

Beauty in Black — 2. Sezon Bölüm 3
Kelimeler ve anlamları
361 kelime
Seviye
teşekkür
Sahnedeminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
teşekkürler
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan kısa bir ifade
Thanks for your help
Yardımın için teşekkürler
tek başına
Sahnederahatsız edilmeden
Please leave me alone
Lütfen beni yalnız bırak
sadece
tek bir şeyin yeterli olduğunu vurgulamak için kullanılır
The cost alone is high
Sadece maliyeti bile yüksek
yalnız
yanında başka kimse olmayan
She is alone
O yalnız
yalnız
başka kimse olmadan
He walked home alone
Eve yalnız yürüdü
yönetim kurulu odası
Sahnedeşirket yöneticilerinin toplantılarını yaptığı oda
The board members met in the boardroom
Yönetim kurulu üyeleri toplantı odasında buluştu
şantaj
Sahnedebirinden para sızdırmak amacıyla gizli bilgileri ifşa etme tehdidi
He tried to blackmail his boss
Patronuna şantaj yapmaya çalıştı
şantaj yapmak
para veya çıkar sağlamak için birini tehdit etmek
He tried to blackmail the politician
Politikenciye şantaj yapmaya çalıştı
şantaj
gizli bilgileri açıklama tehdidiyle para istemek
They tried to blackmail him for money
Ondan para sızdırmak için şantaj yapmaya çalıştılar
gerçekleştirmek
Sahnedehayal edilen veya planlanan bir şeyi yaşamak
She decided to live out her dream of traveling
Seyahat etme hayalini gerçekleştirmeye karar verdi
gerçekleştirmek
hayal edilen bir şeyi yaşamak
He lived out his childhood dream
Çocukluk hayalini gerçekleştirdi
dışarıda yaşamak
bir iş yerinin veya kurumun dışında ev tutup orada oturmak
Staff members are allowed to live out
Personelin dışarıda yaşamasına izin veriliyor
çekici
Sahnedefiziksel olarak etkileyici
She looks sexy in that dress
O elbisenin içinde çekici görünüyor
seksi
cinsel arzu uyandıran
He has a sexy voice
Seksi bir sesi var
seksi
cinsel açıdan çekici olan
He looks very sexy in that suit
O takım elbise içinde çok seksi görünüyor
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
evde kalmak
Sahnededışarı çıkmayıp bulunulan yerde durmak
I prefer to stay in on rainy days
Yağmurlu günlerde evde kalmayı tercih ederim
içeride kalmak
dışarı çıkmamak
It is raining, so let's stay in
Yağmur yağıyor, o yüzden içeride kalalım
kalmak
bir süre için bir yerde yaşamak
I am staying in London for a month
Bir ay boyunca Londra'da kalıyorum
yerinde kalmak
bulunduğu yeri terk etmemek
Please stay in your seats until the plane stops
Uçak durana kadar lütfen yerlerinizde kalınız
evde kalmak
bir yerde bulunmaya devam etmek
I want to stay in tonight
Bu gece evde kalmak istiyorum
evde kalmak
bir yerden ayrılmamak
I prefer to stay in today
Bugün evde kalmayı tercih ediyorum
yakında
Sahnedekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
yakında
kısa bir süre içinde
I will see you soon
Seni yakında göreceğim
alkış
Sahnedeonaylamak için el çırpma
The crowd gave loud applause
Kalabalık yüksek sesle alkışladı
evli
Sahnedebir eşi olan
They are a married couple
Onlar evli bir çift
evli
Sahnedebir eşi olan
They have been married for ten years
Onlar on yıldır evliler
bağlı
bir şeye veya fikre güçlü bir şekilde bağlı olma
He is married to his work
İşine çok bağlı
evli
bir eşi olan
Are you married?
Evli misiniz?
pay
Sahnedebir şeyin bir parçası veya bölümü
This is your share
Bu senin payın
paylaşmak
bir özelliği başkasıyla aynı şekilde taşımak
We share the same hobby
Aynı hobiyi paylaşıyoruz
ortak kullanmak
bir nesneyi başkalarıyla birlikte kullanmak
I share a room with him
Odamı onunla ortak kullanıyorum
düşünme
Sahnededikkatli bir şekilde düşünme eylemi
He was lost in thought
Düşüncelere dalmıştı
düşünmek
Sahnedebir konu hakkında görüşe sahip olmak
I thought you were busy
Meşgul olduğunu düşünmüştüm
düşünce
Sahnedezihinden geçen fikir veya inanış
He had a strange thought
Aklına tuhaf bir düşünce geldi
bahsetmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
He thought to mention the new plan
O yeni plandan bahsetmeyi düşündü
tamamen
Sahnedebütünüyle veya hiçbir eksik kalmadan
I am one hundred percent sure
Yüzde yüz eminim
yüzde
100'e bölünmüş bir bütünün bir parçası
Fifty percent of the students passed
Öğrencilerin yüzde ellisi başarılı oldu
yüzde
bir bütünün parçası olarak belirtilen miktar oranı
Fifty percent of the students passed the exam
Öğrencilerin yüzde ellisi sınavı geçti
ilişki yaşamak
Sahnederomantik bir ilişki içinde olmak
They are romantically involved
Romantik bir ilişki yaşıyorlar
kapsamak
bir parçası veya özelliği olarak bulundurmak
The job involves a lot of travel
İş çok fazla seyahat gerektiriyor
dahil etmek
bir şeye katılmasını sağlamak
We want to involve everyone in the project
Herkesi projeye dahil etmek istiyoruz
görmek
Sahnedebir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
görüşmek
biriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
sonuna kadar götürmek
bir işi bitene kadar sürdürmek
I will see the project through
Projeyi sonuna kadar götüreceğim
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
Sahnedebirine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
erken
Sahnedebeklenenden daha önce gerçekleşen
I arrived early today
Bugün erken geldim
erken
bir zaman diliminin başlangıcına yakın
I woke up early today
Bugün erkenden uyandım
erken
şimdiki zamandan önceki bir vakitte
We arrived early
Erken geldik
bulmak
Sahnedeyeni bir fikir ortaya koymak veya üretmek
She came up with a great idea
Harika bir fikir buldu
bulmak
bir şeyi sağlamak veya temin etmek
Can you come up with the money
Parayı bulabilir misin
üretmek
yeni bir fikir plan veya cevap ortaya atmak
She came up with a great idea
O harika bir fikir üretti
bulmak
bir fikir düşünmek veya oluşturmak
She came up with a great plan
Harika bir plan buldu
içmek
Sahnedesıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
içecek
içilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
yeterli
Sahnedegerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
istenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
ısrar etmek
Sahnedebir şeyin olması gerektiğini kesin bir dille söylemek
I insist on paying for dinner
Akşam yemeğini ödemek için ısrar ediyorum
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
başlangıçta
Sahnedeen başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
siktirip gitmek
Sahnedekaba bir şekilde uzaklaşmak
He told me to fuck off
Bana siktirip gitmemi söyledi
defol
birine kaba şekilde gitmesini söylemek
Just fuck off and leave me alone
Sadece defol ve beni yalnız bırak
defolup gitmek
bir yerden ayrılmak veya birisiyle uğraşmayı bırakmak
I told him to fuck off
Ona defolup gitmesini söyledim
defol
birine kızgın bir şekilde gitmesini söylemenin kaba yolu
Just fuck off and leave me alone
Sadece defol ve beni yalnız bırak
gözden kaybolmak
öfkeyle ve kaba bir tavırla ortamdan ayrılmak
Tell him to fuck off immediately
Ona hemen siktirip gitmesini söyle
silah
Sahnedebirine zarar vermek veya saldırmak için kullanılan nesne
He has a dangerous weapon
Onun tehlikeli bir silahı var
silahlandırmak
birini veya bir şeyi silahla donatmak
They will weaponize the drones
İHA'ları silahlandıracaklar
silah
saldırı veya savunma için kullanılan araç
The suspect dropped the weapon
Şüpheli silahı yere attı
silah
saldırmak veya savunmak için kullanılan nesne
He was carrying a weapon
O bir silah taşıyordu
yok
Sahnedehayır kelimesinin gayriresmi kullanımı
Do you want to go? Nah.
Gitmek ister misin? Yok.
dürüst
Sahnededoğrudan ve doğru sözlü
Give me a straight answer
Bana dürüst bir cevap ver
düz
eğrisi veya bükümü olmayan
Draw a straight line
Düz bir çizgi çiz
heteroseksüel
karşı cinse cinsel ilgi duyan
He is straight
O heteroseksüel
oh
Sahnederahatlama veya bitkinlik ifade etmek için kullanılır
Whew, that was a close call!
Oh, ucuz atlattık!
yurt
Sahnedeöğrencilerin okulda kaldığı yer
He lives in a dorm at the university
O üniversitedeki bir yurtta kalıyor
yurt
öğrencilerin kaldığı bina
I live in a dorm
Bir yurtta kalıyorum
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
evet
Sahnedebir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
kendinden memnun
Sahnedekendisiyle aşırı derecede gurur duyan
He had a smug look on his face
Yüzünde kendinden memnun bir ifade vardı
kendini beğenmiş
kendi başarıları hakkında aşırı gururlu
He had a smug look on his face
Yüzünde kendini beğenmiş bir ifade vardı
korkmuş
Sahnedekorkuya kapılmış
He was scared of the dark
Karanlıktan korkuyordu
korkmuş
korku hisseden
I am scared of spiders
Örümceklerden korkuyorum
korkmuş
korku veya endişe hissetme durumu
She is scared of dogs
O köpeklerden korkuyor
korkmuş
bir şeyden dolayı endişe veya korku duymak
I am scared of the dark
Karanlıktan korkuyorum
tezgahlamak
Sahnedegizli planlar yapmak
They schemed to win the election
Seçimi kazanmak için tezgah kurdular
plan
bir şeyi yapmak için oluşturulan sistem veya düzenleme
The company has a new training scheme
Şirketin yeni bir eğitim planı var
entrika
birine zarar vermek veya sahtekarlık yapmak amacıyla gizli plan yapma
He devised a clever scheme to cheat
Hile yapmak için zekice bir entrika kurdu
yatılı okul
Sahnedeöğrencilerin dönem boyunca okulda kaldığı eğitim kurumu
He attends a boarding school
O bir yatılı okula gidiyor
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
olur
kabul veya onay bildiren bir ifade
Good, let's do that
Olur, bunu yapalım
zorunda
Sahnedebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
zorunda olmak
Sahnedebir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
kokmak
Sahnedebir koku yaymak
The fish smells bad
Balık kötü kokuyor
kokusunu almak
bir kokuyu fark etmek veya tanımak
I can smell smoke
Duman kokusunu alabiliyorum
koku
burunla algılanan özellik
I love the smell of rain
Yağmurun kokusunu seviyorum
geri dönmek
eski bir konuma veya popülariteye yeniden kavuşmak
The trend began to smell again
Moda tekrar geri dönmeye başladı
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
huzursuz
Sahnedekendisini rahat hissetmeyen
I feel uncomfortable here
Burada huzursuz hissediyorum
rahatsız
fiziksel olarak rahatlık vermeyen
This chair is uncomfortable
Bu sandalye rahatsız
cilt
Sahnedevücudun dış tabakası
She has soft skin
Cildi çok yumuşak
ağır cezalandırmak
birini çok sert şekilde cezalandırmak
They will skin him for this
Bunun için onu ağır cezalandıracaklar
derisini yüzmek
bir şeyin dış tabakasını çıkarmak
He skinned the rabbit
Tavşanın derisini yüzdü
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
duymak
Sahnedebir şeyi öğrenmek veya işitmek
Did you hear about the news
Haberleri duydun mu
duymak
bir şeyi birinden öğrenmek
Did you hear about the accident?
Kazayı duydun mu?
duymak
bir kişi veya durum hakkında bilgi ya da haber almak
Did you hear about the accident
Kazayı duydun mu
haberdar olmak
bir durumla ilgili bilgi almak
I heard about the meeting
Toplantıdan haberdar oldum
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
ihtiyaç duymak
Sahnedebir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
artmak
Sahnedebir şeyin miktarının veya sayısının çoğalması
The demand for goods continues to grow
Ürünlere olan talep artmaya devam ediyor
büyümek
Sahnedebir duruma gelmek veya gelişmeye başlamak
The plant started to grow
Bitki büyümeye başladı
yetiştirmek
bitki veya saç gibi şeylerin gelişmesini sağlamak
They grow tomatoes in the garden
Bahçede domates yetiştiriyorlar
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
beklemek
Sahnedekısa bir süre beklemek veya durmak
Please hold on a moment
Lütfen bir an bekleyin
sıkıca tutmak
bir şeyi sıkıca kavramak
Hold on to the rail
Korkuluğa sıkıca tutun
tutmak
bir şeyi bulunduğu konumda bırakmamak
Hold on to your ticket
Biletinizi elinizde tutun
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
merhaba
Sahnedegün içinde kullanılan Japonca selamlama sözü
She said konnichiwa to her friends
Arkadaşlarına konnichiwa dedi
sürtük
Sahnedebir kadın veya kişi için kullanılan kaba bir kelime
He called her a bitch
Ona sürtük dedi
sızlanmak
memnuniyetsizliğini veya rahatsızlığını dile getirmek
Stop bitching about the weather
Hava hakkında sızlanmayı bırak
dişi köpek
dişi köpek
The bitch is guarding her puppies
Dişi köpek yavrularını koruyor
zorlu iş
zor ve can sıkıcı durum veya görev
Solving this problem is a real bitch
Bu problemi çözmek çok zorlu bir iş
konuşma
Sahnedebir şey hakkında konuşma eylemi
We are having a talking session
Bir konuşma seansı yapıyoruz
konuşma
fikir ve bilgi alışverişi içeren sözlü iletişim
There has been too much talking lately
Son zamanlarda çok fazla konuşma oldu
konuşma
düşünceleri ifade etmek veya iletişim kurmak için kelimeler söyleme
She started talking at a young age
O küçük yaşta konuşmaya başladı
konuşma
bir şeyleri sesini kullanarak söyleme
She is talking to her friend
Arkadaşıyla konuşuyor
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
meraklı
Sahnedeyeni şeyler öğrenmeye istekli
He is a curious student
O, meraklı bir öğrencidir
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
fikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
dikkatli
Sahnedetehlike veya hatalardan kaçınmak için özen gösteren
Be careful
Dikkatli ol
suçlamak
Sahnedebirinin bir yanlıştan sorumlu olduğunu söylemek
Do not blame me for this mistake
Bu hata için beni suçlama
ayıplamak
birinin yaptığı davranışı onaylamadığını belirtmek
They blamed him for his selfish behavior
Bencil davranışından dolayı onu ayıpladılar
sorumlu tutmak
bir olayın sonucunu birinin üzerine yıkmak
I blame the rain for the delay
Gecikmeden dolayı yağmuru sorumlu tutuyorum
suç
kötü bir durumdan dolayı sorumlu tutulma durumu
He accepted the blame for the accident
Kazanın suçunu üstlendi
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
iyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün öğleden önceki erken kısmı
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
sabah
günün erken saatleri
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
başa çıkmak
Sahnedebir durumla veya sorunla ilgilenmek
I can handle this problem
Bu sorunla başa çıkabilirim
takma ad
kimlik belirlemek için kullanılan isim veya lakap
What is your Twitter handle
Twitter kullanıcı adın nedir
uzatmak
bir şeyi elden ele teslim etmek
Handle the book to your friend
Kitabı arkadaşına uzat
kulp
bir nesneyi tutmaya veya taşımaya yarayan kısım
Please hold the handle of the door
Lütfen kapının kulpunu tut
suçluluk duygusu
Sahnedekötü bir şey yapmış olma hissi
He felt a sense of guilt
Bir suçluluk duygusu hissetti
suçlu hissettirmek
birine yaptığı bir şey için pişmanlık duymasını sağlamak
She tried to guilt him into going
Onu gitmeye ikna etmek için suçlu hissettirdi
suçluluk
yanlış veya yasa dışı bir şey yapmış olma durumu
The evidence proved his guilt
Kanıtlar onun suçluluğunu kanıtladı
suçluluk
yanlış bir şey yapmanın verdiği duygu
He felt guilt after lying
Yalan söyledikten sonra suçluluk hissetti
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
Sahnedebirine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
tehlikeli
Sahnedezarar verme olasılığı olan
This road is dangerous
Bu yol tehlikeli
tehlikeli
zarar veya yaralanma riski taşıyan
It is dangerous to play with fire
Ateşle oynamak tehlikelidir
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
sonlandırmak
Sahnedebir şeyi durdurmak veya bitirmek
We had to kill the project
Projeyi sonlandırmak zorunda kaldık
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
zeki
Sahnedehızlı zekaya sahip olan
He is a smart student
O zeki bir öğrenci
sızlamak
keskin bir acı vermek
My eyes began to smart
Gözlerim sızlamaya başladı
akıllı
mantıklı ve doğru karar veren
It was a smart choice
Bu akıllıca bir seçimdi
şık
iyi giyimli veya temiz görünüşlü
He looks very smart in his suit
O takım elbisesiyle çok şık görünüyor
lanet olsun
Sahnedeöfke veya hayal kırıklığı ifadesi
Damn, I forgot my keys
Lanet olsun, anahtarlarımı unuttum
çok
Sahnedebüyük bir derecede
It is damn hot today
Bugün hava feci sıcak
önemsemek
bir şeyi önemsemek veya değer vermek
I don't give a damn about it
Bunu hiç umurumda değil
lanetlemek
birinin cezayı hak ettiğini söylemek
The priest damned the sinner
Rahip günahkarı lanetledi
duygu
Sahnedeyoğun bir his veya heyecan durumu
Love is a powerful feeling
Aşk güçlü bir duygudur
hava
bir yerin genel havası veya karakteri
The room has a cozy feeling
Odada rahat bir hava var
his
bir şeyin doğru olduğuna dair düşünce veya görüş
I have a feeling it will rain
Yağmur yağacak gibi bir hissim var
duygu
içte yaşanan duygusal durum
Love is a strong feeling
Aşk güçlü bir duygudur
hissetmek
fiziksel veya duygusal bir tecrübe yaşamak
I am feeling happy today
Bugün mutlu hissediyorum
duymak
fiziksel bir algıya sahip olmak
I can feel the wind
Rüzgarı duyabiliyorum
sezmek
bir şeyin olduğuna dair düşünceye sahip olmak
I feel that we are lost
Kaybolduğumuzu seziyorum
izlenim
bir şeyin doğru olduğuna dair inanç
I have a feeling he knows
Onun bildiğine dair bir izlenimim var
sezgi
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğuna inanmak
She trusts her intuition
Sezgilerine güveniyor
his
fiziksel veya duygusal bir duyu
I have a strange feeling
Garip bir hissim var
duygu
yoğun bir heyecan durumu
Anger is a strong feeling
Öfke güçlü bir duygudur
duygu
güçlü bir his
Joy is a happy feeling
Neşe mutlu bir duygudur
duygu
güçlü bir duygu hali
She is full of feeling
O duygu dolu biri
umut
iyi şeylerin gerçekleşmesini bekleme hissi
I have a hopeful feeling about this
Bunun hakkında umutlu bir hissim var
düşünce
bir konu hakkında fikir veya tutum sahibi olma
I have a feeling that we should go
Gitmemiz gerektiğine dair bir düşüncem var
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
sahne
Sahnedeperformans sergilenen yüksek alan
The actor is on the stage
Oyuncu sahnededir
hazırlamak
hazır hale getirmek
He staged the equipment
Ekipmanları hazırladı
sahnelemek
bir şeyi gerçekmiş gibi göstermek amacıyla düzenlemek
They staged a protest in the city center
Şehir merkezinde bir protesto sahnelediler
aşama
bir süreçteki belirli bir nokta
We are in the first stage of the project
Projenin ilk aşamasındayız
gidiyor
bir durumda olmak
How are you doing
Nasıl gidiyor
yapmak
bir eylem gerçekleştirmek
What are you doing
Ne yapıyorsun
davranmak
bir şekilde hareket etmek
You are doin fine
Sen iyi davranıyorsun
bulunmak
bir yerde veya konumda olmak
You are doin at the office
Ofiste bulunuyorsun
yapmak
bir eylemi veya aktiviteyi gerçekleştirmek
What are you doin'
Ne yapıyorsun
vitray
Sahnederenkli cam parçalarından yapılmış süslü pencere
The church has beautiful stained glass
Kilisenin güzel bir vitrayı var
vitray
renkli cam parçalarından yapılan dekoratif cam
We saw beautiful stained glass in the church
Kilisede çok güzel vitraylar gördük
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
iyi
iyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
tamam
birinin kabul edip etmediğini ya da anlayıp anlamadığını kontrol etmek için kullanılan ifade
Okay?
Tamam mı?
görünüşe göre
Sahnedegöründüğü kadarıyla
Apparently, he forgot the meeting
Görünüşe göre toplantıyı unuttu
ızdırap
Sahnedefiziksel veya duygusal hoş olmayan his
Love can cause pain
Aşk acı verebilir
baş belası
sinir bozucu kimse veya bir şey
Stop being a pain
Baş belası olmayı bırak
ekmek
un ve sudan yapılan pişmiş yiyecek
This pain is fresh
Bu ekmek taze
seçmek
Sahnedeseçenekler arasından karar vermek
Choose a color
Bir renk seç
seçmek
seçenekler arasından birini almak
You can choose a color
Bir renk seçebilirsin
denemek
Sahnedekalitesini kontrol etmek için bir şeyi denemek
I want to test the new car
Yeni arabayı denemek istiyorum
sınav
bilgi veya yeteneği ölçmek için hazırlanan sorular bütünü
I have a math test tomorrow
Yarın matematik sınavım var
deney
bir hipotezi sınamak için yapılan işlem
The scientist ran a test
Bilim insanı bir deney yaptı
test
bir şeyin nasıl çalıştığını öğrenmek için yapılan inceleme
The test shows how the machine works
Test makinenin nasıl çalıştığını gösterir
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
sahte
Sahnedegerçek olmayan veya hakiki olmayan
This is a fake diamond
Bu sahte bir elmas
numara yapmak
gerçek olmadığı halde gerçekmiş gibi göstermek
He faked a cough
Öksürme numarası yaptı
sahte
gerçek olmayan
This is a fake diamond
Bu sahte bir elmas
üniversite
Sahnedeliseden sonra öğrencilerin eğitim gördüğü yer
She is studying at college
O üniversitede okuyor
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlerle iletişim kurmak
I can speak English
İngilizce konuşabiliyorum
konuşabilmek
bir dilde iletişim kurma becerisi
Do you speak Spanish
İspanyolca konuşabilir misin
konuşmak
tam şu anda bir şeyler ifade etmek
I am speaking right now
Şu anda konuşuyorum
konuşmak
birine sözcükler söylemek
Please speak slowly
Lütfen yavaş konuşun
hitap etmek
birine sözcükler söylemek
He speaks to the crowd
Kalabalığa hitap ediyor
çok
Sahnedebir şeyi vurgulamak için kullanılır
That is a darn good idea
Bu çok iyi bir fikir
sökmük dikmek
kumaştaki deliği dikişle onarmak
She needs to darn her socks
Çoraplarındaki söküğü dikmesi gerekiyor
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
memnun etmek
birini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin