

Beauty in Black — 2. Sezon Bölüm 1
Kelimeler ve anlamları
400 kelime
Seviye
büyümek
Sahnedeçocukluktan yetişkinliğe geçmek
I want to be a pilot when I grow up
Büyüdüğümde pilot olmak istiyorum
büyümek
yaşça büyümek
Children grow up quickly
Çocuklar çabuk büyür
yetişkin olmak
yetişkin bir birey haline gelmek
I want to be a doctor when I grow up
Büyüdüğümde doktor olmak istiyorum
kadar
bir sınıra veya miktara kadar
The price can grow up to fifty dollars
Fiyat elli dolara kadar çıkabilir
sipariş etmek
Sahnedebir restoranda yemek ya da içecek istemek
I want to order a pizza
Bir pizza sipariş etmek istiyorum
düzen
şeylerin yerleştirilme veya birbirini takip etme şekli
Put the books in alphabetical order
Kitapları alfabetik sıraya koy
emir
bir şeyi yapılması için verilen talimat
The captain gave a strict order
Kaptan kesin bir emir verdi
tarikat
aynı dini kurallara bağlı topluluk
He joined a religious order
Dini bir tarikata katıldı
gidiş
Sahnedebir yerden başka bir yere hareket etme eylemi
Our going was delayed by the rain
Gidişimiz yağmur yüzünden gecikti
demek
bir şeyin içeriğini veya sesini ifade etmek
That is how the story goes
Hikaye böyle diyor
olmakta olan
şu anda gerçekleşen
What is going on here
Burada neler oluyor
başlamak
bir işe girişmek veya devam etmek
I am going on with my work
İşimle devam ediyorum
siktir
Sahnedeöfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılan kaba söz
fuck I missed the bus
siktir otobüsü kaçırdım
sikişmek
cinsel ilişkiye girmek
they decided to fuck
sikişmeye karar verdiler
kahrolası
vurgu yapmak için kullanılan kaba bir sözcük
It was a fucking long day
Kahrolası uzun bir gündü
siktir
öfkeyi ifade etmek için kullanılan çok kaba bir sözcük
Fuck, I lost my keys
Siktir, anahtarlarımı kaybettim
haline gelmek
Sahnededeğişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
vardı
bir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
edinmek
bir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
birlikte yaşamak
Sahnedebiriyle aynı evi paylaşmak
I live with my family
Ailemle birlikte yaşıyorum
kabullenmek
zor veya nahoş bir durumu tahammül ederek kabul etmek
You have to learn to live with it
Bununla yaşamayı öğrenmelisin
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
görmek
bir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
görüşmek
biriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
sonuna kadar götürmek
bir işi bitene kadar sürdürmek
I will see the project through
Projeyi sonuna kadar götüreceğim
sınav
Sahnedebilgi veya yeteneği ölçmek için hazırlanan sorular bütünü
I have a math test tomorrow
Yarın matematik sınavım var
denemek
kalitesini kontrol etmek için bir şeyi denemek
I want to test the new car
Yeni arabayı denemek istiyorum
deney
bir hipotezi sınamak için yapılan işlem
The scientist ran a test
Bilim insanı bir deney yaptı
test
bir şeyin nasıl çalıştığını öğrenmek için yapılan inceleme
The test shows how the machine works
Test makinenin nasıl çalıştığını gösterir
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
son
diğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
adamlar
Sahnedesokak dilinde insanlar veya arkadaşlar için kullanılan argo hitap
Those niggas are my friends
O adamlar benim arkadaşlarım
dil
Sahnedefikirleri ifade etmek için kullanılan kelime sistemi
I am learning a new language
Yeni bir dil öğreniyorum
dil
konuşurken kullanılan kelimeler
He speaks a foreign language
O yabancı bir dil konuşuyor
ağrılı
Sahnedeağrıyan veya rahatsız hissettiren
My muscles are sore
Kaslarım ağrıyor
yara
ciltteki ağrılı bölge
He has a sore on his lip
Dudağında bir yara var
alıngan
çabuk darılan veya kolayca sinirlenen
He is a sore loser
O yenilgiyi kabullenemeyen biridir
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
Sahnedekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
kemirmek
Sahnedebir şeyi yavaş yavaş hasara uğratmak veya yok etmek
Anxiety started to eat away at her confidence
Kaygı onun özgüvenini yavaş yavaş kemirmeye başladı
aşındırmak
bir şeyi yavaş yavaş zarar vererek yok etmek veya azaltmak
The acid began to eat away at the metal
Asit metali aşındırmaya başladı
içini kemirmek
birini zamanla endişelendirmek veya üzmek
This secret is eating away at me
Bu sır içimi kemiriyor
miktar
Sahnedebir şeyin sayısı veya büyüklüğü
A small amount of sugar is enough
Az miktarda şeker yeterli
varmak
bir şeyin sonunda belirli bir noktaya veya duruma gelmek
Her efforts amounted to nothing
Çabaları hiçbir şeye varmadı
kırdı
Sahnedeparçalara ayırmak
He broke the vase
Vazoyu kırdı
beş parasız
Sahnedehiç parası olmamak
I am broke
Beş parasızım
yıkmak
birini duygusal olarak çok üzmek
The bad news broke her
Kötü haber onu yıktı
kurtarmak
birinin bir yerden kaçmasına yardım etmek
She broke him out of prison
Onu hapisten kurtardı
karşılamak
Sahnedevaran birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
hoş karşılanan
memnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
serbest
bir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
şşş sesi
Sahnedebirine sessiz olmasını söylemek için çıkarılan ses
He made a shh sound
Şşş sesi çıkardı
şşş
birine sessiz olmasını söylemek için kullanılır
Shh, be quiet
Şşş, sessiz ol
şşş
birinden sessiz olmasını istemek için çıkarılan ses
Shh the movie has started
Şşş film başladı
pislik
Sahnedeçok kaba veya sevimsiz insan
Don't be such an asshole
Bu kadar pislik olma
pislik
çok kaba veya kötü niyetli kişi
He is such an asshole
O tam bir pislik
makat
vücuttan dışkının atıldığı açıklık
He felt pain in his asshole
Makatında ağrı hissetti
pislik
çok kaba veya kötü niyetli kimse
Don't be an asshole to your friends
Arkadaşlarına karşı pislik olma
açgözlü
Sahnedeihtiyacından daha fazlasını isteyen
He is a greedy man
O açgözlü bir adamdır
en azından
Sahnedebir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en az
belirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
en azından
hiç değilse biraz olsun
It is at least warm here
Burası en azından sıcak
aslında
Sahnedebir durumu düzeltmek veya ekleme yapmak için kullanılır
I thought he was American, but actually he is British
Onun Amerikalı olduğunu sanıyordum ama aslında İngiliz
gerçekten
bir şeyin doğru veya gerçek olduğunu vurgulamak için kullanılır
Did he actually say that
Bunu gerçekten söyledi mi
geri gelmek
Sahnedebir yere veya bir kişiye geri dönmek
When will you come back?
Ne zaman geri geleceksin?
geri dönmek
bir dönem sonra yeniden popüler veya başarılı hale gelmek
Vintage clothes are coming back
Vintage kıyafetler yeniden popüler oluyor
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
alan
Sahnedeboş veya kullanılabilir alan
There is no space here
Burada hiç yer yok
dalıp gitmek
odaklanmayı kaybetmek veya unutmak
I spaced out during the lesson
Ders sırasında dalıp gittim
aralık bırakmak
nesneleri birbirlerinden uzağa yerleştirmek
You should space the plants out
Bitkiler arasında aralık bırakmalısın
alan
bir kişinin mevcut durumu veya koşulları
I am in a good space right now
Şu an iyi bir durumdayım
ön
Sahnedeileriye bakan taraf
Sit in the front of the car
Arabanın önünde otur
avans vermek
bir bedeli ödenmeden önce birine bir şey sağlamak
Can you front me the money until Friday
Cuma gününe kadar bana avans verebilir misin
cephe
belirli bir faaliyetin veya konunun yürütüldüğü alan
They are working on the diplomatic front
Diplomatik cephede çalışıyorlar
kılıf
gizli ve yasa dışı işleri örtbas etmek için kullanılan görünürdeki faaliyet
The event was a front for his illegal activities
Etkinlik yasa dışı faaliyetleri için bir kılıftı
paravan
bir şeyin arkasındaki gerçeği gizlemek için kullanılan görünüş
They used the store as a front
Dükkanı paravan olarak kullandılar
ön
bir kişinin durduğu yer veya bir şeyin ön kısmı
Please stand at the front of the line
Lütfen sıranın önünde durun
cephe
ilerleyen bir hava kütlesinin ön kenarı
A cold front is moving in
Soğuk bir hava cephesi yaklaşıyor
ön
bir şeyin ileride bulunan kısmı
Stand at the front of the line
Sıranın en önüne geç
işlev bozukluğu
Sahnedebir şeyin çalışma şeklindeki bozukluk
The system has a serious dysfunction
Sistemde ciddi bir işlev bozukluğu var
yok
Sahnedehayır kelimesinin gayriresmi kullanımı
Do you want to go? Nah.
Gitmek ister misin? Yok.
beklemek
Sahnedekısa bir süre beklemek veya durmak
Please hold on a moment
Lütfen bir an bekleyin
sıkıca tutmak
bir şeyi sıkıca kavramak
Hold on to the rail
Korkuluğa sıkıca tutun
tutmak
bir şeyi bulunduğu konumda bırakmamak
Hold on to your ticket
Biletinizi elinizde tutun
susturmak
Sahnedebirinin konuşmasını engellemek
He tried to shut her
Onu susturmaya çalıştı
kapatmak
bir şeyin çalışmasını durdurmak
Please shut the computer
Bilgisayarı kapat
dışarıda bırakmak
birini bir grubun veya etkinliğin dışında tutmak
They shut him out of the conversation
Onu konuşmanın dışında bıraktılar
oğul
Sahnedeebeveynlerin erkek çocuğu
He is my son
O benim oğlum
oğul
erkek çocuk
He is their only son
O onların tek oğlu.
lanet
Sahnedekelimeyi kaba bir şekilde vurgulamak için kullanılır
It is fucking cold outside
Dışarısı lanet soğuk
cinsel ilişki
cinsel birleşme eylemi
They were fucking in the room
Odada cinsel ilişkiye giriyorlardı
kırık
Sahnedehasarlı veya bozuk olan
The screen is broken
Ekran kırık
bozulmuş
artık geçerli olmayan
The promise was broken
Söz bozuldu
bozuk
artık düzgün çalışmayan
The coffee machine is broken
Kahve makinesi bozuk
eğitilmiş
eğitim verilerek söz dinler hale getirilmiş
The horse is fully broken
At tamamen eğitilmiş
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
perma
Sahnedekimyasallar kullanılarak yapılan kıvırcık saç modeli
She decided to get a perm
Perma yaptırmaya karar verdi
içecek
Sahnedeiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
sıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
zeki
Sahnedehızlı zekaya sahip olan
He is a smart student
O zeki bir öğrenci
sızlamak
keskin bir acı vermek
My eyes began to smart
Gözlerim sızlamaya başladı
akıllı
mantıklı ve doğru karar veren
It was a smart choice
Bu akıllıca bir seçimdi
şık
iyi giyimli veya temiz görünüşlü
He looks very smart in his suit
O takım elbisesiyle çok şık görünüyor
maalesef
Sahnedeüzüntü veya hayal kırıklığı yaratan bir şekilde
Unfortunately, I cannot come
Maalesef gelemem
maalesef
üzücü veya hayal kırıklığı yaratan bir şekilde
Unfortunately it is raining today
Maalesef bugün hava yağmurlu
maalesef
bir şeyin üzücü veya şanssız olduğunu belirtmek için kullanılır
Unfortunately the store is closed today
Maalesef mağaza bugün kapalı
talihsiz bir şekilde
kötü şans veya üzüntü gösteren bir tarzda
She responded unfortunately to the bad news
Kötü habere talihsiz bir şekilde tepki verdi
birisi
Sahnedebilinmeyen veya belirtilmemiş bir kişi
Somebody is at the door
Kapıda biri var
biri
Sahnedebilinmeyen bir kişi
I need somebody to help me
Bana yardım edecek birine ihtiyacım var
önemli biri
önemli veya yüksek statüye sahip kimse
She acts like she is really somebody
Gerçekten önemli biriymiş gibi davranıyor
canlı
Sahnedehayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
Sahnedebir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
minnettar olmak
Sahnedebir şey için teşekkür hissetmek
I appreciate your help
Yardımınız için minnettarım
rahatsız olmak
bir durumdan dolayı hoşnutsuzluk duymak
I would appreciate it if you stopped bothering me
Beni rahatsız etmeyi bırakırsan sevinirim
takdir etmek
bir şeyin önemini veya değerini anlamak
I appreciate the effort you put into this
Bunun için harcadığın çabayı takdir ediyorum
takdir etmek
bir şeyin değerini anlamak
I appreciate your help
Yardımını takdir ediyorum
gitmek
Sahnedebir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
Sahnedebir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
gitmek
bir yerin yönüne doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
bitirmek
Sahnedebir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
bitirmek
bir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
bitiş
bir olayın veya etkinliğin sonu
She is near the finish of her project
Projesinin bitişine yaklaştı
yüzey görünümü
bir yüzeyin son hali
The wood has a glossy finish
Ahşabın parlak bir yüzey görünümü var
bahis oynamak
Sahnedebir oyun veya yarış için para riske atmak
He bet on the red car
Kırmızı arabaya bahis oynadı
bahse girmek
Sahnedebir şeyin doğru olacağına dair iddiaya girmek
I bet he will arrive late
Onun geç geleceğine bahse girerim
bahse girmek
bir şeyden çok emin olmak
I bet he is late
Bahse girerim geç kalmıştır
seçenek
en uygun veya yararlı olan tercih
Taking the train is your best bet
Trene binmek en iyi seçeneğin
peri masalı
Sahnedebüyülü ya da hayali olayları anlatan hikaye
Children love reading a fairy tale
Çocuklar peri masalı okumayı sever
masal
çocuklar için gerçek olmayan hayali hikaye
She likes reading fairy tales
O masal okumayı sever
masalsı
büyü ve mutlu son barındıran hikayelere benzeyen
They had a fairy-tale wedding
Masalsı bir düğünleri oldu
masal
genellikle çocuklar için anlatılan büyülü hikaye
This book is full of fairy tales
Bu kitap masallarla dolu
masal
büyüyle ilgili geleneksel bir hikâye
My grandmother told me a fairy tale
Büyükannem bana bir masal anlattı
büyük büyükbaba
Sahnedebüyükbabanın veya büyükannenin babası
My great grandfather lived in Istanbul
Büyük büyükbabam İstanbul'da yaşadı
büyük dede
dedenin babası
My great grandfather lived here
Büyük dedem burada yaşadı
fahişe
Sahnedepara karşılığı cinsel ilişkiye giren kişi
She called her a whore
Ona fahişe dedi
fahişe
Sahnedebirine hakaret etmek için kullanılan cinsel yönden ahlaksız olduğunu ima eden çok kaba bir kelime
He insulted her by calling her a whore.
Ona fahişe diyerek hakaret etti.
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
büyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
evet
Sahnedebir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
zorunda
Sahnedebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
zorunda olmak
bir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
güvence vermek
Sahnedebirine bir şeyin kesin olduğunu söyleyerek rahatlatmak
She assured me that the task was done
İşin bittiği konusunda bana güvence verdi
güvence vermek
birine bir şeyin doğru olduğu konusunda güvence vermek
I assure you that everything will be fine
Sana her şeyin yolunda gideceğine dair güvence veriyorum
sus
Sahnedekonuşmayı bırakmak veya birini susturmak
Please shut up
Lütfen sus
susmak
Sahnedekonuşmayı bırakmak
Please shut up and listen
Lütfen sus ve beni dinle
susturmak
birinin konuşmayı bırakmasını sağlamak
Just shut up and listen
Sadece sus ve dinle
susmak
konuşmayı kesmek veya birine sessiz kalmasını söylemek
Please shut up while I am working
Çalışırken lütfen sus
hemfikir olmak
Sahnedebiriyle aynı görüşü paylaşmak
We agree on this point
Bu noktada hemfikiriz
hemfikir olmak
birisiyle aynı düşünceye sahip olmak
I agree with you
Seninle hemfikirim
katılmak
birisiyle aynı düşünceye sahip olmak ya da bir şeyi kabul etmek
I agree with your plan
Planına katılıyorum
tam anlamıyla
Sahnedekelimesi kelimesine veya tam olarak
I literally read every word of the book
Kitabın her kelimesini tam anlamıyla okudum
gerçekten
gerçek bir şekilde
I am literally exhausted today
Bugün gerçekten çok yorgunum
palto
Sahnedesıcak tutmak için giyilen dış giysi
I wear a coat in winter
Kışın palto giyerim
katman
bir yüzeye yayılan ince tabaka
He applied a second coat of paint
İkinci kat boyayı uyguladı
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
baştan çıkarmak
Sahnedebirini etkileyerek kendine bağlamak
She is seducing him with her charm
Onu cazibesiyle baştan çıkarıyor
cenaze töreni
Sahnedeölen kişi için düzenlenen tören
They attended the funeral yesterday
Dün cenaze törenine katıldılar
orospu çocukları
Sahnedeinsanlar için kullanılan çok kaba ve hakaret içerikli bir söz
He yelled at those motherfuckers
O orospu çocuklarına bağırdı
orospu çocuğu
bir kişi için kullanılan çok kaba ve hakaret içerikli söz
That guy is a motherfucker
O adam tam bir orospu çocuğu
başarı
Sahnedezor bir şekilde gerçekleştirilen başarı
Climbing Everest is a great feat
Everest'e tırmanmak büyük bir başarıdır
tekrar aramak
Sahnedebir telefon numarasını yeniden aramak
I will redial the number
Numarayı tekrar arayacağım
karıştırmak
Sahnedebir şeyi olduğundan farklı sanmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
hata
yanlış veya hatalı olan şey
I made a mistake
Bir hata yaptım
pahalı
Sahnedeçok para tutan
This car is very expensive
Bu araba çok pahalı
olmasına rağmen
Sahnedebir durumun olmasına karşın
I went out even though it was raining
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktım
-e rağmen
söylenen bir şeye rağmen şaşırtıcı bir durumu belirtmek için kullanılır
Even though it was raining, we went for a walk
Yağmur yağmasına rağmen yürüyüşe çıktık
her ne kadar
bir durumun olmasına karşın
Even though he was tired he worked
Her ne kadar yorgun olsa da çalıştı
borçlu
Sahnedeborçlanma limitini aşmış olan kişi veya kurum
The company is over-leveraged and faces bankruptcy
Şirket aşırı borçlu ve iflas riskiyle karşı karşıya
tecrübe
Sahnedebir işten kazanılan bilgi
She has a lot of experience
Onun çok fazla tecrübesi var
deneyim
yaşanılan olay
It was a great experience
Bu harika bir deneyimdi
hissetmek
fiziksel veya duygusal bir duyum yaşamak
I experienced great joy
Büyük bir neşe hissettim
akıl sağlığı
Sahnedezihinsel olarak sağlıklı ve normal durumda olma hali
He is in his right mind
O yerinde bir akıl sağlığına sahip
akli denge
mantıklı ve sağlıklı düşünme yetisi
He is not in his right mind
Aklı başında değil
temizlik işleri
Sahnedebir evin veya binanın temizlenmesi için yapılan işler
She does the housekeeping every day
Her gün temizlik işlerini yapar
denize düşmek
Sahnedegeminin yanından suya düşmek
The box fell overboard
Kutu denize düştü
aşırıya kaçmak
bir şeyi gereğinden fazla yapmak
Don't go overboard with the decorations
Dekorasyon konusunda aşırıya kaçma
hata
Sahnedebir sorun veya yanlışlık için sorumluluk durumu
It was my fault that we were late
Geç kalmamız benim hatamdı
fay
yer kabuğundaki büyük kırık
There is a fault line under this city
Bu şehrin altında bir fay hattı var
kusur
bir kişinin karakterindeki kötü veya zayıf özellik
Everyone has a personal fault
Herkesin kişisel bir kusuru vardır
kusur bulmak
birinin bir şeyi yanlış yaptığını söylemek
It is hard to fault his work
Onun işinde kusur bulmak zor
sonunda
Sahnedeuzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
sonunda
uzun bir süre sonra veya nihayet
He finally arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir zaman veya çabadan sonra
I finally finished my homework
Ödevimi sonunda bitirdim
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
kesin
Sahnedebir durum hakkında şüphe duymamak
I know for sure that it is true
Bunun doğru olduğunu kesin olarak biliyorum
kesinlikle
kesin olarak
I will be there for sure
Kesinlikle orada olacağım
kesinlikle
bir teklifi veya durumu onaylamak
I will help you for sure
Sana kesinlikle yardım edeceğim
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
tam
doğrudan ya da kesin bir biçimde
The hotel is right beside the station
Otel istasyonun tam yanında
hamle
Sahnedeyapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
hareket etmek
bir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
hızla satılmak
genellikle düşük fiyata hızlıca elden çıkarılmak
These cheap goods move very fast
Bu ucuz ürünler hızla satılıyor
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
niyetlenmek
Sahnedebir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
önemsemek
Sahnedebir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
çok
Sahnedebüyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
ölmek
Sahnedecanlılığın sona ermesi
All living things will eventually die
Tüm canlılar sonunda ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
ek
Sahnedeolağan veya gerekli olandan daha fazla
I need extra time
Ek zamana ihtiyacım var
figüran
film veya şovda görünen ancak konuşma rolü olmayan kişi
He worked as an extra in the movie
Filmde figüran olarak çalıştı
aşırı
yüksek derecede veya abartılı bir şekilde
Her outfit is so extra
Kıyafeti çok abartılı
abartılı
gerekenden fazla dramatik veya dikkat çekici davranma
Stop being so extra about everything
Her şeyi bu kadar abartmayı bırak
yol
Sahnedehareket edilen hat veya güzergah
I am on my way
Yoldayım
imkansız
bir şeyin gerçekleşemeyeceğini belirtmek için kullanılır
No way
İmkansız
yöntem
bir şeyi yapma biçimi veya yolu
This is the best way
Bu en iyi yöntem
çok
büyük bir miktarda veya derecede
It is way too expensive
Bu çok fazla pahalı