

Better Call Saul — 1. Sezon Bölüm 6
Kelimeler ve anlamları
456 kelime
Seviye
binmek
Sahnedebir yere veya araca girmek
Get in the car
Arabaya bin
Engel olmak
Birinin yolunu kapatmak
Don't get in my way
Yoluma çıkma
dahil olmak
bir durumun veya faaliyetin parçası olmaya başlamak
I want to get in the game
Oyuna dahil olmak istiyorum
aklına girmek
birinin zihnine veya düşüncelerine yerleşmek
That tune got in my head
O melodi aklıma girdi
iletişim kurmak
biriyle haberleşmek veya irtibat sağlamak
I need to get in touch with my boss
Patronumla iletişim kurmam gerekiyor
katılmak
bir grubun veya etkinliğin parçası haline gelmek
I hope to get in the team
Takıma katılmayı umuyorum
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
How do I get to the station
İstasyona nasıl giderim
başlamak
Sahnedebir işe girişmek
We will get to the main topic soon
Ana konuya yakında başlayacağız
fırsatı olmak
Sahnedebir şeyi yapma şansı bulmak
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma fırsatın var
şansı olmak
bir şeyi yapma imkanına sahip olmak
I get to visit Japan
Japonya'yı ziyaret etme şansım var
rahatsız etmek
birini kızdırmak veya üzmek
His constant talking really gets to me
Onun sürekli konuşması beni gerçekten rahatsız ediyor
varmak
bir yere ulaşmak
We will get to the hotel soon
Otele yakında varacağız
fırsat bulmak
bir şey yapma şansı yakalamak
I get to travel for work
İş için seyahat etme fırsatı buluyorum
şans elde etmek
bir şey yapmak için imkanın olması
You get to meet the director
Yönetmenle tanışma şansı elde ediyorsun
izinli olmak
bir şeyi yapma yetkisine sahip olmak
I get to leave early today
Bugün erken çıkma iznim var
başarmak
bir şeyi yapma imkanı bulmak
We finally get to see the show
Sonunda gösteriyi izlemeyi başardık
zorunda olmak
bir şeyi yapmak durumunda kalmak
I have to get to the airport
Havaalanına gitmek zorundayım
ulaşmak
bir şeyle bağlantı kurabilmek
You can get to the main road from here
Buradan ana yola ulaşabilirsin
etkilemek
birinin duygularını sarsmak veya üzmek
Her bad mood started to get to me
Onun kötü ruh hali beni etkilemeye başladı
zorunda olmak
bir şeyi yapmaya mecbur kalmak
I get to clean my room today
Bugün odamı temizlemek zorundayım
fırsat bulmak
bir şeyi yapmaya izinli olmak
You get to stay up late tonight
Bu gece geç saate kadar ayakta kalmaya iznin var
fırsat yakalamak
bir şeyi yapma şansına sahip olmak
I get to meet the director tomorrow
Yarın yönetmenle tanışma fırsatım olacak
ilişkili olmak
bir şeyle bağlantı kurmak
Does this rule get to our project
Bu kural projemizle ilişkili mi
aspirin
Sahnedeağrı kesici yaygın bir ilaç
I took an aspirin for my headache
Baş ağrım için bir aspirin aldım
aspirin
ağrıyı veya ateşi düşürmek için kullanılan bir ilaç
I took an aspirin for my headache
Baş ağrım için bir aspirin aldım
daha az miktarda
Sahnededaha küçük bir miktar veya sayı
I want less water
Daha az suya ihtiyacım var
kutsamak
tanrıdan korumasını veya yardım etmesini istemek
May God bless you
Tanrı seni kutsasın
sayısız
sayılamayacak kadar çok
The stars are endless
Yıldızlar sayısızdır
siz eki
bir şeyin bulunmadığını belirten son ek
She is fearless
O korkusuz
tarantula
Sahnedebüyük ve tüylü bir örümcek türü
The tarantula is a large spider
Tarantula büyük bir örümcektir
oluk
Sahnedeçatı veya yol kenarında yağmur sularını taşımaya yarayan dar kanal
The leaves are blocking the gutter
Yapraklar oluğu tıkamış
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
gerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
kandırmak
Sahnedebirini aldatmak
Don't try to fool me
Beni kandırmaya çalışma
aptal
sağduyudan yoksun kişi
Don't be such a fool
Bu kadar aptal olma
budala
doğru karar verme yeteneği olmayan kişi
He is a complete fool
O tam bir budala
kandırmak
birini aldatmak
You can't fool me
Beni kandıramazsın
uyuşturucu evi
Sahnedeyasadışı uyuşturucuların satıldığı ve kullanıldığı yer
The police raided the crack house
Polis uyuşturucu evine baskın düzenledi
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
tamam
anlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
kendini şımartmak
Sahnedehoşuna giden bir şeyi yapmaya izin vermek
I decided to indulge in a piece of chocolate
Bir parça çikolata ile kendimi şımartmaya karar verdim
şımartmak
birine karşı aşırı nazik davranmak veya özel ilgi göstermek
She likes to indulge her grandchildren
Torunlarını şımartmayı sever
şımartmak
birinin istediği şeyi yapmasına izin vererek onu hoşnut etmek
She often indulges her child
Çocuğunu sık sık şımartır
evet
Sahnedeevet demenin gayri resmi yolu
Yep, I can help you
Evet, sana yardım edebilirim
evet
evet anlamında kullanılan gayriresmi kelime
Yep I will be there
Evet orada olacağım
tamam
bir şeyi onaylamak için kullanılan ifade
Yep that sounds right
Tamam bu doğru görünüyor
tamamen açık
Sahnedehiçbir sınırlama veya kısıtlama olmaksızın
The competition is wide open
Yarış tamamen açık
ardına kadar açık
hiçbir engel veya bariyer olmadan
The door was left wide open
Kapı ardına kadar açık bırakılmıştı
sınırsız
kısıtlanmamış veya kontrol edilmemiş
The possibilities are wide open
Olasılıklar sınırsız
sonuna kadar açık
engellenmemiş veya korunmamış olan
The safe was left wide open
Kasa sonuna kadar açık bırakılmıştı
kaçmak
Sahnedebir yerden kaçmak veya ayrılmak
The thief managed to get away
Hırsız kaçmayı başardı
uzaklaşmak
bir yerden veya kişiden ayrılmak
I need to get away from the noise
Gürültüden uzaklaşmam gerekiyor
uzaklaşmak
tatil veya ortam değişikliği için başka bir yere gitmek
I need to get away for a few days
Birkaç günlüğüne uzaklaşmaya ihtiyacım var
kaçmak
bir yerden veya durumdan kurtulup uzaklaşmak
The thief managed to get away
Hırsız kaçmayı başardı
pusu kurmak
Sahnedebirine sürpriz bir saldırı yapmak
The soldiers planned to ambush the enemy
Askerler düşmana pusu kurmayı planladı
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
biri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
ikram etmek
Sahnedebirine bir şeyi alma şansı vermek
He offered me some water
Bana biraz su ikram etti
teklif
bir şeyin yapılması veya verilmesi yönündeki öneri
He accepted the job offer
İş teklifini kabul etti
üç
Sahnedeüç sayısı
I have three apples
Üç elmam var
hatırlatmak
Sahnedebirine bir şeyi hatırlamasını sağlamak
Please remind me to call him
Lütfen ona telefon etmemi hatırlat
kolay
Sahnedeyapılması veya anlaşılması zor olmayan
This math test was easy
Bu matematik sınavı kolaydı
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
rahat
endişeli olmayan ve sakin
She has an easy personality
O rahat bir kişiliğe sahip
kolay
yapılması zor olmayan
This math problem is easy
Bu matematik problemi kolay
arsa
Sahnedeküçük bir toprak parçası
He bought a parking lot
Bir otopark alanı satın aldı
kader
kişinin hayatındaki yazgısı
This is my lot in life
Bu benim hayattaki kaderim
kader
bir kişinin içinde bulunduğu durum veya hayat koşulları
He accepted his lot in life
Hayatındaki kaderini kabullendi
çok
büyük miktarda veya sayıda
I have a lot of work to do
Yapacak çok işim var
sıklıkla
birçok kez veya sıkça
I see him a lot
Onu sıklıkla görürüm
grup
bir insan topluluğu
That is a loud lot
O gürültülü bir grup
çok miktarda
büyük bir sayı veya miktar
We have a lot of time
Çok miktarda vaktimiz var
az miktarda
küçük bir sayı veya miktar
That is a lot less
O az miktarda
fazlasıyla
büyük ölçüde
I like it a lot
Onu fazlasıyla seviyorum
kader
birinin hayatındaki koşullar veya durum
He accepted his lot in life
Hayatındaki kaderini kabullendi
insan odaklı
Sahnedeinsanları en önemli unsur olarak gören
We follow a human centric approach
İnsan odaklı bir yaklaşım izliyoruz
doğru
Sahnedehaklı veya gerçek olan
Your answer is correct
Cevabın doğru
düzeltmek
Sahnedebir şeyi doğru hale getirmek
Please correct my mistakes
Lütfen hatalarımı düzeltin
tekrar
Sahnedebir kez daha
Please try again
Lütfen tekrar dene
yellemek
Sahnedehava akımı oluşturmak için sallamak
She fanned herself with a book
Kitapla kendini yelledi
vantilatör
havayı hareket ettiren kanatlı makine
Turn on the fan
Vantilatörü aç
hayran
birini veya bir şeyi çok seven kişi
He is a big fan of jazz
O, cazın büyük bir hayranıdır
hoşlanmayan kişi
birinden veya bir şeyden hoşlanmayan kimse
He is a fan of no one here
Buradaki kimseden hoşlanmıyor
güçlü
Sahnedeolma ihtimali yüksek olan
He has a solid chance to win
Kazanma şansı oldukça yüksek
iyilik
birine yapılan yardımsever davranış
Can you do me a solid?
Bana bir iyilik yapabilir misin?
katı
yumuşak veya sıvı olmayan
Ice is solid
Buz katıdır
kesintisiz
hiç durmadan devam eden
We worked for three solid hours
Üç saat boyunca aralıksız çalıştık
değerini düşürmek
Sahnedebir şeyin değerini veya saygınlığını azaltmak
The scandal will debase the company's reputation
Skandal şirketin itibarını düşürecek
küçük düşürmek
birinin saygınlığını veya değerini azaltmak
They tried to debase her in public
Herkesin önünde onu küçük düşürmeye çalıştılar
değerini düşürmek
bir şeyin değerini veya saygınlığını azaltmak
The scandal did debase his reputation
Skandal onun itibarını düşürdü
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
dökülme
Sahnedeyanlışlıkla dökülen sıvı
There is a spill on the carpet
Halıda bir dökülme var
dökmek
Sahnedebir sıvıyı yanlışlıkla düşürmek
Don't spill the milk
Sütü dökme
anlatmak
gizli bir bilgiyi veya sırrı açıklamak
Spill the secret
Sırrı anlat
dökmek
kanın vücuttan dışarı akmasına sebep olmak
They tried to avoid spilling blood
Kan dökmekten kaçınmaya çalıştılar
atış
Sahnedesilahla ateş etmek
He fired a shot
Bir el ateş etti
fotoğraf
fotoğraf makinesi ile çekilen görüntü
That is a great shot
Bu harika bir fotoğraf
mahvolmuş
tamamen bozulmuş veya yok olmuş
My car engine is shot
Arabamın motoru mahvolmuş
tek
küçük miktarda güçlü alkollü içecek
He ordered a shot of tequila
Bir tek tekila sipariş etti
inatçı
Sahnedefikrini veya davranışlarını değiştirmeyi reddeden
He is very stubborn
O çok inatçıdır
inatçı
fikrini veya tutumunu değiştirmek istemeyen
He is too stubborn to admit he is wrong
O haksız olduğunu kabul edemeyecek kadar inatçı
şok
Sahnedeani bir şaşkınlık veya üzüntü hissi
It was a big shock
Bu büyük bir şoktu
elektrik çarpması
vücuttan geçen elektriğin yarattığı ani acı hissi
I felt a shock when I touched the wire
Tele dokunduğumda elektrik çarpması hissettim
şok
vücudun ani ve tehlikeli tepki göstermesi durumu
The patient went into shock after the medicine
Hasta ilacı aldıktan sonra şoka girdi
şok
cihazlarda veya makinelerde bulunan bir seçenek
Press the shock button to start
Başlatmak için şok düğmesine basın
avukat
Sahnedehukuki konularda müvekkillerini temsil eden kişi
He is a good lawyer
O iyi bir avukattır
avukatlık yapmak
biri için avukat olarak hareket etmek
He will lawyer the case
Davaya avukatlık yapacak
avukat
insanlara hukuki tavsiye veren ve onları mahkemede temsil eden kişi
The lawyer defended his client in court
Avukat müvekkilini mahkemede savundu
düşünceli
Sahnedebaşkalarını düşünen
It was very thoughtful of you
Çok düşünceliydiniz
kazanmak
Sahnedeçalışarak para veya ödül elde etmek
He earns a good salary
İyi bir maaş kazanıyor
kazanmak
çalışarak para elde etmek
I need to earn money
Para kazanmam gerekiyor
para kazanmak
emek karşılığında gelir sahibi olmak
She earns a salary
O maaş kazanıyor
ücret almak
yapılan işin bedelini tahsil etmek
He earns payment for his work
Yaptığı iş için ücret alıyor
kaybetmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
yenilmek
bir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
bir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
takip edememek
birinin ne dediğini anlayamamak
You are losing me
Beni takip edemiyorsun
kaybetmek
bir şeyin yerini bilememek
I always lose my keys
Anahtarlarımı her zaman kaybederim
yenilmek
bir oyunda mağlup duruma düşmek
We did not want to lose the game
Oyunu kaybetmek istemedik
ölmek
bir yakınını kaybetmek
She lost her father last year
Babasını geçen yıl kaybetti
kaybetmek
bir yarışmada kazanamamak
They will lose the match
Maçı kaybedecekler
kaybetmek
elinde tuttuğun bir şeyi yitirmek
I do not want to lose this chance
Bu şansı kaybetmek istemiyorum
anlayamamak
bir konuyu takip edememek
I lost you when you talked about science
Bilim hakkında konuştuğunda seni anlayamadım
kaybetmek
bir eşyayı yanlış yere koyup bulamamak
Did you lose your wallet
Cüzdanını mı kaybettin
yitirmek
daha önce sahip olunan bir şeyi artık bulundurmamak
He lost his job yesterday
Dün işini kaybetti
kaybetmek
artık sahip olmamak
I lost my focus
Odak noktamı kaybettim
kaybetmek
bir şeye artık sahip olmamak
I often lose my keys
Anahtarlarımı sık sık kaybederim
üçüncü sınıf
Sahnedeçok kötü kalitede olan
They stayed at a third-rate hotel
Üçüncü sınıf bir otelde kaldılar
kalitesiz
standartları düşük olan
His work was third-rate
Onun işi kalitesizdi
tehlikeli
Sahnedezarar verme olasılığı olan
This road is dangerous
Bu yol tehlikeli
tehlikeli
zarar veya yaralanma riski taşıyan
It is dangerous to play with fire
Ateşle oynamak tehlikelidir
ılık
Sahnedeçok güçlü veya hevesli olmayan
He gave a lukewarm response
Ilık bir yanıt verdi
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
zar zor
Sahnedeçok küçük bir farkla veya güçlükle
I could barely see the road
Yolu zar zor görebiliyordum
aynı
Sahnedefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
keyif düşkünü
Sahnedeiyi yemekten içkiden ve keyifli ortamlardan hoşlanan kimse
He is a true bon vivant who enjoys fine dining
O kaliteli yemeklerden hoşlanan gerçek bir keyif düşkünüdür
keyif insanı
iyi yemek ve sosyal hayatın tadını çıkaran kişi
He is a true bon vivant who enjoys fine dining
O iyi yemek yemeyi seven bir keyif insanıdır
gözaltında
Sahnedepolis tarafından tutulma hali
The suspect is under arrest
Şüpheli gözaltında
gözaltında
polisin bir suçtan dolayı kişiyi alıkoyması
He is under arrest for stealing
O hırsızlık yaptığı için gözaltında
gözaltında
yasal yetkiyle birini yakalamak
The police have the suspect under arrest
Polis şüpheliyi gözaltına aldı
tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
nazik
dost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
nazik
başkalarına karşı iyi ve yardımsever olan
She is a kind person
O nazik bir insan
neredeyse
Sahnedetamamen değil ama çok yakın
It is nearly time to go
Neredeyse gitme vakti
çürümek
Sahnedeparçalanıp bozulmak
The fruit began to rot
Meyve çürümeye başladı
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
her kim
Sahnedekim olduğu fark etmeksizin herhangi bir kişi
Whoever arrives first wins
İlk gelen her kimse kazanır
her kim
kim olursa olsun o kişi
Whoever knows the answer should raise their hand
Cevabı bilen her kimse elini kaldırmalı
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir bilgiyi zihne getirmek
I cannot recall his name
Onun adını hatırlayamıyorum
geri çağırmak
güvensiz olduğu için bir ürünü iade etmelerini istemek
The company will recall the faulty products
Şirket hatalı ürünleri geri çağıracak
karşılığını almak
Sahnedeçabaların başarılı olması veya değmesi
Hard work pays off
Sıkı çalışma karşılığını verir
rüşvet vermek
birine dürüst olmayan bir iş yapması için para vermek
He tried to pay off the guard
Güvenlik görevlisine rüşvet vermeye çalıştı
borcu ödemek
bir borcu tamamen kapatmak için para vermek
I finally paid off my loan
Nihayet kredimi ödedim
kazanç
yapılan bir işin karşılığında alınan para veya ödül
This hard work had a big pay-off
Çok çalışmanın büyük bir kazancı oldu
borcu ödemek
bir borcu tamamen kapatmak için para vermek
I need to pay off my loan
Kredimi ödemem gerekiyor
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
geçen
şimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
iyilik
Sahnedeyardımsever veya nazik bir davranış
Can you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
desteklemek
bir şeyi onaylamak veya ona razı olmak
Most people favor the new law
Çoğu insan yeni yasayı destekliyor
kayırmak
birine avantaj sağlamak veya ona daha nazik davranmak
The teacher favors some students
Öğretmen bazı öğrencileri kayırıyor
iyilik
birinden rica edilen yardım
Could you do me a favor
Bana bir iyilik yapabilir misin
benzemek
Sahnededış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
gibi görünmek
Sahnedebir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
benzemek
bir şeye benzer bir dış görünüşe sahip olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
benzemek
dış görünüşü birine veya bir şeye benzemek
You look like your brother
Erkek kardeşine benziyorsun
düzenleme
Sahnedebir kurum tarafından konulan yazılı kural veya belge
The company has a strict policy about lateness
Şirketin geç kalma konusunda katı bir düzenlemesi var
politika
bir kurumun veya kişinin izlediği kural veya yöntem
This is the company policy
Bu, şirket politikasıdır
politika
bir hükümet veya grubun izlediği plan veya eylem dizisi
The government has a new economic policy
Hükümetin yeni bir ekonomi politikası var
kapanış saati
Sahnedebir yerin kapandığı zaman
The store is near closing time
Mağaza kapanış saatine yakın
kapanış vakti
bir yerin faaliyetini durdurduğu an
We left just before closing time
Kapanış vaktinden hemen önce çıktık
kızgın
Sahnedebir şeye karşı öfke duyma
The customer was angry about the delay
Müşteri gecikme yüzünden kızgındı
kızgın
güçlü bir rahatsızlık veya hoşnutsuzluk hissetmek
He is angry with me
Bana kızgın
sinirli
kolayca öfkelenen veya hoşnutsuz
She is feeling angry after the argument
Tartışmadan sonra sinirli hissediyor
ısırmaya çalışmak
Sahnedeaniden ısırmaya çalışmak
The dog snapped at the fly
Köpek sineği ısırmaya çalıştı
terslemek
birine ani ve öfkeli bir şekilde cevap vermek
She did not mean to snap at her friend
Arkadaşını terslemek istememişti
valiz
Sahnedeseyahat ederken kıyafet taşımak için kullanılan büyük çanta
I packed my suitcase
Valizimi hazırladım
emeklemek
Sahnedeeller ve dizler üzerinde yavaşça hareket etmek
The baby is starting to crawl
Bebek emeklemeye başlıyor
bar turu
bir gecede birden fazla mekanı gezmeyi içeren sosyal etkinlik
We joined a pub crawl in the city
Şehirde bir bar turuna katıldık
sürünmek
çok yavaş bir hızla ilerlemek
The baby started to crawl
Bebek sürünmeye başladı
huysuz
Sahnederuh hali tahmin edilemez şekilde değişen
He is very moody today
Bugün çok huysuz
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
çığlık atmak
Sahnedeyüksek sesle ve tiz bir şekilde bağırmak
She started to scream
Çığlık atmaya başladı
çığlık atmak
yüksek sesle bağırmak
She started to scream
O çığlık atmaya başladı
haykırmak
bir şeyi çok açık bir şekilde ifade etmek
His behavior screams guilt
Davranışları suçluluk haykırıyor
endişe
Sahnedebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelenmek
bir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
kaygılandırmak
birini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişe
insanı kaygılandıran düşünceler veya durumlar
I have many worries about my future
Geleceğim hakkında birçok endişem var
yer
Sahnededünyanın katı yüzeyi
Sit on the ground
Yere otur
öğütmek
yiyecekleri çok küçük parçalara ayırmak
He ground the pepper
Karabiberi öğüttü
aralık
iki hareketli nesne arasındaki boşluk
Keep ground between the cars
Arabaların arasında aralık bırak
gerekçe
bir kararın veya inancın dayandığı neden
There is no ground for your complaint
Şikayetin için bir gerekçe yok
maalesef
Sahnedeüzüntü veya hayal kırıklığı yaratan bir şekilde
Unfortunately, I cannot come
Maalesef gelemem
maalesef
üzücü veya hayal kırıklığı yaratan bir şekilde
Unfortunately it is raining today
Maalesef bugün hava yağmurlu
maalesef
bir şeyin üzücü veya şanssız olduğunu belirtmek için kullanılır
Unfortunately the store is closed today
Maalesef mağaza bugün kapalı
talihsiz bir şekilde
kötü şans veya üzüntü gösteren bir tarzda
She responded unfortunately to the bad news
Kötü habere talihsiz bir şekilde tepki verdi
yasalara uyan
Sahnedebir ülkenin kanunlarına riayet eden
He is a law abiding citizen
O yasalara uyan bir vatandaştır
yasalara uyan
yasaları takip eden kimse
He is a law abiding citizen
O yasalara uyan bir vatandaştır
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
Sahnedebir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
tekmelemek
Sahnedeayağıyla bir şeye vurmak
He kicked the ball
Topa tekme attı
haz
güçlü bir zevk hissi
I get a kick out of this
Bundan keyif alıyorum
kovmak
birini zorla bir yerden uzaklaştırmak
They kicked him out of the house
Onu evden kovdular
yormak
birini çok fazla yorgun düşürmek
This heavy work kicked me
Bu ağır iş beni çok yordu
önce
Sahnedeşimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
önce
şimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
aşırı samimi
Sahnedeçok fazla fiziksel sevgi gösteren
They are a very touchy feely couple
Onlar çok aşırı samimi bir çift
aşırı duygusal ve yakın
duygularını veya fiziksel yakınlığını açıkça gösteren
He is a very touchy feely person
O çok duygusal ve temas seven biridir
aşırı duygusal
çok fazla duygu veya sevgi gösteren
He is a bit touchy feely
O biraz fazla duygusal
sevecen
sevgisini fiziksel temasla göstermeyi seven
She is very touchy-feely with her friends
O arkadaşlarına karşı çok sevecen
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
ceza almak
yanlış bir davranışın sonucunda cezalandırılmak
You will get it if you do that
Bunu yaparsan cezanı çekersin
elde etmek
bir şeye sahip olmak veya onu kazanmak
I hope I get it soon
Umarım onu yakında elde ederim
halletmek
bir işi tamamlamak
I will get it done today
Onu bugün halledeceğim
telefona bakmak
gelen bir çağrıyı yanıtlamak
Please get it when it rings
Çaldığında lütfen telefona bak
tamamlamak
bir işi veya görevi bitirmek
I will get it done by tomorrow
İşi yarına kadar tamamlayacağım
almak
bir şeyi elde etmek veya satın almak
I need to get it from the store
Onu mağazadan almam gerekiyor
kavuşmak
bahsi geçen nesneye sahip olmak
Did you get it in the mail
Onu postayla aldın mı
cezalandırılmak
azarlanmak veya bir yaptırıma uğramak
You will get it when dad comes home
Babam eve gelince cezanı çekeceksin
açıkça
Sahnedenet bir şekilde
It is clearly visible
Bu açıkça görünüyor
açıkça
kolayca görülebilen duyulabilen veya anlaşılabilen bir biçimde
She spoke clearly during the meeting
Toplantı sırasında açıkça konuştu
acı çekmek
Sahnedeçok büyük fiziksel veya zihinsel sıkıntı yaşamak
He agonized in silence
O sessizce acı çekti
benziyor
Sahnedebir şeyin görünüşünün başka bir şeye benzemesi
That cloud looks like a rabbit
O bulut bir tavşana benziyor
benziyor
görünüş olarak benzer olmak
He looks like his father
Babasına benziyor
benzemek
bir şeyin dış görünüşüne sahip olmak
She looks like her mother
O annesine benziyor
gibi görünmek
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
benziyor
bir şeyin dış görünüşünün başka bir şeye benzemesi
It looks like rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
uyuşturucu satıcısı
Sahnedeyasa dışı uyuşturucu maddelerin satışını yapan kişi
The police arrested the drug dealer
Polis uyuşturucu satıcısını tutukladı
beş para etmez
Sahnedehiçbir değeri olmayan kişi
He is a piece of shit
O beş para etmez biridir
pislik
kötü karakterli kişi
You are a piece of shit
Sen bir pisliksin
pislik
iğrenç veya değersiz bir kimse
He is a total piece of shit
O tam bir pislik
pislik
çok hoş olmayan veya aşağılık bir kişi
He is a total piece of shit
O tam bir pislik
çöp
çok düşük kaliteli veya değersiz şey
This car is a piece of shit
Bu araba tam bir çöp
yaşasın
Sahnedemutluluk veya heyecan belirtmek için kullanılan bir söz
Hooray, we won!
Yaşasın, kazandık!
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
katılmak
bir etkinlikte veya faaliyette yer almak
Do you want to come on the trip with us
Bizimle geziye katılmak ister misin
haydi
birine acele etmesini veya daha fazla çaba göstermesini söylemek için kullanılır
Come on we are going to be late
Haydi geç kalacağız
hadi
birini acele etmeye veya denemeye teşvik etmek
Come on we will be late
Hadi geç kalacağız