daha erken
beklenenden daha kısa sürede gerçekleşen
Please arrive sooner next time
Lütfen bir dahaki sefere daha erken gel
tercih etmek
bir şeyi başka bir şeye yeğlemek
I would sooner stay than leave
Gitmektense kalmayı tercih ederim
daha erken
kısa bir süre içinde
Please arrive sooner
Lütfen daha erken gel
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var